MÜZAYEDE
Satıyorum, sattım! Satan, alan ve bu satışı düzenleyip yönlendiren üçlü arasında geçen müzayede uygulaması, eşyaya biçilen değerin fiyat artırımlarıyla en yüksek değere ulaşması esasına dayanır.
Peki ya insan?
İnsanın sureti nasıl düşer müzayede salonuna?
Nasıl haraç mezat satılır açık artırmada?
İnsan aldatır…
Nemli, ortamlarda teni,
Mezenin yanında beyni,
Rus salatası yapılır, haraç mezat satılır.
Müzayede salonu benim ömrüm.
Kirli ağızlarda, her gün yeniden pazara çıkarılmakta
En yakınım da olanlar, fiyat biçmekte
Satıyoruuuuum!
Sattıııııııım!
Dost bildiklerim! Yüreğimi düşmana, peşkeş çekmekte
Burası insan müzayedesi
El değmemiş körpe bedenler
Henüz işlenmemiş beyinler
Ve saf insanlar, satılmakta…
Asır insanı satma, asrı
Sende sat ey kardeş bildiğim!
Neticede, satış çağı milenyum da
İnsanı, satmayan; insandan sayılmamakta…
Malın nasıl satışı varsa, insanın da köle olarak satışına tanıklık etmiştir, yaşlı dünyamız.
Çok şükür kölelik tarihe karışmış, fakat insan satışı halen devam etmektedir.
Ne yazık ki insan, en kolay insanı satar.
Bunun için herhangi bir pazarlama tekniği, tüccarlık bilgisine, sermayeye... İhtiyaç bile yoktur.
Peki, insan, insanı niçin satar? İnsan insanın sarrafı nasıl olur?
Satanların, satanist; insanı satamayanların ise yazar, şair
Satanların, kolay yoldan para kazanmaya çalışan tüccar, satmayanların ise hep kanaatkâr…
Velhasıl kısa yoldan köşe dönme hesapları, dönme dolap psikolojisi ile boş yetişen bir neslin, hesapsız, kitapsız yapabileceği, tek şey insan satmaktır, yapamayacağı o kadar çok bilgi ve becerinin içinde…
Ne zaman ki, ustayı, ustalığı, sanatı, zanaatkârlığı unuttuk.
Yeni ve kolay bir sanat edindik kendimize
Birilerinin sırtında yükselmek!
İlk fırsatta, sırtında yıldızlara ulaştığımız, bizi yıldızlaştıranları; yalnızlaştırmak
Hâlbuki insan fıtratında, güzellik taşır. Güzellik üzerine doğar. Ruh şekline, harç koyan mihenk taşlarından birisi ise ustalarıdır.
“Gerek münadiler, gerekse muhamminler, çekirdekten yetişmiş kişilerdi. Bu işe çıraklıkla başlarlardı. Yani kendilerinden daha tecrübeli, yaşlı kişilerin yanında eğitilirlerdi. Onların bilgi ve tecrübesinden yararlanarak olgunlaşır, günü geldiğinde de göreve başlarlardı. Ustaların “…Hadi bakalım günü geldi. Bu satışı sen yap” demeleri dört gözle beklenir; satışı idare edebilecek bir seviyeye gelmek için büyük çaba sarf edilirdi.”(müzayede günlüğü)
Bir usta eli bize değdikten sonra mayamızın, ne olduğunun da önemi yok. İşte tam bu noktada şaire kulak vermek lazım:
“Toprak ol, toprak ol ki
Gül açsın sende
Bak topraktan başka karışan var mı bedene”
Satılmadan, satmadan karışmak bürünmek için kefene
Kâinatın ustasına tam teslim olmalıyız.
Özde ki mayayı yoğuran; insana, insanı satmayı değil; parlatmayı öğreten.
Usta serisi yazılarımızla görüşmek üzere, Kâinatın ustasına emanet olun!
Ersal Özkan