KUL–ERİ DEMOKRASİ!
Enflasyon iki haneli rakamları yükselmiş ve14 milyon 400 bin işsizimiz olmuş…
Maşallah!
Temeldeki sorun bu değil mi?
Gazetelerde gereği gibi mi verilmiş?
Neyi nasıl yazmışlar gazetelere bir bakayım dedim...
Bana göre durum deprem kadar sarsıcı.
Buna rağmen şok şok şok alışkanlığı içinde kafes balyoz çekiç kerpeten vakaları gibi bu haber yeterince ilgi görmemiş ve tüm başlıkları yerinden etmemişti!
İşsizlik önemli değil demek ki!
(Normal sarsıntılar için! Gazetelere bakmama gerek kalmıyor... Bir süredir pembe veya koyu pembe dizilere takılıyorum. Onların yalanları hem zararsız hem baştan tatlı son garantisi var!)
Sağ olsun sağcı ve yağcı gazeteler “Başbakan patrona telefon eder mi acaba korkusu içinde olacaklar ki görmezlikten gelişler. İşsiz sayısı onları ırgalamıyor gibi. Hemen her yıl 14,4 milyonluk bu orduya 900 bin işsiz daha eklenerek büyüdüğü demek ki önemlide değil. Veya küçültebildikleri ölçüde küçültmüşler. Böylece bizim işsizlerimizin acısını duyma imkânı da ortadan kalkmış!
Onların kulaklarında, zihinlerinde başka bir ordu var ya?
İşsizlik ordusuna bakmamaları belkide bundan!
Varsa yoksa günah keçisi TSK...
Gündemin ilk sırasına yerleşen aktüel isim 3’üncü Ordu Komutanı Orgenaral Saldıray Berk.
Kumandan aşikâr bir şekilde eksi 21 derecede askerlerinin başında dere tepe aşıyor tatbikatta, dağda.
Gizli tanıkların yeşerdiği düz ovada hazırlanan iddianame ile hakkında silahlı terör örgütü kurmak (TCK’nın 314/2), 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 5, TCK’nın 53 ve 58-9 maddeleri uyarınca 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
Deniz Baykal da gizli tanığı aşikâr etmeğe çalışıyor: “Gizli tanık. Gizli tanık olabilir. ABD’de de var ama Türkiye’de iş çığırından çıktı. Ergenekon’da kimin gizli tanık olduğunu biliyoruz. Ablasının katili, yeğenini fuhşa sürükleyen biri. Erzincan’da gizli tanık. Delil toplama işlemi yerine delil ithal ediliyor. Başbakan yardımcısı telefon açıyor. “tahliye et” diyor. İstanbul’da bir hâkim “üzerimde kurumsal baskı var” diyor. Habur’daki rezaletin bir hâkim ayarlamasıyla gerçekleştiği ortaya çıkıyor. İktidar hukukun ırzına geçerken suçüstü yapılmıştır”.
Ülkemin sergilerdiği çelişkiler yumağını kavrama noktasında sıkıntım büyüyor...
Ne ileri ne geri…
Mantığım siyah ile beyaz arasında sıkışmış!
Özgürlükler için mücadele veren! Başbakan Medya patronlarına: “O kadroyu sen oluşturuyorsun. Gazetenin yayın politikasını sen belirliyorsun. O yayın politikasına uymayan adam orda nasıl duruyor. Bir dükkân açıyorsun. İyi çalışmayan bir tezgâhtarı orada tutar mısın? Bizimle de gelip bunları konuşma. Lütfen gelip bizimle konuşmayın, bizden isim istemeyin dedim. Şu ana kadar kimse “Başbakan isim verip şunu at dedi” diyemez. Siz patron olarak ortaya çıkan üründen memnun değilseniz o sizin sorununuz. Söylemek istediğim bu “bana beni dinlemiyorlar diye gelme… Maaşını sen veriyorsun... Yazdıklarından da sen sorumlusun…” diyor. Model, “ileri demokrasi” mi oluyor?
Böyle bir demokrasiyi kavrayabilsem… Dert etmeyeceğim!
Unutulanları unutabilsem ne mutlu bana…
İstanbul Valisi koltuğunu iyice ısıttığı yıllar içinde ne zaman Taksim meydanında yürünmek istense “Yassakkk” deyip küplere biniyordu!
Hayret “28 Şubat’ı protesto” edenlere ses çıkarmadı. Yasak da demedi!
“Gösteri ve mitinglere kapalı meydanlar” açıldı mı?
Yoksa kimin tayfasına açıldı?
Kurallar siyasi görüşlere göre değişmiyorsa Sayın İstanbul Valisi 1 Mayıs ta işçilere geçen yılların sertliği ile HAYIR diyebilecek mi?
Değişmesi gereken yasalar mı?
Hayır... Kafalar…
Yasaların tümü tü kaka...
Hele Anayasa!
Bu Anayasa doğurgan!
Ha bire hamile kalıyor. Sorun üzerine sorun doğuruyor…
İş yapmamızı engelliyor. Değiştirile…
Nasıl?
Meclis matematiği referandumla arkadan dolanıla!
Sandalyeler şöyle dağılmış.
AKP: 337, CHP: 97, MHP: 69, BDP: 20, Bağımsız: 11, DSP: 6, DP: 1, Türkiye Partisi: 1...
175. maddeye göre, Anayasanın referanduma gitmeden değiştirilebilmesi için 367 milletvekilinin oyu gerekiyor. 330 ila 367 arasında oyla kabul gören Anayasa değişiklikleri ancak referandumda geçerli oyların yüzde 50’sinden 1 fazlasını alırsa yürürlüğe girebiliyor.
Kısaca 20 milletvekili ile BDP AKP’nin gözünde çözümün yıldızı.
Bunca gayret bunca entrikaya değer mi?
Bizim Anayasalarla hep saıkıntımız olmadı mı?
Hazır siyasi büyüklerimizin aklına düşmüş bu iş…
Köklü bir çözüm olarak ANAYASAYI kaldırıp yerine şartlara ve günümüze ve de ben yaptım oldu alışkanlıklarımıza uygun bir BABAYASA yapalım...
Bakın işleri babalar gibi nasıl yoluna koyarız.
İleri demokrasiye de varmış oluruz.
İşin aslı çıkar ortaya.
Bugün ileri demokrasi diye diye sinsice bir gidişle Kul-eri sistemine kaykılıyoruz.
Bu işin adını açıkca koyar, istikametimizi belirleriz...
Marş, marş!
KUL-ERİ DEMOKRASİYE…