SADAKAT
İki yıl önce gazete de “duruşu” anlatan bir yazı yazmıştım.
“Kim neyi severse sevsin, ben seni sevdim”
Yakın tarihe şahit olanlar, ağlayarak, bilmeden okuyanlar ise yorumlarıyla, telefonlarla, yazıya kilitlenmiş, kilitlenmiştik. Kolay değil, bir duruşun hikâyesiydi bu
Kimine göre aptallık, kimine göre haddinden fazla özveri, hatta intihar.
Ama biz bazılarına göre eğrilik de olsa duruşumuzu asla bozmadık!
Bozduğumuz an, ortak olacağımız serveti işaret edenlerin ise unuttuğu iki şey vardı.
1) Emr olduğun gibi dosdoğru olma emri
2) En büyük servet çok şey biriktirmek değil; çok az şeye ihtiyaç duymaktır gerçeği
Onun içindir ki yolda bulmadığımızı, yolda bırakmadık.
Çünkü biz biat ettik! Yazılarımızın şahitlik ettiği gibi…
Dostlarımız da yeri geldiğin de, yani yokluğumuzda, dilimizin tutulduğu, gözlerimizin kapandığı anda… Bize şahitlik edeceklerdi.
Ki, rabbime şükürler olsun, o gün yakın!
Ve kefeni giydiğimiz o gün,
Soracak, imam!
Nasıl bilirdiniz? Ne olur “iyi bilirdik” deyip geçiştirmeyin!
Rabbim nasıl bilirse öyle bilin!
********
Güzel ülkemde renk avı başladı.
Yeşili,
Siyahı, derken, yarın sıra kırmızıya gelir.
Gün batımlarını, yıldızları vurdular
Veli ile deli
İskender ile Memati karıştı birbirine
Karışmayan ise, karışımın ta kendisi
Ve gökten üç kurşun düştü.
Biri kardaşımın, diğeri, baldızımın üstüne
Ve ne tesadüftür ki, yine hastamız var.
Ölümü bekliyor, küf kokulu gece!
Umurunda değilse,
Vallahi umurumda olmaz
Ey renkleri saklayan, gece!
****
Şimdi de diyorum ki,
Kim hangi hayvanı severse sevsin, ben köpekleri seviyorum.
Düşünsenize, yediklerinizin artığı ile doyan, bu hayvanlar kadar sadık başka canlı var mı?
Var diyen iki gün, ekmek götürmesin bakalım sevgiliye!
****
Kimsesiz Cemal, öldüğünde, sefilliğinin, meczupluğunun ortağı “Garip” diye adlandırdığı köpeği, varlığında yalnız bırakmadığı dostunun; mezarının başında aylarca nöbet tutarken son nefesini vermişti.
Oysa Eminler Köyünde herkes bilir. Ki, adresi açıkça yazıyorum.
Dünya tatlısı Hamit ağa öldüğünde, yakınları miras kavgasında birbirine düşmüş, mezarına gelmek ne kelime
Onlara taç bırakan ağanın, mezar taşını bile; yaptırmayı unutmuşlardı.
Unutmadan, ağanın korumaları dâhil yakın çevresinde kimse, köpekleri sevmez.
Arada bir, kendi deyimleri ile “başıboş it” avına çıkarlardı.
Şimdi anlıyorum.
Sadakati sevmeyen, seveni sevmiyor.
Şimdi anladınız mı? Neden köpekçe bir sadakat istediğimi.
Çünkü ne yazık ki yaratılmışın en mükemmeli insan, köpek diye küçümsediği, sinkafta bulunduğu… Hayvanda olanı, kendine çok görüyor.
Ne mi yapıyor?
Rabbimin dört ayak verdiğinin, yapmadığını yapıyor.
İlk fırsatta canı sıkılınca tekme atıyor!
Ersal Özkan