<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
  <channel>
<title>Türkiye Haber Ajansı - Çağdaş Türkiye&#39;nin Habercisi </title>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com</link>
<description>TR- Türkiye Haber Ajansı; 2004 yılında kurulmuştur. Türkiye&#39;nin önemli haber ajanslarından biridir. Türkiye Haber Ajansı Kurucusu Gazeteci Ahmet Kaplan&#39;dır. </description>
<language>tr</language>
<copyright>https://www.turkiyehaberajansi.com</copyright>
<image>
<title>https://www.turkiyehaberajansi.com</title>
<url>https://www.turkiyehaberajansi.com/images/genel/turkiyehaberajansi-2025.png
</url>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>APP  Plakalar  Neden  Yasaktır ?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px;">Son günlerde trafikte sıkça gördüğümüz APP plakalar, birçok sürücü tarafından estetik göründüğü veya farklı olduğu için tercih ediliyor. Hatta bazı kişiler, <strong>“Bu plakada da aynı harf ve rakamlar var, ne fark eder?” </strong>diye düşünebilir. Ancak konu bu kadar basit değildir. Bu mesele, sınırlı bir bakış açısıyla değerlendirilecek bir konu değildir; hem hukuki hem de teknik sebepleri vardır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Plaka bir aracın resmi kimliğidir. Trafikteki her araç, polis ekipleri, radar sistemleri, güvenlik kameraları ve otomatik plaka tanıma sistemleri tarafından bu kimlik üzerinden tespit edilir. Bu nedenle Türkiye’de araç plakalarının ölçüsü, yazı karakteri, harf kalınlığı, boşlukları ve yansıtıcı özellikleri mevzuatla belirlenmiş standartlara tabidir. Bu standartlar estetik için değil, güvenlik ve denetim için oluşturulmuştur.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">APP plakalar ise bu standartları değiştirir. Yazı karakterleri farklıdır, harfler kalınlaştırılmıştır, boşluklar daraltılmıştır veya ölçüler oynatılmıştır. Bu değişiklikler ilk bakışta küçük gibi görünse de, özellikle kamera sistemleri ve otomatik plaka tanıma teknolojileri için ciddi sorunlar yaratır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Teknik açıdan konu tamamen optik algılama ve makine okumasıyla ilgilidir. Kamera ve plaka okuma sistemleri belirli bir yazı tipi ve ölçü düzenine göre programlanmıştır. Standart dışı bir plaka bu algoritmaları yanıltabilir. Hatta hız arttıkça hareket bulanıklığı oluştuğu için standart dışı karakterler daha da zor okunur hâle gelir. APP plakada kullanılan farklı fontlar, 8 ile B, 5 ile S, 0 ile O gibi karakterlerin karışmasına yol açabilir. Bu durum hem insan gözü hem de kamera sistemleri açısından ciddi bir problemdir.</span><br />
<span style="font-size:20px;">Günümüzde trafik denetiminin önemli bir kısmı plaka tanıma kameralarıyla yapılmaktadır. Suç takibi, radar denetimleri ve güvenlik uygulamaları büyük ölçüde bu sistemlere dayanır. APP plaka kullanıldığında sistem plakayı yanlış okuyabilir veya hiç okuyamayabilir. Bu da denetim ve güvenlik mekanizmasını zayıflatır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Yasal açıdan da durum nettir. Araç plakalarının şekli ve özellikleri mevzuatla belirlenmiştir. Standartların dışına çıkılması, plakanın usule uygun olmaması anlamına gelir. APP plakalar bu nedenle hukuken geçerli kabul edilmez ve araç sahibine idari yaptırım uygulanır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">APP plakaların varlığı, hukuki zorunluluğun ötesinde toplumsal, ideolojik ve ahlaki bir başkalaşımın en tehlikeli göstergesidir. Fanatiklik, farklı olma çabası veya resmi kurallara zevk ve tercihleri ekleme, psikolojik tatmin meselesi hâline getirilmemelidir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Araç plakası resmi bir kimliktir ve bunda kişiselleştirme yapılması doğr</span>u <span style="font-size:20px;">değildir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Trafikte en doğru davranış, kurallara uymak ve sorumlulukla araç kullanmaktır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Emniyet Genel Müdürlüğü de son günlerde kamuoyunda<strong> "APP plaka"</strong> olarak bilinen plakalar ve bu plakaların kullanımına ilişkin yaptırımlar hakkında çeşitli değerlendirmeler ve yanlış anlaşılmaların ortaya çıkması nedeniyle konu hakkında kamuoyuna yönelik açıklamalarda bulundu. </span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Açıklamada, kanun'un 23'üncü maddesinin üçüncü fıkrasına aykırılık durumunda ; yönetmelikte belirtilen nitelik veya ölçülere aykırı plaka takan ya da araç üzerinde bulunması gereken sayıda plaka takmayan sürücülere 4.000 Türk Lirası idari para cezası uygulanmaktadır. Ayrıca bu fıkra hükmü yeni getirilmiş bir düzenleme olmayıp 2016 yılından bu yana uygulanmaktadır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">2918 sayılı Kanun'un 131'inci maddesi uyarınca yetkili kuruluş tarafından basılmayan, üzerinde resmi mühür ve yönetmelikte belirtilen güvenlik unsurları bulunmayan plakalar hukuken geçerli kabul edilmemektedir. Kamuoyunda APP plaka olarak bilinen plakalar bu kapsama girmektedir. Bu tür plakaların araçlarda kullanılması halinde plakayı takan veya kullanan kişiler hakkında 140.000 Türk Lirası idari para cezası uygulanmakta, sürücü belgeleri 30 gün süreyle geri alınmakta ve araç 30 gün süreyle trafikten men edilmektedir. </span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Ayrıca bu kişiler hakkında Türk Ceza Kanunu'nun <strong>"Resmi Belgede Sahtecilik"</strong> başlıklı 204'üncü maddesi kapsamında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngören adli işlem de uygulanabilmektedir. Fiilin tekrarı halinde cezalar kademeli olarak artmaktadır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Söz konusu düzenlemelerin amacı yaptırım uygulamak değil, trafik güvenliğini ve kamu düzenini sağlamaktır. Araç tescil plakaları; trafik denetimleri, elektronik denetim sistemleri, şehir güvenlik kameraları ve adli soruşturmalar açısından araçların doğru ve hızlı şekilde tespit edilmesini sağlayan resmi bir kimlik niteliği taşımaktadır. Standart dışı, yetkisiz şekilde üretilmiş plakalar bu denetim mekanizmalarının etkinliğini zayıflatmakta ve kamu güvenliğini olumsuz etkilemektedir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Vatandaşlarımızın herhangi bir mağduriyet yaşamamaları adına araçlarında yalnızca yetkili kuruluş tarafından basılmış ve yönetmelikte belirtilen nitelik ve ölçülere uygun tescil plakalarını kullanmaları önemle hatırlatılmaktadır." ifadeleri yer aldı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Merkezi İstanbul'da bulunan ve 1998 yılından beri kesintisiz faaliyetini yürüten Fahri Trafik Müfettişleri (FTM) Derneği'nin Yönetim Kurulu üyesi ve Basın Sözcüsü kimliğimle araç sürücülerine  mağduriyet yaşamamaları ve trafik güvenliğinin sağlanması için trafik kurallarına mutlaka riayet etmelerini öneriyorum.. </span></p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/app-plakalar-neden-yasaktir/2011/</link>
<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 10:36:29 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İslam ve kadın -V Günümüz İslam dünyasında kadın hakları</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İslam ve kadın -V</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">6- Günümüz İslam dünyasında kadın hakları:</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> Önce bir durum tespiti yapalım</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">. Cenab-ı Hak, Kuran ayetleriyle insanların hayatta nelere dikkat etmelerini bildirdi. Son peygamber Hazreti Muhammed (SAV) sözleri ve davranışlarıyla Kuran hükümlerini eksiksiz açıkladı. Kuran’ın pek çok ayetinde Müslümanların Kuran hükümlerine harfiyen uymaları, insanlara karşı adil davranmaları ve dosdoğru olmaları ısrarla vurgulandı. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Ancak Müslümanlar, İslami hükümleri kısa süre sonra az veya çok terk ettiler. Kuranın ifadesine göre bir kısım Müslümanlar (fasıklar ve münafıklar) İslami hükümlerin bir kısmını değiştirerek, bir kısmını gizleyerek ve her koşulda kendi dünyevi çıkarlarını gözeterek uyguladılar. Bu uygulamalardan kadınlar ve İslam’ın getirdiği kadın hakları büyük zarar gördü.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Daha önceki peygamberler de bu durumu yaşamışlardı. En son Hazreti Musa’nın (AS) Tevrat ve Hazreti İsa’nın (AS) İncil ile getirdikleri ilahi hükümlere de inanmış görünen insanlardan bazıları, peygamberler daha hayatta iken karşı çıkmışlar ve dini kuralların bir kısmına uymamışlardı. Dinin özünden uzaklaşma İslam’ın ilk döneminde münafıklar tarafından da sergilenmişti.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İnsanlığın büyük çoğunluğunun <b>tevhid</b> inancını (tek tanrı inancı) ve dini hükümleri kabul etmemelerinin ve bu inancı kabul eden kişilerin dini kuralların bir kısmına uymamalarının sebeplerini şu ayetlerin mealinden anlayabiliyoruz.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">"<b><i>Zaten insan zayıf yaratılmıştır</i></b>."(Nisa-28) </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">"<b><i>O, sana Kitabı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, "</i></b><i>Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır<b>" derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar</b></i>." (Ali İmran 7)</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">“<i>Kadınlar, oğullar, yüklerce altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah'ın katındadır</i></span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">.’’ (Ali İmran 14)</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Görüldüğü gibi topraktan yaratılan insan zayıftır. Dünya hayatına düşkündür. Kuran hükümlerini <i>ancak ilimde derinleşmiş akıl sahipleri doğru</i> anlayabilirler. Müslümanların <b>gerçek sorunu Kuranı doğru anlayamamalarıdır</b>.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kuran’daki Yusuf, Hicr, Şuara, Kasas ve Duhan surelerinin ‘<b>’Bunlar o açık Kitabın ayetleridir</b>.’’ beyanıyla başlaması, Kuran’ın insanlar tarafından anlaşılabileceğinin açık bir ifadesidir. Hazreti Peygamber kendisine verilen görevi yeterince yerine getirmiş, söz ve davranışlarıyla Kuran’ın yeteri kadar anlaşılmasını sağlamıştı. Zamanla İslam uleması müteşabih ayetlerin açıklanmasında zaafa düşünce İslam’ın özünden uzaklaşıldı<b>. </b></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Bunun pek çok sebebi vardı. Bu sebeplerin en önemlisi <b>cehaletti.</b>  Kuran anlaşılmak için gönderilmişti ama Arapça nazil olan Kuran, farklı dillere tercüme edilmedi. Bu nedenle insanlar dini hükümleri kaynağından yani Kuran’dan ve aracı olmadan öğrenemediler. Araya diğer dinlerde olduğu gibi birileri girdi ve İslam bu kişilerin yorumlarına tabi oldu. Bu kişilerin farklı ve çelişkili yorumları dini karmaşaya sürükledi, din hurafelere boğuldu. İnananlar <b>sırat-ı müstakim</b>den (doğru yol) uzaklaştılar. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Cehalet İslam dünyasına yıkım getirdi</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">. Müslümanlar hem manevi alanda dinin aydınlık ve huzur veren ilkelerinden uzaklaştılar hem de fakirleştiler. Ekonomik yönden zayıf duruma düşen İslam aleminin siyasi yönden güçlü olması zaten mümkün değildi. Ekonomik ve siyasi gücünü kaybeden İslam alemi bu defa yabancı kültürlerin istilasına uğradı. Kafalar İslam’ın kabul etmediği fikir ve düşüncelerin saldırılarıyla daha da karıştı. İslam’ı yaşamak daha da zorlaştı. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Şimdi Haçlı seferlerinin yeniden hız kazandığı günümüzde İslam dünyasını ve kadın haklarını aşağıdaki kitapların ışığında incelemeye çalışalım.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Prof. Dr. Abdülaziz BAYINDIR-<b> Kuran ışığında doğru bildiğimiz yanlışlar</b></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Doç. Dr. Şahin FİLİZ- <b>Başörtüsü söyleminin dinsel temelsizliği ve İslam felsefesi açısından eleştirisi</b> haklarını</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Fethi GÜNGÖR<b>- Maraş’tan Merakeş’e Fikri Tuna</b></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Süleyman ULUDAĞ- İran’dan Turan’a Seyahat</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Ayşe BÖHÜRLER- Aslıhan EKER.-<b>Müslüman ülkelerde kadın. Duvarların arkasında</b></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">6.1.1 İnsan oğlunun yeryüzündeki yükümlülükleri: </span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Tanrı gönderdiği peygamberler ve kitaplarla insana nasıl yaşaması gerektiğini açıkladı.  