BİRAZ APTAL OLSAM!
Cümleleri alt alta yazdığım zaman tablonun ne denli aldatıcı olduğu mutsuzluğumu tazeliyor. Ne varsa kitabına uygun değil! Emniyet teşkilatı içinde önemli görevler yapmış birinin, Hanefi Avcı’nın, biri dur demeli noktasında kaleme aldıkları karamsarlığımı önlemeye yetmiyor ki!
SİMON KİM? NESİ VARMIŞ HALİÇ’İN?
“Haliç’te yaşayan Simonlar; Dün Devlet Bugün Cemaat” adlı kitabı için Avcı şöyle konuşuyor: “Yazılması gerektiğine inandım. Bu gerçekleri yazmanın belki bir bedeli olur, ama sonu iyi olur. Bu kadar ilgi beklemiyordum”
Neden bahsediyoruz biz?. Türkiye’nin çok konuşulan ve asla piyasada bulunamayan kitabından…
Yayımcının ne sıkıntısı var? Bilemiyoruz...
Okuyanların söyledikleri de ülkem tablosunu yansıtıyor. İktidar borazanı çalanlar için somut veri yok, dedikodu doldurulup hazırlanmış bir kitap yani okumasanız da olur diyorlar ama kimlerine göre de içi veri dolu.
Belgeler isimler var... Simon ve Haliç önemli. (Yılmaz Özdil-Hürriyet)
“Simon” cemaatçi değil aslında, kod adı “Simon” olan üst düzey bir PKK’lı... Bekaa’da örgütün sözde mahkemesinde başkanlık yapmış... Ve aşna fişne yaparak, militanların kafasını karıştırdığı iddia edilen, özbeöz kız kardeşi hakkında “idam” kararı vermiş .“Simon”u yakalayan Hanefi Avcı, “gerçekten bu suçu işlemiş miydi?” diye sorduğunda ise, “asla” cevabını vermiş... Yani, kız kardeşinin isnat edilen suçu işlemediğinden kesinlikle emin olduğu halde, sırf örgüt istiyor diye, haklıyı savunmak yerine, kalemini kırmış. Bu davranış biçimine “Simonlaşmak” adını koymuş Hanefi Avcı”...
Kötü körüne sadece itaat edenler...
Bizde bol bulunanlar...
SİMONLAR...
Neden Haliç seçilmiş...
Onun cevabı da şöyle:
“İstanbul’da görevliyken, işiyle evi arasında Haliç’ten geçmek zorunda olduğunu, o zamanlar Haliç’in berbat koktuğunu, camları kapatıp, burnunu tıkadığı halde midesinin bulandığını anlatıyor...
Kendisi bu haldeyken, insanların Haliç kıyısındaki parklarda dolaşması, hatta piknik yapması dikkatini çekmiş...
Sürekli kötü ortamda bulunan insanların, bir süre sonra uyum sağladığını, içinde bulundukları çirkinliği fark edemediklerini fark etmiş...”
Yani kötü kokuyu almış! ...Kitabın yazarı polis müdürü... Ne diyor?
“Polis teşkilatı eskiden birbirini korur, kollar, birbiri aleyhine şahitlik yapmazdı. Her olayda delil ararız ama polisin karıştığı bir olayda daha ciddi, daha inandırıcı deliller bulmadan o polisi şüpheli yapmayız. Bu, zorlu görevlerde beraber çalışmanın verdiği dayanışma ve yakınlaşma duygularıdır. Oysa şimdi işler değişti. Bir grup polis kritik noktaları ele geçirmiş, diğerlerine suç isnadını da aşan resmen iftira atmaktan geri durmuyor. İşlenmiş bir suçu aydınlatmak gibi bir amaçları yok, tahkikat sırasında dinleme ve izleme yaparken temiz ve dürüst olduklarını bildikleri, birlikte çalıştıkları kişilere iftira ediyorlar. Şunu artık bilmeliyiz ki karşımızda arkadaşlarımız, meslektaşlarımız yok, bir ideolojiye, bir gruba bağlanmış, o grubun disiplinine tâbi olmuş örgüt mensupları var. Artık bunu kabullenmeliyiz.”
Yani SİMONLAR VAR!
İşin bir de iyi yanı var... Kitap bizi yönetenlere yönelmiş. Bakın işler bugün hangi noktaya vardı diye ikaz içeriyor. Onlara işte şu şu yanlışı yaptık. Belgesi isimleri var diyor...
Onlar ne mi diyor? ...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Kitabı okumadım. Arkadaşlar ve İçişleri Bakanım özet bilgiler verdiler…”
İçişleri Bakanı: “Kitabı okumadım. Gazetelerde haber çıktığı gün müfettiş görevlendirdik...”
Anlıyorum ki onların derdi başka... Referanduma daha yüce bir işe adamışlar kendilerini...
EVET, için seferber olmuşlar... Tuzak aynı... ANAYASA DAR GELİYOR!
Tamam...
Değişmeli!
Zaten değişmesin diyen de yok...
Mesele, “nasıl?” sorusunda…
Anayasa neden ANA dır?
Herkes tarafından tartışılarak kabul edilen bir metin olduğu için...
Hepimizi bağladığı için. 411 milletvekilim var ben yaparımla oluyor mu?
Olmuyor! …
Simon becerebilir mi bu işi?
İftar yemeğinde bile Simon kokusu yok mu?
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış karşı görüş beyan eden, haklı olduğu halde haksız düşen genci bağışlamamış!
AKP Sarıyer ilçe örgütünün iftarında referandum propagandası yapmağa başlamış. Yemekte olan bir genç itiraz etmiş. “Yemek için teşekkür ederiz ama burada siyaset yapıyorsunuz. İftar yemeğinde siyasi propaganda olmaz” demiş...
Der demez ne olmuş?
Sivil polisler tarafından yaka paça salondan çıkarılıp dışarıdaki polis ekibine teslim edilmiş!
Bu sertliğe vehaksızlığa dayanamayan bir başkası da “ne yapıyorsunuz? diyecek olmuş ve o daaynı akıbete uğramış... Daha özgür olacağız diyenlerin alanları giderek çemberledikleri daraltıkları en masum bir itiraza, HAYIR’a bile dayanamadıkları gerçeği görülmeyecek mi?
Seyrettikçe, seviyeleri gördükçe Avcı’nın benzetmesi daha da öne çıkıyor.
Haliç’in keskin kokusu genzime iniyor...
Ya Taksime doğru tırmanmam(!) gerek ya da kokuya alışmam...
Bende bir arıza olmalı!
Bu kokulara dayanamıyorum.
Ne var lay lay lom diye yazsam...
Geleceği koklamasam...
Görmesem...
Biraz APTAL olsam… !
Yalçın Kamacıoğlu