ÇİÇEKLENDİK


ÇİÇEKLENDİK

Hangi ara yaz geldi hangi ara haziran bitiyor anlamış değilim. Sürekli yağan yağmurlarla hala giydiğimiz kazak, montlarla kasım görünümlü haziran yaşıyoruz valla. Hoş dünya değişirken kartlar yeniden dağıtılırken mevsimler de buna kayıtsız kalacak değildi ya!

Velhasıl yaz gelmiş çaktırmadan da geçiyor madem şöyle çiçekli böcekli, renkli, neşeli bir yaz yazısı yazayım dedim kendime, iyi gelsin kalplere…

Gözümüzü gönlümüzü açan, içimize bir tutam mutluluk saçandır çiçekler. Yazın himayesinde olsa da her mevsimin çocuklarıdır onlar. Sonbaharın kasımpatıları vardır mesela, papatyalarla kuzendirler ama asla onlar kadar sevilmezler. Oysa umudun adıdır kasımpatılar çünkü çiçeklenmek için kışı beklerler. Sizin hüzün dediğiniz eylüle ben başlangıç derim. Kuşlar göçerken sıcak ülkelere, döner tatile gidip de oraya buraya savrulan şehir insanları, evlerine, memleketlerine. Mavi damarlar mora evrilirken her yer ebruli oluveriyor. Evet bildiniz, hercai menekşesi eylülde açıyor! Kokusuz olduğunu bildiği halde; ‘Bir menekşe kokusunda seni aramak var ya, bu hep böyle gider mi’ diyen Ahmet Kaya’nın da bir bildiği var elbette!

Hep torpil geçiyorsun sonbahara diyorlar, kayırıyormuşum onu diğerlerinden. Galiba haklılar, güz bir başka değerlidir içimde. Soğuğu, çamuru bile güzel gösterebilen çiçekler, başka hangi mevsimde var söylesenize!

‘Ayrılık mevsimidir, hazan’ diye bas bas bağıranlar! Yarin dudağından koparılmış bir katre alev değil midir karanfil cevap versenize! ‘Karanfil oylum oylum’ diye niye heyecanla çağırıyorsunuz selvi boylunuzu öyleyse!

En sevdiğim şeydir benim çiçekler, nerede görürsem göreyim mutlu hissettirirler. Küçükken çiçekçiyle evleneceğim derdim hatta. Böylece her akşam çiçek getirirdi bana. Ekmek yerine çiçek yiyerek doyacağımı sanıyordum galiba. Ne var canım, ‘Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler’ diyen Fransa kraliçesi Marie Antoinette mantığımız varmış o yaşlarda :)

Mucizelere inanır mısınız ?

Ben çok inanırım. İnandığımdan da olsa gerek çok da yaşarım. Tabi oluyor benim de çok düşmüşlüğüm, kör kuyularda merdivensiz kaldığım. İşte böyle zamanlarda karların arasından başını uzatan kardelen çiçeklerini hatırlarım; Yüksek tepelerde açan, ölüme meydan okuyan. Aşk gibidir kardelen, hiç ummadığınız anda karşınıza çıkabilir!

Bir kış masalıdır o, nefeslerin karıştığı buğuyla cama aşk yazdıran…

Aşk diyorsun da gülden niye bahsetmiyorsun dediğinizi duyar gibiyim. Evet aşkın sembolüdür kendisi, sizinle aynı fikirdeyim. Kırmızı gülü ayıracağım diğerlerinden zira kendisi favorilerimden. İnsan bir yağmur damlası, kimisi gül yaprağına kimisi çamura düşer. Siz de ne görmek isterseniz onu görürsünüz; Ya gülde diken ya da dikende gül!

Bir de pembe gül var ki kendisi tamamen mesaj içerikli. ‘Pembe pembe, gönlüm sende’ mesajıdır verilen, gizli gizli. Gönlündeki dile gelemiyorsa bir türlü, gönder pembe gülü. Anlar o zaman, yanan yüreğini, kalbindeki közü!

