İsminiz ne zaman artık anılmıyorsa bu dünyada, o gün hem ölmüş hem de unutulmuş olursunuz… BARIŞ MANÇO
UNUTAMADIM…
BARIŞ MERHABA ?...
Bizim iller hala sessiz…
Bizim iller hala sensiz sevgili Barış !…
O günü hatırlıyorum da, seni son yolculuğuna çıkaran genç-yaşlı, kadın-erkek, sağcı-solcu, muhafazakar-ilerici çoğunluk seni nasıl da bağırlarına basmışlar, geçeceğin her caddede sel olup taşmışlardı !...
Çünkü sen onlar için bir umuttun, bir “Yol Gösterici”ydin… !...
Sevgiye, barışa, kardeşliğe, birlikteliğe ve de doğrulara sen bir umuttun !...
Tesadüfen, sadece bir şaka ile başlayan “Cumhurbaşkanlığı” adaylığın bir anda nasıl da benimsenip, gündemin başına oturmuştu...
Bugün sana buraları anlatmak, barıştan, sevgiden bahsetmek ne zor biliyor musun Barış ?...
Sana özlemimiz gittikçe büyüyor !... Senin çocuklar büyüdüler, birer genç oldular !... Hatta içlerinde çoğu Üniversiteyi bile bitirdi,,, Evlenenler bile var…
Bizlerse yaşlanıyoruz be Barış !... Aklar ve buruşukluklar artıyor !...
Yaşımızı hükümsüz kılan bir tek yüreğimiz dimdik bizi ayakta tutuyor !...
Bir de onurlu hayat mücadelemiz…
Direniyoruz Barış !...
Çağdaş, demokratik, ödün vermeyen güçlü, laik, tam bağımsız, gerçek bir hukukun konuşulduğu, adaletin bağrımıza kalleşçe saplatılmadığı bir Türkiye için…
Başaracağız bunu Barış !...
Mutlaka başaracağız !...
BARIŞ MANÇO’YU ANIYORUZ…
O Bambaşka biriydi…
Konserleriyle, ilginç saçları, giysi ve takılarıyla, engin müzik ve tarih kültürüyle sadece, kendi deyimiyle kitleleri 7’den 77’ye peşinden sürüklemekle kalmamış, Türkiye elçiliğini dünyanın dört bir tarafına taşıyarak siyasetçilerimizin bile yapamadıklarını başarmış, ülkemize çok az kişilerin becerebildiği nice puanlar kazandırmıştı…
Onu aramızdan ayrılışının 13. yılında sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz…
Çok söylenen ama gerçeği çok doğru vurgulayan o deyişi bir kez daha tekrarlama ihtiyacı duyuyorum…
“Gidenlerin yeri dolmuyor !...”
(Barış, 31 Ocak 2000’de saat 22.30’da Siyami Ersek Hastanesine getirildiği an zaten hayatını kaybetmişti… Reanimasyon çalışmalarıyla hayata döndürmek mümkün olmasa da çok çalışıldı… Elinden gelen bir şey olmamasına rağmen basına açıklamayı yapan hekimin yanındaydım… Üzüntüsünden ayakta zor duruyor ve titriyordu… Koluna girdim ama benim halim ondan beterdi… Barış Manço’nun her yerde ölüm tarihi 1 şubat 1999 olarak geçiyor, ama yanlış… Tıbbi açıklama o saatte yapıldı ama 22.30’da zaten tıbbi deyimle maalesef “Ex” olmuştu… Bu konuyu da bir kez daha hatırlatmak ve aydınlatmak istiyorum…)
İLK TANIŞMAMIZ…
Onunla ilk tanışmamız her ne kadar 1969 ise de gerçek beraberliğimiz 1973 senesinde oldu…
Polatlı’da vatani görevini topçu olarak yapaktaydı…
İstanbul’a izinli geldiği bir gün o zamanın Ses dergisinde karşılaştık !...
Askerliğinin bitmek üzere olduğunu, ve bir konserini yapıp yapamayacağımı sordu !...
İşte belki de ikimizin hayatındaki dönüm noktalarından bir tanesinin böylelikle temeli atıldı !..
SAYISIZ KONSERİNDE İMZAM VAR…
Dile kolay… 1973 - 1988 yılları arasında onun sayısız konserinde benim imzam var !...
