
TEKSAS’A DÖNDÜK!
Texas-Fort Worth- Çekirdeğin diğer yarısına kavuşma heyecanı (iki oğul bir gelin), gelin görün ki 8 saat zaman farkının yarattığı sersemliği kamçılıyor. Uyku ile uyanık olma arasında, memleket meseleleri mısır patlağı etkisi yaratıyor. Ayılmak, anlamak ve ayıklamak zorlaşıyor! Henüz ayağımız memleket toprağına basarken telefon çalmıştı...
--Ağabey ne zamandır seni arıyoruz. Nerelerdesin? Hiç sesin soluğun çıkmıyor?
--Sesini alamadım? Kusura bakma... (İsim özürlü biri için zor sorulardan biridir!Galiba sesi çıkanları seyretmiyor bu arkadaş!)
--Bülent ben ağabey... Bülent!
Zihnimdeki kelimeler de dinlenecek aranacak toplatılacak değil ya!. İşin garanti yanı, bu... Mutlaka bana angarya olacak bir konu vardır. Yoksa beni kim neden arasın ki!
--Ağabey sen gelmiyorsun ama biz eski arkadaşlar hemen her ay bir yerde buluşuyoruz... Dün gece de birlikte olduk. Müesser Yıldız bizim Ankara bürosundaki Müesser mi?
--Evet... O Müesser Yıldız... Gazete kapandıktan sonra evlendiğini duydum. Farklı soyadı sizi şaşırtmış olabilir. Rahmetli Tayyar Şafak işe almıştı. Onu bana tanıtırken anlattıklarından zihnimde kalan cümle şöyle: “Müdür Müesser diye bir kızcağız var... Ailenin sekizinci çocuğu! Bizimle çalışırsa faydalı olacak... Çalışkan ve en önemlisi yalanı dolanı da yok!”
--Serdar haklı çıktı... Oda TV baskını sonrası bizim Müesser dedi. Ağabey sana son dönemde ulaşamıyoruz Serdar ve Cem ısrarla aradım bulamadım diyor. Ulus’taki telefonların, Ortaköy’deki Ajansın telefonları, hiç biri cevap vermiyor... Cep da dâhil... Nerelerdesin?...
--SİLİVRİ’deyim!...
--Aman ağabey sen de mi? Neden haberimiz olmadı? Senin yanında yetişmiş bir sürü de polis adliye muhabiri var. İşe bak sen!
--Neden haberiniz olacak ki... Bülent nerede ise bir yılı geçiyor... Silivri’ye de alıştık sayılır!
--Olur, mu ağabey! İlgilenirdik... Kimlerle kalıyorsun? Etrafta tanıdık var mı?
-- Tanıtık manıdık kimse yok! Bakalım neler olur? Hele bir kaç ay geçsin... Havalar ısınsın..!
--Aman ağabey Silivri’desin ve hâlâ iyimsersin?
--Evet Bülent... Silivri’deyim.. Hapiste değilim! Nasıl iyimser olmayayım!
Uçağın tekerlekleri Dallas- Fort Worth hava alanına değdiği an Silivri görüntüsünü kaybetmiş ve tam 8 saat kazanmıştım... Ülkemden 8 saat daha ileriydim. Ama gene ülkem olayları ile... Milli maçı uyku sersemliği ile takip ettim. Arda’nın işaret ettiği yazarı hatırladım! Futbol canavarları neden özgür diye düşündüm. Ülkemde vahşi yorumlar kadar vahşi cinayet haberleri de medya acımasızlığı ile yansıyor! Cinayetler türlü değişik! Kayıp üç çocuğun hikâyesi, genç kızların ölümü, üvey ana cinayeti! Sorunu çözüm için kolaycı olup idam cezasına acil geri gel çağrısı bile yapıyoruz. Gazeteciliğe geri gel desek...
İKİ Zekeriya olayı!.. Savcı Zekeriya 4 yıla yakın gündemi beklenmedik tutuklamalarla sarsa sarsa bugüne geldi. Ve kendisi de beklenmedik bir şekilde terfi ettirilerek görevden alındı. Ayrılırken “bunu beklemiyordum” dedi. İlahiyatcı Zekeriya için beyazlık karanlığa dönmüştü!.. 7 ilde 5 ilahiyatçıya polis baskını geldi. Aranan NUR cemaatına ilişkin kitap taslağı oldu!.. Ben Texas da uyku sersemliği yaşarken Beyaz’ın iç karartan sesini duyan oldu mu? “Baskı altındayım. Yazamıyorum.” Yazılmamış kitap için toplatma kararı görülmemiş uygulama idi... Cumhurbaşkanı sıkıntısını içeriği görmezden gelip, Kayseri usul ile mi değerlendirdi? Zira sadece satışa dönük cümlesi yankılandı.“5 bin satacak kitabı 100 bin satar hale soktular” dedi. Olaylar... Yürüyüşler... Çatışmalar... Atışmalar... Yanlış ama ile başlayıp anlatılan doğrular! Sloganlar neden hep baş tacı? Bu kadar mı karşı karşıyayız?. Bu kadar mı acımasız olduk? En yaygın klişe cümle... Teksas’a döndük!
Bahçeye bakınca, kırmızı kardinal kuşu hâlâ yemliğin en alt basamağında, yemleniyor. En ufak bir kıpırtıda en önde kaçan o... Sicaplardan ikisi nerede ise evin gerçek kiracısı gibi. Gün ışımadan saka kuşunun sesi uyanma saatini hatırlatıyor.
Ve anlıyorum ki biz de Teksas’a döndük!
Yalçın KAMACIOĞLU
Yeni sitemizi beğendiniz mi?