
Hasım odası!..
Fort-Worth-TEXAS- Yurdum tartışmalarını özlemişim! Acaba çakırkeyf olsa idim programı yeniden isimlendirmek ister miydim? Belki de ülkemdeki kabullenişle itiraz etmeden dinlerdim!
Henüz geleli 10 gün oldu. Ama dengemin bozulduğunu, Texas havasının zihnimi boşalttığını, ayaklarımı yerden kestiğini hissediyorum. Zannediyorum ilk hasar zihnin duvarlarında gerçekleşti.
Durumu biraz da utanarak itiraf etmek zorundayım. Dünyanın hemen hiç bir ükesi bizim ayağımıza su dökemez! Burada kimsenin kimseyi de taktığı yok... Bizi de takmıyorlar tabi ki! Kaç gündür havada kalmış gibiyim! Hatırladığım havalimanı çıkışındaki sorgulanmak oldu. Parmak izi alındıktan sonra meseleyi parmaklayan çıkmadı!
Gel de yadırgama... Pasaportumu ilk günün akşamı çantaya atmış ve bir daha gösterme ihtiyacı duymamıştım. Bu nedenle taşıma ihtiyacı da ortadan kalkmıştı. Ortada duran ve beni sıkan hüviyertsiz dolaşmamak alışkanlığı oluyor. Biri her an önüme çıkacak ve kimsin diye soracak beklentisi can sıkacak kadar ilerliyor. Bazen onur kırıcı da olmağa başlıyor... Öyle ya... Sor kardeşim... Sor ki sana pasaportumu gösterme şansım olsun! Hayret... Ne kimlik soran oluyor, ne aç cantanı arama var diyen. Bu kadar başıboş bir ülke olur mu? Koskoca alışveriş merkezlerine yüzlerce kişi giriyor çıkıyor... İnsan kor tam girişim ortasına bir cihaz... Cızzz cızzz... Arar... Tarar... Buraya geçen gelişimde de böyle umursanmamıştık. Hüviyet soran da, pasaportun yüzüne bakanda olmamıştı! Aylar sonra dönüş telâşı başlayınca bizi de pasaportu nereye koyduk heyecanı sarmıştı... Az daha bulamıyorduk...
İşte bu duygular içinde ülkem tartışmalarını da erken özlemişim. Denk getirbildiğim ilk tartışma programı ile bayram yaptım!. Yaptım ama birşey daha keşfettim. Konuşmalar beni doyurmuyordu... Önce Basın Odası adı eski gerçekçiliğini baybetmiş gibiydi. Çakır Ruşen meslektaşımı ikaz etme duygumu bastıramadım. Belli ki Texas havası beni fena çapmıştı.
Türkiye de başkanlık sistemi ile başladılar. Tartışma programına ihanet edecek değillerdi ya! Önce konuşmacılar atışacak, atışa tartışa ilan bölümüne ulaşılacaktı. Aynen öyle oldu. Ne kadar özlemişim. Hasretten gözlerim yaşardı. Sonra bir saniye bir saniye ikazı geldi... Şimdi ilâna gidiyoruz dendi. Ben en hayırlı bölüme gelmişiz diye iç geçirdim. Ve sonra her ne tartışıyorsa bir türlü işin özü ortaya dökülemedi... Vaktimiz kalmadı sürenin sonuna geldik ikazı şaşmaz bir şekilde gerçekleşti. Ömür biter, yol bitmez tartışma son söze kalır... Hemen her tartışma da zaman yetmezliğine dayalı son sözler öne çıkar... Son sözleri alalım denince ölmek üzere olan bir adamın vasiyeti gibi değer kazanır. Her katılımcı son sözünü söyler! Her katılımcı ayakta kalır. Konu aralıkta kalmış ve asla işin aslına girilememiştir. İzleyicinin kafasında soru işreti aydınlanacağına iyice kararmış ve karışmıştır. Program kapanırken konu aslında kapanmamıştır.
İşte Basın Odasını hasret ve heyecanla izlemeğe bu atmosfer içinde başladım! Özlemişim dedim kendi kendime. Memleket havası, memleket kavgası... Programın temelli senatörleri Nuray Mert- Nazlı Ilıcak- Sedat Ergin iğreti koltuklara sağlam oturmağa çalışıyordu. Birden aklım başka bir tabloya gitti. Bu ikiliye bir de Prof Mazıcı katılsa, hanım kontenjanı üçlense dedim. Reytingin tavana vurması işten bile değildi!
İlk başta programın adını değiştirmek gerekecek... Bugünkü Basın Odası adı gerçek özü ifade etmiyor. Gözlerinizi kapayın. Mazıcı, Ilıcak, Mert aynı anda tartışıyor. Moderatöre falan gerek yok. Zaten dinlemezler... Kovarlar... Masaya raund aralarını işaret edecek bir gong koyun. Duvara da ne olur ne olmaz programın heyecanı sürsün diye bir boks eldiveni asın. Kamera yakın plan eldiveni gösterirken iç ses haykırsın az sonra az sonra... HASIM ODASINDA!
Yalçın KAMACIOĞLU
Yeni sitemizi beğendiniz mi?