65


Diyorum ki tarih bu dönemi, yarasaların dünyayı eve tıkması, bir virüsün hayatı felce uğratması ve de Zonguldak şehrini ayrıştırması olarak yazacak!
 
Evet evet yeni terminolojiler, teknik kelimeler girdi lûgatımıza bu dönemde. Pandemi, filasyon, epidemi, antikor ve daha nicesi. Tabi bunun yanında virüsle ilk tanıştığımız dönemde sokağa çıkma yasağı uygulanan yerlerle ilgili ’30 büyükşehir ve Zonguldak’ ifadesi. Ya kıyamam ya neden bu elmas gibi kıymetli şehrimizi ayrıştırıyorsunuz ki!
Zonguldak Büyükşehir olsun artık bu dönemin hatırına canım, bence fazlasıyla hak etti.
 
Tabi bu döneme damgasını vuran bir kesim daha var ki bu süreçten de en çok onlar etkilendi. 65 yaş üstüne getirilen hatırı sayılır miktarda kısıtlamalar, bu Covid sürecinde onları çok sarstı. Covid-19 ile beraber en çok duyduğumuz sayı sanırım 65. Ne zaman bir karar alınsa 65 yaş’a atıf yapılıyor; “65 yaş üstündekiler sokağa çıkmasın”, “65 yaş üstündekiler izole olsun”, “65 yaşındakiler seyahat etmesin”. Tamam, kronik hastalıkları olan ileri yaştakiler için daha riskli ama bu kadar da ayrıştırma yapılmaz ki. Corona’dan daha riskli ve tehlikeli bir şey varsa o da genelde tüm insanların, özellikle de 65 yaş üstünün yaşam enerjisinin, umut ve hayallerinin azalması hatta yok olması. Demek ki 70 yaşında Süleymaniye Camisini, 86 yaşında da Selimiye Camisini yapan Mimar Sinan, bugün yaşıyor olsaydı bu muhteşem eserlerden mahrum kalacaktık. Demek ki dünyaca meşhur, Hıristiyanlığın en büyük kilisesi olarak bilinen Aziz Petrus Bazilikası’na 70 yaşındayken mimar olan Michelangelo yanlışlıkla bugün yaşasaydı burası olamayacaktı kuvvetle muhtemel.
 
Tabi 65 yaş üstü başarılara örnekler, bu kadarla sınırlı değil. Alman yazar Goethe, en bilinen eseri Faust’u yazdığında 82 yaşındaydı. Othello’yu besteleyen İtalyan bestekar Verdi, bu besteyi 75 yaşında yaptı. Amerika başkanlığı için kıyasıya mücadele eden Trump 74, mücadeleyi kazanarak Amerikan başkanı olan Joe Biden 78 yaşında. Görüldüğü gibi ‘yaş’ denen şey sadece bir rakam. Olgunluk ise bir tercih!
 
Bu ara sinema dünyası da bu ‘olgunluğun’ kıymetini fazlasıyla anlamış olacak ki tanınmış ve belirli bir yaşa gelmiş oyuncular, yeni filmleriyle vizyonda. Rambo olarak tanıdığımız Sylvester Stallone ‘Son Kan’ filmi ile 74 yaşında ekranlarımızda. Meryl Streep bu yıl çevirdiği ‘Bırakın Konuşsunlar’ filmi ile 71 yaşında dimdik ayakta. Robert de Niro, Morgan Freeman, bizde Şener Şen, Türkan Şoray ve diğerleri. Yeniden revaçta, onların aksiyon, macera, aşk filmleri.
 
Genelde düşünülen, yaşlılığın yaşamın, yaşamsal zevklerin sonu olduğu şeklinde. Oysa yaşlılık dinginliktir, bilgeliktir tam aksine. Olaylara mantıkla akılla bakabilmektir. Geçmişle yüzleşmek, hayatı gözden geçirmektir.
Mesela “ihtiyar” deyince, avurtları çökmüş, yüzü kırışmış, eli bastonlu biri geliyor değil mi gözümüzün önüne. Peki, biliyor musunuz ki ihtiyarın anlamı; Seçkin, hayırlı. Hatta köylerdeki “ihtiyar heyeti” de aslında köyün muhtarı, köyün öğretmeni, köyün imamı gibi seçilmiş insanlardır.
 
Eskidenmiş o tonton nineler, dedeler oturup örgü örer sadece, televizyon izlerler. Çekip hayattan ellerini ayaklarını, zamanın dolmasını beklerler. Devir değişti artık, yaşlar değişti, yaşlılık başka bir yöne evirildi. Bugün Amerika’nın yani aslında dünyanın yönetimi, 79 yaşında bir adama veriliyorsa, aşk o yaşlara da hala yakışıyorsa, gezmek seyahat etmek o yaşların en büyük rüyasıysa kimse yaşlılık kötü demesin valla bana.
 
Ayrıca siz yaşlılık diyebilirsiniz ama ben büyüme diyorum bu sürece. Bunu en güzel anlatan da şu sözler bence; Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorulursun, nefes nefese kalırsın ama görüş alanın genişler. Daha yüksekten baktıkça görüntü netleşir.
 
İlla bir mevsime benzetirsek de kış diyebiliriz. Gençlik yaz gibi, günler kısa yollar uzun yaşlılıkta ise günler uzun, yollar kısa…
 
Hayat gerçekten enteresan çünkü hayatta belki de hiç çaba sarf etmeden ulaştığımız tek şey yaşlılık. Ne şans gerekiyor bunun için, ne emek ne de başarı. Tamam, akıl yaşta değil başta da, aklı da başa yaş getiriyor ama. Hayal her yaşta kuruluyor, gençken hayallerinin peşinden koşuyorsun yaş ilerleyince ise tempolu yürüyorsun.
Aşk da bu dönemde bir başka yaaa; Birinin omzuna yaslanmak değil o omuzda yaşlanmak istiyorsun. Ve beklerken değil severken yaşlanayım diyorsun!
 
Bence yaşlanmak o kadar kötü bir şey değil, tecrübeleniyoruz diyelim. Tecrübe dediğimiz şey ise hatalarımıza verdiğimiz isim. Gençlikte öğreniyor insan, yaşlanınca da anlıyor. Pastadaki mumların sayısı arttıkça değil, düş kurmayı, kurduğun düşlerin gerçekleşeceğine inanmayı bırakınca yaşlanıyor insan.
Büyümek eskimektir,
Eski ise değerlidir; Antika gibi, şarap gibi. Özel ve de nadide…
Eskimek güzeldir, eksilmedikçe!...
 
CANSEN ERDOĞAN
www.cansenerdogan.com
twitter: @cansenerdogan
instagram: cansenerdogan