İlimizin ve İlmimizin Soykırımı ve Tarihten Ders Almayanlar…
Azerbaycan’ın değerli bilim adamlarından, Prof. Dr Adil Babayev’in kaleme aldığı İLİMİZİN VE İLMİMİZİN SOYKIRIMI adlı eseri Sovyet işgalinden sonra Azerbaycan halkının başına getirilen oyunlar, yapılan haksızlıklar ve en önemlisi halkın önde gelen aydınlarına uygulanan “yok etme” politikasının gerçek yüzünü göstermektedir.
28 Nisan 1920,18 Ekim 1991yılına kadar Sovyet-Bolşevik rejimi, Azerbaycan Türk’üne yapılan haksızlıklar, bu halkın tarihi kimliğini yok etme çabası, insanlığa aykırı tavırları hafızadan silinmeyen izlerini bıraktı.
İşte, bu gerçekleri göz önüne alan değerli yazar yapmış olduğu araştırmasında Azerbaycan halkının kalbinde, gönlünde yaşayan aydınların kimliklerini açıklamış, onların yaşam dünyalarına, hayat hikâyelerine aydınlık getirmiştir. Bu aydınlarımız kendilerine has yerleri bulunan, ölene kadar Azerbaycan ilmini yaşatan, düşman önünde baş eğmeyen, kimliklerinden taviz vermeyen kahraman Azerbaycan evlatlarıdır ki, bu gün biz de onların adını saygı ile anıyor ve ruhları önünde baş eğeriz. Bu aydınlar Azerbaycan ilminin gelişmesinde, yeni, çağdaş bir neslin yetişmesinde mücadele etmiş, bilimsel çalışmaları ile dikkatleri üzerlerine çekmişlerdir. Yılmadan, korkmadan tarihimizin, dilimizin, alfabemizin gelişmesinde, kültür ve medeniyetimizin korunmasında tüm güçlerini ortaya koymuşlardır. Ama ne yazık ki, onlar yaşadıkları memleketlerinde, öz vatanlarında çektikleri çileği anlatmakta güçlük çektiler, dertlerini anlatamadan dünyalarını değiştirdiler. Ne yazık ki, bu insanların yok edilmesinde “sapı kendinden olan” işbirlikçiler sayesinde gerçekleşmiştir.
Bu gün bütün dünyaya Türk’leri “barbar” olarak tanıtmağa çaba gösteren, sözde “soykırım” iddiası ile dünya basınında yerlerini bulan Ermenilerin Azerbaycan Türklerine yaptıkları insanlık dışı uygulamaları aynı dünya ve aynı basın görmezden geliyor. Arkalarına Rusya ve Batı’yı alan Ermeniler Türkleri temizleme kampanyasının öncülleri olmuşlar ve olmaktadırlar. Azerbaycan Türklerine XX. asrın başlarından itibaren Ruslarla işbirliği içinde bulunan Ermeniler, onların gücü sayesinde Azerbaycan’ın bütün önemli yerlerine kasten yerleştirilerek, yarının işgal bölgelerine sahip çıkmışlardır. Bir milletin yok olması için önce onun önde gidenlerini, aydınlarını, bilim adamlarını, yol gösterenlerini yok ederler. Çünkü avam ve cahil milleti idare etmek çok kolay olur. Bu prensibe sahip olan Rus şovenlerinin Ermeni işbirlikçileri ile birlikte Azerbaycan aydınlarını “yok etme “politikasın uyguladıkları zaman, halk olayları suskunlukla, korku içerisinde izliyordu. Her kesin kapısında tehlike çanları vardı. Yarına sağ ve selamet çıkacaklar mı? Sorusu onların rahatını bozmuştur. Karşı çıkanların akıbeti daha kötü idi. Onları aileleri ile birlikte yok edebilirlerdi. Bundan dolayı kimse kimse ile görüşmezdi. Her kes biri birini takip ediyordu. Rus istihbaratı KGB istediği kişiyi, istediği an götüre bilirdi. Bu bir gerçek terör idi.