En çok konser verdiğimiz sinemalar ise Elmadağ Şan, Beyoğlu Emek ve Suadiye Atlantik’ti…
Türkiye’de gidip, konser vermediğimiz il ve ilçe sanırım bir elin parmaklarını geçmez !...
İLK VE TEK VEKALETNAMESİ BENDEYDİ…
Barış, hayatında sadece bir kişiye vekaletname vermiştir !...
Bu umumi vekaletnamedir, 13 ocak 1976 tarihinde, 1846 sayıyla, Barış Manço tarafından, Üsküdar 2. Noterliği’nden çıkarılarak şahsıma verilmiştir !...
Benden sonra, menajerliğini vefatına kadar, asistanlarım Tamer Şahin ve Melih Erdem yapmaya çalıştılar !...
ACI HABERİ TÜRKİYE’YE VERMEK KABUS GİBİYDİ…
31 Ocak 1999…
Gecenin ilerleyen saatleri…
Acıbadem’de Melih’in evinde oturup,televizyon seyrediyorduk !...
O sırada Nedim Saban’ın TV programından aradılar !...
Konu Türk Pop Müziği idi…
Bir müddet sonra benimle canlı telefon bağlantısı yapacaklarını söylediler…
Bağlantıyı beklerken telefon çaldı !...
Melih’in yakın dostu Sabiha hanımdı (Sabuş) arayan…
Ağlıyordu telefonda !...
Barış’ın o anda durumunun çok kritik olduğunu, kalbinin durduğunu, ambülansla Siyami Ersek Hastanesine kaldırılmakta olduğunu söyledi !...
Şok olmuştuk !... Kapıya fırladık !...
Tam o sırada çalan telefona baktık !... Bir anda kendimi canlı yayında buldum !...
Konuşabilmemin imkansız olduğunu söyleyerek durumun vahametini kısaca özetleyip, beni af etmelerini rica ettim !...
Kısacası Türkiye kötü haberi maalesef ilk benden duydu !...
Melih’in Acıbadem Dörtyol’daki evinden fırladık… Koşmaya başladık… Mesafe500-600 metreydi…
Aklımıza taksi tutmak bile gelmemişti…
Hastaneye vardığımızda, Barış için iş işten geçmişti !...
Reanimasyon servisinde bütün doktorlar tek vücut olmuşlar, bir mucize yaratmak, onu tekrar hayata döndürmek için olanca güçlerini harcıyorlardı !... Ama nafileydi !...
Koca Barış, inanmakta zorluk çektiğimiz, bizi şoke eden bir veda ile aramızdan ayrılmıştı…
Ölüm Allah’ın emriydi !... Ayrılık olmasaydı ?!...
HERKES KONUŞTU, ÇOĞU YAZDI, BEN İSE SUSTUM…
Barış’ın arkasından önüne gelen konuştu…
“Rayting” uğruna her türlü edepsizlik, her türlü haksızlık yapıldı !... Hikayeler, masallar uyduruldu !... Gündemi sanal kahramanlar işgal etti, iğrendim !...
En önemli sırdaşlarından biri bendim !...
Susmayı tercih ettim !...
Bazılarını halkla paylaştım !...
Ama benimle mezara kadar gidecekler vardı !...
Muhittin Kocabaş Melih Erdem Savaş Manço
ÇOK ÖZEL KİŞİLERİ…
Barış’ın çok özel kişileri vardı…
Kendimi pas geçiyorum, ona başkaları karar versinler, Babası Muhittin Kocabaş, ağabeyi Savaş Manço, emektarı, asistanım, benden sonrasında da Melih Erdem başı çekiyorlardı…
Basınla çok iç içeydi… Her şeyi açıkça paylaşırdı…
Ama içlerinde en güvendikleri o zamanın tek müzik dergisi HEY’in Yazı İşleri Müdürü Hulusi Tunca, Deniz İzgi ve Nurcan Sabur ile Milliyet Gazetesi Müzik Müdürü Haluk Aktar’dı…
Nurcan Sabur, Hulusi Tunca ve Hasan Uğur Epirden
DAĞLAR DAĞLAR KONSERİ…
Sene 1974…
Şan Sineması…
Tarihi “Dağlar Dağlar” Konseri…
Resmen bir milat…
Askerden döner dönmez verdiği ilk konserdi…
O zamanlar Saint-Michel Mezunlar Derneği’ni kurmuşuz, Başkanım…
Derneğimiz için ertesi gün imzaladığı o konser fotoğrafı…
Müzikseverler konserde “Dağlar Dağlar”ı tam 4 kez söyletmişlerdi…
Söyletmişlerdi söyletmesine de sinemanın işleticilerinden Garbis ve Onnik beylere konser süresini aştığımız, arkasındaki film seansına tacizde (!) bulunduğumuz için bizden kira farkı istemişti…
Beyoğlu Sinemalarının kiralarının astronomik oluşu, Fitaş’ın fiyatının ise bizim CEM KARACA-MOĞOLLAR konseri sonrası, gördüğü ilgiden dolayı ikiye katlanmış vaziyeti, bize alışılagelmişin dışında bir yer aramaya zorlamıştı !..
