
RÜZGÂR NEREYE!
Sendrom Tıp dilinde, belirgi, yalnızca, nedenleri tek tek açıklanamayan, birlikte rastlanılan bulguları tanımlamakta kullanılır. Dolayısıyla, bu bulgular, altında yatan bir hastalıkla açıklanabilirse, kuramsal olarak artık sendrom değildir. Buna karşın, eskiden belirgi olarak anılan, ve günümüzde nedenleri bilindiği için hastalık olarak bilinen bir sürü durum, geleneksel sendrom adını korumuştur
Bu tanımın kalıplarını içinde kalarak CHP yi muayene masasına yatırırsak nedenleri tek tek açıklanamayan Önder Sav Deniz Baykal birlikteliği ile ortaya çıkan bulgular iktidar olamama ve halkı tanımama hastalığını tarif eder. Ve böylece konu sendrom olmaktan da çıkar. MÜZMİN hastalık listesinde yer alır…
Seçim sonrası bizi fırtına öncesine taşıyan iki önemli körlük yaşamıyor muyuz? % 50 oy desteği ile yeniden iktidar olan AKP iktidar sıfatına bir ek daha yapıyor muktedir olduğunu da açıklama ihtiyacı duyuyor… Bu duygu AKP de baş çevirme, görmezden gelme sendromu yaratmışa benziyor. Daha önce kendi genel başkanlarının, Recep Tayyip Erdoğan’ın başına gelen bir benzer olayda halkın partisine en çok oyu verip yönetime getirdiği birinin önündeki Milletvekili olamama engeli kanunun değiştirilmesi ile aşılmıştı! Bugün BDP li bağımsız Milletvekillerinin başlarına gelen benzer bir haksızlıktır. YSK engelini aşamayıp bağımsız Kürt adayların mazbata aldıktan sonra vekilliklerinin düşürülmesi daha mı az önemdedir! ASLA!
Görmezden gelme sendromu! İktidar ve de muktedir olan AKP’ye yakışmayan bir siyasi hastalık ağırlaşıyor! Çok kere adaletin imzasız ihbar mektupları ile zedelendiği, tutuklamaların ceza sürelerini geçtiği bir ortamda süre gelen bu tavır ucuz ustalık değil mi? AKP den kim konuşsa, “bağımsız Milletvekillerinin başına gelenlere ne diyorsunuz” sorusunu kim duysa yüzü buruşuyor ve dudaklarında nerede ise aynı cümleler, aynı ses tonu ile umursamıyor, omuz silker bir tavırla konu dışa itiliyor “Bu idarenin değil yargının işidir. Bizimle âlâkası yoktur!”
Öyle mi? Bu benzer cümlelerle ortaya çıkan sıkıntı idare edilebilir mi? Üstü örtülür mü? Oysa muktedir iktidarın bunu görmesi, soruna kulak vermesi, sadece dinlemede kalmadan cevaplaması ve de çözmesi gerekmiyor mu? Şiddeti kaldırmak, sorunları demokratik yollarla çözmek için AKP deki bu sığ söylemin kalkması, körlüğün giderilmesi şart değil mi?
Öte yandan BDP’in temelde haklı, eylemde haksız tavrı aşırı bir soğumaya yol açıyor. Hemen her olayda tehdit boyutuna varan gereksiz demeçler halkın sadece öfkesini çekmiyor daha dikkatli bakmasına, hoş görsünü test etmesine da yol açıyor. Bir yanda terör can alacak, siz siyaset içinde kalmaktan, eylemsizlik kararından bahsederken her seferinde kolaycılığa kaçıp olanları “söz geçiremiyoruz” cümlesi ile geçiştireceksiniz! İçinde insanların, masum çocukların olduğu bankalara molotof kokteyleri atacak, caddeleri, araçları yakacaksınız, kentlerin sokakları huzursuz olacak ve siz bu olaylar sonrasında yapılanları aynen AKP nin size uyguladığı kör bakışı benimseyip sokak şiddetini asla kınamayacaksınız! Veya kınar gibi yapacaksınız… Bu karşılıklı görmezden gelme alışkanlığının yarattığı kör siyaset yaşamdaki kör döğüşü, ayrışmayı, yarılmayı hızlanıyor…
Bu rüzgar bizi nereye götürür diye umutsuzca düşünürken bir TV reklamı ile umutlarım yeşerdi! Hele Başbakanın seçim öncesi “CHP ilk sırada” tahminini açıklar açıklamaz afaroz ettiği iş adamı İnan Kıraç’ı da “helalleşilecekler” listesine alması keyfimi yerine getirdi. Sendromu mendromu unutup seyrettim.
Başarının ilkokul sıralarından geçtiğini ve işaretinin hortum şiddetinde 5-6 metre uzağa çiş yapabilmek olduğunu anlayınca biraz daha dikkat kesildim… İcatların, yeni bir şey yaratmanın uzun ve zahmetli bir iş olduğunu gören ve şip şak taklidi daha akıllıca bulan ve uygulamada nimetlerinin de tadını çıkardığımız için endişelenmedim! Gelecek günlerde de yaratma hatasına düşmeyeceğime olan inancımla reklamın yaratıcı bölümlerini kerhen seyrettim! Yabancı hayranlığı kokuyor dediğim noktada ise kapı açıldı ve rüzgar çıktı! Rüzgarı yer yemez kendime geldim! Zihnimi arsızca kemiren şüpheleri, hakmış, hukukmuş, gerçekmiş, doğruymuş, eğriymiş gibi boş lafları artık lügatımdan sileyim, bugüne kadar hatalı beyanlarla umutsuzluğa ittiklerimle helalleşeyim istedim. CHP afişindeki hatayı bağışladım. Türkiye rahat nefes alacak deniyordu… CHP nefes darlığı içinde boğulacak gibi iken! Yeni CHP lafı zihnimize sokulmuştu… Partideki tüm eskilerin hücumu yaşanırken! Neden fark edilmedi? Dört nala koşan 3 atlının sonuca etkisi yok sayıldı! Bugün hâlâ gerçeği farkedemeyenler beyhude parti teşkilatlarını kurcalıyor. Güç onda! Siyasetin üç atlısında… CemaAT… Menfa AT… Tülu AT…
Biri gerçeği söylüyordu. Hayıflandım… Keşke 6 metre uzağa çiş yapabilsem ve keşke o rüzgarı yakalayabilsem! Benim günlerimi de Finans Dünyasının slogan doldursa! O şarkıyı söyleyebilsem!.. Rüzgar nereye? Götür beni oraya!
Yalçın KAMACIOĞLU
Yeni sitemizi beğendiniz mi?