Prof. Dr Adil Babayev’in “ İlimizin ve İlmimizin Soykırımı” adlı eserinde Azerbaycan Devlet Tehlikesizlik Teşkilatının Arşivinde uzun yıllar çalışmış ve ilginç arşiv belgeleri ile karşılaşmıştır. Onun yapmış olduğu incelemeleri okudukça insanın kanı donuyor. Sayısız hesapsız yargısız infazlar bir çok ailenin tamamen yok olmasına neden iken, çocuklarına uygulanan “Vatan haininin çocuğu” damgasının o çocukların hayatlarının kaymasına, geleceklerinin yok edilmesine getirip çıkarıyordu.
Kitapta şu satırlar yer alıyor:
“Azerbaycan’ın öğle bir bölgesi yoktu ki, orada Sovyet rejiminin gaddarlığına karşı tepkiler olmasın. Bundan dolayı Moskova’nın bizzat gösterişiyle 29 Mayıs 1921’de Azerbaycan Halk Komiserliği Sovyet’inin kararı ile Azerbaycan Fevkalade Komisyonu başkanı dâhil Bolşeviklerin vatanımızın özgürlüğü ve bağımsızlığı uğrunda mücadeleye katılanlara veya bu işe rağbeti olanlara karşı amansız bir darbe aleti olarak ‘fevkalade üçlük’ adı altında bir kurum yaptı. Halkın bu kadar önde geleni varken kaçak, bandit/ eşkıya, hırsız gibi isimler altında yakalanan insanlarımız böyle bir damga altında mahvediliyordu. Bu “üçlüye” ise yargısız infaz emri verilmişti. Onlar da aradan kaldırmak istedikleri kişileri yakalayarak onlara “kaçak” , ”eşkıya” , ”hırsız” , ”vatan haini” adı verilerek çeşitli cezalar uygular, halka bu yolla gözdağı verirdiler. Bölgelerde“fevkalade üçlüklere” yakalanan kişilerin yaptıklarını inceledikten hemen sonra soruşturma sonucu direk olarak Yüksek İnkılâp Mahkemesine ve Azerbaycan Fevkalade Komisyonuna gönderilmesi salahiyeti de verilmiştir. İlçe “üçlükleri” ise görevlerini aşarak kendileri karar verir, kendileri günahsız insanları kurşuna dizerlerdi.”
Arif Babayev arşivlerden elde ettiği bilgileri titizlikle inceleyerek Ruslar tarafından şımartılmış Ermenilerin Azerbaycan Türklerine yaptıklarını belgelere dayanarak ortaya koymuştur. Soyadlarının sonunda yer ele “yan” ekleri ile bilinen Ermeniler yani “yanlar” tarih boyu Azerbaycan Türklerinin hayatı ile oynamış, toplumun her kesiminden olan günahsız, masum insanların yok edilmesi için her tür kötülüklere el atmışlar. “Üçlüklerin” şahitleri, görgü tanıkları, savcıları, hâkimleri, avukatları, hatta sekreter ve icra memurları da kendilerinden ibaretti. İşte bu “yan”lar Azerbaycan tarihin taş sayfasında sayısız hesapsız kanlı izler bırakmışlar. Karar makinesi ellerinde bulunan “yanlar” Azerbaycan Türklerinin ekmeğini yemiş, sularını içmiş, toprağında kendilerine yuva bile kurmuşlardı. İnsanlık kurallarından, insanlık duygusundan uzak kalmaları bu kadar iyilik karşılığını tarihin sayfalarına kanlı izler bırakmakla yetinmişler.
Galstayanlar, Avanesyanlar, Badalyanlar, Makaryanlar, Grigoryanlar, Ohanesyanlar… Vicdanlarını, insanlıklarını kayıp etmiş bu “yanlar” Rus ağabeylerini de sırtlarına alarak Azerbaycan’ın Tehlikesizlik Teşkilatlarına kadar kök salmışlardır. Onların Azerbaycan Türklerine yapmadıkları, uygulamadıkları işkenceler, hakaretler kalmamıştı.
