KAYIP RUHLAR
Gece milyonlarca kiri saklar rahminde, bir fahişenin bakışlarında söner sokak lambaları Şehrin tam ortasında duran ama bizlerin göremediği kaçak ruhlar vardır. Kullanılmış, tüketilmiş, bir sevdaya koşar gibi kirlenmenin dayanılmaz cazibesine koşan ruhlar…
Bilmediğim şehrin öteki yüzünde, treni kaçırmanın şaşkınlığında kirli bir pazarlığın tam ortasında kalmışım. Birazdan kimliğini kaybetmiş insanlar düşer fotoğraf karelerime veya ağa takılır yapacağım haber. Küçük balık tutmuşçasına kirlenen kelimeleri tekrar denize atarım. Kim bilir belki bir yerlerde hala gazete okuyordur küçük çocuklar ve çocuklar bilmez gecenin öteki yüzünü, çocukluğum gelir aklıma… Esrarında demir somyanın altına sığındığım melankoli geceler. Bilirim çocuklar korkar geceden…
Karanlık, doğum sancıları çekerken adresi belli olmayan kurşunları, dolunaya sıkarım.
Kurşun rengi gece, kesif bir ihanet kokusu, ozon tabakasını delmekte, kaldırımlar ayaklarımın altında küçülmekte. Belli ki melekler çoktan terk etmiş, ihanet sokaklarını, acele edin Yusuf yüzlü çocuklar dünya hızla kirlenmekte. Ve sevdiğim yıllar sonra sen gelirsin aklıma, çocuk yüzünle selamlarsın, yorgun bakışlarımı. Vallahi yokluğunda, kelimelerle bile ihanet etmedim sana.
Birden gökyüzünden düşer boş kovanlar ellerime yokluğuna inat yürürüm karanlık, adresi belli olmayan sokaklarda…
Gece en kuytu dehlizlerinde saçar günah tohumlarını, ey sokak kedisinden aşağılık bir hayatı seçenler, söyleyin kime yüklediniz utancınızı? Kim sizin yüzünüzden başı önde gezmekte? Ve siz et pazarını ağır parfüm kokusunda arayan ihanet mahkûmları kim bekler, kim merak eder sizi gecenin bir vakti? Söyleyin sizin de çocuklarınız var mı? Ekmek parasını dekoltesine bıraktıklarınızın sizin çocuklarınız olmasını ister miydiniz?
Hâlen zavallı bir muhabirim sizi haber yapmak isterken, sizden habersiz olanlara ağlayan. Şimdi gidin kendi ağınızı örerken kendiniz yapın haberinizi. Ama sakın ha sakın çocuklara yakalanmayın. Çünkü bir onlara anlatamazsınız ihaneti…
Birazdan çöpçüler toplar görünen kirlerinizi, ya görünmeyen kirleriniz? Kim toplar, hangi su yıkar kirlenen hücrelerinizi?
Mahcup ve ürkek cinsiyeti belli olmayan bir siluet ve gömleğinin renginde uyuz kedi çöp tenekesini karıştırmakta, bir bilseler onların bulduğu sizin kaybettiklerinizden daha fazla daha leziz, ah bir bilseler kahkahaları aydınlatacak geceyi. Acıyarak onlara doğru yürüyorum. Önce kedi kayboluyor, fahişeyi, sarhoşu saklayan suç ortağı çıkmaz sokaklarda, para vermek istediğimde ise ihtiyar kadın kaçıyor. Vay benim cahil kafam ne ben Hızır’ım ne de onlar fakir. Ve onlar benden daha iyi biliyorlar herkes hakkına razı olacak…
Gecenin yasını tutuyorum, kirli pazarlıklara şahitlik yapan kaldırımlarda, gün yavaş yavaş ağarmakta, ağartmakta geceyi. Kirden yana ne varsa kaçak şimdi. Gece gün ışıklarıyla yıkanmış, güneş ışınlarında kurulanmakta, ya siz kiri bünyenizi çekenler kim yıkar? Hangi şule kurutur sizin kirinizi?
Masum çocuklar güneş ile birlikte girdiler sokağa, tam topa vuracaklardı ki fahişenin rujunu buldular yerde.
Kaptan olan çocuk, eline ruju alıp kalenin çizgisini çekti. Sonrada kamaşan gözleri, ciyak sesiyle bağırdı:”Kaleyi görmedim demek yok. Bundan böyle herkes kurallara uyacak!”
Kir sancısını baş ağrısı zannederek uyandı. Maskeli adam kendi evinde suçlu gibi koşarken banyoya, gözleri beyaz gömleğinde ki ruj lekesine takıldı:”umarım Leyla görmemiştir” derken, önce korku yıkadı kirli bedenini…
Eşi Leyla ise uyur numarası yaparken önce kalkıp gecenin hesabını sorayım diye içinden geçirdi. Sonra da” ha varlığı, ha yokluğu” şimdi kavga etsek çocuklar uyanır diyerek vazgeçti. Yorganı üstüne çekerken, yok saydı düşüncelerini, aşkı uğruna süpürge ettiği saçlarını… Yok, olmuş bitmiş bir evlilik için değmez diye, içinden söylenip avuturken kimsesizliğini. Aslında yok saydı kendini…
3.sınıf bir otel ne kadar soğuk bakarsa öyle soğuk baktı kadın aynaya, önce kendinden, sonrada bu soluk yüze para veren saflardan utandı… Otel duvarları ruhunu daraltırken bir an önce dışarı çıkmak için kırmızı çantasına uzandı.
Yok,yok ,yok…Bir türlü rujunu bulamıyordu….
Ağız dolusu küfürleri paylaştı küfür gecelerine tanıklık eden 3.sınıf viraneyle…
Otel ninni zannettiği bu kelimelere alışkın, yorgun yüzüyle baktı. Maskesini kaybetmiş kadına.
Kod adı Okşan, ruju aramaktan pes edip resepsiyona, merdivenlerden seslendi: Neco! Hey Neco!
-Efendim apla!
-Bana diyorum,
-Ne olmuş sana?
_Ruj aldırsana, bilirsin makyajsız çıkamam sokağa…
-Ne olmuş ruj duymadım apla
-kaybettim!..
Bu sözle irkildi fahişe, yıllar sonra sanki farkında olmadan bir itiraf yapıyor yüreğinden geliyordu bu ses “kaybettim”
Kendi sözüyle yıkıldı bir köşeye
Bu sefer, sessizce defalarca söylendi, kadın: Kaybettim…
Asıl kaybettikleri gelmişti aklına
Koşarak yöneldi açık bıraktığı pencereye, ilk defa makyajsız dışarıya çıkacaktı
Şimdi kayıp olma sırası ondaydı…
Ersal Özkan