Tanrı genel anlamda;</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">- Amentüde ifade edilen Allah’tan (CC) başka bir İlah olmadığına, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, kader, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanılmasını,</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">- Sadece kendisine ibadet edilmesini, sadece kendisinden istenilmesini,</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">- İnsanların kendisini çokça ve gönülden (huşu ile) anmasını, </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">-İnsanların her şartta adaletten ayrılmamasını,</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">-Kainattaki düzeni ve tabiat olaylarındaki ahengi örnek göstererek insanların akıllarını kullanmasını ve hislerine  göre değil gerçeklere göre hareket etmesini,</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">- İnsanların iyiliğe yönelmesini ve kötülüklerden uzaklaşmasını,</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">- Özel anlamda erkeklerin kadınlar için Kuran’da verilen haklara riayet etmesini istedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Hazreti Peygamber, <b>Dinde zorlama yoktur (Bakara-256)</b> ayeti doğrultusunda Müslümanlara "<i>Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız</i>." emir ve tavsiyesinde bulundu. Erkek- kadın haklarını Veda Hutbesinde şu sözlerle açıkladı. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height: 107%;"><span serif="" style="font-family: Cambria, ">"<i>Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan (CC) korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir."</i></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Bu bilgilerden sonra kadın erkek ilişkilerinde hâlâ yaşanan sorunları inceleyebiliriz.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">6.1.2</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> <b>Kuran gerçeklerine aykırı olan yanlışlar: </b>Günümüz dünyasında pek çok konuda Kuran’a aykırı yanlış davranışlar sergilenmektedir. Kadın hakları ile ilgili süregelen yanlışlıkları şu başlıklarla açıklayalım.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Yaşama hakkı</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">: Kuran kız çocuklarının öldürülmesini yasakladı. (<b>İsra-31</b>). Adil davranın hükmü gereği kız çocukları ile erkek çocukları arasında ayrım yapılmamasını istedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kuran hükümleri böyleydi ama bu hükümler tam olarak uygulanmadı. Kız çocukları öldürülmedi ama aile içinde hep erkek çocuğun gerisinde kaldı. Özellikle kız çocuklarının eğitimi engellendi. Sonuçta toplumun yarı çoğunluğunu teşkil eden kadınlar İslam için en büyük felaket olan cehalet içine gömüldüler. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Evlenme ve boşanma hakkı: </span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Evlilikte kızın rızasının alınması Peygamber sünnetiydi. Bu şarta uyulmadı ve kızlar istemedikleri kişilerle zorla evlendirildiler. İstenilmeyen evlilikler evlilik içi huzursuzlukları da beraberinde getirdi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kuran evlilikten önce kadına ekonomik teminat olarak mehir verilmesini ve bunun kadından alınmamasını istedi. Öyle olmadı. Mehir bedeli başlık parasına dönüştürülerek kadının elinden alındı. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kuran erkeğe tanıdığı boşanma hakkını (iftida) mehir bedelini geri vermek şartıyla kadına da tanıdı. Ancak ekonomik olarak güçsüz olan, cahil bırakılan ve çevrenin kınama baskısına maruz kalan kadın bu hakkını hiç kullanamadı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Çok eşlilik: </span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kuran tek eşliliği tavsiye etti. (<b>Nisa-3</b>) Çok eşliliği şarta bağladı. Bunlardan ilki evli kadınların rızalarının alınmasıydı. Diğeri zorunlu durumlar olmasıydı. Bu şartlara uymayan erkekler çok kadınla evlenerek Kuran hükümlerini açıkça istismar ettiler. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Cariyelerle evlilik</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">: Kuran köleliğin kaldırılmasını, çocuğu olan cariye hür olacağından zinadan kurtulmak için Nur suresinin 32. ayetinde bekarların cariyelerle evlenmesini teşvik etti. <b>“<i>Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”</i></b></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Erkeklerin belli şartlarda cariyeler dahil en fazla dört kadınla evlenebilirler hükmüne uyulmadı. Bazı din alimlerinden alınan bazı fetvalarla özellikle saray ve zengin çevrelerde yapılan cariye evlilikleri hesap dışında tutuldu. Cariyeler mal gibi kullanıldı. Bu durum Kuran ahlâkına ve anlayışına aykırıydı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Ekonomik haklar</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">: Kuran kadına miras hakkı tanıdı. Ne var ki erkek baskısı nedeniyle bu hak çoğu kez kadına yeteri kadar ya verilmedi ya da zaman içinde kendisinden geri alındı. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kuran, boşandıktan sonra hamile kadının çocuk doğuncaya kadar bakımını ve doğduktan sonra çocuğun ve annenin süt ve bakım masraflarını erkeğin karşılamasını istedi ama bu hükümleri sadece Tanrıya gönülden inanan gerçek Müslümanlar uyguladı. Müslüman erkeklerin çoğu kendilerine ekonomik yük getiren bu kurallara uymadılar. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kadının şahitliği</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">: Kuran, Bakara suresinin borç verme ve şahit tutmayla ilgili 282. ayetinde "…………<b><i>Adamlarınızdan iki erkeği de bu muameleye tanık tutun. İki erkek olmazsa </i></b><i>biri unuttuğu vakit öbürünün hatırlatması<b> için razı olacağınız kimselerden bir erkekle iki kadın tanık olsun. Tanıklar da çağrıldıkları vakit kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, muayyen müddete kadar verilen borcu yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allah katında daha ziyade adalete uyan, tanıklık için </b>daha sağlam<b> olan, tereddüde ve şüpheye düşmemenize daha ziyade yarayan bir şeydir……….." </b></i>hükmü ile kadının şahitliğini <b>unutma</b> ve akdin geçerliliğini <b>daha sağlam olma</b> şartlarına bağladı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Maide suresinin vasiyetin yazılmasıyla ilgili 106-107. ayetlerinde ise <i>kadın erkek ayrımı yapılmadan</i> güvenilir iki Müslümanın şahit olabilmesi, <b>kadın ve erkek şahitliğini eşitlemişti</b>. Bu ayetler doğrultusunda kadına <b>aklı kıt</b> işlemi yapılması Kuran’ın genel anlayışına aykırıydı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Aile içi şiddet: </span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Hazreti peygamberin ifadesiyle<b> </b>kadın erkek için bir emanetti. Aile içinde şiddete maruz kalamaz<b>.  </b>Dövülemez, kınanamaz, aç bırakılamaz ve çocuklarından ayrı bırakılamazdı. Bu durum emanet haklarına aykırıydı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Nüşuz (ayrılma) kararı alan kadına<b> </b>kocanın yapacağı öğüt vermek, güzel söz söylemek, yatağından ayrılmak ve <i>darp </i>etmekle sınırlıdır. <b>(Nisa-34).</b> Ayetin sonundaki sizi gönülden kabul ederlerse onlara karşı <b>başka bir yol aramayın lafzı</b> darp kelimesinin kadını <i>dövün</i> anlamından çok onu <i>evde tutun</i> anlamına daha yakındır. Zira zorla güzellik olmaz. Zorla evlilik devam etmez.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Ne var ki çoğunlukla Müslüman erkekler darp kelimesiyle kadının dövülmesini anladılar ve bunu uyguladılar. Anadolu’da yaygın "<i>Kızını dövmeye dizini döver</i>." sözleri bu inanışın açık ifadesidir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kızların ve kadınların aile içinde yakınları tarafından tecavüze uğramaları Nur Suresindeki ayetlerle yasaklandı. Ancak geniş aile ortamında işlenen bu suçlar günümüze değin hep gizli tutuldu ve üzeri örtüldü. Suç kadına yüklendi. Genç kızların ve gelinlerin intihar etmeleri bu tür çirkin tecavüzlerin var olduğunun kanıtıdır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Zina: </span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kuran’ın Nur suresindeki hükümler kadın-erkek arasında sıkça işlenen zina suçu ile ilgilidir. Zina, Tanrının yapılmasını yasakladığı ve cezasını Kuran’da belirlediği dört suçtan (Şirk koşma, kasten adam öldürme, hırsızlık yapma ve zina) biridir. Dört şahidin beyanıyla kanıtlanma zorunluluğu olan zina suçunu işleyen kadın veya erkek şahitler huzurunda 100 değnek vurmakla <b>(Nur-2),</b> namuslu kadınlara zina suçunu atan ancak bunu kanıtlayamayan kişi, 80 değnek vurularak cezalandırılır. <b>(Nur-4</b>). </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Tevrat’taki <b>recm</b> (taşlanarak öldürme) cezası Kuran’la kaldırılmıştır. Bu nedenle zina yapan kişi namusum lekelendi bahanesi ileri sürülerek öldürülemez. Erkekler namus bekçisi değillerdir. Çünkü namusu (ırzı) korumak hem erkek hem kadının görevidir. (<b>Müminun-5</b>)</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> Zina suçu ikili ilişki sonucunda oluştuğundan cezalandırmada kadın-erkek ayrımı yapılmaz. Zina yapan kişiler evli iseler en fazla evliliklerini sona erdirebilirler. Bekar iseler Kuran’ın ilgili hükümleri uygulanır.  Çünkü; "<b><i>Ancak ondan sonra tövbe edip düzelenler başka. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir</i></b>." <b>(Nur-5)</b></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Zinadan korunma ve tesettür:</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> Erkeğin cinsel arzusu kadının duygularından daha güçlüdür.  Mevlânâ Celaleddin-i Rumi tarafından yazılan Mesnevide, kadının erkeğin arzularına direnemediği birkaç kere müstehcen cümlelerle anlatılmaktadır. Bu gerçek, zina suçundan genellikle erkeklerin sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır. Nur suresinin 30 ve 31. ayetleri zinadan korunmanın ilk önlemlerini açıklar. İlk uyarının mümin erkeklere yapılması dikkat çekicidir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">"<i style="font-weight: bold;">Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır</i>." (Nur-30)</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İkinci uyarı kadınlaradır. "<b><i>Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Görünen kısımlar müstesna, zinetlerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar.</i></b></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><i><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Zinetlerini; kocalarından yahut babalarından yahut erkek kardeşlerinin oğullarından yahut kız kardeşlerinin oğullarından yahut Müslüman kadınlardan yahut sahip oldukları kölelerden yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. </span></span></i></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><i><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz".</span></span></i></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Bu ayetlerden görüldüğü üzere kadınlara yapılan uyarı erkeklere yapılan uyarıdan fazladır Kadınlar haramdan sakınmanın ve ırzlarını korumalarının ötesinde zinetlerini örtmeleri konusunda da uyarılmışlardır.  <b>Ancak ayetlerin kesin hükmü kadınların ve erkeklerin ırzlarını korumalarıdır. </b>Irz (iffet) önce harama bakmayarak, sonra örtünmekle korunmak istenmiştir. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Örtülmesi, istenen yerler yani <b>zinetler</b> nereleridir? Baş nasıl örtülecektir? Bu doğrultuda ayette emredilen "<b><i>Başörtülerinin ta yakalarının üzerine salsınlar." </i></b>Hükmü, farklı kültür ve hayat tarzı nedeniyle İslam dünyasında farklı anlaşıldı ve uygulandı. Bazıları başın tamamını örtüler. Bazıları sadece gözleri kapatmadılar. Bazıları yüzün görünmesi dışında başı tamamen kapattılar. Bazıları yüz ve saçın bir kısmının görünmesine izin verdiler. Bazıları saçın, boyun ve kulakların görünmesinde bir sakınca görmediler.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İslam’ın en hoşgörülü anlaşıldığı Anadolu’da baş, yazma denilen örtülerle örtülürdü. Bu örtünmede yüz ve saçın bir kısmı görünürdü. Son zamanlarda Arap geleneği öne çıktı ve yüz hariç başın tamamı örtülmeye başlandı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">"<b>Dinde zorlama yoktur." (</b>Bakara-256) kesin hükmü gereğince Müslüman kadın başını istediği şekilde örtebilir. Ama günümüzde İran’da ve bazı İslam ülkelerinde uygulandığı gibi hiçbir kadın başını örtmeye zorlanamaz. Bu husus kadının imanı ve inancı ile ilgili bir konudur. Bu konuda kadına baskı yapılmamalı, kadın tercihinde serbest bırakılmalıdır. Esasen Nur suresinin 31. ayetindeki örtünme uyarısına uymayanlar hakkında Kuran’da herhangi bir cezanın olmaması bu durumu kanıtlamaktadır. Çünkü önemli olan örtünmek değil <b>firucium</b> olarak ifade edilen ırzın, namusun <b>(Müminun-5)</b> korunmasıdır. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Diğer bir husus son dönemlerde Arap İslam anlayışının etkisiyle yaygınlaşan ve başın tamamını kapatan örtünme tarzının bir dini simge olarak kabul edilmesinin doğru olmadığıdır. Öyle sayılırsa bu açıkça dinin istismarına girer. Çünkü kimse kendisi gibi başını örtmeyeni dine aykırı hareket etmekle suçlayamaz. Hadisi şerifin işaret ettiği gibi kimse kimsenin kalbini bilemez. Bu zekâttan kaçınan ama namaz kılanların kılmayanları ithamına benzer. Namaz kılan kimse Tanrıya olan görevini yapmaktan mutluluk duyabilir. Ancak bu durum kendisine başkalarını suçlamak ve yargılamak hakkını vermez. Olması gereken şey ibadetler konusunda din kardeşini teşvik etmek ve ona yardımcı olmaktır. Çünkü önderimiz Hazreti Peygamber böyle yaptı ve böyle davranılmasını istedi. "<i>Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız. Bölünmeyiniz, parçalanmayınız. Birlik olunuz. Ey Müslümanlar kardeş olunuz."