Türkiye ve AB hayali
Herkesin bildiği gibi bizim AB sevdamız 51 yıl önce yapılan Ankara antlaşması ile başlamıştı ve 1993’te Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde Gümrük Birliği antlaşmasıyla zirveye çıkmıştı.
O dönemde yapılan bu antlaşma adeta Türkiye’de bir zafer gibi gösterilmiş, pek çok insan AB’ye artık giriyoruz diye sevinçten deliye dönmüştü.
Hâlbuki o günden bugüne geçen zaman içinde Gümrük Birliği’nin aslında bizi AB Kapısına bağlayan kolay kolay çözülemez bir akit olduğu ve AB dışı ülkelerle yaptığımız ticaretimize engeller çıkardığı anlaşıldı.
AB’nin iki büyük ve güçlü ülkesi olan Almanya ve Fransa en baştan beri açık ve tartışılmaz bir tavırla Türkiye’yi üyeliğe istemediklerini ortaya koymuşlardı.
Tabii ki bunun çeşitli sebepleri vardır. Bunlar içinde bizce açıkça söylenmese de önde gelen sebep ülkemizin Müslüman bir ülke olması ve atalarımızın Asya kökenli oluşudur. Herkesin bildiği gibi topraklarımızın büyük bir kısmı Asya’dadır. AB’nin görünüşteki iddiası ise bu kadar kalabalık ve büyük bir ülkeyi hazmedemeyecekleri kendilerine ekonomik yük olacağı korkusudur.
Acaba gerçek bumudur?
Çünkü bütün bunlar bizce zahiri sebeplerdir. Gerçekte Türkiye AB’ye girse idi Avrupa’nın 6. ekonomisi olacaktı. Avrupa parlamentosu için yapılan seçimlerde de her ülke nüfusuna göre bu parlamentoda sandalye sayısı alacağından 29 milletvekili ile temsil edilerek Avrupa Parlamentosu’nun ikinci ülkesi olacaktı. Gerçek işte böyledir.
Ayrıca zannedildiği gibi Avrupa’ya yük olacak kadar kötü bir ekonomiye de sahip değiliz. AB halen büyük bir ekonomik krize sürüklenmiş olan Yunanistan’a daha krize girmeden önce 109 EURO harcamıştır.
Şimdi gelelim asıl konuya.
Çok yakın zamanda ülkemize ziyarete gelen Alman Başbakanı Angela Merkel’in ziyareti AB açısından farklı hiçbir şey getirmeyeceği, önceden bilinen bir ziyaretti.
Çünkü Merkel, daha gelmeden imtiyazlı ortaklık tezini tekrarladı ve Başbakan Erdoğan ile yaptığı görüşmelerde AB Müzakerelerini engellemeyeceğini, ancak görüşmelerin açık uçlu olduğunu ve sonuçta müzakereler başarılı bile olsa Türkiye’ye AB üyeliği çıkmayabileceğini söyledi.
Bunun devamında Türkiye’nin limanlarını Kıbrıs Rum Gemilerine açmasını açık açık ifade etti. Bunun devamında sanki bir lütuf gibi Almanya’da bir Türk Lisesi açılabileceğini söyledi. Herkesin dikkatle takip ettiği vize kolaylıkları konusunda ise somut bir adım atılamadı. Buna sebep olarak Türkiye’nin doğu sınırlarından giren kaçak göçmenlere karşı sınırlarını koruması ve AB ülkelerine giren kaçakları geri kabul etmesini talep etti.
Görüldüğü gibi Merkel’in bu ziyareti sonuçta bizce ciddiye alınıp tartışılacak lehimize hiçbir gelişme olmadan bitmiştir. Adeta havanda su dövüldü. Bu ziyaret olsa olsa Almanya’nın Türkiye’deki ekonomik çıkarlarını ve yatırımlarını artırmak maksadı ile yapılmış bir ziyarettir.
Zaten Almanya’nın da özellikle enerji sektörü ile ilgilendiği bilinmektedir. Yani gündemi meşgul eden bu ziyaret bizim açımızdan her zaman olduğu gibi fazla bir şey getirmemiştir.
Tüm bu şartlar altında Türkçede var olan eski bir deyimi Türkiye AB ilişkisi açısından tekrarlamaktan başka elden bir şey gelmez.
Bu pilav daha çook su kaldırır! ...
Yasemin Eryıldız