 Af çiçeği beyaz güldür, yapmışsan bir hata, gönder beyaz gül, kırdığının yüzünü güldür! Sözler kifayetsiz olsa da yapraklar buna gönüllüdür.

“Mevsim bahar olunca, aşk gönüle dolunca/ Sevenler kavuşunca/ Yaşamak ne güzel” diyen Orhan baba, haklısın valla. Gönül yayları, gevşemedi ya boşuna. Laleler açar yol boyunca, süslenir parklar, meydanlar lale kırmızıları, morlarıyla. Çiçek pazarından alınan sarı laleler, yastığa usulca bırakılır. Gül Peygamber’e, lale Allah’a açılır.

Bahar gelmişse vakit sümbül vaktidir. Mor salkımlar sarkar pencerelerden, allar, sarılar dans eder kapı pervazlarından. Bir de güzel kokar ki sümbül, kokladıkça baharlar taşır düşlere. Nergisin ise hatırı büyüktür gönlümde. Zamanı kısa, etkisi uzundur. İlla ki gider bir gün illa ki can çekişir yüreğinde, sen elimden geleni yaptım desen de! Renkli kır çiçeklerinin ecesidir ve bazıları bir gülün peşinden koşarken ayaklarının altında ezilen kır çiçeklerinin farkında değildir.

Sıklamenler, sardunyalar açmışken dört bir yanda, çirkin ama vakur duruşuyla kendine baktırandır karahindiba. Üfledikçe toz olur, yayılır etrafa. Çayırda, çimende, her yerde yetişir, varoluşa meydan okuyan özgür bir savruluş törenidir. Bilmem bir çiçek, nasıl hem bu kadar renksiz ve çirkin hem de bu kadar dikkat çekici olabilir.

Çiçeklerin en bilgesini unutur muyum hiç, elbette hayır. Beyaz ve ince, mahzun papatyamız. Bilge dedim evet, ‘seviyor mu sevmiyor mu’ diye ona sormaz mıyız? Biz kopardık hep acımasızca ama o hiç kızmadı yapraklarından fal tutulmasına. Kim bilir olur da belki bir gün, sevmeyi öğretebilirim umuduyla!

Yaz geldi yazzz! Begonvil boy vermiştir şimdi. Pembe pembe haykırıyordur, beyaz evlerin bahçelerinde. Kokusu geldi mi okurken, bir kelebek öptü mü boynunuzu şarkıdaki gibi? Dokunmaya kıyamadığınız geldi mi aklınıza, alıp götürdü mü sizi çok uzaklara? 

En sevdiğim çiçeği sona bıraktım, assolist misali. Çünkü orkide, çiçeklerin en zarifi, en asili. Biliyor musunuz orkide, yeryüzünde açan ilk çiçek. Diğer tüm çiçekler, onun soyundan gelme. Ne bahar umurundadır onun ne kış, bahar. Zamansızlığın çiçeğidir orkide, asaletin ve de sonsuz sevginin. Pek bir hassas, nazlı niyazlı, bakımı meşakkatlidir. Ama sevdiğinden gelen beyaz orkide, her şeye değerdir.

Bir yerde çiçek açıyorsa orada hala umut vardır. Tanrı’nın eli değmiştir oraya, melekler dokunmuştur. Her kalp, kendi içindeki çiçeğin kokusunu saçar. Kimi kalpler ise bilmez yeşermeyi çoraktır, bozkırdırlar.Hayat soldursa da bazen içimizdeki çiçekleri, bükseler de boyunlarını bizim gibi, topraklarına sımsıkı tutunanlar, hayatta kalırlar. Hep dik duranlar değil asla vazgeçmeyenlerdir kazananlar!

Merak etmeyin; Tüm çiçekleri koparabilirler ama baharın gelmesine engel olamazlar!

CANSEN ERDOĞAN
www.cansenerdogan.com
twitter: @cansenerdogan
instagram: cansenerdogan