ERGO’latamayız!... ARGO’latalım!
Ülkemin içinden geçtiği SAVRULMA, değer körlüğü suskunluk, en değerli şeylerimizi de değersiz kılmıyor. Yaygınlaşan gerçekle alâkasız reklam mantığını kavrarsanız, olanlar size de normal gelmeğe başlayacaktır! Yani “en değerli şeyinizi! Ergo’ latırsanız İsviçre usulü yırttınız demektir... Güvendesiniz...
Reklamın en sevdiğimiz şeyler listesine aldığı Saba Tümer’in her cümleye ikişer üçer sıraladığı kahkahasını ve de Şansal BüyükA (neden a harfini hep küçük yazarlar, büyüka işte!.) büyük yorum kabiliyetini Ergo güvenceye aldı... Onların bu kabiliyetlerinin artık kaybolmayacağını, sürüp gideceğini bilmek nasıl bir moral kaynağıdır düşünün... Savrula savrula, gerçekleri harcaya harcaya geldiğimiz nokta en değerli şeyimiz oluyor! İnanılır gibi değil... Asla sorgulamıyor, yargılamıyor ne denirse inanıyoruz... Kahkahamız Saba’ya, yorumlama gücümüz Şansal’a emanet! Aynı gün KARA denene, akşama doğru ise AK denenlere inanıyoruz... Siyasetin tümünü kavrayamasak da sadece siiii siiii heceleri ile yetiniyoruz! Nedir, neden bizde böyledir diyemiyoruz... Şaşkın, donup kalmış seyrediyoruz.
“Zenginle fukara, güçlü ile güçsüz arasındaki farkı dert edinmek siyasetin en belirleyici eşiğidir” Norberto Bobbio-İtalyan düşünür.
Kömür gibi, maden ocaklarındaki kapkara ölümleri mi ERGO lattık?
Garantiye aldık!
Kahkahalar ve muhteşem maç yorumları yerine siyasetin etik değerlerini mi koruyabildik? Bize kalan en değerli şey kadercilik değil mi?
Kömür işletmesinin son aylarda artan kayıpları, bir lokma ekmek için toprağın altına umutla giren, geride kalanları umutsuz kılan duyarsızlık mı en kıymetli şeyimiz? Güçsüzler, sessizler ve çaresizler yığını olduk. Zayıftan yana olmak, güçsüzü savunmak, haksızlığa baş kaldırmak işsiz kalmanın gerekçesi değil mi? Evet efendimciler, çanta taşıyanlar öylesine mutlu ki, ne ilkelere, ne lekelere, ne de ezilip en alta düşenlere bakmaz oldular. Kimse ezilenler için, madenlerde esir gibi üç kuruşa çalışanlara Ergo düşünmemiş... Onların canı galiba en kıymetli şeyleri değildi! “ Bu mesleğin doğasında bu var” derken Başbakan kime bakarak konuştu? Kömür işindeki taşaronlara mı? Hayret! Kâr oranları arttıkça, muhafazakârların kul hakkına saygısı, insan hayatının kutsallığı, azalıyor mu?
Ya en değerli şeylerimiz! Özel hayatın dokunulmazlığı siyasetin hırsına, iktidarda kalma inadına kurban edilmiyor mu? Zinaya ceza uygulamak için harekete geçen ama AB karşı çıktığı için bunu kanuna sokamayan AKP, zihninin arka planında yatan aslanı salmak istemiyor mu?
Komplo kaset hangi hedefe sıkılmış kurşundu? CHP sahnesindeki deprem, değişimin öncü sarsıntısı mı? Yoksa parti için en değerli şey mi? Kasetin dillere düşmesi “en değerli şey” değil de en kaçırılmaz fırsat mı oldu! Zihin karıştırıcı zıt sözler gerçeği saklama hüneri, karalama giderek toplumda en değerli şey olmaya başladı!
Başbakan:“CHP'ye siyasi noktada her türlü eleştirimizi yapabiliriz ama bu tür kişisel bir sorun bizim değerlendirme çerçevemiz içine girmez” dedi. Girmedi mi? Bir süre sonra öyle bir girdi ki... Takım halinde...
Deniz Baykal: “Bu hükümetin bir kompolosudur” cümelsi ile veda etti. Başbakan'ın “Bu kişisel sorundur” yaklaşımı “hükümetin komplosu” suçlamasının ardından tümüyle değişti. Erdoğan, Baykal'ın suçlamasını “ahlaksız bir iftira” olarak algıladı. Ardından da kasetin içeriğine ilişkin iddialara girerek Baykal'ı bu iddiaları yalanlamaya davet etti. Erdoğan, bu açıklamasında, olayı ilk duyduğunda “İnşallah bunlar doğru değildir” dediğini kaydederek, şöyle dedi: “Sayın Genel Başkan'ın böyle bir yalanlamada bulunmaması, bulunamaması üzüntümüzü daha da artırmıştır. Türkiye'nin, özellikle toplumsal ahlak değerleri açısından bir erozyona uğratılma gayreti var. Aldatan mağdur değildir. Bunu hem erkek, hem kadın için söylüyorum. Önce adama sorarlar “Bu odaya girdin mi, girmedin mi? Buluştun mu, buluşmadın mı?” Bu ne kadar ahlaki değilse, daha sonra yaptığın da ahlaki değil. Pisliğin içinde debeleniyor. Debelendikçe batıyor. Bu özel hayat değil. Genel Başkan'ın kendi yatak odası olsa ilk savaş açan ben olurum. Ama ev kendi evi değil. Daha detaylara beni sokmayın. Beyefendi çok cesur davrandı ama milletvekilliğinden de istifa etmedi”
CHP Milletvekili Baykal kendi araştırmasını devlete emanet etmedi! Uluslararası bir şirkete yaptırdı. Sonunda Baykal’ın avukatı söz konusu kaseti inceleyen uzman şirketin raporunu açıkladı. Şirket sözcüsü önce yöntemi sonra kanıtları sıraladı.
“Bu kasetteki erkek kesimlikle Deniz Baykal değildir... Kadın da CHP Milletvekili Nesrin Baytok değildir. Kaset çok belirgin bir şekilde montaj tekniği ile üretilmiştir...”
Yani siyasetin ulaştığı son nokta sergilenmiş, söylenenler, değerler bir kere daha alt üst olmuştur...
Bu savrulmayı İsviçre usulu “en değerli şeyimiz” diye ERGO latamayız!
En sevdiğimiz iş deyip Türk usulü ARGO’ latalım!
Yalçın Kamacıoğlu