</i>  </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">6.1.3 Günümüzde Müslümanlar: </span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Günümüzde yaklaşık 1,9-2,0 milyar nüfusa sahip olan Müslümanlar dünya nüfusunun yaklaşık %24-25’ini teşkil ederler ve 50 ülkede çoğunluktadırlar. Dünyadaki Müslüman nüfusun yaklaşık %62'lik kısmı </span></span><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Asya" style="color:#467886; text-decoration:underline" title="Asya"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"><span style="text-decoration:none">Asya</span></span></span></a><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">'da yaşamaktadır. <span style="text-decoration:none">Endonezya</span> 244 milyon Müslümanıyla en kalabalık İslam ülkesidir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Müslümanların büyük çoğunluğu bağımsız devletlerde olabildiğince özgür, azınlığı ise bağlı oldukları devletlerin kendilerine sağladığı ölçüde özgür ya da bağımlı yaşamaktadırlar. Özgür devletlerin bir kısmı şeriat hükümlerine göre yönetilmekte ve bunlar kendilerini İslam Devleti olarak tanımlamaktadırlar.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Dünyadaki Müslümanların ekonomik gücü, dünya ekonomik gücünün %9-10’u düzeyindedir. Bu rakam Müslümanların nüfuslarına göre dünya ekonomik gücünde olması gereken seviyenin oldukça altında olduğunu göstermektedir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Müslümanların elinde Pakistan hariç nükleer silah yoktur. Bu durum Müslümanların askeri güç olarak zayıflığını ortaya koyar.  Günümüzde Müslümanlar teknolojide öncü durumda değillerdir. Dünya siyasetine egemen olan BM Güvenlik Konseyinde tek Müslüman ülke yoktur. Müslümanların dünya kültüründe de ciddi ağırlıkları yoktur.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Bu göstergeler Müslümanların günümüz dünyasında başat olmadığını, pek çok alanda geri planlarda kaldığını ifade eder ki bu gerçek Müslümanlara hiç yakışmamaktadır.  Kuran’da övülen ve mahşerde diğer topluluklara şahit- örnek olarak gösterilen Müslümanlar (<b><i>Hac-79</i></b>) bu halleriyle Tanrı nazarında büyük sorumluluk altına girdiklerinin farkında bile değillerdir. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Bu duruma nasıl gelindiğine daha önce kısaca değinildi. Özü itibariyle bir zamanlar her konuda dünya lideri konumunda olan Müslümanlar önce Kuran ahlâkından, sonra dünya gerçeklerinden ve bilimsel gerçeklerden uzaklaştılar. Cehalete gömüldüler. Bölündüler, parçalandılar ve birbirleriyle çarpıştılar. Zayıfladılar, yenildiler ve bu günkü duruma sürüklendiler.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">6.1.3.1 İslam devleti kavramı: </span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Bir devletin İslam devleti olabilmesi için her türlü hukukun Şeriat hukukuna göre düzenlenmiş olması ve ayrım yapmadan herkese adil olarak uygulanması şarttır. İslam’da kişilere ayrıcalık yoktur. Adına kral, sultan, şah, padişah denen kişilerin yönetim yetkileri dışında başka insanlardan farkı yoktur.  Zira yönetim erkine sahip olan bu kişilerin yetkileri de İslam hukukuna (fıkhına) uygun olmak zorundadır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Günümüzde kendini İslam Devleti olarak sayan devletlerin hiçbirinde yukarıda belirtilen hususların olmadığı alenen ortadadır. Bazı liderler yargılama olmadan adam öldürmekte, bazıları kendilerini ruhani lider saymaktadır. İslam bu insanlara bu yetkiyi vermez. Bu nedenle bu devletler İslam devleti olarak nitelendirilemezler.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Daha önce anlatıldığı gibi tarihte <b>tek İslam Devleti</b> Hazreti Muhammed’in (SAV) 622 yılında Medine’de kurduğu devlettir. Bu devlet peygamberden sonra Halifeler döneminde sadece 18 yıl İslami kuralara göre yönetildi. Sonraki 11 yıl karışıklıklar içinde geçti. 661 yılında Emevi saltanatının kurulmasıyla sona erdi. Bu gerçek, mucizevi olarak Hazreti Peygamber tarafından ifade edildi ve Kadir suresi ileride gerçekleşecek bu olay üzerine nazil oldu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Yukarda açıklanan nedenlerle Osmanlı İmparatorluğu da İslam devleti sayılamaz. Çünkü Osmanlıda padişahın Hakanî örfe dayanan ayrıcalıkları vardı.  Osmanlıda Şeriat hukuku herkese eşit olarak uygulanmadı.  Bu gerçeği yansıtan "<b>Zengin kervanını dağdan aşırır. Züğürt düz ovada şaşırır."</b> Atasözü boşuna söylenmedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">6.1.3.2 Günümüz dünyasında İslami anlayış ve kadın hakları: </span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Önce halen Rusya yönetimine tabi olan Müslümanlarla 1991 yılından itibaren bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetlerindeki Müslümanların durumunu inceleyelim<b>. </b></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">6.1.3.2.1 Rusya’da özerk cumhuriyetlerde yaşayan Müslümanlar: </span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İslamiyet<b> </b>Rus topraklarına Altınorda hükümdarı Özbek Han’ın (1312-1342) ve mensupları Tatarların (Kıpçaklar) toplu olarak Müslüman olmalarıyla girdi. Volga Nehri boyunca yaşayan İslamiyet 16. asırda Çar Korkunç İvan zamanında Ortodoks Rusya’nın şiddetli baskılarına maruz kaldı. 1774 Küçük Kaynarca Anlaşmasıyla Osmanlılara üstünlük sağlamalarından sonra Ruslar Müslümanlarla ilişkilerinde baskı yerine yumuşamayı tercih ettiler.</span></span> <span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Çariçe İkinci Katerina’nın (1762-1796) başlattığı “baskı yerine kontrol” politikası uzun süre yürürlükte kaldı. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Ancak 1917 Ekim devriminden sonra Rusya’da egemen olan <b>ateist d</b>üşünce bütün dinlere zarar verdi. Müslümanlar da bu yönetimden çok zarar gördüler. Din eğitimi ve ibadet yasaklandı. Camiler yıkıldı, kapatıldı veya başka amaçlarla kullanıldı. Kırım, Çerkes ve Ahıska Müslümanları sürgün edildiler. Rusya’daki Müslümanlar SSCB dağılıncaya kadar dinlerinden kopuk yaşamak zorunda kaldılar. <b>İslamiyet 1990 yılından sonra Rusya’da yeniden doğdu. </b></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Az sayıda Yahudi’nin yaşadığı Rusya’da halkın büyük kısmı Ortodoks Hıristiyan, nüfusun %10’u Müslüman. Rusya Hıristiyan Avrupa’da en fazla Müslümanın yaşadığı ülke. Müslümanların yoğun olarak yaşadıkları özerk bölgeler; Tataristan, Başkurdistan, Dağıstan, Çeçenistan, İnguşetya, Karaçay-Çerkes ve Kabarday-Balkar cumhuriyetleridir. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Volga Nehri kıyılarında, Kuzey Kafkasya’da ve Kırımda yaşayan Müslümanların %90'ından fazlası, Hanefi ve Şafii mezheplerine bağlı Sünni İslam'a mensuptur. Sünni tasavvuf geleneği (Kadiriyye, Nakşibendi ve Şazeli tarikatları) bazı bölgelerde özellikle Dağıstan, Çeçenistan ve İnguşetya bölgelerinde yaşamaktadır. Müslüman nüfusun %10’u Şii- On iki imam mezhebini benimsemiştir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">*Tataristan: </span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Rusya Cumhuriyetine bağlı özerk cumhuriyettir Başkent <b>Kazan</b> ve doğusundaki Başkırdistan’ın başkenti <b>Ufa</b> şehirleri İslami ilimler açısından en gelişmiş merkezlerdir. 20. Asır başlarında İsmail Gaspıralı tarafından ortaya atılan <b>ceditcilik</b> (uyanma, yenileşme ve kendine gelme) hareketi bölgede çok taraftar buldu. Bu harekete daha sonra Musa Carullah, İsmail Akçura ve komünist eğilimli Sultan Galiyev gibi isimler de katıldılar. Ancak Bolşevik ihtilalinden sonra Tatarlar özgürlüklerini kazanamadılar. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Tataristan’da laik yönetim egemendir.  Müslümanların dini hizmetleri Ufa ve Kazan Müftülüklerince ancak Rusya devletinin kontrolünde yürütülmektedir. İnanç özgürlüğü vardır. İbadet serbesttir. Okuma yazma oranı oldukça yüksektir. Kadınlar tarikatların olmadığı bölgelerde daha özgürdürler. Kadının siyaset ve ticaret ve eğitime katılımı erkeklerin gerisindedir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">*Dağıstan: </span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Güneyde Kafkasya’ya komşu olan Dağıstan, Rusların baskılarına ve Kafkasya’ya doğru yayılmalarına karşı en büyük direnişi gösterdi. Şeyh- İmam Şamil (1797-1871) başkanlığındaki Dağıstan ve Çeçen Müslümanlar1834- 1859 yılları arasında Rusya’nın Kafkasya’yı işgaline 25 yıl direndiler.</span></span> </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><strong><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"><span style="text-decoration:none">Nakşibendi tarikatında</span> aldığı eğitim, Şeyh Şamil’de Ruslar tarafından Kafkasya bölgesinde ortadan kaldırılmak istenen İslamiyet’i tekrar canlandırmak, yaymak, özgürlüğe kavuşmak ve İslam Birliği gibi düşüncelerin gelişmesini sağladı. İmam Şamil, <span style="text-decoration:none">Rus İmparatorluğu</span>'na karşı <span style="text-decoration:none">Dağıstan</span>'da başlattığı savaşı <span style="text-decoration:none">Çeçenistan</span>'da sürdürdü. 1859 yılında teslim olmak zorunda kaldı. Rusların saygısını kazanan Şeyh Şamil 1871 yılında Medine’de hayata veda etti.</span></span></span></span></span></strong></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Rusların yönetiminde olan Dağıstan’da da laik yönetim egemendir. İnanç ve ibadet özgürlüğü vardır. Kadınlarda örtünme oranı tarikatların egemen olduğu bölgelerde yüksektir.  Kadın – erkek ilişkilerini genelde İslami hükümlerin yanında eski Türk gelenekleri tayin eder. Kadınlarda okuma yazma oranı iyi ancak Tataristan’ın gerisindedir. Siyasette, eğitimde ve ticarette de kadınlar erkeklerin gerisindedirler.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">*Çeçenistan</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">:</span></span> <span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İslamiyet öncesi Gürcü etkisiyle kısmen Hıristiyanlığı benimsemiş olan Çeçenler, daha sonra kitleler halinde İslamiyet’i seçtiler İslam dini 16. ve 19. yüzyıllar arasında Çeçenistan'da yayıldı. Günümüzde Çeçenlerin çoğunluğu <span style="text-decoration:none">Müslüman</span>'dır. <span style="text-decoration:none">Sünni İslam</span>'ın <span style="text-decoration:none">Şafii</span> mezhebine bağlıdırlar. Ancak yaygın olan inanç </span></span><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"><span style="text-decoration:none">Müridizm</span></span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> olarak adlandırılan <span style="text-decoration:none">tasavvuf</span> anlayışıdır. Çeçenler tarikatlara bağlıdırlar. Kuzey Kafkasya'da iki büyük tarikat vardır. Bunlar <span style="text-decoration:none">Nakşibendiye</span> ve <span style="text-decoration:none">Kadiriye</span> tarikatlarıdır. <span style="text-decoration:none">Nakşibendiye</span> Doğu <span style="text-decoration:none">Çeçenistan</span> ve <span style="text-decoration:none">Dağıstan</span>'da <span style="text-decoration:none">Kadiriye</span> tarikatı ise Çeçenistan'ın diğer bölgelerinde ve batıdaki <span style="text-decoration:none">İnguşetya</span>'da etkilidir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Bir Kafkas halkı olan Çeçenler 1859 yenilgisinden sonra SSCB’nin dağılışına kadar özgürlüklerini kazanamadılar. 21 Aralık 1917 tarihinde <span style="text-decoration:none">İnguşetya</span>, Çeçenistan ve <span style="text-decoration:none">Dağıstan</span> bağımsızlıklarını ilan ederek tek devlet kurdular ama bu devlet 1921 yılında SSCB tarafından ortadan kaldırıldı. Çeçenistan özerk bölge olarak SSCB’ye bağlandı. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla eski <span style="text-decoration:none">Sovyet Hava Kuvvetleri</span> generali </span></span><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"><span style="text-decoration:none">Cevher Dudayev</span>'in</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> önderliğinde bir bağımsızlık hareketi başlatıldı. Yeni Rusya yönetimi bu hareketi tanımadı. <span style="text-decoration:none">Birinci Çeçen Savaşı</span>1994-1996 yılları arasında gerçekleşti. Asker, silah ve <span style="text-decoration:none">hava desteğindeki</span> ezici sayısal üstünlüğüne rağmen 1997 tank kaybeden Rus kuvvetleri kalıcı kontrol sağlayamadı. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Çeçenistan'ın demokratik olarak seçilen ilk cumhurbaşkanı <span style="text-decoration:none">Cevher Dudayev</span>, 21 Nisan 1996 tarihinde kullandığı bir <span style="text-decoration:none">uydu telefonunun</span> konumunun bulunmasından sonra savaş uçağından ateşlenen bir füze kullanan Rus kuvvetleri tarafından öldürüldü. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Bölgedeki Rus askerî güçlerinde görülen moral bozukluğu ve <span style="text-decoration:none">Aslan Mashadov</span> liderliğindeki Çeçen isyancı güçleri tarafından Grozni'yi yeniden ele geçirmek için başlatılan başarılı bir saldırı, <span style="text-decoration:none">Rusya Devlet Başkanı</span></span></span> <span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"><span style="text-decoration:none">Boris Yeltsin</span>'i 1996 yılında ateşkes ilan etmeye ve bir yıl sonra Rus kuvvetlerini geri çekmeye ve bir <span style="text-decoration:none">barış antlaşması</span> imzalamaya sevk etti. Savaştan sonra, Ocak 1997 tarihinde Çeçen Cumhurbaşkanı Aslan Mashadov beş yıllık bir dönem için iktidara geldi. Ancak insan kaçırma eylemleri arttı. Başkan Mashadov, rehinecilere karşı büyük bir sefer başlattı "<span style="text-decoration:none">Vehhabilik</span>" nedeniyle siyasi şiddet ve dinî aşırılık yaygınlaştı.  İç gerginlik Çeçen Ulusal Muhafızları ile İslamcı militanlar arasında çatışmalara yol açtı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Rusların ikinci <span style="text-decoration:none">Dağıstan Operasyonu</span>, 7 Ağustos 1999 tarihinde başladı. İlk savaştan çok daha iyi organize edilmiş ve planlanmış olan Rus silahlı kuvvetleri Şubat 2000 tarihinde başkent Grozni’yi yeniden ele geçirdi. Çeçen isyancılar Rus birlikleriyle savaşmaya ve saldırılar düzenlemeye devam ettiler. Ekim 2002 tarihinde Moskova tiyatrosuna yapılan baskın üzerine Rusya, Çeçenistan üzerindeki hâkimiyetini artırdı ve Çeçenistan’da Rus yanlısı bir Çeçen rejimi kurdu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">2003 yılında Çeçenistan'ı Rusya ile yeniden bütünleştiren ancak sınırlı özerklik sağlayan bir anayasa referandumu yapıldı.  Ayrılıkçı isyancıların <span style="text-decoration:none">Kuzey Osetya</span>'nın <span style="text-decoration:none">Beslan</span> kasabasında bir okulu işgal ederek 777'si çocuk 1100 kişiyi rehin alması ve 331 kişinin hayatını kaybetmesinden sonra, Rusya Devlet Başkanı <span style="text-decoration:none">Vladimir Putin</span>, Çeçen ayrılıkçılara ve iç şiddet eylemlerine karşı çok sert karşılık verdi.  Grozny başta olmak üzere Çeçenistan tahrip edildi. 2005 ve 2006 yıllarında ayrılıkçı liderler Aslan Mashadov ve <span style="text-decoration:none">Şamil Basayev</span> öldürüldüler. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">2007 yılında Rus yanlısı <span style="text-decoration:none">Ramzan Kadirov</span>  Çeçenistan yönetiminin başına getirildi.</span></span> <span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kadirov yüksek düzeyde yolsuzluk ve yaygın işkence kullanımı ile anılan bir yönetim sergiledi. Nisan 2009 tarihinde Rusya, terörle mücadele operasyonunu sona erdirdi ve ordusunun büyük kısmını geri çekti.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Günümüzde <span style="text-decoration:none">Kafkasya Emirliği</span>, <span style="text-decoration:none">Kur'an</span> ve <span style="text-decoration:none">Sünnet</span>in gerçek yorumuna ve Sünni Hanbeli mezhebine sıkı sıkıya bağlı kalarak Selefi cihatçı bir grubun ilkelerini tam olarak benimsedi. Ancak Çeçenistan üzerindeki Rus baskısı hiç eksilmedi. Kadınların hakları Hambeli görüşüne göre belirlendi. Özgürlüklerine kavuşamayan Çeçenler bugün Ukrayna savaşında Rusya’nın yanında yer alan ve Rusya’nın güdümünden çıkmayan Çeçen halkının razı olmadığı bir yönetimle yönetiliyorlar. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Gürcistan’daki Müslümanlar</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">: Bir güney Kafkas ülkesi olan Gürcistan, 1991 yılında bağımsızlığını kazandı. İlk Gürcü Cumhurbaşkanı Zviad Gamsahurdiya Müslümanlara baskı uygulamaya çalıştı. Ancak <b>Acara</b> (Batum ve civarı) ve doğusunda yer alan <b>Ahıska</b> Müslümanları buna şiddetle karşı koyunca ülkesinden kaçmak zorunda kaldı. Yeni başkan <span style="text-decoration:none">Eduard Şevardnadze</span> (1995-2003) yönetiminde ilişkiler yumuşadı. Türkiye Cumhuriyeti’yle kurulan iyi ilişkiler Gürcistan Müslümanlarını rahatlattı. Dini eğitim ve ibadet yeniden başladı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Günümüzde Acara, Ahıska ve İnguşetya Müslümanlarının İslam anlayışında geçmişte dayatılan ateist kültürün etkisi görülmekte. Genç nesil İslami kültürden uzak. Bölgedeki kadınlar tarlada, bağda ve bahçede başını Anadolu kadını gibi örtüyorlar. Kadınlar eğitimde, ekonomide ve siyasette erkeğin gerisindeler.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Sınır komşumuz olan ve 1944 yılında Stalin tarafından sürgüne gönderilen Ahıska Türkleri ülkelerine hâlâ dönemediler. Ülkemizde yaşayan pek çok Ahıska Türkü bu özlem ve umudu yitirmedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">*Kırım: </span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Osmanlı İmparatorluğunun kaderini çizen 1683 İkinci Viyana kuşatması, Kırım Hanının ihaneti sonucu büyük bir yenilgiyle sonuçlandıktan yaklaşık bir asır sonra Kırım 1792 yılında Çarlık Rusya’nın egemenliğine girdi ve hiç rahat yüzü görmedi. 1941-1944 yılları arasında Alman işgali altında kalan Kırım'da, sayıları 200-400 bin arasında değişen Kırım Tatarı Almanlarla "iş birliği" yaptıkları gerekçesiyle, 1944 yılında Sovyet hükûmeti tarafından Özbekistan’a toplu sürgüne gönderildiler.</span></span> <span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kırım Tatarları, Stalin'in <span style="text-decoration:none">Sovyetler Birliği'ndeki nüfus transferi politikası</span> uyguladığı birkaç <span style="text-decoration:none">etnik gruptan</span> biriydi. Günümüzde devam eden Rusya- Ukrayna savaşı ve Kırım’a egemen olma mücadelesi, Kırım halkının çilesinin devam ettiğini göstermektedir. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">1475 yılında Osmanlı İmparatorluğuna bağlanan ve Karadeniz kıyısında olması nedeniyle Rusya’da batıya açık en aydın halka sahip olan Kırım’da bu yoğun siyasi olaylardan sonra İslami esaslar ne kadar uygulanabilirdi? İslam’ın kadına sağladığı haklar ne kadar verilebilirdi? Bu sorulara cevap vermek güç. <br />
Günümüzde Rusya yönetimine bağlı olan Kırım halkı laik düzende inanç ve ibadet özgürlüğüne sahip. Batının etkisindeki kişiler İslami tesettüre uymamakta. Tarikatların egemen olduğu yerlerde İslami hassasiyet daha yüksek. Kırımlı kadın da her alanda erkeklerin gerisinde.</span></span></span></span></span><br />
<span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"><strong>Gelecek yazı: SSCB’nin dağılmasıyla bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetlerinde Müslümanlar: </strong></span></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Selami OĞUZ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/selami-oguz/islam-ve-kadin-v-gunumuz-islam-dunyasinda-kadin-haklari/2010/</link>
<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 12:08:22 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ünlü Çift " Huzur ve Güven" Mesajı Veriyor..!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px;">Biri ekran başında, diğeri sahada… Atv'nin başarılı sunucusu Müge Anlı ile İstanbul Sarıyer İlçe Emniyet Müdürü eşi Şinasi Yüzbaşıoğlu, görev yaptıkları alanlarda ortaya koydukları çalışmalarla dikkat çekiyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Televizyon programları ve güvenlik operasyonlarıyla adlarından söz ettiren ünlü çift, hem ekranlarda hem de ilçede <strong>"huzur ve güven" </strong>mesajı veriyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Biri Atv ekranlarında, diğeri ilçe Emniyet Müdürü makamında... Ünlü karı-koca kendilerini adeta ülkenin huzur ve güvenliğine adadı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Müge Anlı sunduğu TV programında cinayetleri aydınlatıyor, sahtekarların ipliğini pazara çıkartıyor, kayıpları buluyor, parçalanmış aileleri birleştiriyor, sosyal sorumluluk kampanyalarıyla insanların gönüllerini fethediyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">MediaCat ve Ipsos tarafından 2025 yılında 12 ilde 1000 kişiyle online gerçekleştirilen Celebrity Güven araştırma sonuçlarına göre, Atv ekranlarının sevilen ismi Müge Anlı ilk sıralarda yer aldı. </span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Yaptığı programlarla Türk halkının gönlünü kazanan Anlı, programında aydınlattığı cinayetlerle de gündemin nabzını tutuyor. 2000'li yıllardan bu yana ekranlarda olan sevilen sunucu, Müge Anlı ile Tatlı Sert Programı ile Türk televizyon tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Yayınlandığı saatlerin reyting rekorlarını kıran program ile başarısını kanıtladı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Sevilen sunucu, 2000 yılından bu yana Altın Kelebek Ödülleri'nde, En İyi Kadın Sunucu Ödülü'nü aldığı gibi, 2024 yılında da Meslekte 35. Yıl Özel Ödülü'nün sahibi oldu.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Müge Anlı'nın eşi Sarıyer İlçe Emniyet Müdürü Şinasi Yüzbaşıoğlu da başarılı icraatlara imza atıyor.  Beşiktaş'dan sonra Sarıyer'de göreve getirilmesinden bu yana ilçede operasyonlar hız kesmiyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Sarıyer İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri son 45 gün içinde yaptığı başarılı çalışmalar sonucu tam 210 kişiyi gözaltına aldı.Bu kişilerden 48'inin hakkında kesinleşmiş hapis cezası bulunduğu ortaya çıktı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Ayrıca 5 ayrı hırsızlık suçundan hakkında 26 yıl 22 gün kesinleşmiş hapis cezası olan bir şüpheli de yakalandı. Operasyonlarda 33 silah ve 6 uzun namlulu silah, 2 kilogram 191 gram esrar ile 596 sentetik hap ele geçirildi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Sarıyer İlçe halkı Emniyet Müdürü Şinasi Yüzbaşıoğlu ve mesai arkadaşlarının ilçede huzur ve güvenliği sağlamak için yoğun çalışmaları sonucu suç oranlarında düşüş yaşanmasından dolayı şimdi ilçede daha mutlu ve huzurlu yaşıyorlar..</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Ünlü çifte kendi alanlarında başarılar ve kolaylıklar diliyorum. </span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Allah bu çiftin ömrüne bereket versin..</span></p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/unlu-cift-huzur-ve-guven-mesaji-veriyor/2009/</link>
<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Engelli bireyler trafikte yeterince fark edilmiyor..! </title>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px;">Şehir hayatı her geçen gün daha hızlı akarken, bu hızın gerisinde kalan önemli bir kesim var: Görme ve bedensel engelli bireyler. Kaldırımlar, yaya geçitleri, trafik akışı ve toplu taşıma; engelli bireyler için yalnızca ulaşım alanları değil, her gün yeniden aşılması gereken ciddi engeller hâline geliyor. Bu zorluklar sadece belirli bir döneme özgü değil; yılın her günü, her mevsimde devam eden bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Ancak kar yağışıyla birlikte bu güçlükler daha da ağırlaşıyor. Özellikle ağır engelli bireyler için buzlanan yollar, kapanan kaldırımlar ve artan trafik riski, günlük hayatı neredeyse imkânsız hâle getirebiliyor. Beyaz bastonuyla yürüyen bir görme engelli ya da tekerlekli sandalye kullanan bir bedensel engelli için birkaç santimetrelik buzlanma bile hayati bir tehlike anlamına gelebiliyor. Bu nedenle kar yağışı olan günlerde, ağır engelli bireyler için farklı ve özel uygulamaların devreye alınması bir ihtiyaç olarak ortaya çıkıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Türkiye’de mevzuatta “hafif” ve “ağır” engelli ayrımı yapılmasına rağmen, bu ayrım günlük hayata ve uygulamalara yeterince yansımıyor. Oysa ağır engelli bireylerin şartları, özellikle ulaşım ve çalışma hayatında çok daha hassas düzenlemeler gerektiriyor. Kar tatili uygulamaları, kamu kurumlarında esnek çalışma modelleri ve izin kolaylıkları; ağır engelli bireyler için sadece bir kolaylık değil, güvenli hayatın bir parçası olarak değerlendirilmelidir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Bu sorun, geçtiğimiz günlerde Adana’da yaşanan üzücü bir kazayla yeniden gündeme geldi. Görme engelli bir çiftin karıştığı trafik kazasında her iki eş de ağır yaralanarak yoğun bakıma alındı. Eşlerden birinin dört aylık hamile olması, yaşanan dramın sadece bireysel değil, ailesel ve toplumsal boyutunu da gözler önüne serdi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Bu olay, engellilerin trafikte yeterince görülmediğini ve farkındalığın hâlâ istenen düzeyde olmadığını bir kez daha hatırlattı.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Engelli bireyler için asıl sorun, yolda olmak değil; yolda fark edilmemektir. Sürücülerin yaya geçitlerinde daha dikkatli olması, şoförlerin beyaz bastonlu bireylere karşı daha duyarlı davranması ve trafik kurallarının bu hassasiyetle uygulanması, toplumsal bir sorumluluktur. Trafik yalnızca araçların değil, herkesin ortak hayat alanıdır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Engeller mevsimlik değildir. Ancak bazı dönemlerde, özellikle kar yağışı olduğunda, ağır engelli bireyler için daha farklı ve koruyucu tedbirlerin hayata geçirilmesi kaçınılmazdır. Esnek çalışma modelleri, geçici izinler ve ulaşımı kolaylaştıran düzenlemeler hem insani hem de toplumsal bir gerekliliktir. </span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Daha duyarlı bir şehir, daha dikkatli bir trafik ve daha kapsayıcı uygulamalar ise enngelliler  için daha güvenli bir hayatın anahtarıdır. </span></p>

