
Uzun, yorucu ve bir o kadar da bunaltıcı geçen günün ardından nihayetinde eve gidip kendimi kanepeye atıverdim. Dışarının nemli sıcağının ardından, klimayla soğutulmuş, rutubetsiz bir ortamda olabilmenin dayanılmaz hafifliği ile televizyonu açıp kapanmak için ısrar eden gözlerime izin verdim. İçim geçmiş. Gecenin bir vakti, açık kalan televizyon sesiyle uyanmaya çalışırken, kulağım televizyondaki belgeseldeki bir cümleye odaklandı; Bohm tarafından yaratılan Hologram Evren Kuramı’na göre, ‘ Evren “gerçekten yoktur”. Ancak tek tek algılamalar sorunda var olur, canlanır. Evren bütünden kopmadan, somut nesneler, cisimler olmak için farklılaşmak ve algılanmak zorundadır. Yani, cisimler aslında yoktur, ancak biz onları algıladığımız zaman var olmaktadırlar, cisim olmaktadırlar.’ Bu durumda, cisimler, biz onları cisim olarak algıladığımız için varlar, ama aslında yoklar…
Mevzu hakkında daha derin ve bilimsel açıklamalar yapılıyordu ki ben kendimi bu kuramın içine dalmış düşünürken buldum. Bilimsel verilere dair somut çıkarımlar dahi, bizim onları algılayışımıza göre var olup olmuyorlar, o halde bunun hayata uyarlamasına göre; Aslında hiçbir şey göründüğü gibi değil, içi farklı dışı farklı. Temeli, bizim onu nasıl gördüğümüzle ilgili…
Hayatın insanı en büyük kandırması,, insanı sadece gördüklerine inandırması. Aslında işin aslı, Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmaması… Zaman, bunun en kesin dört işlem sağlaması, bölmesi- çarpması, toplaması- çıkarması…
Nice zengin insanlar vardır etrafta, altında yatlar katlar, ceplerinde hesabını bilmedikleri paralar. Ay sonunu nasıl getireceğiz tasları yoktur onların, bir de elektriğe, suya yapılan zamların. Sabah uyandıklarında, akşama kadar günün bereketi nasıl olacak acaba diye hesaplamaları, nereden arttırıp da nereye koysam diye ince planlamaları. Gıpta ile bakılandır onlar, derinden iç çekilen. Oysa ne dertleri vardır, dışarıdan bilinmeyen. Kimi amansız bir hastalıkla boğuşmaktadır, dermanı bilinmeyen. Kimi doyumsuz olmuştur artık, asla mutlu edilmeyen. Sahip oldukları milyonları, kaybetme korkuları vardır ve de altında ezildikleri soyadları. Yani onlar, mutlu gözükürken huzursuz bir telaş içindedir. Aslında hiçbir şey, göründüğü gibi değildir.
Nice mutlu insanlar vardır etrafta, yanlarında sevdikleri, kurulmuş düzenleri. Uğruna çalışıp çabaladıkları işleri ve alın teriyle elde ettikleri haklı isimleri, şöhretleri. Dışarıdan bakıldığında her şey doğal akışa uygundur, onlar mutludur. Oysa etraflarında birçok sevdikleri, dostları vardır ama içlerinde kalabalıklar içindeki yalnızlıkları. Sahip olduklarını elde etmek uğruna ertelenmiş planları, sahip olduktan sonra da yok olan umutları. Evleri, eşleri- dostları, yaratmış oldukları imkânları vardır, güvenli, korunaklı. Ve de bu uğurda acımasızca ıskaladıkları hayatları. Dışarıdan mutlu, mesut görünüp keyifleri yerindedir. Ama aslında hiçbir şey, göründüğü gibi değildir.
Dışarıdan ne hissettiği belli olmayan insanlar vardır, onlar hissettikleri gibi davranamamaktadır. Kızsalar da göstermeyen, sevseler de söylemeyen. Ellerinden çok şey gelecekmiş gibi görünen ama hiçbir şey gelmeyen. Sevdiklerine inandıramayan, sevildiklerine inanmayan, bu yüzden de hep suçlanan. Yaşamın yedi katında esameleri okunan ama hissettikleri, yüreklerinin satır aralarında saklı olan, bunu anlayan, çoğu kez de anlayamayan. Onlar, dışarıdan hissiz gibidir, uzak ve katı ve olmayan duygusal yanları. Oysa bu bazen ne büyük yanlış anlama, olay bambaşka görmektir. Çünkü hiçbir şey, göründüğü gibi değildir.
Milletçe kendimizden çok çevremize odaklandığımız, su götürmez bir gerçektir. Sahip olduklarımız değil de olamadıklarımız nedense daha bir değerlidir. Oysaki huzur, uzaklarda değil, hemen içimizdedir. Mutluluk ise varılacak yer değil, yolculuğun ta kendisidir.
Her şey, bizim gördüğümüz gibi, göründüğü gibi değildir. Anın içindeki sonsuzluk da her gözden farklı görünendir. Hayata enerjisini veren, enerji dediğimizde zihnimizde canlanan resim her seferinde farklı bir ressamın fırça darbesi olacaktır. Mesela renklerin dilinin tercümanı yoktur. Dili tercüme eden bazen dilsiz birinin dokunduğu
piyanonun tuşları, bazen sevenin bitmesini istemediğimiz dokunuşları, bazen de Etiyopyalı bir genci rekora koşturan ayakları olacaktır. Herkesin hayata yüklediği anlam farklıdır. Yani binlerce anlamın hayat bulduğu bir sözlük olmayı başarabilmişseniz eğer, sizin için hiçbir şey göründüğü gibi değildir.
Bugün hayat veren su, yarın sizi boğabilir. Girmekten korktuğunuz kovuk, tek sığınağınız olabilir. Sevdikleriniz, bir günde üstünüzü çizebilir, bir günde bağrına basabilir. En yakın sandığınız, sizi her an üzebilir. Ve bir gün, varlığını bilmediğiniz biri çıkagelip sizi, sizden bile çok sevebilir…
Çünkü, Hiçbir şey, göründüğü gibi değildir…
CANSEN ERDOĞAN
Yeni sitemizi beğendiniz mi?