Ahtapot PAUL, Ankara’da yemlense!
Ülkemin hemen her sorunu, ahtapotun kollarına sarılmış! Nereye bakarsak bakalım işin içinden çıkılmaz bir sarılmışlık, karşı olma gayreti ve ötekileşme var.
Hemen her ağızdan bir fikir bir başka ŞOK açıklama geliyor...
Güvensizliğin en belirgin ifadesi aynı soru oluyor “nereye gidiyoruz?”. Gündemi tıka basa sıkıştıran bir olay varsa iki kavgalı taraf, iki ayrı şeyi savunuyor. Hangi olay doğru? Sözün bittiği yer nerede bitiyor? Oradan öte ne başlıyor? Ne zaman başlıyor? Bu kavgadan, bu bilinmezlikten kim galip çıkacak?
Paul olsa... Ahtapot Paul’a ihtiyaç var. Aslında bizde de çok ahtapot var...
Kolları hemen her yere uzanıyor. Biz başlarını göremiyoruz. Yemlendikleri kutular siyaset! Kafaları mı çalışmıyor nedir? Hem ileri sürdükleri tezler çürüyor, hem de tahminleri tutmuyor. Ne derlerse tersi çıkıyor! Daha ileri bir demokrasi için Anayasa değiştiriyoruz deniyor, iktidara daha çok bağımlı bir teklif çıkıyor! Modaya mı uysak diyorum... Ne de olsa yabancı sözü dinlenir. Paul’e mi sorsak! Ahtapot Paul’a...
Ortam da müsait...
Gelse, şöyle Boğaza nazır bir yere yerleşse...
Yemlenecek o kadar çok şey varki... O yemlense, bizde bu çekişmeden, bu kavgadan kim galip gelecek, hangi oyun nasıl bitecek tahmin etsek!
Almanya’nın Oberhausen kentinde bir Akvaryum var. 2010 Dünya Kupası’nda “Sea Life” akvaryumunda yaşayan kâhin ahtapot pek çok maç sonucunu bildi. Son olarak İspanya’nın Almanya’yı yeneceğini de doğru tahmin edince dünyada ve bilhassa İspanyada konuşulan baş konu oldu. Bizim konuştuğumuz tek konu gibi... Anayasa paketindeki kanun maddeleri referanduma giderken değişikliğe uğradı.
BAĞIMSIZ YARGI diye yola çıkıldı ama referanduma gidecek son hali ile iktidara daha da sıkı sıkıya bağlı hale geldi. Anayasa mahkemesi Yargı üzerinden yapılan kavgayı, ikiye ayrılmayı bitirmedi, yarın daha da şiddetlenecek bir tohum ekti...
Mahkeme heyeti neye baktı?. Şekle mi, içeriğe mi? Kimin sözü doğru? Bu çekişmeden kim galip çıkacak? Maç heyecanı gibi gözlüyoruz... Bari akıl etsek bir bilene sorsak. Herr Ahtapot. Ne diyon desek? Hangi tarafa baksak? Neye inansak...
Daha demokratik bir Anayasa deyip, içi tuzaklarla dolu, iktidara daha sıkı sıkıya bağımlı bir YARGI sunulmuyor mu?
Bir telaş, bir acele!
Halka neyi, ne zaman, nasıl anlatacaksınız? Hak, hukuk daha iyi mi gözetilecek? Görünen köy klavuz ister mi? Anlamak zorlaşıyor. Anlaşılmazlar bir tane olsa bari! Ahtapotun kolları gibi sarıp sarmalıyor.
Darbeler Balyoz gibi...
Veya Balyoz Darbe Planı da 800 sayfa...
Roman gibi. Olay 2003 yılında geçiyor...
İddianamede 1.Ordu Kumandanlığı bünyesinde 5 bin sayfalık bir darbe planından söz ediliyor. 29 general ve 162 subay işin içinde! Sanıkların 1 numarası Çetin Doğan... İddianamenin dayanağı TARAF gazetesi! O açıklıyor... Gazetenin üst yönetimindeki Yasemin Çongar ABD’li bir diplomatın eşi...
Geçenlerde ABD de Ulusal Halk Radyosunda bir söyleşiye çıkıyor ve diyor ki: “Elimize geçen belgelerin yayınlanması için Başbakan ve devlet istihbaratının başlı tarafından teşvik edildik” İşin bir yanı daha var.... ABD nin Türkiye’de de tanınan bir Büyük Elçisi var.
Eric Edelman... 2003-2005 yıllarında Ankara’da görev yapan diplomat bugün bir şey söylüyor...
“O dönemde hükümet yanlısı bazı kişiler elçiliğe darbe hazırlığını anlatan fotokopi ve el yazısı bazı belgeler getirdiler. Bunları incelettik. Tümünün sahte olduğu anlaşıldı”
Biz de hâlâ anlaşılmayan ne? Dilim dilim ayrıldığımız konu.. Siyasette savaş! Yıldırma sindirme karalama savaşı! Kimse şüphelenemez mi, acaba diyemez mi bu belge yağmurundan? Balyoz ve Ergenekon davalarının dayanağı olarak ortaya atılan belge ve ihbarların sahte olabileceğini araştıran çıktı mı? Bu kadar mı korkak olduk? Telefon dinlemeleri, sabahlara karşı evden al hapse tık uygulaması böylesine bir geri çekilme mi yarattı. Genel Kurmay Başkanı durup dururken mi “Bazı belgeleri yandaş medyaya polis sızdırdı” diyor.
TARAF gazetesi belgeyi almış ardından teşvik edilmiş. Sırtı sıvazlanıp “yaz hadi canım” denmiş... ABD elçisi kadar da dikkat etmemiş. ABD gelen belgeleri dur hele bunlar gerçek mi diye süpheyi akıldan çıkarmamış...
İnceletmiş... Belgeler sahte çıkınca konu kapanmış... Bu kadar Balyoz yedikten sonra şüpheciliğimiz mi yok oldu? Bizde mantık mı oldu? Ne oldu? Doğruyu arama zahmeti yok ona yakın bir tahmin de yok! Şüphe de yok! Bu gidişe dur demek akla gelmiyor! Ne yapsak?
Bizim doğru mu demek aklımıza gelmediğine ve inceleme yapamadığımıza göre, Herr Ahtapot devreye girse, Ankara’da yemlenseydi! Ne iyi olurdu! Taraf’ın belgesinin yer aldığı kutularda yemlenir yıldırma ve sindirme kampanyasının galibi bu derdi.