PÜF - TÜH


PÜF - TÜH 

Yazın heyecanından, hazanın telaşından mı nedir, şöyle bir oturup da dinleyemedim kendimi. Bir yandan hayatımdaki yenilikler, yaşadığım hainlikler, gördüğüm iyilikler bir yandan da bunları kabullenme ve hazmetme süreciydi yaşadığım. Endişelenecek bir şey yok canım, hepimizin başına geliyor bunlar, hayatın sürprizleri, kapımıza bıraktığı hediye paketleri…

İşte tam da böyle bir zaman dilimiydi yaşadığım, kendi özelliklerimi, hayata dair değerleri sorguladığım, sorgularken yıprandığım, yıpranırken acıdığım, acıttığım. Hani kalbim ya burada yazdığım, duygularım ya paylaştığım, o zaman püf noktalarından bahsedeyim biraz hayatın, benim sıklıkla kaçırdığım…

Öyle reçel yapmanın kolay yolu, pilav pişirirken pirinçler tencereye nasıl yapışmaz, çimen lekesi nasıl çıkar gibi şeyler değil tabi bahsedeceğim püf noktaları. Onları annenize, büyükannenize en kütü Google hazretlerine sorun canım, erbaplardan öğrenin yani. Benim bahsedeceklerim daha karışık, çünkü onlar karaktere yapışık. Şöyle ki;

Hayatın birinci püf noktası, size iyi gelmeyen, enerjinizi emen kişilerden uzak durmak. Kolay değil biliyorum ama daha zoru da var o da bunlardan varsa etrafınızda, acil uzaklaştırmak. Baktınız olmuyor, yapışmış size bırakmıyor, son çare topuklayıp kaçmak. Sırf dert anlatan,  hep sorun yaşayan, sürekli gam, tasa paylaşan kişiler, hayat sevincinizi emer, sizi gerer. Tamam, canım dostsak paylaşacağız da ölmeden mezara da koymayacağız herhalde. Anlat derdini ama paylaş sevincini de. Sadece kendinden bahsetme, karşındakini de bir dinle…

Bir mevzu da şu, gerçekler acıdır ve biri sizi hayatında istiyorsa buna vakit ayırır. Herkesin işi gücü, çocuğu çoluğu, sorumlulukları var ama bir o kadar da soluklandığı zamanlar. Görmek isteyen ne yapar eder buluşur, istemeyen ise bahane bulur, savuşturur.

Bak bu da bir püf nokta mesela; Yüzleşmek.

Ben baya dirençliyim mesela bu konuda, ya gömerim başımı kuma, yok sayarım her neyse sorun, problem ya da idare eder, alttan alırım. Ben de öyleyim diyorsanız iyi bir haberim var, hayat öğretiyor büyüdükçe, yüzleştiriyor valla her şeyle, sen istesen de istemesen de. Sınav diyorlar ya bazıları, bu senin sınavın, o senin imtihanın diye. İşte yaşadıklarını kabullenip dersler çıkarmak, adapte olmak ve düğümleri daha kolay çözmeye başlamak. Başarılı insan da o değil mi zaten; problemleri ele alıp yüzleşen, onu çözen, onu çözme stiliyle öne geçen…  

Sizi bilmem ama benim hayattan en mustarip olduğum insanlar, oldukları gibi olmayanlar. Ah ne çektin be kızım bunlardan dedim kendime, akıllısı bulmaz, delisi hep dibimde.  Püf nokta işte burada, olduğun gibi olmak hayatta. Gerçi ben üff noktası kıvamına gelmişim de olsun bari size faydam dokunsun. Velhasıl ne zor şeydir o ya, mutsuzken mutlu gibi görünmek, durumun iyi değilken zengin havalarına girmek, için kan ağlarken gülmek. Oysa hayattaki en güzel ve en büyük "meydan okuma”dır bence, dünya sizi bambaşka biri olmaya zorlarken, kendiniz olabilmek.  Sizden daha güzel, daha zeki, daha genç, daha zengin, daha mutlu ya da "daha" ne arıyorsanız olacak biri mutlaka ama onlar asla "siz" olmayacak. Sizi siz yapan özelliklere sahip olamayacak, yazık be onlara…

Kendim adına uyguladığım, zor olan ama tamamladığım bir püf var ki o da ‘Geçmiş, geçmiştir, kalan zamanlar bugün ve yarınlar bizimdir’. Dizinin son sahnesini izleyip izleyip durursanız, bir sonraki bölümde ne olacak bilemezsiniz. Kesin bilgidir bu, yayabilirsiniz.

Ha bak bizzat yaşadığım yaşarken yaralandığım mevzudur arkadaş seçimi. Aileni seçemezsin ama dostunu seçersin, yanlış seçimde de kazığı yersin.  Dost diye yazar kardeş diye okur, dertlerini paylaşır, sahip çıkarsın. Tüm dünya sana sırtını dönse bile nasılsa o var diye rahatsındır. Ama gün gelir en karakterli dediğinin menfaatleri önce gelmiştir. Ona ayırdığın zamana acırsın, değer verdiğin için kızarsın kendine. Kabullenemez, hazmedemezsin, sonra anlarsın asıl sorun nedir; Adam yerine koyduğun kişi, adam değildir, ruhu kirlidir. O yüzden doğru insana dost deyin, vicdanlı insana güvenin. Ben ettim aman siz etmeyin.

Ve gelelim en derin mevzuya, aşka… Bunun öyle püf noktası da pek yok aslında, tek diyebileceğim kötü bir birlikteliktense biraz yalnız kalmak inanın daha iyidir. Acele etmeye gerek yok, eğer yazılıysa kaderinize gelip sizi bulacaktır zaten, doğru zamanda, doğru kişiyle ve doğru yerde. Bu sebeple yalnızken değil, hazırken aşık olun.

Yazarken farkettim ki püf’leri anlatırken üff’lerini baya yaşamışın hayatın. Neyse ki ders almışım, akıllanmışım da ama bakın. Hayat, dikkatinizi çekmek için yaylım ateşine tutmuş olabilir sizi, yanlış yerlerde seyrederken yolunuzu doğru yöne çevirmek için. O anda fark etmiyor olabilirsiniz ama inanın sizin iyiliğiniz için bütün bu hezimetler. Hem arada fırtınalar iyidir ya, biraz sarsılır hatta alabora bile olursun ama gün sonunda güneş açar, güvertede hiç pislik kalmaz.

Ve şu an olduğunuz güçlü insan, dünden çok daha kuvvetli ve yıkılmaz.

Valla sonuçta işin püf noktası, hayatın püf noktalarını kaçırmamak. Her şeyi kafaya çok da takmamak, anı ıskalamamak. Ömür hızla akıp geçiyor, istesen de tutamazsın. Gerekeni yapmazsan, o giderken sen sadece arkasından bakarsın.

Yani arkadaş;

“Hayatın püf noktalarını kaçırırsan, tüh noktalarında yaşarsın…” 

CANSEN ERDOĞAN 
www.cansenerdogan.com 
twitter: @cansenerdogan 
instagram: @cansenerdogan