Aranan yer bulundu !... Şan Sineması…
O zamanlar çift Türk filmi oynatan Şan sinemasında, sadece pazar günleri saat 11.00’de İstanbul Radyosu tarafından yayınlanan Münir Nurettin Selçuk Konserleri ve sair günlerde suarelerde İdil Biret, Suna Kan gibi klasik müzik virtüözlerinin konserleri dışında, hele Türk pop müziği dalında hiç konser olmamıştı !...
İlk olarak bu geleneği Barış ile biz bozduk !...
İşte ünlü “Dağlar Dağlar” konseri bu şekilde gerçekleşti…
1974 martında hafta içi, bir çarşamba günü olmasına rağmen 700 kişinin geldiği konserin en önemli yanı Kurtalan Ekspres’te Nur Moray ve Engin Yörükoğlu yan yana, çift davul çalmaları, ayrıca Ohannes Kemer, Murat Ses Celal Güven gibi önemli elemanların yer almasıydı !... Barış bu konsere perukla çıkmıştı !...
“Dağlar Dağlar”ın yanı sıra, “Ölüm Allahın Emri”, “Ağrı Dağı Efsanesi” ve “Lambaya Püf De” de hayli ilgi görmüş ve bu parçalar tam 3’er kez “Bis” (Tekrar) yapmıştı !...
FUTBOLDA GALATASARAY – FENERBAHÇE
KONSERLERDE CEM – BARIŞ REKABETİ…
Bir süre hem Barış Manço’nun, hem Cem Karaca’nın solo konserlerini yaptım… İkisi çok iyi dosttular, ancak iş konser konusuna gelip, dayanınca, sıkı rakiptiler… İkisinin de konserlerinin biletleri günler önce bitiyor, karaborsaya düşüyordu… Bir ara stat önündeki Karaborsacılar konser verdiğimiz sinemalara dadanmışlar, resmen illegal bir sektör oluşturmuşlardı…
Bir gün iki sanatçımı da Moda’da bir çay bahçesinde bir araya getirdim… Bir sürprizim vardı onlara… Ama nasıl karşılayacaklarını da doğrusu çok merak ediyor, heyecanlanıyordum…
Demli çaylarımızı yudumlarken, keyifli bir muhabbetin ortasında, “Tam zamanı…” dedim ve planımı masanın üzerine yatırdım…
“İkinizin de müthiş seyirci potansiyeliniz var ?... Gelin, Spor ve Sergi Sarayı’nı (Şimdilerin Lütfü Kırdar Kongre Merkezi) kiralayayım… Bir potanın (Basket potası) altına Moğolları, diğer potanın altına da Kurtalan Ekspresi koyalım… Cem, bir sen söyle, Barış bir sen söyle… Finalde de ikiniz Aşık Veysel söyleyip, kol kola final yapın ?... Ben de afişleri asar asmaz bir keratalık yaparım, kimin daha güçlü ve iyi olduğu konusunda ortalığı kızıştırırım, ha ne dersiniz ?...”
İkisi de bir an, elleri silah kabzalarının üzerinde, Teksas kovboyları gibi birbirlerini sert bakışlarıyla gayri ihtiyari süzdüler…
Aynı anda, “Tamam, varız ya !...” dediler…
Sonra ne mi oldu… Biri ertesi gün yan çizdi…
Kim mi ?...
O da bana kalsın ?...
Paylaşacağım düşüncem, ikisinin de birbirlerine kolay kolay galip gelemeyeceğiydi… Penaltı atışlarında bile ?...