Onlardan bir kaçını tanıyalım…
Azerbaycan’ın tanınmış bilim adamlarından:
Veli Huluflu:
Tarih Enstitü’nün direktörü, edebiyat, dilcilik alanında 10 kitabın yazarı, Azerbaycan İlminin gelişmesinde müstesna yeri olan bir bilim adamı, 43 yaşında. Görgü tanıkları Galstyan, Avanesyan’ın iştiraki, Badalyan’ın sekreterliği ile 11 Ekim 1937 de kurşuna dizilmiştir.
Bekir Vahaboğlu Çobanzade:
Azerbaycan filolojisi, terminolojisi, orfografyası, alfabesi ve diyalektolojisi alanında önemli çalışmalara imza atmış diğer bir bilim adamı. 200 den fazla ilmi çalışması bulunan, Türk-Tatar diyalektolojisi, Türk dili ve Türk Grameri kitapları ile hafızalarda kalan 15 kitabın yazardır. 12Ekim1937’deMakaryan’ların, Grigoryanların, Galstyanların, Ohanesyan ve Badalyanların kurşunlarına hedef olmuştur.
Yakup Ferecoğlu Aliyev:
Azerbaycan Devlet Universiteti Dilcilik Bölümü başkanı: Savcı Aruşanyan’ın hükmü ile tutuklanmış, 1959 da Dâhili İşler Bakanlığının hapishanesinde ölü bulunmuştur.
Abdulla Mehmetoğlu Tağızade :
Azerbaycan Pedagoji Enstitüsünün Dilcilik üzere bölüm başkanı, Devlet Tehlikesizlik Teşkilatı tarafından görevli astsubay Horen Grigoryan tarafından tutuklanıyor. Bütün bilimsel çalışmaları yakılır. 3 Ocak 1938 de kurşuna dizilir…
Sayı burada bitmiyor.
Klasik edebiyatın bilicisi, Şark edebiyatının üstadı Akrem Sefteroğlu Caferov( Akrem Cafer), Halit Sayit Hocayev, Kulam Kerimoğlu Bağırov, İdris Meşhedi Zamanoğlu Hasanov, Abdulla Mehmetoğlu Şerifov…
Azerbaycan halkının kalbinde sonsuza kadar yaşayacak, bu milletin tarihinde silinmez izleri ile her an anılacak, hafızalardan silinmeyecek bu bilim adamlarının yaşamına son veren, onları insanlık dışı işkence ile yok eden Zaryanovlar, Yemelyanovlar, Matuleviçler, Markaryevler, Nasipyanlar, Avanesovlar, Gukasyanlar, Grigoryanlar Türk milletinin laneti ile anıldıkları da bir gerçek…
DEDEMLE KARŞILAŞTIM
Hep Büyük Ermenistan hayali ile yaşayan Ermeniler ve onların Rus ağabeyleri Kafkaslara hakim olma sevdası ile her 20, 30 sene düşünerek yeni senaryolar üreterek komşu topraklarına saldırıda bulunmayı ihmal etmezler.
Komşularla iyi geçinmek yerine onların toprağına, tarihine göz diker, büyük devletlerden güç alarak kendilerini ve tam tersi Dünya kamuoyunu yanıltmakla bir yere varacaklarını zan ediyorlar. 1905 yılından bu güne kadar süren tatsız komşuluk büyük faciaları da peşinde getirdi.
XX. asır Azerbaycan tarihinde acı ve mutlu yıllarla dolu olan bir asır olarak hafızamıza yerleşti. Acılarla dedim. Bu komşu ihanetine maruz kalan bir milletin yaşadıkları açılardır. Komşu dediğim ise bu gün dahi gündemden düşmeyen, büyüklerin şemsiyesi altında beslenen Ermeniler, Ermeni milliyetçileridir.
