Ben, Sen Oldum Annem
Son anları, annemin, birazdan onunla birlikte gidecek çocuk yanım. İlk defa böyle uzun yatıyor ben ise, hala onun kınalı kuzusu başucunda, ağlayan. Annem ise, bir küçük beden, kocaman yatağın içinde sessice yatan.
Beni sırtında taşıdığı, günler geliyor aklıma.
Babam ölünce, bir kamyon arkasında iki, tahta divan, eski halı bir de mutfak için tel dolap
fakir artığı eşyalar arasında, gelmiştik şehre.
Karaborsa yıllardı şehirde akıp geçen zaman
Mevsimler henüz ozon tabakasına yenilmemişti. Kışlar bir adam boyu kar ile gelirdi evimizin önüne.
Ucuz linyit kömürünü tutuşturma telaşında anam, biz ise kardan adam yapardık alışmak için kışa…
Tüp gaz kuyruğunda insanlar, o yıllarda zenginler lüks, fakirler mum yakardı.
Herkes ne kadar çok yakarsa; o kadar geç yatardı. Yağmur yağınca çatımız, kurum bağlayınca sobamız akardı.
Naylon kaplar arasında, ucuzluk pazarı evimiz; anam hiç üşenmez, bir usta gibi çatıya çıkardı.
Elektriğin kesintili verildiği yıllarda uzak ülkelere dair, masallar anlatırdı. Bazen de kendi hayatını…
Anadolu'nun ücra bir köyünde, doğmuş, kuraklığın hüküm sürdüğü, çoğu kez aç uyudukları günleri anlatırken, nemlenir gözleri, zor yıllardı, derdi
Hiç mutlu olmadın mı, anam? Diye sorardık.
“Babanızla evlenirken hayaller kurardık. Söz verdim diye, çok istediğim bir ayakkabı almıştı, ökçeleri vuran, ama ben her giyişimde mutlu olurdum”
Belki de bu yüzden çok severdi anam ayağında kundura türküsünü, İbrahim Tatlıses'i
Sonra, siyah beyaz yıllar başladı. Tek tük, antenler çatılarda; boy gösterirken, çocuklarım, komşu kapılarında beklemesinler diye anam, gündeliğinden kesip televizyon almıştı.
Birden, şenlendi evimiz. Komiser Kolombo'ya bakıp, kirli pardösümüzden utanmıyor; Cüneyt Arkın'la dövüyorduk tüm zalimleri…
Hepimizin hayali otomobil, koşmak için peşi sıra; Küçük hanımefendi'nin mahallemizden geçmesini bekliyorduk. Fakirlik mi olsun, 'Belgin Doruk' seviyordu ya, tamirci kalfası Ayhan Işık’ı…
Adile Naşit annem gibi kahraman, Hulusi Kentmen hiç görmediğimiz babamızdı…
Biz büyük bir aile idik, derken, bir yıldız kaydı evimizden, söndü tüm ışıklar. Ağabeyimin ölümüyle üstü örtülüp kapandı televizyon…
Hiç unutmam Ayhan Işık'la aynı günde ölmüştü ağabeyim. Evin içi dolup taşarken, hiç bir şey avutmuyordu annemin üzüntüsünü
Evlat acısı başka, der. Günlerce hiçbir şey yemeden susardı. Artık biz bile alışmıştık sessizliğe. Her sofraya oturuşunda, boş tabağa, bakıp ağlamasına.
Bugünler geçer mi? Derken, asude sesiyle, uyandım anamın. Başucumda, ateşimi düşürüyordu.
Ana, dedim kısık sesle; söyle yavrum, dedi: Televizyonu açsana! Gecenin bir vakti karlamasına bakarken ekranın, uyumuşum zatürree nöbetinde.
İyileşmemin sabahında, şükür namazlarıyla başlamıştı, anam ibadete. Artık, hiç ağlamıyor ve gözünden ayırmıyordu bizleri. Ağabeyimin ölümüyle tansiyon hastası olmuş. Üzüntüye ise asla gelemiyordu.
Yine mi? hastasın anam dedikçe, utanır, çocuklar gibi eğer başını, sizler okuyup doktorlara, götüreceksiniz ya… Beni, derken, en büyük pekiştireci sunardı, hayallerimize.
Gecekondulu yıllardı, şehirde akıp geçen zaman. Mahallemize asfalt dökülürken, kazanmıştım üniversiteyi. Birbirine yapışık evlere, veda ederken; okumaya gidiyorum, diye ağlamamak için dudaklarını ısıran anam, zor duruyordu ayakta
Radyoda ise, en sevdiği türkü 'Gesi bağlarında dolanıyorum. Yitirdim yârimi, anam aranıyorum'
Başımda kavak yellerinin estiği yıllardı, başka şehirlerde akıp geçerken zaman uzun mektuplarda anlattım 'Ona' ilk aşkımı. Üniversite kavgalarını, staj günlerini
Hiç unutmam en az benim kadar sevmişti, tanıştırmaya getirdiğim soluk yüzlü, zayıf kızı
Sonra kapı arkasında verdi, son öğüdünü: “Artık okudun, sen seçeceksin, evleneceğin kızı
senin, sevdiğini biz de, severiz, ama asla yarı yolda bırakma elin kızını”
Zorunlu hizmete başladığım Güneydoğuda, hiç yalnız bırakmadı.
Terör yıllarıydı, şehirde akıp geçen zaman Halkın arasına karışıp benimle birlikte gün saydı, anam…
*******
Ellerini, omzuma atarken teyzem, çok çekti, dedi, zavallı.
Üstünü örterlerken, kan çekildi bedenimden, sanki durdu zaman. Yüzlerce kuş uçtu yüreğimden. Eski televizyona takıldı gözlerim. Kapanmıştı üstü hiç açılmayacaktı
İbrahim Tatlıses başkalarını ağlatacaktı. Gesi bağlarında dolanan ise artık ben
Annem ise ait olduğu yerde, babamla, ağabeyimle, Adile Naşit'le, Hulusi Kentmen'le
bekleyecekti bizleri.
Yokluk yıllarıydı şehirde akıp geçen zaman. Mevsimler yenilmişti küresel ısınmaya
Annemle birlikte gitmişti, hayatımdan çocukluğum. Yağmurlar ve uzun kış geceleri…
Ardında, ismini verdiği torunu, tek hatıra… Bağrımıza basarken; annem kokusunu
Gözlerin, tıpkı babaannen gibi; alın yazın, ise asla benzemesin ona!
Çünkü anam “gülmek için” cennetine, gitmeyi bekledi.
Yokluğunda, kaybettim çocukluğumu
Maviye çalan, düşlerimi
Gizlemek için siyah kazağımı
İlikleyip pardösümün tüm düğmelerini
Yokluğunda, ben; sen, oldum. Anam!
Not: Gecenin bir vakti annem örtüyor üstümü. Çok şükür bu bir rüya… Eli öpülesi, saçları Anadolu olan; annelerimizin her günü kutlu olsun!
Ersal Özkan