
Kördüğüm olur zamanlar…
Rengarenk ipleriyle kocaman bir yumaktan ibaret hayatın ipleri, karışır birbirine kimi kez. Gündüzler, gece olur koyu hüzünlerle, geceler gündüz olur masum sevinçlerle... Bahar, oyuncu bir kedinin o yumakla oynaması gibi karıştırır zamanları, çeker karnına ayaklarını, saklanır bir yelere. Uzun bir kıştan sonra beklerken onu, hesaplı kitaplı, o yapar muzipliğini… Gösterip kendini ince, uzun bahar dallarıyla sonra da saklanır bir kapı arkasına… Kıştan sonra bahar gelecek diye beklerken, yaz geliverir ansızın…
Nazlı güneşi, şımarık yağmurlarıyla kendini gösterip de tam geri çekeceği anda yakaladım baharı ellerinden.
Ve sıla kokusu, gurbet türküleriyle geri dönen göçmen kuşlara şehri emanet edip düştük yollara;
Maviyle yeşilin aşık olup birbirlerine serenat yaptığı cennet köşesine;
Marmaris’e…
Uçaktan inince Gökova’nın parlak ışıkları karşıladı bizi… Işık huzmelerinin arasından geçip de yol karanlığa büründüğünde, ormanın içinden geçtiğimizi anlamıştım bile… Gökyüzünde yıldızlar, iki yanda yıldızlara uzanmaya çalışan ağaçlar arasında, sessizliğin sesini dinleyerek devam ettik yola. Egeyle Akdenizin tam birleştiği noktada bir tabela karşıladı bizi; ‘Marmaris’e Hoşgeldiniz’…
Küçük yerel sayfiye yerlerinin, otantik dokulu tatil ilçelerinin aksine bir Avrupa beldesi Marmaris… Her zevke, her keseye, her hayale hitabeden lokantaları, mağazaları, hediyelik dükkanları, barlar sokakları ile bir yabancının kendini evinde hissedebileceği, yerlisinin de kendi Avrupa’da hayal edebileceği özel, farklı, apayrı bir dünya adeta. Ve bu dünyanın sonunda, hemen ileride kendine has yapısı, özgün mimarisi ile ‘ne iyilik yaptım da buraya geldim’ dedirten cennet; Marmaris Turban Grand Yazıcı Oteli…
Otele girdiğimizde, gecenin geç bir saatiydi. Ateşböcekleriyle saksağan sesleri önce yüreğimize işledi. Bembeyaz bir bulutu andıran odaya girince nefesimiz kesildi ve o anda aklımdan geçen şu kelimelerdi; ‘Öldüm ve cennete geldim, acaba kime ne iyilik yaptım ki…’
Sabah, kuş sesleri ve tatlı bir meltemin camı tıklatmasıyla uyandım. Gözlerimi açmadan gülümsedim. Usulca gözlerimi açıp ufka doğru uzanan masmavi denizin, kendisini öpen uzun yapraklı ağaçlara nazlanarak cevap verişini izledim. Denizin gözlerindeki ışıltılarına güneşin sarı tebessümüyle cevap verdim. Ben sustum, cennet konuştu, cennet sustu, doğa dile geldi…
Hayatta her şey emek ister.
Gönlünü katmamışsan olaya, terin damlamamışsa yaptığına, önce kendin inanmazsan yaptığına, o iş eksik olur ruhunda, bütün tamamlanmaz tüm parçalarıyla…
Oysa Ayşen Yazıcı, bambaşka bir dünya yaratmış, kurduğu wellness grubuyla…
Daha sağlıklı, hayata daha sıkı bağlı, yediğine içtiğine dikkat eden, aç kalmadan kilo veren, kilo verirken eğlenen birbirinden renkli, kaliteli, keyifli ve kendisine tüm kalpleriyle inanan insanlardan oluşan müthiş bir grubu zamanın başka bir boyutunda ağırlıyor, bedenlerini ve ruhlarını sağlıkla duruluyor.
Diyetin boğazı sıkan kollarını, rejim denen düşmanı, aç kalıp da teslim olmadan kovuyor, akşamüstü kurabiyeleri, tarçınlı gece sütleriyle birlikte, onları kendi silahıyla vuruyor.
Bu cennet krallığının güzel prensesi Efsun Yazıcı, otelin her yerinde durmaksızın koşturuyor.
İnşaatı kontrol ediyor, boyanacak duvarların renklerini seçiyor, herkesin kendini iyi hissetmesi için akla gelmeyecek fikirler bulup eğlenceler tertipliyor.
Bir şey isteyecekseniz, Efsun onu daha gözlerinizden anlıyor.
Ve tabii ki müthiş ekibi, sultan ve prensesi hiç yalnız bırakmıyor.
Her an, her yerde, otelin herhangi bir yerinde, kah uzakta kah yanı başınızda, tüm hazır cevaplılığıyla Ümit bey, onların hep arkasında.
Hep gülen gözleri, her an iyilik yapmaya hazır kalbi, esprileriyle Hasan bey ve elbette ki Ahmet bey, bu güzel ekibin mihenk taşları…
Benim bitmek bilmez kahve taleplerimi hep sıcacık gülüşüyle yerine getiren Gamze Hanım ve servis denince sadece onun adı hatra gelen İsa bey, bu cennetin olmazsa olmazları…
Beş günlük bir zaman dilimine, elli yıla sığacak dostluklar sığdırabilmek, buranın havasından suyundan olsa gerek.