Dünyayı sözde “soykırım” iddiası ile ayağa kaldıran Ermenilerin Türklere yaptıklarına dünya kamuoyu halen de sessizlikle, görmezlik ve duymazlıkla tepki gösteriyorlar. Hâlbuki yaşanan olaylar ve onları gerçekleştiren oyuncular halen de sahnededirler. Biz ise kendi yaşadıklarımızı anlatmakta güçlük çekmekteyiz.
Dedemi görmedim. Ama onu hep hayal ettim. Akrabalarımızın, onu tanıyanların anlattıklarını dinledikçe hep onunla onur duydum. O dedenin torunu olduğum için de mutluluğum bir başka olmuş ve olmaktadır.
Her bir Azerbaycan ailesi gibi biz de aynı acıları yaşadık, anılarımızla hayata sıkı sıkı bağlandık.
Prof. Dr Adil Babayev’in “İlimizin ve İlmimizin Soykırımı” kitabını incelerken dedemle karşılaşacağımı hayal bile edemezdim. Kitabın 190’cı sayfasını okuduğum zaman şaşkına döndüm. İnanamadım. Çünkü dedem hakkında tarihi bilgilere ulaşmıştım. Heyecanlıydım. Babam rahmetli Zihralı’nın sözlerini hatırladım. Babam babası hakkında: ”Onun Nahçıvan’da sevilen kişilerden birisi olduğunu annem ve akrabalarımızdan, yakınlarımızdan duymuştum. Yardımseverliği ile tanınıyormuş. Türkiye ve İran’la iş bağlantıları varmış. Türkleri çok severmiş. Rusların gelişleri gibi, gedişlerinin de çabuk olacağını korkmadan, ürkmeden her kese söylermiş. Kanla kurulan bir devletin sonu olmaz” dermiş.
O zaman babam çok küçüktü. Altı aylığında idi. Babası hakkında lise son sınıfa kadar bilgisi yoktu. Gerçek babasının kimliğini geç öğrendi. Dedem Bahşali de Ermeni “üçlüklerinin”nin kurbanı olmuştur. Böyle katliamları yaşamış olan bir halkın hafızasından dedelerinin, ninelerinin başlarına getirilen olayları silinmesi kolay olmasın gerek. Bu yolda kimler gitti kimler kaldı ve yaşayanlar nasıl yaşadı? Stres ve korku sağ kalanların hafızalardan silindi mi? Yoksa her gece sabaha kadar “ acaba sıra kimdedir?” diye heyecanlı bakışlar altında yarınları korku içinde beklemekle bu güne ulaşmanın yollarını aramadılar mı? Aradan yıllar geçse bile birçokları halen de o günlerin stresini taşımaktadırlar. Ele bir aile yok idi ki, evinden, yakınından birisini, ikisini ve ya tüm bir aileyi sürgün veya hapis adı altında alıp götürmesinler. Babam 76 yaşında Allah rahmetine kavuştu.
Buna rağmen o günlerin korkusu ve heyecanını iç dünyasından hiçbir zaman silememişti. Çünkü o da aynı olayın kurbanlarından birisi idi. Tabii kendisi değil babası 1930 kurbanlarından idi.
