EVET-HAYIR / SEN–BEN’E DÖNÜŞMEMELİ!
12 Eylül hemen gelsin isteyenlerdenim...
Günleri sayıyorum diyebilirim...
Aylardır gündemimizin baş köşesinde oturan referandum, neredeyse toplumu iki kesime bölmek üzere.
Bir yanda 'Evet'çiler, bir yanda 'Hayır'cılar; zıtlaşan iki kutup görünümünde.
Birbirine tahammülü kalmamış insan topluluklarına dönüştük adeta...
Oysa bu demokratik bir seçim, demokratik bir tercih...
Toplumun her bireyi, inandığı fikri özgürce destekleyebilmeli.
Ve her birey, desteklediği tercih için kimseye hesap vermek zorunda kalmamalı.
Basın yayın organları ise sadece olanı olduğu gibi aktarmalı. Halkı, kendi yayın politikalarına uygun parti liderlerinin açıklamalarına yönlendirmeye çalışmaktan vazgeçmeli.
Ancak böyle olursa bu ülkede tam demokratik seçimler gerçekleştirilebilir.
Ancak böyle olursa Türkiye demokrasiye bir adım daha yaklaşmış olabilir.
Fakat ne yazık ki işler böyle yürümüyor ülkemizde.
Halk hep bir yönlendirme içinde ve şaşkın...
Tutarsız açıklamalar birbirini kovalıyor…
***
1982'de askeri ihtilalin ardından düzenlenmiş bir anayasa halen yürürlükte olan...
Peki; askeri dayatmanın ardından getirilmiş bir anayasa ne kadar özgürlükçü ve ne kadar demokratik olabilir?
Bugünkü sözde demokrasi savunucuları, 1982 ruhunun neden devam etmesini ister?
Açıkçası anlam veremiyorum.
***
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarından birinde; iktidara geldiklerinde ilk işlerinin anayasa değişikliği olacağını söyledi.
Çünkü herkes gibi Kılıçdaroğlu da farkında ki bu ülkenin yeni ve çağdaş bir anayasaya ihtiyacı var. Özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacı var.
Gelgelelim bu değişikliği kendileri değil de iktidar yapmak istiyor diye 'istemezük' mantığını sürdürüyorlar.
Diğer bir cephe MHP...
Genel Başkan Devlet Bahçeli de anayasa değişiklik paketine, terör konusunu gündeme getirerek karşı çıkmanın doğru bir fikir olduğuna inanmış ve her fırsatta da bunu dile getiriyor.
Sözüm ona demokrasi temsilcisi partilerden bir diğeri BDP ise; bu paketten kendi beklentilerini karşılayacak maddeler çıkmadığı için referanduma tepkili.
Burada Saadet Partisi’nin tavrını oldukça şık buluyorum. Genel Başkan Numan Kurtulmuş, anayasa değişikliğini destekliyor fakat eksik buldukları noktaları da açıkça dile getirmekten çekinmiyor. Son açıklamasında “Referanduma ‘evet’ diyeceğiz; ama bu pakedi daha da demokratikleştirmek için neler yapılabilir bunu paylaşmaya devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.
İşte demokrasi yanlısı muhalefet budur. Muhalefet liderlerinin neredeyse bütün açıklamalarını takip ediyorum. Gel gelelim, muhalefet liderlerinin Anayasa Değişiklik paketinde halk oylamasına sunulacak 26 maddenin hiçbirini neden desteklemediklerine dair hiçbir net bilgi duyamıyorum.
Bu duyulamayan ‘net bilgilerin’ halk tarafından neden alkışlandığına da anlam veremiyorum.
Oy vermek ne kadar demokratik ise; meydanlara çıkıp referandumla ilgili fikir beyan etmek bir o kadar demokratik kuşkusuz. Burada önemli olan bu halkı doğru bilgilendirmek.
Kendi siyasi çıkarlarını, ülkenin geleceğinden önce düşünmemek.
***
Anayasa değişikliği Türkiye adına son derece gerekli.
Özgürlükler adına son derece gerekli.
Bunlar yadsınamaz.
Bu değişikliği partilere indirgemek büyük hata.
Bir diğer önemli nokta ise; referandumu desteklesek de desteklemesek de, ortada sen – ben kavgası başlatmaya çalışan fesatçılara asla fırsat verilmemesi gerektiği.
İşte asıl büyük hataya burada düşeriz.
Ülkemiz için ‘iyi bir şeyler’ yapmak adına, demokratik hakkımız olan referanduma mutlaka katılmalıyız.
Sandığa gittiğimizde anayasa paketinin detaylarını bilen bilinçli seçmenler olarak oylarımızı kullanmalıyız.
Başkalarının yönlendirmesi bizleri ancak karanlıklara sürükler.
Lütfen hepimiz elbirliğiyle ülkemiz adına ‘iyi bir şeyler’ yapalım.
Bu ülke BİZİM…
Bihter Can