Çok sinirlendi…
Elindeki gazeteyi sertçe silkeleyip haberin devamını buldu…
Bana döndü…
Biliyordum ki “ben de okudum o haberi desem de” mutlaka bana yüksek sesle okuyup haberi yorumlayacaktı.
Beklemeyi yeğledim...
--Bak şu işe hele dedi. Bu kadarı da olur mu? Gizli tanık… İmzasız ihbar… Değer verilen şeylerin hemen hemen hepsi yok sayılıyor? En gerçekçi olan en ipe sapa gelmez çok gizli tanık ifadesi ve ihbar oluyor. Her zaman ortaya çıkan aynı şüphe aynı kafa katışıklığı? Şuna bak. Haber ne acı... Asker bu ülkede normal bir mühimmat nakli yaparsa neler olur? İşte haberi okuyayım sana.
Meçhul biri 155’i arıyor… Bir ihbarım var diyor... Tabii ki ihbar araştırılacak...
Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, 06 BJ 9915 plakalı beyaz, üzeri mavi brandayla kaplı bir kamyonu takibe başlıyor ve Etimesgut civarında durduruyor... 900 adet el bombası, çeşitli silah ve mühimmat buluyor. Kamyonla yolculuk eden Astsubay üst çavuşun mühimmatı Muğla’dan getirdiklerini ve Gölbaşı’ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı Karargâhı’na teslim edeceklerini söyleyemesi yetmiyor! Polis gördüğü ve incelediği belgelerle yetinmiyor. Savcılığı arıyor. Özel yetkili savcının talimatı ile kamyon Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürülüyor. Müthiş bir operasyon gerçekleşiyor. Kamyona onlarca polis aracı ve olası bir uzaktan kumandalı saldırıya karşı jammer yüklü bir koruma aracı eşlik ediyor. TV ler yemek tarifi programlarını bile kesip SON DAKİKA SON DAKİKA anonsları ile haberi saniye kaybetmeden veriyorlar... Devletin TV kanalı ise şöyle diyor.
(TRT 2) "Kamyondaki el bombalarının seri numaralarının kazınmış olduğu ileri sürülüyor…"
Ne çıkıyor sonuç olarak. Rutin bir mühimmat nakli…
Mühim olan şu değil mi?
Devlet kanalı TRT’ 2 neden heyecanlanıyor ve hayali bir yakıştırmaya sarılıyor?
……………
Suratı asıldı... Şaşkınlıkla bana baktı…
“Ne diyeceğiz buna? Eşeklik değil mi bu?”
--Haksızlık etme… Her şey olabilir ama asla eşeklik olamaz…
Eşeklere yapılan haksızlık yeni bir açılım gerektirecek boyutlara ulaşmış haberiniz yok!
Bu ağır şartları ve her an önümüzü tıkayan rampaları yokuşları keşke eşekler gibi çıkabilsek?
Dik rampalardan kurtulmuş, nefesimiz soluğumuz kesilmeden hedefe yaklaşmış olurduk!
Ya keşke biraz eşeklik edebilsek!
Birden şaşkınlığı diline vurdu; “Ne demek eşeklik edebilsek. Bu memlekette bu işi yapanlar az mı?
Nasıl olacakmış o eşeklik?”
--Bilmeden ahkâm kesenler çok…
Tanımadan öğrenmeden meydana çıkanlar bitmek bilmiyor…
Eşeği tanımadan ona eşeklik ediliyor...
Özellikleri on para etmiyor!
Eşek gittiği bir yolu hiç unutmaz ve o yoldan şaşmaz.
Biz Cumhuriyet rejimi için de aynı şaşmazlığı gösterebiliyor muyuz?
Eşek dünyanın en güzel gözlü hayvanlarından biridir ve akıllıdır... Düştüğü çamura bir daha, asla düşmez.
Cumhuriyete hukukun üstünlüğü ve yargı bağısızlığına atılan çamurlara kaç kez daha düşeceğiz.
Eşek asla çıkamayacağı rampaya yanaşmaz. Belli bir sistem içinde kendine yol ve eğim çizer.
Bu özelliğini belirleyen bir fıkra zaman zaman tekrarlanır…
Amerikalı mühendisler 1950 yıllarında ülkemizi karış karış geziyor ve Anadolu’daki imar çalışmalarına rehberlik ediyordu... O tarihlerde ülke savaş sonrası toparlanma hamlesi içindeydi. Bizde henüz yol güzergâhını belirleyecek alet yok. Yetişmiş uzman yok... Türk mühendisleri dededen kalma yöntemi uyguluyordu. Bu yöntemde baş rol eşekte idi.
Eşeği rampa ölçüsü alınacak yokuşa sürüyorlar eşek kendi haline yürüyor ve güzargah oluşuyordu. Mühendislere kalan iş eşeğin bastığı yerleri işaretlemek oluyordu... Amerikalı mühendis, bu uygulamayı görünce şaşırıp kalmış ve sormuş:
-“Ne yapıyorlar böyle?”
- Rampada yolun güzergâhını belirliyorlar. Eşek rampalarda % 7 eğimin üstüne çıkmaz, biz de eşeğin izine kazık çakıp güzergâhı belirliyoruz demişler. Amerikalı bir süre gülmüş ve gülme krizi geçince sormuş
- Peki, eşek bulamayınca ne yapıyorsunuz?
- Yurt dışından mühendis getirtiyoruz.
…………………
Nasıl bir karanlıktan geçtiğimizi biliyor muyuz?
Yoksulluk ve fukaralık yokuşunu nefesimiz kesilmeden çıkabiliyor muyuz?
Balçıkla sıvazladığımız, kader deyip, kerpiçti deyip depreme çamura teslim ettiğimiz CAN’ları tekrar tekrar aynı çamurda saymıyor muyuz.
Ölü sayısında bile ciddi olamadan...
Ciddi ciddi düşünürsek belki de eşekliği bile gereği gibi yapamıyoruz!
Yalçın Kamacıoğlu