O da “vatan haininin” çocuğu adını taşıyacaktı, eğer babaannem zaman kayıp etmeden başka birisi ile evlenmeseydi. Evet, altı aylık çocuğunu kurtarmak namına babaannem kocasının ölümünden hemen sonra daha bir evlilik yaptı ve babamın baba adı ve soyadı değiştirildi. Kızı Fatma ise küçükken evlendirildi. Halam Fatma ilk evladı olduğu için babamdan büyüktü. Babası ile bağlı hatıraları çoktu. Babaannemin başka bir çaresi kalmamıştı. Değerli yazarımız Prof. Dr. Adil Bababyev’in “İlimizin ve İlmimizin Soykırımı “kitabını incelerken rahmetli dedem hakkında karşıma çıkan çalışma beni mutluluk gözyaşına tuttu. Bu benim için beklenilmez ve hayatımın en heyecan verici anı idi. Düşünebiliyor musunuz? Aradan75 sene geçecek ve sen şimdi deden hakkında bilgi elde edineceksin.1930lardan itibaren yalnız Bakü”de değil, Azerbaycan’ın diğer il ve ilçelerinde de “yanların” yaptıkları cinayetlerin sayısı hesabı olmadı. Onların sayesinde Devlet Tehlikesizlik Teşkilatında (DTT)200 den fazla Azerbaycan Türkünün hayatı son bulmuş ise bunun nedenini arayan kimse bulunamadı. Hal böyle iken Azerbaycan DTT da karar makineleri Ermenilerin elinde olduğu halde Ermenistan DTT de bir Türk’e rast gelmek imkânsızdı. Odur ki, bu “üçlü yanlar” Azerbaycan köylerine kadar uzamışlardı. 1930 da Nahçıvan’ın Erefse, Erezin, Hanağa, Nehecir ve diğer köyleri Ermeni istihbaratçılarının yüzünden ne gibi facialar yaşadığını her kes iyi biliyordu. Yapılan köylü hareketi cinayet sayıldığı için birçok kişiyi tutuklamış, kurşuna dizmişler.
Dedem bahşali adına 270 sayılı bir cinayet dosyası açılmıştır. Dosyada yerleştirilen madde şu cümlelerle başlamaktadır. “…Nahçıvan köylerinde, Nahçıvan’da Sovyet hâkimiyetini devirmek için isyanda aktif iştirak etmiş ve silahlı isyana, eşkıya gruplarına başçılık etmiştir. Köylüler arasında anti Sovyet propagandalar yapmıştır.”
Bu cinayet işi 4 ciltli dosyadan ibaret olmuş, Milli Tehlikesizlik Bakanlığının arşivinde 30831 nolu dosyada korunmaktadır… “Fevkalade üçlüklerin” uyguladıkları en ağır yöntem ise kurşuna dizilmeğe mahkûm ettikleri kişilerin ölüm haberlerinin yakınlarına bildirilmemesidir. Zaten yakınlarına, çocuklarına verilecek cevap belli idi. Her kese aynı cevabı vermekle yetiniyorlardı. Belgede şu cümleler yer alıyordu.”Sizin falanca ceza esnasında enfarktüs sonucu ölmüştür” Böylece sayısız hesapsız insanımız halkın bilgisi dışında kurşuna dizilir, her tür işkenceye maruz kalıyordu. İşin en ilginç tarafı bu tür olayların ölen kişilerin kendi vatanlarında cereyan etmesi idi.
Rahmetli dedem Bahşeli de böyle bir olayın kurbanı oldu. 35 yaşı vardı. Her kesin sevip saydığı bir insandı. Haklının yanında idi, haksızı af etmezdi. Halktan birisi idi, haksız saldırılarla çok mücadele etmişti. O da diğer vatanına düşkün kişiler gibi Vatanın bağımsızlığı için az mücadelede bulunmamıştır. Tabii onun bu aktif hareketi çoklarının rahatsız etmişti. Peşinde idiler. Yakalamakta zorluk çekiyorlardı. Sonunda “sapı kendimizden” olanların eli ile yakalanır. Bir gece misafirliğe davet edilir. Gittiği evde ablukaya alınır. Cinayet işi yine “yanlara” yani Arto Avanesyan’a verildi.
Hazırlanan dosya ise “fevkalede üçlüğün” elinde idi. Üçlüğün başkanı İ. Veliyev, üyeleri Yakubov ( Az. BSİ Nah. Şube reisi), Nikişev (41 nolu Nahçıvan sınır bölük başkanı)
Dedem hakkında yazılanlar ise şunlardı:
30.09.1930 senesinde çıkarılan karar:
Bahşali Aliakperoğlu Yusifov, Hanağa köyü, 35 yaşında köy kooperatif işçisi, tarafsız, orta eğitimli, evli. Mart olaylarında Hanağa isyancılarına, aynı zamanda Erezin grubuna da önderlik yapmıştır. Kendi grubu ile Erezin savaşında aktif yer almış, Ebrekunis köyünde (dağ tarafında), Hanağa köyünde ise köy Sovyet’i binasının kapılarını kırmış, evrakları, belgeleri yırtmış ve atmıştır. “Daha yeni hükümet olacak” ifadesini kullanmıştır.