Yanında fırtına gibi esen ‘Rüzgar’ıyla, güzel yüzü, naif ruhuyla bu cennetin zarif gelini Gül, sonsuz kahve fallarıma hiç hayır demeyen sevgili Solmaz hanım ve onun zarif kızı Şule hanım, rumuz yanık sloganında başlayan tanışıklığımız ile Yurdagül hanım, horoz şekerleri, keyifli sohbetiyle Rukiye hanım, Figen hanım…
Giderayak verdiği hediye torbasıyla beni ağlatan Emine, ‘akrebin gazabı’ adlı kitapla başlayan tanışıklığımız ve anında örtüşen kafalarımız ile sevgili Gülayşe, Selva Teyze…
Bulup buluşturduğu sıcak simitleriyle Sevgi teyze, hemşerim Melike...
Arada bir hayata dönerek yaptığımız iş sohbetleri, ekonomi ve hukuk muhabbetleri ile Mustafa bey ve sevgili Karin...
Tanımaktan onur duyduğum Leyla Umar...
Sevecen tarzı, sıcak yapısı ile Filiz hanım, Sezer hanım…
Değil beş gün, sadece beş dakikada bile insanın ruhuna işleyen dostluğu, çılgın ruhuyla insanda bu kızın peşini asla bırakmama duygusu uyandıran sevgili Didem…
Ve daha ismini sayamadığım, yüreğime sığdırdığım, dostluklarına doyamadığım birçok güzel insan, cennetin daimi konukları…
Hayat, uçsuz bucaksız raylarda, doludizgin giden bir tren…
Homurtusu, tozu dumanı, uzunluğuyla lokomotiflerine sımsıkı tutunup yol aldığımız ve arada durduğumuz duraklarda soluk aldığımız…
O duraklar ki işte, paylaşılan dostluklarla gücümüze güç kattığımız, yaşanmışlıklarla örselenmiş ruhlarımıza tazelik kattığımız.
Hareket vakti gelince de, arınmış benlikle, trenin ardına daha sıkı sarıldığımız…
Şehri göçmen kuşlardan teslim alma vakti geldiğinde, kapadım gözlerimi sımsıkı ve kalbime kazıdım cennet kod adlı bu durağı…
Gördüm bir kez daha, cennet de bu dünyada, cehennem de diyen büyüklerin bu konudaki haklılığını...
Gözden kaybolurken yavaş yavaş Marmaris ve Turban Grand Yazıcı, biliyordum bir gün burada tekrar olacağımı…
Çünkü bedenim gelmiş olsa da benimle, ruhum orada kaldı…
CANSEN ERDOĞAN
Güzel Canselim, Yaşamın bunca kargaşası içinde , ruhumu titreten, bahar kokulu bir yazı olmuş ki bu..Seni yürekten tebrik ediyorum.. Ayşen’imin cennet bahçesini, o naif ruhun ve güçlü kaleminle hiçbir detayı atlamadan dantel gibi işlemişsin tek tek..Ve bir inci kolye gibi dizilivermiş satırlara..Öylesine güzelki..takmak için tekrar tekrar gerdanıma, okuyorum bir daha, bir daha… O iri zeytin karası gözlerin geliyor aklıma. Yaradılışın en değerli hediyesi mütevazi kişiliğinle yüzünden hiç eksilmeyen tebessümün…Bu güzel yazının reçetesini veriyor bana.. Hep böyle duru ve güzel kal Cansen’im..Başarılarının devamını tüm kalbimle diliyorum..Sevgilerimle….
Güzel Cansenim, Yaşamın bunca karmaşası içinde, içimi titreten, öylesine güzellik ve bahar kokulu bir anlatım ki bu...Ayşenimin cennet bahçesinde, yaşadığımız güzellikleri ruhunun nayifliği ile dantel gibi işlemişsin, hiç bir detayı atlamadan ince ince... Ve bir inci kolye gibi dizilivermiş sayfalara... Öylesine güzel ki Tekrar tekrar takmak için gerdanıma, Okuyorum bir kere, bir kere daha... Birden o iri zeytin karası gözlerin dikiliyor karşıma. Yanaklarından hiç eksilmeyen tebessümün ve daha da önemlisi yaradılışın sırrı mütevazi kişiliğin... İnan şu an tüylerim diken diken, boğazımda yaşanmışlıkların hazzı, dostlarımın özlemi...Bu muhteşem yorumunun lezzeti beni uzunca bir zaman idare edecek sanırım...Seni yürekten kutluyorum canım.Hep böyle güzel ve berrak kal....sevgilerimle......
Burdaki herkesi cok duygulandiran mukemmel bir yazi olmus yureginize saglik Cansen Hanim
Sevgili Cansen,senin tüm yazılarını okur duygulanir , canım arkadasım olan güzel annene söylerim, Cansenim gene çok güzel yazmış diye, Aklına kalemine saglık yavrum , Marmaris hakikaten bir cennet, ama bu cenneti senin böyle dile getirmen, senin kendi ruhunun güzelliğinden yavrum , sana sunu soyliyebilirimki , senin degerini bilmeyenlere bir çok sözüm var ama sadece ..................... Diyorum. Aysen Yazici
Yeni sitemizi beğendiniz mi?