<p><span style="font-size:20px;">İçişleri Bakanı görevine getirilen Sn.Mustafa Çiftçi'nin engelli bireylerin  trafikte yaşadığı sıkınıtları ortadan kaldırmak için gerekli tedbirleri alarak yaşanan sorunları çözüme kavuşturacağına yürekten inanıyorum.  </span></p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/engelli-bireyler-trafikte-yeterince-fark-edilmiyor/2008/</link>
<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 12:28:33 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İslam ve kadın- IV - 5.1.3 Abbasiler dönemi </title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">İslam ve kadın- IV</span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">5.1.3 Abbasiler dönemi </span></b><span style="line-height:107%">(750-1258): Hazreti Muhammed’in (SAV) amcası olan Hz. Abbas’ın soyundan gelenler İranlıların ve bir kısım Türklerin desteğini alarak Emevi sülalesini ortadan kaldırdılar. Başkenti Bağdat’a taşıdılar ve Abbasiler Devletini kurdular. Bu devlet de Emeviler gibi İslami bir devlet değildi. Hükümdarın halifelikle hiçbir ilgileri yoktu. Zira hilafet makamı Hazreti Peygamberin (SAV) beyanı ile Emevilerin iş başına geldiği 661 yılında sona ermişti.   Hükümdarın ve yönetim kademesinde olanların İslam’a aykırı pek çok ayrıcalıklı hakları vardı. Şer’i hükümler yöresine göre değişik olarak sadece tebaaya (halka) uygulanmaktaydı. Uygulamada eşitlik yoktu.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Devletin ilk başkanı Mutezile mezhebindendi ve isteklerini İslam’a uygun bulmayan İmam-ı Azam Ebu Hanife’yi (RA) hapiste işkence ile şehid eden zalim bir kişiydi. En büyük hükümdar Harun Reşid, iktidarını koruma bahanesiyle çok yakın dostları olan Bermeki ailesini toptan yok etmekten çekinmedi. Oğlu Memun da Mutezile mezhebindendi ve bu mezhep Sünni kelamcılara göre İslam dışı kavramları kabul etmekteydi. Mutezile’ye karşı olan Kelamcı ekol ise İslami ilkeleri savunmaya çalıştı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Devletin başında Araplar bulunmaktaydı. Ancak yönetim kademesi ve devlet bürokrasisi İranlıların, ordu Türklerin elindeydi.<b> </b>Memun zamanında devlet en güçlü ve zengin duruma ulaştı. O’nun Bağdat’ta kurduğu <b>Dar-ül Hikme</b> adlı bilim akademisinde dünyanın dört bir tarafından gelen bilim adamları ve düşünürler özgürce çalıştılar ve bilimin gelişmesini sağladılar.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Bu akademi eski Grek filozofları olan Sokrat, Eflatun ve bilhassa Aristo’nun düşüncelerini Arapçaya çevirerek dünyaya tanıttılar. Bu akademi ile İslam dünyasında bilim alanında <b>rönesans</b> başladı ve bir süre sonra İslam dünyası bilimde öncü olma konumuna yükseldi. Bunun sonucu olarak elde edilen bilimsel güç başta Abbasi Devleti olmak üzere İslam dünyasının uzun asırlar dünyaya egemen olmasını sağladı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Yaklaşık beş asır süren Abbasi döneminde bilimsel çalışmaların yanında pek çok itikadi mezhep ortaya çıktı. Bunların bir kısmı İslam’a aykırıydı. İran’da egemen olan 12 İmam ve İsmailiye mezhebi bu dönemde (9-10. asırlar) gelişti. Devlet bir süre, Şii Büveyh oğulları tarafından yönetildi. Buna Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey 1055 yılında son verdi ve Sünnileri egemen kıldı. Görüldüğü üzere günümüze kadar uzanan Şii- Sünni ihtilafı bu dönemlerde ortaya çıkmıştı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Yine bu dönemde İslam’da tasavvuf akımı başladı. Bir sürü tarikat kuruldu. Hazreti Peygamberin ‘’ <i>Orta yolu takip edin. Aşırı gitmeyin. Bölünmeyin. Birlik olun.’’</i> uyarısına kulak verilmedi. <b>Daha önce Yahudiler Tevrat’ı ağır bularak nasıl parçaladılarsa, Hıristiyanlar birbiriyle çelişkili dört İncili nasıl kabul ettilerse Peygamberin yol göstermesine rağmen Kuran’ın anlaşılması da Müslümanlara ağır geldi.</b> İslam’ın önce mezheplerle sonra tarikatlarla çeşitli şekilde yorumlanması ve kültürel farklılıklar kadın haklarında da değişik uygulamaları ortaya çıkardı.  </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">5.1.3.1 Araplarda kadının durumu: </span></b><span style="line-height:107%">Arabistan kıtasındaki Arap toplumu tarihi geçmişlerine bağlı olarak farklı kültürlere sahipti. Kuzey batıdaki Suriye Hitit, Asur ve Yahudi, Irak’ın kuzeyi Asur ve Sasani, güneyi Sümer, Babil ve Sasani kültürlerinin etkisi altındaydı. Çöllerden oluşan iç bölgelerde bedevi yaşamı hakimdi.  Çevredeki büyük devletlerin gölgesinde yaşayan bu bölgenin kabileleri arasında akrabalık duygusu ve geleneklerine bağlılık çok kuvvetliydi. Güney batıdaki dağlık Yemen bölgesinde yaşayanlar Habeşistan ve yerel Saba krallığı kültüründen, güney doğudaki Umman bölgesi ise ticaret nedeniyle Çin, Hint ve Sasani kültürlerinden etkilendiler.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Abbasiler döneminde bilimsel gelişme ve İpek Yolu ticareti nedeniyle şehirleşme arttı. Şam’ın yerini Bağdat aldı. Irak’ta Kufe, Basra, İran’da Isfahan, Hemedan, Tebriz kentleri yükseldiler. Bu gelişmeye rağmen, kırsal nüfus çoğunluğunu korudu. Eğitim düzeyi şehirlerde yükseldi, kırsalda gelişmedi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Hem eski kültürlerin etkisi hem ticari ve ekonomik gelişme hem de eğitim düzeyindeki farklılıklar nedenleriyle toplumlar İslami hükümleri farklı yorumladılar. Şehirlerde kadın haklarına daha hoşgörülü yaklaşılırken kırsal alanlarda geleneksel tutuculuk devam etti. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">İslam’dan önce kadınlar Kabe’yi çırıl çıplak tavaf ederlerdi. İslami emirler buna son verdi ve kadının örtünmesini sağladı. Ancak Kuran’daki tesettür hükümleri toplumlara göre değişik uygulandı. Kimi toplum kadını peçe ile tam kapattı. Kimi gözlerin, kimi yüzün, kimi de bir kısım saçların görünmesinde dinen bir sakınca görmedi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Erkekler kadına bu şekilde yön verirlerken kendileri tek eşliliğe uymadılar ve ancak zaruri hallerde izin verilen dört kadınla evlenme yetkisini sonuna kadar kullandılar. Hatta cariyelerle yaptıkları usulsüz evliliklerle bu sınırı aştılar.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Kadının eğitim yetersizliği ve ekonomik güçsüzlüğü devam etti. Bu nedenle Araplarda tarih boyunca edebiyat ve bilim alanında ve yönetim kademesinde öne çıkmış hiçbir kadın ismini görememekteyiz.  Bir kısım yöneticilerin eşleri, yaptırdıkları camiler ve külliyeler, imarethane ve şifa hane gibi sosyal yapılarla günümüze isimlerini taşıyabildiler. Erkeğin ekonomik, kültürel ve yöneticilik üstünlükleri İslam’dan sonra arttı. Kadın aile dışına çıkarak toplumun sosyal bir varlığı haline gelemedi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Kölelik düzeni ise iyi para kazandırdığı için Kuran’ın açık hükümlerine rağmen devam etti. Köle pazarları kuruldu. Haremler cariyelerle doldu, taştı. Nitekim Aşağı Mezopotamya bölgesinde çıkan, 869-883 yılları arasında Abbasi yönetimini uğraştıran ve güçlükle bastırılan Zenc isyanı köle düzenine karşı duyulan en önemli tepkiydi. <b>Bu olay İslam aleminde yaşanan ilk büyük işçi ve köle ayaklanmasıydı ve zamanın düzenini açıkça anlatmaktaydı. </b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">İslami hükümler çeşitli mezhepler ve bunların getirdiği parçalanmalar nedeniyle, özellikle kendilerini en üstün ırk gören Yahudilerin sinsi ve bilinçli saptırmalarıyla giderek <b>sırat-ı müstakim</b> (doğru yol) yolundan uzaklaştı. Bu sapış da İslam hükümdarlarının ve yöneticilerinin olağan üstü zenginliklerini büyük payı vardı. Zira Kuran, maddi yönden güçlenen insanoğlunun dini hükümlerden uzaklaşma eğiliminde olduğunu ısrarla işaret etmekteydi. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%">5.1.3.2 İranlılarda kadının durumu: </span></b><span style="line-height:115%">Abbasi devletinin hükümdarları Arap Abbasi soyundandı ve hükümdarlık babadan oğula geçerdi. Devletin resmi mezhebi kelamcı Mutezile mezhebiydi. Bu mezhebin bazı ilkeleri İslam’a aykırıydı. Abbasilerde devlet bürokrasisi İranlıların elindeydi. Bunlar geçmiş İran devletlerinin gelenekleri doğrultusunda teşkilatlanmakta ve devleti yönetmekteydiler Abbasilerde ordu hükümdar Mutasım’dan sonra Türklerin eline geçti. Türk komutanların bir kısmı Müslüman değildi. Bu kişiler zamanla devlet yönetimine el koyabilecek, hükümdar değiştirebilecek güce ulaştılar. Zulüm yaptılar. Böyle bir devlet yapısında İslami hükümler ne kadar uygulanabilirdi?  İslam’ın kadına sağladığı haklar ne ölçüde yerine getirilebilirdi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Edebiyat, siyaset ve ilim dallarında tarihe geçen bir kadın ismine rastlanamaması, bu dönemde de kadının aile dışında sosyalleşemediğini ve aile içinde ikinci planda kaldığını göstermektedir. Erkek egemenliğinin sürdüğü bir ortamda kadının ekonomik ve sosyal hakları istenilen düzeye zaten ulaşamazdı. Bu mesele bir anlayış ve geleneklerin üzerinde düşünme meselesiydi. Ama erkek milleti geleneksel tavrını sürdürdü. Bu nedenle toplumun yarı nüfusunu teşkil eden ve Araplara göre daha özgür olan Acem kadınları da İslam’ın kendisine verdiği haklara ve özgürlüklere tam olarak ulaşamadı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Abbasi yönetimi 9. Asırdan sonra büyük krizler yaşadı. Bunların içinde en önemlisi Karmatiler’in (869- 1076) yılları arasında Irak ve İran coğrafyasında etkili oldukları kalkışma hareketiydi. Bu hareket sürecinde pek çok isyan kanlı bir şekilde bastırıldı. Bahreyn Karmatileri 930 yılında Mekke’yi basarak Kabe’deki Hacer-ül Esved taşını Bahreyn’e götürdüler. Kuzey Afrika’da ortaya çıkan Şii Fatimiler 969 yılında Mısırı ele geçirdiler ve Karmatiler’le mücadele ettiler. Küfeyi ele geçiren Karmatiler devlete egemen olan Şii Büveyh oğulları karşısında tutunamadılar. 1076 yılında etkilerini tamamen kaybettiler.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%">Karmatilerin dini düşünceleri: </span></b><span style="line-height:115%">Bu akımın dini düşünceleri Batıniyye mezhebi ile paralellik taşır.  Karmatilere göre Kuran, Hazreti Muhammed’in (SAV) külli akıldan gelen bilgileri ortaya koyduğu kendi ifadesidir. Karmatilerin düşünceleri İslam’ın temel esaslarına ve anlayışına aykırıdır.  </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%">Karmatilerin sosyal düşünceleri</span></b><span style="line-height:115%">: Karmatiler’e göre insanlar arasında herhangi bir fark yoktur. Tüm insanlar eşit olduğundan malları da eşittir. Bu anlayışlarıyla Karmatiler mülkiyet kavramına karşıydılar. Mülkiyet sadece askeri teçhizat, silah ve kılıca mahsustu. <b>Karmati topluluğu, tam bir sosyalist hayat yaşardı</b>. Herkes, çalışmak zorundaydı. Çocuklar da çalışırlar, ekinlere musallat olan kuşları kovarlarlardı. Karmatiler,  iyi yetişen, çok okuyan insanlardı. Kitap okuma işini meclis denilen yerlerde toplu olarak yaparlardı. Okuma sınıfları farklı seviyelerde idi. Bu meclislerde her türlü bilim ve felsefe tartışılırdı</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Karmati hareketinin İran’da ortaya çıkması tesadüf değildi. Çünkü, İran toplumunda okuyan ve düşünen kültürel bir yapı bulunmaktaydı. Nitekim, geçmişte de Manî ve Mazdek gibi yeni düşünceler ortaya atılmıştı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Mezheplerin anlayış farklılıkları ve siyasi yapı yönünden pek çok karışıklıkların yaşandığı Abbasi devleti 1055 yılından sonra Müslüman Selçukluların yönetimine geçti. Ve bundan sonra Şii- Sünni tartışması alevlendi. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%">5.1.3.3 Afrika toplumlarında kadının durumu: </span></b><span style="line-height:115%">İslam, Afrika kıtasının kuzey bölgelerinde, Sudan, Sahra altı ülkeleri, Moritanya ve Habeşistan’da taraftar buldu. Habeşistan ve Mısırda Hıristiyan inancı da yaygındı. Tavaif-i Mülk adı verilen bu bölgeler Abbasi yönetimine siyaseten bağlıydılar ama iç işlerinde serbesttiler. Devlete yıllık vergi verirlerdi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Bağdat’taki Sünni Abbasi yönetimi Şii Büveyh oğullarının yönetimine girdikten sonra zayıfladı. Mısırda Şii Fatımi devleti egemen oldu. Selçukluların 1055 yılında Bağdat’ı ele geçirerek Abbasi yönetimine egemen olmalarıyla Türkler tarihte ilk defa İslam’ın bayraktarlığını yapmaya başladılar..</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">909- 1171 yılları arasında Tunus, Libya, Mısır ve Suriye’de egemen olan <b>Fatımiler</b> Şii <span style="text-decoration:none">İsmailiye mezhebine</span> mensuptular. Bunlar hükümdarlarını halife ilan ettiler. Endülüs’teki halifeyle birlikte İslam dünyasında aynı dönemde üç halifenin olması (Bağdat, Kahire ve Tuleytula) hilafet makamının ne kadar istismar edildiğinin açık örneğiydi. Daha önce ifade olunduğu gibi hilafet ve İslam Devleti kavramı Hazreti Peygamberin ifadesiyle (Kadir suresinin iniş sebebi) Emevi saltanatıyla sona ermişti.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Fatımilerden sonra bu bölgelere egemen olan, son dört Haçlı seferinde büyük yararlılıklar gösteren ve Moğolları iki defa yenerek durduran <b>Memluklar </b>da Şii inancına sahiplerdi. İslam dünyasında Sünni- Şii çekişmesi siyaset alanına inerek genişlemekteydi. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Abbasi devleti 1258 yılında doğudan gelen Moğollar tarafından yakıldı ve yıkıldı. İslam dünyası Haçlılardan sonra Moğol katliamlarıyla ikinci büyük darbeyi yedi. Müslüman olmayan Moğollar zapt ettikleri İslam dünyasında bütün medeniyeti yok ettiler. Böylece İslam’ın dünyadaki <b>1. Görkemli Dönemi</b> sona erdi. Moğolları sadece Memlûklar durdurabildi. Bu nedenle Moğollar Kudüs’ü alamadılar ve Mısıra giremediler.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Afrika’nın kuzey batısındaki Berberiler, daha çok Endülüs Emevi Devletinin etkisi altında kaldılar. Kelam ve felsefe yanında tasavvufi düşünceler bölgeye yayıldı. İspanya’da başlayan Haçlı saldırılarıyla Endülüs Emevi devleti 1031 yılında yıkıldı. Fas’taki Murabitler ve Muvahhitler İspanya’daki Müslüman varlığını korumaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Hıristiyanlar yarımadanın tamamını ele geçirdiler. Müslümanlar yarımadanın güneyindeki Gırnata kentinde varlıklarını bir süre daha koruyabildiler.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Kavram açısından çok farklı fikirlerin savunulduğu bu kargaşa dünyasında İslam’ın getirdiği kadın hakları, her toplumun anlayış düzeyine göre farklı şekillerde uygulandı. Ortak görüş erkeğin egemenliğiydi. Çok eşlilik ve köle ticareti devam etti. Kız çocukları yine ikinci planda kaldılar.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">5.1.3.4 İslam’dan sonra Türklerde kadının durumu: </span></b><span style="line-height:107%">Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra Hadis ilminde yaptıkları çalışmalarla Yahudilerin sahte hadislere İslam inancında yapmaya çalıştıkları buhranı önlemeye çalıştılar. Sonra kelam ilminde derinleştiler ve <b>Maturidiye </b>kelam anlayışıyla İslam’ın amentüsünü delillere bağlı olarak açıkladılar ve Kelam ilmini bir temele oturttular. Daha sonra kurdukları Karahanlılar ve Gazneliler devletleriyle İslam inancını Pakistan ve Hindistan’a yaydılar. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">1055 yılında Sünni inancını Bağdat’ta yeniden egemen kılan Selçuklular 1071 yılında kazandıkları Malazgirt savaşından sonra Anadolu’ya hâkim oldular. 1095 yılında ve başlayan Anadolu üzerinden yapılan ilk üç haçlı seferini göğüsleyerek İslam dünyasını korudular. <b>Böylece Türkler İslam’ı ilmi, askeri ve siyasi yönlerden korudular.</b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Aralıklı olarak 270 yıl süren Haçlı saldırıları İslam Dünyasına büyük zarar verdi. İslam Dünyası yaklaşık bir asır Moğol esaretinde kaldı. İslam’ın yıkılmaya yüz tutan birinci görkemli dönemi 13. Asırda yaşanan Moğol istilasıyla sona erdi. Bu bunalımlı dönem 1299 yılında Anadolu’da kurulan Osmanlı Beyliği ile son buldu. Türkler Osmanlı, Timur ve Babür İmparatorluklarıyla İslam dünyasına ikinci görkemli dönemi yaşattılar.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Müslümanlar Türklerde kadın</span></b><span style="line-height:107%">: İslam’dan önce Türk kadınları geleneksel Türk örfüne göre çağındaki diğer milletlerin kadınlarından daha özgürdüler ve geniş haklara sahiplerdi. Türk geleneğinde kesinlikle yasak olan zina, İslami anlayışla daha da güçlendi. Tesettür, Türk geleneği ve dini hükümlerle birlikte uygulandı. Ailede kadınlar yüzleri görünecek şekilde örtündüler. Türkler, saçın bir kısmının, boyun ve kulağın görünmesine izin verdiler. Zira onlara göre önemli olan örtünmekten çok iffet ve namusu korumak yani zinaya bulaşmamaktı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Türkler ailelerinde kız- oğlan ayrımı yapmadılar. Bu durumu destanlardan, 11. asırda Karahanlı Yusuf Has Hacip’in yazdığı <b>Kutadgu Bilig</b> (Mutluluk veren bilgi) kitabından ve yaşadığı tarihi pek bilinmeyen Dede Korkut (Korkut Ata) hikayelerinden anlıyoruz.  Prof. Dr. İbrahim Tellioğlu’na göre:</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%"> ‘<b><i>’</i>Türk<i> </i>destanlarına</b><i> bakıldığında kahramanların anneleri ve eşleri hep ilahi ışıktan varlıklar olarak tasvir edilir. Bu semavi sembol, kadının kıymetli bir varlık olduğunun işareti olarak kabul edilir. Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz Han’ın eşinin karanlık bastığında gökyüzünden inen, aydan ve güneşten parlak bir ışık şeklinde tasvir edilmesi Göç Destanı’nda Hulin Dağı’ndaki bir ağaca inen mavi bir ışıktan Sungur, Kutur, Tükel, Ur ve Bögü Tigin’in doğması gibi örnekler bu duruma işaret eder. Diğer taraftan Tanrı Ülgen’e yaratma ilhamını bir kadının vermesi de dikkat çekicidir. O yüzden bu ilhamın sahibi gün ana, kadınların temsilcisi olarak Tanrı katında erkeklerden daha yüksek bir konumdadır.’’</i></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Kutadgu Bilig’de</span></b><span style="line-height:107%"> vezir Ay-Toldı (dolunay) oğlu Öğdülmiş<b>’</b>e (övülmüş) nasihat verirken oğul ve kız kelimelerini yan yana kullanır. “<i>Oğul-kız hakikatte gören gözün nurudur.</i>’’ sözü çocuklar arasında cinsiyet ayrımı yapılmadığın gösterir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><i><span style="line-height:107%">Aynı şekilde </span></i><b><span style="line-height:107%">Dede Korkut hikâyelerine</span></b><i><span style="line-height:107%"> bakıldığında çocuklar arasında cinsiyet ayrımı yapıldığına dair bir örneğe rastlanılmaz. Sadece soyun devamını sağladığı için erkek evlada daha çok meyledildiği hissettirilir. <b>Ergenlik çağına kadar kız ve erkek çocuklarının bir arada yetiştirilmesi bu toplumsal değerin en önemli uygulamasıdır. </b></span></i></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Türk toplumlarında kız çocukları başlarını açarlardı. Erkek çocuklarla birlikte at biner, sosyal etkinliklere, toplu üretim çalışmalarına katılırlardı.  Ergenlik çağına gelen veya nişanlanan genç kız örfüne göre başını örterdi. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Kadının devlet yönetimindeki yeri İslamiyet’ten sonra da devam etti. Hükümdar küçük yaştaysa devleti onun anası yönetirdi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%"><b>Terken Hatun </b>(?-1094) <span style="text-decoration:none">Selçuklu </span>hükümdarı <span style="text-decoration:none">I. Melikşah</span>'ın eşi ve <span style="text-decoration:none">I. Mahmud</span>'un annesiydi. Kocasının ölümünü gizleyen Terken Hatun, Gazali’nin küçük yaşta olmasından dolayı sultan olamayacağına dair fetva vermesine rağmen oğlu Mahmud adına hutbe okunmasını sağladı. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Hindistan- Delhi sultanlığının tek kadın hükümdarı <strong>R</strong><b>aziye Begüm</b> 1236-1240 arasında hüküm sürdü. Memluklerin ilk sultanı olan<b> Şeceret üd Dür</b>, 1250 yılında sadece 60 gün yönetimde kaldı ve 7.Haçlı seferinde Haçlı ordularını durdurdu. Bu kişiler İslam tarihindeki en önemli ve en tanınmış kadın hükümdarlardı. Her üçü de Türk asıllıydı ve Türkçe konuşurlardı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Bu geleneği Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda da görmekteyiz Osman Bey’in anası <b>Hayme Hatun</b> devlet ana olarak anılırdı. Devletin sağlam temeller üzerinde kurulmasında <b>Şeyh Edebali</b> kadar etkisi vardı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">5.1.4</span></b><span style="line-height:107%"> <b>XIV. Asırdan sonra İslam dünyası</b>: Abbasilerin yıkılmasından sonra İslam dünyasına kısa bir süre Moğollar egemen oldu. İslam ülkelerine çok büyük zararlar veren Moğollar daha sonra Müslüman olunca İslam’ın Çin, Orta Asya ve Rusya steplerine yayılmasını sağladılar. İran üzerinden batıya gelen Moğollar da İslamiyet’i kabul ettiler.  </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Moğolların önünden kaçarak Anadolu’ya gelen Müslüman Türkmenler İslam’ı Anadolu’ya taşıdılar. Bu kişiler Ahmet Yesevi tasavvuf anlayışına ve diğer mezheplerden daha hoşgörülü olan Maturidiye mezhebinin kurallarına göre hareket etmekteydiler. <b>Yaradan ve yaratılan sevgisi</b> Anadolu’nun Hıristiyan halkına yansıtıldı. Ahiyan, Gaziyan, Abdalan guruplarının yanında kadınların oluşturduğu <b>Baciyan-ıRum</b> gönüllüleri İslam’ı gönüllere yerleştirdiler. Haçlı seferleri ve ardından Moğol saldırılarıyla çok zor yıllar yaşayan Anadolu halkı bu zulümler karşısında İslam’ın gönüllere hitap eden aydınlığıyla olgunlaştı ve Anadolu iki asır içinde Türklere vatan oldu. 1299 yılında küçük Osmanlı Beyliğinin kurulmasıyla İslam Dünyasının ikinci görkemli devri başladı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">5.1.4.1 Osmanlılar: </span></b><span style="line-height:107%">Bir devletin İslam Devleti olabilmesi için İslam hukukunun özellikle adaletin ayrım gözetilmeden herkese eşit olarak uygulanması gerekir. Devlet başkanının yetkileri de İslam prensiplerine aykırı olmamalıdır. Osmanlı Devleti İslam’ı egemen kılmak maksadıyla kuruldu ama Osman Bey’le başlayan ve Orhan Bey haricinde diğer padişahlarla devam eden taht kavgalarıyla, şehzade ve kardeş katliyle bu özelliğini hemen yitirdi. Çünkü Kuran, zorunlu haller dışında haksız yere kan dökülmesini ve cana kıyılmasını önlemişti. İslam devlet başkanlarına böyle bir yetki vermemişti. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Kaldı ki Osmanlıların tartışmasız en büyük padişahı olan Fatih Sultan Mehmet, nizam-ı alem gerekçesiyle şehzade katlini kanunlaştırdı. Ondan sonra Osmanlı tahtında kan gövdeyi götürdü. Yavuz Sultan Selim babasını tahttan indirdikten sonra kardeşlerini, Kanuni Sultan Süleyman yargılamadan oğlu şehzade Mustafa’yı katletti. Sultan III. Mehmet tahta çıkınca 27 kardeşinin öldürülmesini emretti ve genç şehzadeler acımasızca katledildiler. Böyle bir devlet İslam Devleti olamazdı. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">5.1.4.1 Osmanlıların ilk dönemi ve İstanbul’un fethi</span></b><span style="line-height:107%">: Bu dönem tasavvuf kültürünün topluma egemen olduğu bir dönemdi. Bu nedenle siyasetin dışında kalan toplum insana değer veren bir ahlâka sahipti. Bundan kadınlar da paylarını aldılar. Tesettür ayetiyle kadınlar Türk örfüne göre örtündüler ama eve hapsedilmediler. Çarşıya, pazara çıktılar. Sosyal hayatlarını yaşamaya devam ettiler. Bunda daha çok göçer olan bir kısım Türkmen aşiretlerinin İran’dan geçerken Şii inancına ve 12 İmam mezhebine yakın olmalarının etkisi büyüktü. Zira bu mezhebe tabi olan ve toplumda Alevi olarak tanınan kişiler <b>semah</b> diye adlandırdıkları ibadetlerini müzik eşliğinde kadın ve erkek beraber yapmakta,  Alevi kadınlar tesettürde daha özgür davranmaktaydılar.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Toplumda henüz Sünni- Alevi siyasi çatışmasının olmadığı bu dönemde kadınlar İslam’ın kendilerine verdiği hakları Türk İslam anlayışı doğrultusunda olabildiğince iyi kullandılar. Kadın bu dönemde toplumun ikinci yarısıydı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">5.1.4.1.2 Sonraki dönem: </span></b><span style="line-height:107%">Osmanlı yönetiminde ilk sorun Fatih Sultan Mehmed’in Çandarlı sülalesini yönetim kademesinden uzaklaştırmasıyla başladı<b>. </b>O tarihe kadar Türklerin elinde olan sadrazamlık ve yönetim erki, devşirme Enderun vezirlerinin eline geçince Anadolu giderek önemini kaybetti. Rumeli devlet protokolünde öne geçti.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Osmanlıda asıl büyük değişim Yavuz Sultan Selim’in Şii inancına sahip İran ve Memluk Devletleri ile yaptığı savaşlarla başladı. Bu savaşlar İslam Dünyasında <b>Sünni- Şii ayrılığını siyasi yönden derinleştirdi</b>. Anadolu halkının bir kısmı Şii inancına sempati duymaktaydı. 17. asırda Sünni devlet yönetiminin Anadolu’daki Şiilere karşı uyguladığı baskı ile çok kan döküldü. Sünni- Şii ayrılığı daha da arttı ve bu ayrılığın getirdiği parçalanma günümüze kadar devam etti.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Mısırın fethi ile getirilen hilafet ile Yavuz Sultan Selimden sonraki Osmanlı padişahları halife olarak anılmaya başlandı. Oysa daha önce açıklandığı üzere hilafet dönemi Hz. Peygamberin ifadesiyle 661 yılında kurulan Emevi saltanatı ile sona ermişti. Osmanlı padişahlarının hiçbiri dini bir unvan olan hilafet makamına ehil kimseler değillerdi.  Ehil olmadığı halde bu unvanı taşımak ise dinin istismar edilmesinden başka bir şey değildi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Hilafetle beraber Arap din anlayışı da Osmanlıya taşındı. O tarihe kadar devlete egemen olan Türk- Maturidi Kelam anlayışı yerini Eşari- Selefi anlayışına bıraktı. Türklerin İslam’ı anlayışları Araplardan farklıydı. Hazreti Peygamber’in  <i>‘’Zorlaştırmayın. Kolaylaştırın’’</i> emirleri doğrultusunda hareket eden Türkler Araplardan daha hoşgörülüydüler ve yeniliklere daha açıktılar. Arap toplumu ise daha katıydı ve yeniliklere kapalıydı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Eşari- Selefi anlayışı şeyhülislam Ebussuud Efendinin (1490-1574) fetvalarıyla Osmanlı devletinin resmi anlayışı haline getirildi. Bundan sonraki yıllarda Fatih, Bayezid ve Süleymaniye Medreseleriyle ilim açısından çağının önünde olan Osmanlıların bilimsel çalışmaları önce durgunlaştı sonra gerilemeye başladı. Avrupalılar bilimsel alanda Osmanlıların önüne geçmeye başladılar. Bu durum çöküşün başlangıcıydı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Kanuni Sultan Süleyman’ın bir devşirme cariye olan Hürrem Sultanla evlenmesiyle başlayan devşirme valide sultanlar döneminde Osmanlı sarayında sergilenen israf ve kötü yönetim devletin gücüne çok zarar verdi. Bu kötü döneme bir başka devşirme valide Hatice Turhan Sultan tarafından son verildi. 