Gölgede Kalmak
Sevgili öğretmenim aynanın ardında varız...
Önünde kalırsak harabız!
Avine-i Pürtab-ı mücellada nihanız...
Dost için yürek, sevgili için kanız...
Sanal görüntüler de değil, her dem her sevginin özünde varız.
Görmek isteyenler için varız. Görebilenler için varız.
Kalabalıkları sevmem. Onlar büyüdükçe değerler küçülüyor.
Yüreğimin sesi fısıldar ben yaparım!
Beni sev diyemezsin sadece seni seviyorum dersin...
O zaman... Gölgedesin... Bizim bölgedesin!
Ben daha iyi ne yaptım diyebiliyorsan iyiye giden yolda en öndesin.
Vitrin çok ışık alıyor... Gözleri bozuyor. Sözleri sivriltiyor...
Oysa sevdiklerine söylemen gereken son söz için son şansı yaşıyor olabilirsin!
Duygunu sadece söze yükleme öze de aktar...
Gözlerin de konuşabilir. En güzeli konuşmadan anlaşmak!
Yüreğinde duymak. Aşk sözü özü yoksa çiğnendikçe küçülüyor!
Duvarda asılı diplomalar adamı adam da yapmıyor!
Aynada eleniyor kusurlar. Netler sızıyor perde aralığından. Yarı gölgeleri bundan seviyorum.
Işık gözlerime iyi gelmiyor. Yüreğimle görüyorum.
............................
Haberim de yoktu doğrusu. Ankara’dan mektup geldi! Meslekte 50 yılı doldurmuşum.
Evdeki incir çekirdeklerini tek tek aradım... Hiç bir şeyden onların da haberi yoktu.
Sadece 50 yılı doldurmak... Ve incir çekirdeklerini boş bırakmak...
Plaketin gerekçesi böyle idi. Orası vitrinin önü dedim...
Teşekkürler affedin...
Kırmadan dökmeden denedim...
İşe yaradı mı birde sen bak öğretmenim...
KAMACIOĞLU’NDAN
... Konu belli olmuştu. Behçet Necatigil soruyu sormuştu:
“Sevginizi nasıl anlatırsınız?”
Dersin başındaydık... Geride daha 30 dakika vardı... Her sınavda yaptığım gibi bekliyordum. Son on dakikayı bekliyordum... Ben her kompozisyon sınavında kolumdaki saati çıkarıp sıraya kordum... Sanki saat yanı başımda durursa dakikalar yavaşlar ve onun bana faydası olurdu... Şartlar belli idi.. 10 dakika ve 37 kelime ...
“Dilin değil yüreğin söylesin... Yazma... Şairlerden daha mı becerikli çıkacaksın! Gerçek gibi de söylesen yalansa yatsıda foyası çıkar... Ateşi yollamalısın... Sözlerle değil gözlerle... Sıcaklık sıtma nöbeti gibi sararsa... Titrersin.. .Avuçların terler... Her bakışta nöbettesin... Evet, aradığın adrestesin!”
Meslekte 50 yılı... Son 10 dakikaya girdik mi?
“Çocuk telaşın ne? Seyret... Lokmayı ağzında bir iki saniye daha fazla tut...
Tadı damağına kadar insin... Hayatı tren penceresinden seyretme...
Her istasyonda olmasa bile zaman zaman birinde in...
Binaların üzerine geldiği, gölgelerin uzayıp gittiği akşamları yutkunma çiğne...
Ve mutlaka yaz... Çocuk söz ver bana... Ve mutlaka yaz”
Sevgili hocam...
Sesiniz yüreğimde çınladı...
Başkasının yazısını düzletmekten sizin istediğiniz şekilde yazamadım...
Bugün ciddi ciddi ikaz ettiler. Meslekte 50 yılı doldurdun dediler...
Alışkanlık işte!... Saate baktım... Size verdiğim sözü hatırladım... 37 kelime diye de sınırlamadılar...
Konuyu bu kez ben seçtim... “Sevginizi nasıl yok edersiniz?”
GAZETECİLİK ŞEKİL UĞRUNA YOK EDİLİYOR!
Biliyorum 50 yıl kadar vaktim olmadı... Gazetecilik haber doğru haber için kavga yakamı bırakmadı.
Haberi kovaladım, haber beni kovaladı... Meslek ölmek üzere hocam... Habere saygı kalmadı!
Son 10 dakikaya girer girmez mutlaka yazarım demiştim...
GALİBA SON 10 DAKİKA İÇİNDEYİZ HOCAM!
10 kere yeniden başladım... Yazmadım... Yazar gibi yaptım! Hatırlanmakla mutlu oldum!
Beni davet etmiştiniz. Teşekkür ederim... Gene de sıkıntı benim yüreğimde. O yana koydum olmadı bu yana çevirdim uymadı…
BU ÖDÜLÜ ALMAK İSTEMİYORUM...
Sizi kırmayı ise hiç istemiyorum.
Bütün kalbimle teşekkür ederken beni anlayacağınızı umuyorum.
Şekil uğruna bir aşkı bitirmek yüreğime sıcak gelmiyor.
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi köklü ciddi bir eğitim ocağı...
Tasarladığı etkinliğin içeriği daha dolu olmalı diye düşündüm.
Zamana dayalı değil işe mesleğe dayalı olsa...
Sadece 50 yıl zaman doldurana ne diye teşekkür edilir ki! ...
İyi dayandın diye mi? Onun yaşadıkları bir zaman dilimi içinde hangi değerleri taşıyor?
Dünden bugüne yol nerelerde daralmış nerelerde yokuşa dayanmış?
Ve siz beni belki 60’ıncı yıl için yeniden hatırlarsınız...
Daha da heyecan verici olanı siz gel işte gençler onlarla tören dışı sakin bir havada tanış dersiniz...
Gerçek gazeteci yetiştirmede neyin eksik olduğunu anlatırım.
Çorbaya bir tutam tuz atabildiğim için mutlu olurum. Yeni bir kana, doğru yetişmiş gazeteciye tahmin edemeyeceğiniz ölçüde ihtiyaç var.
Ve nedense EĞİTİM tamamlayıcı gücünü asla gazeteci kalıbına dökemiyor!
*Önemli not: Senden gelen her satır içten içe yanan bir ateşe nefes oluyor.
Teşekkür ederim. Yalçın Abi sözü de şanssızdı. Yalçın üçlemesine kurban gitti.
Türkiye Haber Ajansında hemen tepemde sunulan Yalçın Çakır, “abi” adı ile TV’lerde şöhreti temsil ediyor... Senin Yalçın abi sözün ayna önüne takıldı ve Çakır hanesine yazıldı!
Ayrıca onu nerede ise çocukluğundan beri tanırım... Severim.
Bizim sitenin adam gibi adamı Mustafa Çakır’ın oğludur. Ben ona uzun boylu destek veremedim.
Üçüncü Yalçın (Yalçın Bayer) onunla gerçekten ilgilendi ve ona omuz verdi.
Umarım benim kadar Yalçın abi (Yalçın Çakır) da mutlu olmuştur.
Yalçın Kamacıoğlu