KILIÇIN KESKİN YANI!
YILLARDIR ülkemi sarsan terörün can yakan acısına eşini kaybeden Kardelen Elif en iyi cevabı verdi “Eşimi kaybettim. Ama ağlamıyorum. Ben de kürdüm... Benim adıma kimse karar vermesin! Benim devletim de var. Eşimi kaybettim, ağlamadan onunla çizdiğimiz yolda bundan böyle ben devam edeceğim. Oğlum yok... Kızımı asker yapacağım. Mücadelem sürecek. Vatan sağolsun”
Sen de sağ ol Elif.
Nereye baksam manzara aynı... Kavganın heyecanı, ötekileştirmenin marazi keyfini sürüyor siyaset! Yumruk olmamız gerekirken geriyoruz, acıları kine çeviriyoruz! Siyasetin ağa babalarının bir araya gelmemek konusundaki inat ve başarısını, bunca kan akarken Millet Meclisi kürsünden seyrediyoruz. Savurdukları cümleleri, şerefsiz, şerefli, haysiyetsiz, haysiyetli ayırımı yapamadan! Kader diye sineye çekiyoruz! Rotalarını şaşıranların gevşek iradelerine bakıp kahrolma noktasındayken şehit eşi Elif’in sözleri umudu yakalayan can simidi oluyor... Daha aydınlık günlere ulaşabilmek bu sağduyu sayesinde olacak, diyoruz!
........................
Sağduyunun bittiği, kör duyunun hâkim olduğu ve yıllardır farkına varılmayan bir başka TERÖR var! Başımız ağrımasın deyip Aspirinle savuşturmuş, hastalığı görmemiş tedavi yolunu ise asla düşünmemişiz! Bugün acı da verse gerçeği masaya yatırıp ameliyata almak ve bu illeten kurtulmak zorundayız!
Duygular keskinleştikçe onların söyleme taşıdığı anlamlar da sertleşiyor! Ülkemin akıl tutulması, en hafif meltemde boğazı şişen, ateşi çıkan çocuklar gibi sabah akşam hasta olması, hepimizi hasta ediyor! Ve bu sür git tekrarlayan hastalık normal sayılıyor! Şikâyet yok! İşaret yok! Haber teröründen bahseden de yok!
Haber, medya kentinin. yayın semtinde uzaktan kumandalı, yakından beslemeli bir bomba ile şehit edildi. Saldırıyı üstlenen de, cenazeleri sahiplenen de çıkmadı!
Demem o ki haberin yalınlığı gitti, kalınlığı muteber hale geldi. Ve iftira gerçeğe döndü. Yalın haber okunmayacak kadar yavan haber sayıldı... Yalan haber tahta çıktı... Padişahım çok yaşa sesleri cümle âleme hâkim oldu! Artık her sabah gözümüzü kalın haberlerle açıyoruz. Ensemiz daha da kalınlaşıyor. Bakıyoruz maşallah haber kat kat süslenmiş! Sanal görüntüleri eklenmiş, anlatım sanatına ruh tahlilleri de girmiş. Okur ve seyircinin kavrama yeteğine katkı sağlamak için görüntü ve tekrarlar şaha kalkmış ve anaokullarının verdiği ödüller haber masalarını kaplamış! Yarış hızlandıkça ağlatana kadar hıçkırık, ruhunuzun gıdası tamamlanıncaya dek müzik ve şaşkına çevirecek ölçüde efekt ile ayaklarınız yerden kesilir oldu!. Gerçekle hayal arasında, öğünme ile yalan arasında şaşkınsınız.
Oysa HABER sadece ve sadece yalın bir gerçeği ifade eder.
BUNUN İÇİN KUTSALDIR...
Ve yandaşlığa göre değişemez.
Nereden bakarsanız bakın tektir.
Yalındır.
Krizden krize koşan ve durup ne oluyor diyecek vakti asla bulamayan hemen herkes keriz midir? Biz yapınca oluyor modası ile gerçeği katledip, halka yanlış yolları tarif etmek, özgürlük deyip yasağı dayamak, yasaları torbalayıp içeriği kavratmamak, uzun soluklu bir aldatma değil mi?
Yandaşların durdukları yana göre, kaykılıp kaleme alıkları haberlerle MANTIK KAYBI yaşıyoruz.
9 şehit verdiğimiz Gediktepe baskını ve iki anlatım...
İktidara yakın bir gazete TSK yı küçültme hedefi öne çıkarınca haberi şöyle veriyor. “Gelenleri insan mı hayvan mı anlayamadık”. Cepheleşmenin ar damarı patlamış... Haberi iğfal etmek günah da değil herhalde! Bu haberi, bu kadar verirsen ne beceriksiz komutan yargısı öne çıkar...
Hürriyet’ten doğru olanı okursanız cinayet aydınlanır. Enis Berberoğlu yazıyor: “O gece, Gediktepe’de geçici üsteki Nikon dürbüncüsü, orta tepeden aşağı doğru inen birilerini gördüğünü zannetti. Termal kameralar oraya yöneldi. Ama hayvan mı, insan mı olduğu anlaşılamadı. Toplarla mevki dövüldü. Yetinilmedi, el bombaları atıldı, ardından yaylım ateşi açıldı. Ama hiçbiri karşılık bulmadı. Saat 01.30 sıralarında ise Gediktepe kıyamet yerine döndü. İşte o gecenin hikâyesi...
.................
Ortamın bugüne varan hikâyesinde, kafa karışıklığı, akıl tutulması, güvensizlik var...
Gündem kör düğüm.
Son çare kesip atmaktan geçecekse, kılıcın keskin yanı şarttır...
Medyada kılıcın keskin yanı ise yalın haberdir.
*Aydınlığa açılan bir PENCERE daha kapandı. İlhan Selçuk ağabeyimizi kaybettik. İlhan Selçuk’suz günler biraz daha karanlık, korkularımız onsuz biraz daha büyüyerek sürecek. İnanıyorum ki onun fikirlerine inanan aydınlık savaşcıları karanlığa nice pencereler açacak...
Yalçın Kamacıoğlu