
Seçimlerden ibaret hayat… Uyanır uyanmaz başlayan seçimler, hayatın ta kendisi aslında.
Hani çeşitli sorulardan ibaret bir düzlemde; Verdiğimiz ‘evet’ ya da ‘hayır’ cevaplarına göre sağa, sola, yukarı, aşağı ilerlediğimiz, sonunda da; ‘Nasıl birisiniz’ ya da ‘karakteriniz şöyle’ sorularının neticelerinin alındığı testler gibi. Zaten bizden, yaptığımız seçimler ve sonrasındaki neticeler çıktıktan sonra geriye ne kalır ki…
Geçmişe doğru inilmeye başlandığında ilk seçim; Süt içmeyle ilgili olandır. ‘Süt içersen, boyun uzar’. Mefhumu muhalifinden, içmezsek boyumuzun uzamayacağı gerçeği aşikardır. İşte bu gazla yapılan seçimle, ya süt içilip boy uzatılacaktır yada biraz büyüyünce ‘bodur tavuk, hep piliçtir’ masalına inanılacaktır. Sonuçtan kimse sorumlu tutulamaz, kendi düşen ağlamaz.
‘Dur koşma, düşersin’, ‘dikkatli ol, canın yanar’ nidaları demlenir, geçmişin çaydanlık tepelerinde... Rüzgarı arkaya alarak bir de kollarını açarak hatta bir de gözlerini kapayarak koşmanın, heyecanla haykırmanın, kankalarla yarışmanın tadı mı, yoksa zamanın güvenli koynunda, yara bere almadan oturmanın rahatlığı mı? Kanayan dizler mi, kanamadan örselenmiş, yaşamadan ezilmiş dizler, bedenler mi? Bunun seçimini, yaşayacak olandan başkası yapamaz. Bu kez de sözlük anlamıyla, kendi düşen ağlamaz.
Öğrencilikle birlikte, hayat seçimiyle baş başa bırakır insanı, yeni bir yol ayrımında; Ya çalışkan olunacaktır, ya da tembel bundan sonra. Ya geleceğini ilmek ilmek kendi dokuyacaktır, ya da başkalarının ellerine bırakacaktır. Uğruna bedeller ödeyecek, kazanacağı paranın kölesi de olabilecektir, efendisi de. Başarılı olmak ya da olmamak, gerçekten istemek ya da istememek, işte belki de bu, bütün mesele. Bunların hepsi, Yaradan’ın himayesinde, kişin kendi elinde değil de ne… Belki, analar tahtını yapar, bahtını yapamaz ama gerçekten isteyince de başarı kaçınılmaz. Aksi takdirde kendi düşen ağlamaz.
Bir gün yürek, dokuz virgül dört depremiyle sallanır. Arkasından gelen ondalıklı artçılarla tarumar olur, dağılır. Bunun adı, aşktır. Mantık, gerilerde bir yerde kalmış sevmiş kalpler, Araf’ta saklanmıştır. Dünya ile cennet arası bir yerde, cehennem azabını yaşamaya hazırlanmıştır. Çünkü seven her yürek, acı çekmeye razıdır. Mutlu sonlu filmler de seyretse de ayrılıkla da barışıktır. Aşka hudut çizilmeyeceğini bilecek kadar inançlıdır, çizilse de zapt edemeyeceğini bilecek kadar akıllı… Bu durum da ya aşkını sahiplenecek kadar cesur olacaktır ya da gitmesine izin verecek kadar zavallı. Seçim zamanı gelmiş çatmıştır işte yine; Belki de hiçbir zaman böyle hissedemeyeceğini, sevemeyeceğini bile bile vazgeçmek mi, hayalindeki O’nun kalıcı ikametine bayram etmek mi… Verilecek bu kararın yeri, başka hiçbir şeyle doldurulamaz. Ağır yaralanmış yürek, asla eskisi gibi olmaz. Ne de olsa kendi düşen ağlamaz.
Bizim seçtiğimiz kardeşlerdir dostlar, başka ana-babadan doğma… Hani yerini dolduramayacak olanın, ananın, bacının, karı-kocanın… Karanlık bir gecede, hüzünler yaşarken hicaz makamında, dosttur yanımızda, bir sesle, sözle, içten bir sarılış, sıcacık bir bakışla. İnsan ailesini ve kardeşlerini seçemez ama dostlarını seçer. Seçtiği her dostla, kendi mutluluğunu sürer. Ektiği fedakarlık tohumlarını, beklemediği bir anda elini sımsıkı tutan dostla biçer. Kendi yalnızlık kuyusundan çıkamayanlar, aşağıda feryat edip bağıranlar, dost kazığı inancıyla büyüyüp bunu düstur sayanlar, işte yalnızlığa mahkum olanlar. Zor zamanda dostunun yanında olamayan, varlığını varlığına armağan saymayanlar, bir telefonla işini gücünü bırakıp koşmayanlar, dostlukla ilgili ahkam kesmeye hakkı olmayanlardır. Onlar yalnızlıklarına prangalı, kendilerine esirdirler. Ne acılarında ne de mutluluklar onların yanında kimseler olmaz. Eeee sonuçta kendi düşen ağlamaz.
Binlerce yıllık demokrasi tarihinin en önemli hakkıdır, seçme ve seçilme hakkı. İktidara giden yol, muhalefetin keskin nişanları arasında yara bere almadan geçerek meclise ulaşmaktan geçer. İcraatlar dökülür ortaya, keza kirli çamaşırlar da… Kasetler çıkar meydana, çamurlar atılır oraya buraya. Maaş yetmiyor, kredi kartları ödenemiyor, sınavlarda cevaplar şifreleniyor, memleket bölünüyor, rejim elden gidiyor, şehit cenazelerine her gün birisi ekleniyor diye atıp tutarken dost meclislerinde, her iki kişiden birinin oy verdiği parti liderini, tebrik etmek gerekir bence. Evine ekmek götüremeyen, çocuğuna et yediremeyen işçi, oğluna gemicik alan babaya gözünü kırpmadan veriyorsa oyunu, bırakalım artık bu oyunu… Balkondan zafer konuşması yapan başbakan haklıdır, hakkında tek söz söylenmez. Balkondan düşen diğerleridir, düşmüş gibi olan da başka diğerleri. Parmakları boyadan değil, sandık lekesindendir onların. Artık boşuna konuşma değil susma zamanıdır.
Herkes kendi seçimini yaşar, üstüne söylenecek söz olmaz.
Millet seçimini yapmıştır, kendi düşen ağlamaz…
Cansen Erdoğan
Evine ekmek götüremeyen, çocuğuna et yediremeyen işçi, oğluna gemicik alan babaya gözünü kırpmadan veriyorsa oyunu, bırakalım artık bu oyunu…
İşin özü budur... Kapak olmuştur... Yüreğine sağlık her yazın gibi buda muhteşem olmuş...
Yeni sitemizi beğendiniz mi?