Nur içinde yatsınlar…
BURHAN FELEK’TE BARIŞ RÜZGARI…
Sene 1988…
Burhan Felek Spor Salonu…
Çalıştırdığım Kınalıada A ve Genç Takımları arasında antrenman maçı…
Barış, elinde koca bir kutu baklava kapıdan içeri girerek sürpriz yapıyor…
Hatta ilk servisi ona attırıyorum… Tabii ki sonuç attığı servis karşı sahaya geçiyor ama bir farkla… Filenin altından…
NOTRE DAME DE SION’DA ŞAMPİYONLUK KONSERİ…
“Siz şampiyon olun, söz okulunuza gelip, konser vereceğim !...”
Bu sözler Barış Manço’ya aitti…
Kızlarım da şampiyon olunca iş başa düşmüştü…
Notre Dame De Sion’da yer yerinden oynadı… Üzerlerine çıkmaktan iskemleler parçalandı… Ağırbaşlılıklarıyla ve otoriter tavırlarıyla iç içe olduğumuz o “sör”lerin (Rahibeler) coşkusu görülmeye değerdi… Resmen kendilerinden geçmişlerdi… Barış onlara Fransızca espriler yapıyor, aralarına giriyor, hoplatıyor, zıplatıyordu…
Konser sonrası voleybolcu kızlarım, Barış ağabeylerini aralarına almışlar, bu günü yukarıdaki gibi ölümsüzleştirmişlerdi…
HER ZAMAN EŞKİYA YOL KESMEZ !...
Yıl 1997…
Afyon konserine özel otobüsümüzle giderken,
Bolvadin yolunda sabaha karşı önümüzü atlı arabasıyla köylü Mehmet Emmi kesti… İllaki “Barış’ı görmeden yolu açmam !...” diyor… Baktık olacak gibi değil, arkada yaptığım yatakta uyuyan Barış’ı kaldırmak zorunda kaldım…
Böylelikle Afyon vizesini (!) almış olduk !..
Tarafımdan bu fotoğrafla tarihi an (!) saptanmış oldu…
Mehmet Emmi’nin duruşuna, havasına bakar mısınız ?...
SİİRLERLE DOLU BİR GECE…
Yukarıdaki fotoğraf 1992 yılında, İstanbul Arnavutköy Gourme Bar’daki şiir resitalimden alınmıştır… Aynı gece tüm sevdiğim dostlarım, voleybolcularım ve kıymetli sanatçı dostlarım beni onurlandırmışlardı…
Kimler yoktu ki ?...
Voleybol ailemizden rahmetli Deniz Esinduy,rahmetli Değer Eraybar, zamanın Voleybol Federasyonu Asbaşkanı Ümit Yaşar Gürses Paşa, Aydın Yolaç, Orhan Utkan, Enver Bağlarbaşı, Gazeteci Ömer Üründül, Türk Edebiyatının saygın isimleri, rahmetli Turhan Oğuzbaş, Tarık Gürcan, Ercüment Uçarı, sanatçı dostlarım Barış Manço, Ajda Pekkan, Ersan Erdura, Gül Erda, Gülten Evren, Erkan Özarman, Atilla Şereftuğ, 1986 Eurovizyon 1.cisi Daniela Simmons, Coşkun Demir, Fatih Mühürdar ve daha kimler, kimler…
MÜZİK DİPLOMAM…
İşte müzik diplomam…
Hürriyet Gazetesi ve o zamanların en büyük magazin gazetesi olan Hafta Sonu’nda tam sayfa yayınlanan menajerlik ilanı…
Daima “Müzik diplomam” olarak duvarımda asılı kalacak ve en hep gurur duymaya devam edeceğim……
VE… HAZIRLAYIP SUNDUĞUM ANMA PROGRAMI…
Barış Manço’nun aramızdan ayrılışının 1. yıldönümünde, 31 ocak 2000’de ETV’den tam 5 saat 26 dakika ara vermeden naklen yayınladığımız, hazırlayıp sunduğum, Kurtalan Ekspres, Lale Manço, Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, Cem Karaca ve çekirdek kadroyu oluşturan dostlarının yanı sıra telefonla da Sezen Cumhur Önal, Erol Büyükburç, Metin Ersoy katıldığı programdan Kurtalan Ekspresi’nin en önemli vagonlarından biri olan Celal Güven ile yaptığım söyleşi anı…