1656 yılında sadrazamlık görevine getirilen <b>Anadolu kökenli</b> Köprülüler dönemi devletin ise son görkemli dönemi oldu.1683 yılında yaşanan II. Viyana bozgunu sonrasındaki 16 yılda Osmanlı İmparatorluğu yenilgilere uğradı ve 1699 yılında şartları çok ağır olan Karlofça anlaşmasını yapmak zorunda kaldı. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Büyük çoğunluğu Müslüman olan Anadolu halkı 1579-1699 yılları arasında ekonomik yönden çok zayıfladı. Sarayın masraflarını karşılamak için çiftçilerden alınan ağır vergiler üreticiyi bezdirdi. Ekonomik olarak yaşanan bu çöküş kadının yaşamını doğrudan etkiledi. Evlenen kadının ekonomik güvencesi olan <b>mehir </b>bedeli, başlık parası adı altında elinden alındı. Kadının evliliklerde fikri sorulmaz oldu. Savaşların ve iç isyanların sonucunda erkek nüfusunun azalması çok eşliliği artırdı. Daha kolay yönetildikleri için kadınlar özellikle cahil ve fakir bırakıldılar. İslam’ın kadınlara sağladığı haklar birer birer elinden alındı. Kadınlar eve hapsedildi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Gerilemeyi önlemek için 18 ve19. asırlarda özellikle teknik ve askeri alanlarda yapılan yenilikler yeterli olmadı. Düzenin değişmesini istemeyen çevreler bütün yeniliklere karşı çıktılar, siyasi darbeler yaparak bu yenilikleri önlediler. Batının sanayi devrimine geçtiği bu dönemde Osmanlı İmparatorluğunun toprak kayıpları giderek arttı, devletin ekonomik yapısı zayıfladı. Bu gerilemeden kadınlar da nasiplerini aldılar. Anadolu’ya göçler arttı. İmparatorluk batıda küçülürken bütün yük Anadolu insanının ve kadınının üzerine bindi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı ile hukuk alanında yenilikler getirildi. Şeri mahkemeler yanında Nizamiye mahkemeleri kuruldu. Osmanlı hukuku, <b>Kuran, Sünnet (Hadis), İcma ve Şeriye sicillerine</b> dayanırdı. Bu günkü gibi yazılı sistematik kanunlar yoktu. Bu durum kararlarda farklılıklara yol açmakta, aynı suça farklı bölgelerde farklı cezalar verilmekteydi. Bunun önüne geçebilmek yâni hukukta standartlaşmak için Tanzimatın ilanından sonra çalışmalara başlandı. Ahmet Cevdet Paşanın başkanlığındaki bir heyet tarafından hazırlanan ve ticari hukukla borçlar hukukunun ele alındığı Mecelle, hukukun temel kitabı oldu. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Ne var ki kadın hakları ve aile hukuku Mecellede yer almadı</span></b><span style="line-height:107%">. Giderek zayıflayan, fakirleşen ve cehalete mahkûm edilen Osmanlı toplumunda aile hukuku Şeri hukuka göre karar veren medreselilerin insafına bırakıldı. Bu kişiler İslam’ın kadınlara verdiği hakları daha çok erkeklerin isteklerine göre değerlendirdiler. Bu nedenle erkeklerin Kuran hükümlerine aykırı olarak kadınlar üzerinde kurdukları tahakküm devam etti. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Toplumun yarısını teşkil eden kadınları cahil ve ekonomik yönden zayıf bırakan bir devletin ayakta kalması mümkün değildi. Öyle de oldu. İnsan haklarına dayalı olarak kurulan Osmanlı devleti bu erdemini kaybettiği için tarihe mal oldu. Osmanlının çöküşünden sonra gerçekleştirilen Kurtuluş Savaşı, kadınların cephe gerisinde sergiledikleri fedakâr hizmetlerin desteğiyle kazanıldı.  Türkiye Cumhuriyeti kadınlara o güne kadar verilmeyen hakları sağladı. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%"> 5.1.4.2 Timur İmparatorluğu: </span></b><span style="line-height:107%">15. asırda Maveraünnehir (iki nehir arası) bölgesinde kurulan Timur İmparatorluğu, Müslüman devletlerle savaşarak kısa sürede genişledi. Hükümdar Timurlenk Osmanlı Devleti’ni yenerek büyük bir bunalıma sebep oldu. Ardından Altın Orda devletini yıktı. Böylece Rusların tarih sahnesine çıkmasını sağladı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Bu eylemleriyle İslam ülkelerine çok zarar veren bu devlet İslam’ı geleneksel Türk örfü ışığında yorumladı. Erkekler İslam’ın kendilerine verdiği haklardan daha fazla yararlanma yolunu seçtiler. Kadınlar ise İslam’ın verdiği haklardan ancak erkeklerin kendilerine tanıdığı ölçüde yararlanabildiler. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">5.1.4.3 Babür İmparatorluğu: </span></b><span style="line-height:107%">Timur soyundan gelen ve Babür Şah tarafından 1526 yılında kurulan Babür İmparatorluğu İslam’ın Güney doğu Asya’da yayılmasını sağladı. Hindistan’da, Hind-i Çini yarımadasında, Endonezya ve Filipinler adalarında daha önce yerli inançların yanında Budizm ve Hıristiyanlık yayılmıştı. Bu ülkelere gelen İslam’ın sosyolojik olarak mevcut inanç sistemlerinden etkilenmesi kaçınılmazdı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Dünyada Türk- İslam siyasi gücü 1526 yılında zirveye ulaştı. Osmanlılar, Babür İmparatorluğuna yakınlaşmak istediler. Ancak Babür hükümdarı Ekber Şah’ın (1556-1605) küçümser bir tavır takınarak Osmanlı İmparatorluğuyla dayanışma içine girmemesi ve İran Safevi Devletinin yanında yer alması Avrupalıların yararına, her iki ülkenin zararına gelişti.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Ekber Şah 1582 yılında<b> Din-i İlahiyi </b>kurduğunu ilan etti. Böylece İslamiyet, Hıristiyanlık, Zerdüştlük, Hinduizm, Sihlik, Cain’izm ve Budizm’in inanç ve muamelatı bu dinin çatısı altında birleştirilmiş oldu. Ancak O’nun bu eylemleri tepkilere<i> </i>sebep oldu.<b><i> </i></b>Daha sonra işbaşına gelen Şahlar, 1582-1605 yıllar arasında resmiyet kazanan Din-i İlahi düşüncesinin İslam’da açtığı tahribatı gidermeye çalıştılar. Bu doğrultuda Nakşibendi tarikatının ve İmam-ı Rabbaninin çalışmaları öne çıktı. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Güney doğu Asya ülkelerinde kadının durumu: </span></b><span style="line-height:107%">17. asır ve sonrasında Felemenk ve İngilizler, Hindistan, Malezya ve Endonezya adalarında önce ticari daha sonra siyasi egemenlik kurdular. Böylece Hıristiyanlık bu bölgelerde daha güçlü yayılma olanağı buldu. Bu karmaşık inanç sistemleri içinde İslam ilkeleri ne kadar egemen olabilirdi? Zamanla İngiltere ve Hollanda egemenliğine giren bu bölgelerde İslam daima ikinci sırada yer aldı. Hintlilere rağmen Endonezya Müslümanları İslam’ı daha samimi kabullendiler ve uyguladılar. Kadın bu bölgelerde diğer İslam ülkelerine göre daha özgür yaşadı. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">İslam’ın getirdiği kadın hakları bölgede egemen olan inançlardan etkilendi ve yörelere göre çok değişik uygulamalar gerçekleşti. Bütün bu dini inançlara rağmen yerli kültür varlığını sürdürdü. İlkel topluluklarda kadın değerini korudu.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">6- Kadın haklarında çözülemeyen ve yaşanan önemli sorunlar: </span></b><span style="line-height:107%">İslam’ın temel kitabı olan Kuran 610 yılında nazil olmaya başladı ve 23 yılda tamamlandı. Hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelen Kuran hükümleri dünyanın her bölgesindeki kültürlerin ışığında <b>farklı şekilde</b> yorumlandı. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">İslam Peygamberi Hazreti Muhammed (SAV) Kuran’ı en iyi anlayan ve insanlara açıklayan kişiydi. Müslümanlar Kuran’ı peygamberin anladığı şekilde ve <b><i>kolaylaştırın, zorlaştırmayın</i></b> ilkesi doğrultusunda anlamaya çalışmalıydılar. Ama insani hırslar, zaaflar ve dünya saltanatı emelleri Müslümanları az ya da çok İslam’dan uzaklaştırdı. İslam’ın temel kuralı olan adalet yeterince uygulanmadı. Suç arttı ve suçlular gereği gibi cezalandırılmadı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Kuran’da namazla birlikte anılan ve İslam’ın çok önem verdiği <b>zekât</b> yeteri kadar uygulanmadı. Toplumda fakirlik, yoksulluk arttı. Kolay yönetilmesi ve isyan etmemesi için toplum hem fakir ve muhtaç hem de cahil bırakıldı. Bu uygulamalardan en çok kadınlar zarar gördüler.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Tesettür kadınlara uygulanan İslami hükümlerin adeta simgesi oldu</span></b><span style="line-height:107%">.<b> </b> Evlenme ve boşanma, mehir, nafaka, miras gibi maddi konular, aile içi şiddet ve zina, hep kadınların aleyhine uygulandı. Kadın İslam’ın kendisine sağladığı haklardan çoğu kere mahkûm edildi. Bu durum İslam’a aykırıydı. Müslüman toplumlar hem <b>İslam ahlakından </b>(hukuk), hem de Kuran’ın uyarılarına rağmen dünya gerçeklerine göre hareket etmekten yani <b>müsbet ilimlerden</b> uzaklaştılar. Kadını toplumun ikinci sınıfı saydılar.  </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Günümüz dünyasında Müslümanlar Kuran’ın hükümlerine aykırı olarak ne dünya siyasetinde ne ekonomisinde ne de kültüründe etkin değiller. Dünyayı Yahudiler ve Hıristiyanlar yönetiyor ve Müslüman dünyası yaşananlardan çok acı çekiyor. <b>Bir Müslüman olarak bu durumdan Cenab-ı Hak ve Hz. Peygambere karşı derin bir üzüntü ve utanç duyuyorum. Bu durumdan bir an önce kurtulmamız için Kuran hükümlerine peygamber anlayışıyla sahip çıkmamız ve samimi Müslüman olmamız gerektiğine inanıyorum. </b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Tarihi geçmişten sonra şimdi İslam’ın tanıdığı kadın haklarının günümüzdeki İslam ülkelerinde ne ölçüde uygulandığını aşağıdaki kitaplar ışığında anlamaya çalışalım.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Gelecek yazı: Günümüz İslam dünyasında kadın hakları</span></b></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Selami OĞUZ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/selami-oguz/islam-ve-kadin-iv/2007/</link>
<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 09:57:24 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İstanbul'un Suç Haritası Çıkarıldı </title>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px;">Milyonlarca insanın yaşadığı, dünyanın en büyük metropollerinden biri olan İstanbul’un suç haritası belli oldu.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Türkiye Today tarafından İstanbul Emniyet Müdürlüğü verileri kullanılarak hazırlanan suç haritasına göre, İstanbul’da en fazla suç işlenen 10 ilçe açıklandı. Listenin başında Esenyurt ilçesi yer aldı. Sıralamada ikinci Fatih, üçüncü ise Küçükçekmece ilçeleri oldu.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Türkiye Today tarafından hazırlanan liste, milyonlarca kişinin yaşadığı İstanbul’da güvenlik endişelerini yeniden gündeme getirdi.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Güvenlik Uzmanları ; nüfus yoğunluğu, göç hareketleri, sosyoekonomik eşitsizlik ve kontrolsüz yapılaşmanın ilçelerdeki suç oranlarını artıran başlıca etkenler olduğunu belirtiyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">İşte İstanbul’da en çok suç işlenen 10 ilçe şöyle sıralandı :</span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="font-size:20px;">Beyoğlu : 10.762 suç</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:20px;">Şişli : 10.910 suç</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:20px;">Bağcılar : 11.084 suç</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:20px;">Gaziosmanpaşa: 11.332 suç</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:20px;">Ümraniye: 11.759 olay</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:20px;">Kadıköy : 12.787 suç kaydı</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:20px;">Pendik: 13.863 suç</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:20px;">Küçükçekmece: 14.977 olay</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:20px;">Fatih: 16.283</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="font-size:20px;">Esenyurt : 22.092</span></p>
	</li>
</ul>