Bu hareket yenildikten sonra ortaya çıkmış, yine de eşkıya grupları ile ilişki kurmuş, köylüleri onları korumaya çağırmıştır. Böylece, köylüleri kendi etrafına toplayarak onları da eşkıya sıralarına katılmaya davet etmiştir. Bundan dolayı aynı köyde silahlı muhafıza olmadan ilçe şubesi çalışanlarının bir yerlere gitmesi imkânsızdır. Yukarıdaki deliller şahit ifadeleri ile onaylanır.
Bu Arto Avanesyan’ın bir kişi hakkında verdiyi karardı. Aynı gün ( 30.09.1930) çıkarılan bu karar daha 19 kişiye uygulanmıştır.
01.X.30 Dosya. N0: 11
1.Bahşeli Aliakperoğlu Yusifov,35 yaş, Hanağa köy sakini, memur, tarafsız, orta eğitimli. Mart ayında silahlı isyana öncülük , “ anti Sovyet” propagandası yaptığı için, ayni ilçede eşkıyanın yayılmasında aktif rol oynadığı için, köyde anti Sovyet elementler ve ağalar arasında nüfuz sahibi olduğu için kurşuna dizilsin.”
Dikkat edersiniz karar bir gün ara ile uygulanmıştır. Arto Avanesyanlar ellerine geçen bütün fırsatları böylece ve anında gerçekleştirmişler. Dedem başına gelecekleri çok iyi biliyordu. Kendisi gibi kaç kişinin başına getirilen olaylardan haberi vardı. Kurşuna dizileceği hakkında karar okunduğu zaman gülerek geçmiştir. Çünkü o insanları iyi tanıyordu. Kendisi zaten bir polis memuru idi. Sovyetlere hizmet etmekten imtina etmişti. Hapishanede iken ölüme gitmeden önce ona bir elma verilmişti. O verilen elmayı yememiş, içini oymuş babaanneme gazete köşesinde bir şeyler yazmış ve elmanın içine yerleştirmiştir. “Oğlumu görmek bana nasip değilmiş. Ona iyi bak. İkiniz de Allaha emanet olun, sizi çok seviyorum.” Daha sonra o elmayı son vasiyeti ve ricası olarak onu ölüme götüren askere vermiştir. Asker de ilk fırsatta verilen elmayı babaanneme ulaştırmıştır. Kollarına kelepçe idama giderken bile “zaten nereye gideceğimi biliyorum, lütfen onları kollarımdan açın. Kaçacak bir yerim yok ki?”demiştir.
Babam babasını altı aylığında kaybetti, altmış yaşında rahmetli Akademik Ziya Bünyadov’un çıkardığı “Tarih” gazetesinin ilk sayısında kendi babasının kimliği hakkında bilgi edindi.
O gün babamın doğum günü idi.10 Mayıs günü…
Ne diyelim babacığım…
Allah cümle şehitlerimize, canım dedeme, sene ve anneciğime rahmet eylesin…
Nur içinde yatasınız..
Bütün bunlar Sovyetler Birliği zamanı, kardeş halklar birliği zamanı yaşandı.
Rus, Ermeni işbirlikçileri her zaman iş başında bulundular. Beraber yürüdüler, beraber icra ettiler. Türk topraklarına göz dikerek, Türklere karşı her zaman kin ve nefretlerini kusarak şoveni emellerinden el çekmediler. Umarım, bir gün gelir global dünya şemsiyesi altında insanlığa karşı yanlış düşüncelerinden el çekerler.
Dr. Nazile Abbaslı
Araştırmacı - Yazar