Ayine-i Pürtab-ı mücellada nihanız
Bizim beyaz kâğıdımız yoktu
Seninse kalemin
Ve nemliydi kibritlerimiz
Gözyaşı ile ıslanmıştı kitaplarımız
Üşüdük
Yokluktu
Soğuktu
Bizi bir araya getiren
Türküler söyleyip, sığındık geceye
Yazamadığımız yazıların, kor alevinde yandık
Ellerini tutamadığımız sevgililerin ifadesini verdik hâkime!
Yakamadığımız kitapların hatırasında ısındık.
Züğürt tesellisi
İçemediğimiz son sigara, anlayamadığımız yazma eserin gölgesi düştü heceye.
Kokusunda harmanlandık.
Tek bir kurşun atmadan geceye
Sitemi yüklemeden cümleye
Devrik cümlelerimizin öznesini çaldılar.
Kaybettiğimiz yazıların özleminde yandık.
Bizim günahımız yoktu
Seninse sevabın
Mantığın olmadığı bu denklemde
Aşk düştü
Eşitsizliğin diğer tarafına
Ya artılar eksiye, ya da eksiler artıya, dönecekti
Bizim safımız
Seninse şahın yoktu.
Eksiye döndü tüm artılarımız, harcamadığımız sevgilerin ağırlığı altında kaldık.
Ölümsüzlük gerekli bize Yalçın ağabey; ruhsuz bir dünyanın mafsallarını şiir, müzik ve aşkla çözecek ve sonra yine şiir, müzik ve aşkla sırlanacak aynaya bakıp; ayine-i pürtab-ı mücellada nihanız diyebilmek için...
Tekzibe uğradı hayat, cümlelerimizi astılar abi!
Şimdi de, kelimeleri heyhat! Sıra onlara geldi.
Üstelik gidecek yerimiz yoktu. Çaresizce harfleri sığınak yaptık, sevgiliyle kendimize.
Biliyor musun, yokluğun, yokluğumdur. Okudukların ise, şiirlerim değil; yoksulluğumdur.
Kelimelerimi astılar abi, her vakitsiz ölüm bundan böyle, namustur
Cellâtları salıverdiler, şimdi yazıların piri soruyor.
Söyle bir tutsak nereye kadar yazabilir, abi?
Üstelik gidecek bir yeri yokken, hangi sevgili müsaade eder ki gözlerine sığınmayı
Söyle,”vakti ve nakdi “ olmayanı kim basar bağrına bu zamanda?
Not: Konuya ram olan başlığın rezervi ve de Türkçesi:
“Görünürlüğü o denli reddettik ki
Pırıl pırıl cilalı aynada aksimiz görünmemektedir.” (Neşati)
Ersal Özkan