ÖZGÜN DEĞİL, ÜZGÜN İRADE!
Bayramlık ağızlarını 23 Nisanı kutlarken Mecliste açtılar! Öne çıkan görüntüde renk renk kıyafetler ile zıp zıp zıplayan farklı ülkelerin çocukları vardır. Hemen her yıl aynı manzara sunulur ve her kutlamada ne yazık ki Ulusal Egemenlik kavramı gölgede kalır.
Sanal görüntüler çok kere gerçek sıkıntıyı örtüyor...
Ve çok kere sanal denen hemen her şey gerçek çıkıyor.
Bu gri düşmanı mantık, dediğim dedik inadı, işin anası olunca, anayasa da kalın bir siyah beyaz çizgi ile ayrışıyor.
Uzlaşma umudu umutsuzluğa dönüyor. Aslında gerçek sıkıntılar asla gündeme gelemeyecek bir sıra numarası almış gibi. Bir türlü işsizliği, aşı, işi, gençleri eğitimini konuşma fırsatı bulamuyoruz. Çocuklara güvenli bir gelecek kuramadığımız, onları çukurlardan, kaçırılmadan, tecavüzden koruyamadığımız halde bayram deyip geçiştirmiyor muyuz?
Ve gerçeği mi sorguluyoruz!
Ne kadar ulusal?
Ne kadar egemen?
Ulusal kalma, ulus olma derken manzara inanılmaz: BDP’li Sebahat Tuncel Büyük Millet Meclisi kürsüsünden neyi ilan ediyor?
“Bu ülkede bir savaş var, çatışma var, siz molotof kokteyli atıyor diye çocukları cezalandırıyor olabilirsiniz... Bu ülkede Kürtleri yok mu sayacasınız?... Bu ülkede savaşı destekleyen bir parlamentoda konuşmaktan büyük bir utanç duyuyorum!”
Utanç duyan kim olmalı?
Milletin gözü önünde hoş görüyü, demokarsinin belli sınırlara oturtulmuş hoş görü kültürünü kötüye kullanan utanmazlar değil mi?
Okul dönüşü eve gelirken ateşe verilen otobüste hayatlar sönecek. Hemen her gün pusularda polisler, askerler, siviller ölecek... Ve sen daha çok demokrasi sloganı altında terörü görmeyeceksin, ayrışmayı, şiddeti körükleyeceksin... Sonra huzur arayacağız...
Ulusun bütünlüğünü koruyacak, bir olacak, daha iyi yarınlar için yol alacağız öyle mi?
Meclisimizde yürekler yerine inatlar konuşacak! Olmayan uzlaşma kültürünün yumruklu sahnelerle süslenmesi, yalama olmuş “daha çok demokrasi” temcit pilavını sindirmeyi önlüyor! İşine gelince daha çok özgürlük, sokağa çıkınca molotof kokteyli!
Çoğunluk bende, hadi ordan sende tutumu, Anayasamızı AB ile uyumlu kılıyoruz yalanı ile desteklenince manzara tamamlanıyor.
AB istedi yapıyoruz cümlesi ile hâlâ kimi kandırıyoruz?
AB düşüncelerini açıklarken şu cümleleri söylemedi mi?
“Tüm siyasi partilerin ve sivil toplumun katılımıyla bir diyalog ve uzlaşma ruhu içinde mümkün olan en kapsamlı istişarelerin yürütülmesi önem taşıyor. Böylelikle, her türlü görüş ve hassasiyet dile getirilebilir ve tüm Türkiye bu büyük çaplı reform için fazlasıyla ihtiyaç duyulan mutabakata katkıda bulunabilir.”
Ulusca seyrederken bir şeyde mutabık kalıyoruz. Ulusal egemenlik konusunda ilerlemiş, ilerlemiş, açılmış, açılmış ve de bambaşka bir noktaya gelmişiz.
Olayın özünde yatan AKP nin Meclis’teki çoğunluğuna güvenerek, benim dediğim olur ve ben hazırladığım bu metni kim ne derse desin kabul ettiririm. İnancı var.
Normalde beklenmesi gereken şey Anayasa değişiklikleri ile büyük bir Türkiye mutabakatını, beraberlik duygusunu yansıtan değişimi sağlamak değil midir?
Meclisin hali ne?
CHP her maddenin oylamasında salonundan çıkıyor...
MHP içeride kalsa da ret oyu kullanıyor.
AKP ise fire vermemek için kendi milletvekillerini sıkı sıkıya disiplin içinde tutuyor.
Uygulamada soluk aldırmak yok! 15-20 kişilik milletvekilleri gruplarının başıboş değil.
Takım şefleri görevde.
Bu takım şefleri gardiyan dikkati içinde her an vekilleri denetleniyor.
Yasaklar eksiksiz uygulanıyor.
Görüşmeler sırasında salondan ayrılmak, bir kenara çekilip uyumak, yemek molası vermek, kuliste oturmak yasak!
Her köşede Başbakanın otoritesi hissediliyor. İşte Milletvekillerimiz böylesine geniş bir özgürlük içinde!
Hür vicdanlarının sesini dinliyor.
Başbakanlarının işaretini bekler durumda sabahlara kadar uykusuz çalışıyorlar!
Ve sonunda çoğunluğu temsil edenler kimsenin etkisinde kalmadan!
İşaret edilen şekilde parti disiplini içinde oylarını kullanıyorlar...
Ve millet bu özgün değil ama üzgün iradeyi kabulleniyor!
Yalçın Kamacıoğlu