Üç ay tatil olurdu okullar, üç ay da kalınırdı orada.
Birayla patates kızartması demekti yazın öğle vakitleri ve hala en sevdiğim şey olan öğle şekerlemeleri.
Gün geceye kavuşma hazırlığındayken usulca, nefis mangal kokuları yükselirdi dört bir yandan.
Türlü kahkahalar yükselirdi, bahçelerden, balkonlardan ve şerefe kaldırılan rakı kadehlerinin içindeki buzların sesi bugün bile silinmez kulaklarımdan…
Aşk tüm cüretini toplayarak çıkmıştı artık arenaya, dile gelmişti sözcükler bir bardak tekilayla, margaritayla ve savrulmuştu bedenler, aşkın dansı lambadayla…
Yaz aşkları…
Karpuz serinliğindeki yaz gecelerinin şeftali kıvamındaki yumuşak dürtüsü.
Upuzun bir kumsalda kumlara yazılmış bir sevda öyküsü, mavi denizlerin bembeyaz köpüklerinde yazılı ‘SENİ SEVİYORUM’ sözü…
Rüzgarın sesine kulak verir yaz aşkı, gelecek zaman yada dili geçmiş zamanların yüklemi değildir o.
Sadece şimdiki zamanın, pardon şimdiki anın üçüncü tekil şahsıdır.
Sahilde ateşin başında gitar çalanları seyretmek, şarkı söylemektir göz göze.
Yakamozların aydınlattığı sahilde uzun yürüyüşler yapmaktır, sessizce, el ele.
Denize atlamaktır üstünde elbiselerle, yıldızları seyretmektir, oturup birlikte…
Son kullanma tarihi belli aşklardır yazın yaşananlar…
Dantelli laflarla bezeli, beyaz köpüklerle süslü, sonu belli olan ama telaffuz edilmeyen…
Birkaç haftaya, bir ömür sığdırılır, biteceğini bile bile, bir ömürlük plan yapılır.
Ve bittiğinde arkasında bir enkaz kalır, küçücük yürekte kocaman bir sızı ile…
Bir gün, aylar, yıllar sonra bir gün, kakao yağının kokusunda, kumsalda çalınan bir gitar solosunda, ayakkabınıza yapışıp kalmış bir kum tanesinde ansızın geliverir aklınıza.
Tiz bir cızz sesi duyulur, taa derinlerde bir yerden, film şeridi gibi geçip gider o günler, gözlerinizin önünden ve ‘keşke yaşamasaydık’ ile ‘iyiki yaşadık’ arasında ki o ince köprüden sallanarak geçip gidersiniz…
Sahi nasıl da hapsediyoruz aşkları yazlara, hiç mi vicdanımız sızlamıyor, bunları, yaz aşkı deyip fırlatıp atmaya, yada patiskalara sarıp sandıklara kaldırmaya, yapmayın Allah aşkına …
Gamsız, tasasız, sıcacık günlerin hatırasına hürmeten koruyup kollamak gerek yaz aşklarını; ömrü kısa olsa da. Yaz aşkları, kısa olduğu için mi çok güzel, çok güzel olduğu için mi kısa acaba…
Ben inanmıyorum yaz aşklarına…
Aşkın yazı mı olur, yaz bitince ölen aşk mı olur ki…
Şunu bilir, şunu söylerim ki;
Aşk iki kişiliktir, mevsimlerle işi olmaz.
Takılırsa da mevsimlere, bunun adı aşk olmaz….ömrün
Yazarlar, yazılarından kendileri sorumludur. Yazarların yazılarından turkiyehaberajansi.com sorumlu tutulamaz.
Sayfamızda yer alan okur yorumları, kullanıcılarımızın kendi görüşleridir.
Okur yorumlarından turkiyehaberajansi.com sorumlu tutulamaz.
Dil çevirilerini Google Chrome ve Mozilla Firefoxtarayıcılarında sorunsuz olarak kullanabilirsiniz.
Loading...
D Vitaminine Hasret Kalacağımız Günler Geldi… A’dan Z’ye D Vitaminini ve eksikliğinin neden olabileceği sağlık problemlerini Hisar Intercontinental Hospital Fizik Tedavi ve Rehabi
Hem Tango Hem Pop Erdener Koyutürk ile bir söyleşi! İşte
Editörümüz Sengul Sonmez'in muhteşem söyleşisi...