<p><span style="font-size:20px;">Emniyet yetkilileri ise riskli bölgelerde huzur ve güvenliğini sağlamak için polis ekiplerince denetimlerin sıklaştırıldığını, MOBESE kamera sistemleri ile devriye sayılarının artırıldığını ifade ediyorlar.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Yetkililer, vatandaşlara özellikle gece saatlerinde dikkatli olunması, kalabalık alanlarda kişisel eşyaların korunması ve şüpheli durumların gecikmeden ücretsiz olan alo 112 ihbar hattına 7/24 bildirilmesi çağrısında bulunuyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Bir süredir garip bir kavram karmaşası yaşıyoruz.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Suçu bildirmeye “ihbar” demek yerine “ispiyonculuk” demeyi tercih ediyoruz.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Üstelik bunu ahlaki bir üstünlükle yapıyoruz.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">“Ben karışmam”, “Bana ne”, “Başım derde girmesin” cümleleri, vicdanı rahatlatan birer kaçış kapısına dönüşüyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Çünkü biz yıllardır tehlikeli bir yanılgının içinde yaşıyoruz.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Suçu bildirmeye “ispiyonculuk”, susmaya ise “delikanlılık” dedik.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Vatandaşlık görevini yaparak suç işlenmesinin önlenmesi için  bu durumu kolluk birimlerine bildirenleri  “gammaz” ilan ettik.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">İhbar, ispiyonculuk değildir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">İhbar; bir suçun önlenmesi yani  bir çürümenin önüne set çekmektir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Her şeyi devletten beklememek gerek.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Devlet her sokağa aynı anda yetişemez.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Her sokağın başına bir polis dikemez.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Her vatandaş mahallesinde, caddesinde ve sokağında tanık olduğu suç teşkil eden her olayı elini taşın altına sokarak,  kolluk görevlilerimize  hemem bildirerek yardımcı olmalıdır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Böylece, hem vatandaşlık görevine yerine getirmiş hem de huzur ve güven içinde hayatını idame ettirmiş olur..</span></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/istanbul-un-suc-haritasi-cikarildi/2006/</link>
<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 12:42:09 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İslam ve Kadın- III - İslam Dininin esasları</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 11px;">(KAPAK RESMİ: Eserlerinde sıklıkla eğitim faaliyetlerinde bulunan kadınları gösteren Osmanlı bilgesi ve ressamı Osman Hamdi Bey'in<span style="font-size: 14.1667px;"> </span>"Kur'an Okuyan Kız" isimli 1880 yılına ait tablosu.)</p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><a href="https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/selami-oguz/islam-ve-kadin-i/2003/" target="_blank"><b>İslam ve Kadın - I</b></a></span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><a href="https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/selami-oguz/islam-ve-kadin-ii-islam-dininde-kadin/2004/" target="_blank"><b>İslam ve Kadın - II</b></a></span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">İslam ve Kadın - III</span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">5.1 İslam dünyasında siyasi ve fıkhi gelişmeler: </span></b><span style="line-height:107%">İslam Dininin esasları önce Arap toplumuna indirildi. Araplar İslam’ı doğuda Irak üzerinden İran ve Türkistan’a batıda Mısır ve Libya üzerinden Atlas Okyanusuna ve Endülüs’e taşıdılar. Araplardan sonra İran ve Türkistan halkları Müslümanlığı kabul ettiler. Her toplum kendi kültürüne göre İslami hükümleri anladı, yorumladı ve uyguladı. İslam coğrafyasında İslam hukuku ve felsefesi konusunda yaşanan farklı yorum ve uygulamalar bu farklılığı daha da artırdı. Kadın hukuku da bundan etkilendi. Şimdi İslam’da kadın haklarının geçirdiği safhaları sırasıyla önce Arap sonra Acem ve en son Türk topluluklarının tarihi ve sosyolojik gelişmesine göre inceleyelim.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">5.1.1 Tek İslam Devleti ve Dört halife dönemi</span></b><span style="line-height:107%"> Kuran ile belirlenen İslami hükümler Hazreti Peygamberin (SAV) 632 yılında vefatıyla sona erdi. Peygamber döneminde İslam toplumunda tam olarak uygulanan bu hükümler, peygamberden sonraki Dört Halife döneminde (632-661) sadece 18 yıl uygulanabildi. Bu dönemin son 11 yılı karışıklık ve savaşlarla geçti. 3. Halife Hazreti Osman’ın (RA) hilafetinin ikinci yarısında Ebu Süfyan’ın (565- 652) kabilesi Ümeyye oğulları, iş başına getirilen görevlilerle yönetime egemen oldular. Devlet yönetiminde kayırmalar ve yolsuzluklar arttı. Asiler halife Hazreti Osman’ı (RA) 656 yılında şehit ettiler. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Yerine peygamberin ikinci damadı ve ilk Müslümanlardan Hazreti Ali (KV) hilafet makamına getirildi. Ancak Ümeyye oğullarından Şam Valisi Muaviye Hazreti Ali’nin (KV) hilafetini kabul etmedi. Büyük ihtilaf çıktı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Deve Olayı</span></b><span style="line-height:107%"> (8 aralık 656): Tarihe Cemel Vakası olarak geçen bu olayda Müslümanlar birbirleriyle savaştılar. Pek çok sahabe hayatını kaybetti. Bu savaşın sonunda İslam’da ilk siyasi ayrılık ortaya çıktı. <b>Hariciler</b> adı verilen bu fanatik gurup İslam alemini derinden sarsan cinayetler işledi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Sıffin Savaşı</span></b><span style="line-height:107%"> (26-28 Temmuz 657): Hazreti Ali’nin (KV) hilafetini kabul etmeyen Ümeyye oğullarından Ebu Süfyan’ın oğlu ve Şam valisi Muaviye’ye bağlı kuvvetlerle, Ali taraftarları arasında yapılan ve 3 gün süren bu savaş, Kuran yapraklarını mızraklarının ucuna takan Muaviye ordusunun hilesi ile yarıda kaldı. Halifenin kim olduğunun hakemle belirlenmesine karar verildi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Hakem olayı</span></b><span style="line-height:107%">: Hazreti Ali’nin (KV) hakemi saftı ve Muaviye’nin hakemi tarafından aldatıldı. Muaviye’nin hakemi İslam’ın azılı düşmanlarından As bin Vail’in oğlu olan, peygamber ordularıyla savaşan ve sonunda Müslümanlığı kabul eden Kahire valisi Amr ibnül As idi. Arapların dört dâhisinden biri kabul ediliyordu. Hile ve kurnazlıkta dahi olduğu hakem olayında ortaya çıktı. Muaviye’yi halife ilan edince İslam dünyasında karışıklıklar daha da arttı. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Şam Valisi Muaviye 658 yılında halifeliğini ilan etti. İslam Devleti bu kere siyasi olarak ikiye bölündü. Bu durum 661 yılına kadar sürdü. Hariciler bu karışıklığın sorumlusu olarak gördükleri Amr ibnül As, Muaviye ve Hazreti Ali’ye (KV) camide suikast düzenlediler. Abr ibnül As o gün camiye gitmediği için kurtuldu. Muaviye hafif yaralanarak kurtuldu. Hazreti Ali (KV) şehit edildi. Böylece dört halife dönemi sona erdi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Dört Halife döneminde İslam orduları Irak’ı 636, Ürdün, Filistin-Kudüs ve Suriye’yi 637-38 yıllarında zapt etti. Batıda Mısır 641 yılında ele geçirildi. İran’da egemen olan Sasani İmparatorluğuna 642 yılında son veren İslam orduları Batı Türkistan sınırlarına dayandı. Güneyde Hint Okyanusuna ulaşıldı. 650 yılından sonra İslam orduları kuzeyde Doğu Anadolu içlerine girdiler ve Kafkasya’ya kadar ilerlediler.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">İslam bu bölgelere fetihlerle ve kılıç zoruyla taşındı. Bu bölgelerdeki insanlar çok kısa bir süre içinde siyasi, sosyal ve ekonomik üstünlüklerini kaybettiler ve İslam yönetimine <b>çoğunlukla istemeyerek</b> girdiler.  Oysa ‘<b><i>’Dinde zorlama yoktur.’’</i></b> (Bakara 256) ayetiyle İslam, zorla değil istenerek gönüllerde yer etmeliydi. Bu ülkelerdeki insanların eski geleneklerinin ve kültürlerinin etkisinden kısa sürede kurtulmaları sosyolojik olarak mümkün değildi. Bu nedenle bu halkların İslam anlayışlarında şüphe ve tereddüt hiç kaybolmadı. Bu durum siyasi olaylarda kendini açıkça gösterdi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">*İslam’ın bu kadar hızlı yayılmasının getirdiği sorunlar:</span></b><span style="line-height:107%"> İslam, Mekke döneminde özgür olmadığı için yeterli gelişmeyi sağlayamamıştı. Medine’ye hicretten sonra kurulan ve özgürlüğünü kazanan İslam devleti 10 yıl içinde Irak ve Suriye hariç bütün Arabistan’a yayılmış, Müslüman sayısı 2 milyon kişiye ulaşmıştı. Büyük çoğunluğu Arap olan bu insanlar 610 yılından önce çok tanrılı inanca sahiptiler ve putlara tapmaktaydılar. Putperestliğin bir kültür olduğunu ileri sürüyorlardı. Yüzyıllardan gelen bu inanç, onlarda bir alışkanlık oluşturmuş, gelenek haline gelmişti. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 13px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Tek tanrı inancı ile karşılaşan bu insanların çok büyük çoğunluğu, yeni inanç sistemine güçlü bir şekilde direndi ve savaşarak İslam’a karşı çıktılar. 23 yılın sonunda görünürde hepsi Müslüman oldu. Ama pek çoğu eski kültüründen gelen alışkanlıklarını terk edemedi. İslam’ı içine sindiremedi. Sindi ve fırsat kollamaya başladı. Birçok kişi ise dini tabirle münafık oldu. Zaman zaman söz ve hareketleri ile Hazreti Peygambere (SAV) karşı tavır koymaktan çekinmedi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 13px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Dört Halife döneminde İslam devletinin egemenlik alanı 5 milyon km<sup>2</sup> ye ulaştı. Bu alanda yaşayan yaklaşık 12-15 milyon nüfus İslam’ın bu olağan üstü gelişmesinden etkilendiler. Bir kısım insan gerçek mümin oldu. Hıristiyanlar cizye vermek şartıyla inançlarını korudular. İran, Irak ve Mısırdaki büyük çoğunluk ise Müslümanlığı kabul etmiş göründüler. Çünkü bu insanlar da Araplarda olduğu gibi yüzyıllardır süregelen eski inançlarının etkisi altındaydılar. Sosyolojik olarak bu kadar kısa sürede inançlarından ayrılamazlardı. Çeşitli nedenlerle Müslüman görünmeyi tercih ettiler. Bu insanların içinde servetlerini ve mevkilerini kaybeden kişiler, pek yakın geçmişte köle muamelesi yaparak yönettikleri Arapların kendilerini yönetir duruma gelmesini hiç kabullenmediler. Bu insanlar da sindiler ve fırsat kolladılar.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 13px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Kuran’ın ifadesi ile müşriklerle beraber İslam’ın en büyük düşmanı olan Yahudiler (Maide suresi 82. Ayet) ise benliklerini yitirmediler. Hayber, Fedek, Vadi ül Kurra’daki Yahudilere, Kudüs, Şam civarında ve İran’da yaşayan Yahudiler eklendi. Bunlar İslami kuralları nasıl bozarız? Çabasına girdiler.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 13px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Bu ülkeleri zapt eden Arap kökenli Müslümanlar kısa sürede hem yönetici hem de zengin oldular. <b>Zenginlik insani değerleri öğütür, nefsi azdırır. Yöneticilik insanı bozar.</b> Her toplumda olduğu gibi Arap kültüründe de yönetim gücüne sahip olmak ve zengin olmak zaafı vardı. Bu hızlı gelişmeler sonucunda geleneksel zaaflar ortaya çıktı. Bunun sonucunda Müslümanların, İslami değerlerden uzaklaşacağına yönelik emareler kısa sürede ortaya çıkmaya başladı. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 13px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">Özetle;</span></i><span style="line-height:115%"> Hıristiyanlık savunmada kalarak 300 yıl sonra Roma’da özgürlüğünü kazanmış, Müslümanlık ise bu sınırlara 39 yılda ulaşmıştı. İslam’ın bu kadar hızlı gelişmesi, aynı zamanda <b>iman zaafına</b> sebep oldu. Gerçek müminden çok İslam’a karşı olan ama görünmeyen ve pusuda bekleyen muhalif -münafık bir toplumun oluşumunu sağladı</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">*5.1.2 Emeviler dönemi </span></b><span style="line-height:107%">(661-750): Emevi devleti zamanında batıda ve doğuda İslam fütuhatı devam etti. 710 yıllarında doğuda Batı Türkistan içlerine giren Emevi orduları Türklere sert ve kaba davranınca büyük bir direnişle karşılaştılar. Türk toplumları Araplarla uzun yıllar mücadele ettiler.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Batıda ise Trablusgarp, Tunus, Cezayir ve Fas üzerinden Atlas Okyanusuna ulaşan İslam orduları 711 yılında İspanya’ya geçtiler ve 20 yıl içinde Endülüs’ü fethettiler. Pirene dağlarını aşarak Fransa’ya giren İslam ordularının ilerlemesi 732 yılında Puvatya (Poitiers) savaşında önlendi. Böylece bu tarihlerde hem doğuda hem de batıda İslam’ın yayılması durduruldu.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Emevilerin iktidarında Ümeyye Oğulları İslam’ın zuhuruyla kaybettikleri ekonomik ve siyasi gücü yeniden ele geçirdiler. Bunu hile, desise ve intikam duygularıyla yaptılar. Önce Hazreti Ali’nin (KV) vefatından sonra hilafeti üstlenen oğlu Hazreti Hasan’ın (RA) hilafetten vaz geçmesini zor kullanarak sağladılar. Ardından O’nu 669 yılında eşine zehirlettirerek hayatına son verdiler.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Emeviler Peygamberin ikinci torunu Hazreti Hüseyin (RA) ve yakınlarını da 681 yılında Iraktaki Kerbela bölgesinde toptan ortadan kaldırdılar. <b>Böylece peygamber ailesinden (Ehl-i Beyt) intikam aldılar</b>. Bu olay İslam dünyasında nefretle karşılandı. Bunda Ümeyye oğullarının intikam duygularının ve iktidar hırslarının yanında Irak halkının ne kadar güvenilmez bir karaktere sahip oluşunun önemli payı vardı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 13px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%">*Emeviler’in Genel değerlendirilmesi: </span></b><span style="line-height:115%">Bir Arap devleti olan<b> </b>Emeviler sadece 89 yıl hüküm sürebildiler. Pek yakın bir tarihe kadar devlet dahi kuramamış olan ancak çok kısa süre içinde İmparatorluk konumuna ulaşan Arap halkının bu başarısının sebepleri nelerdi?   Ve bu devlet niçin bu kadar kısa sürede yok edildi?</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 13px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">*Muaviye, 650 yılından itibaren çok ince ve sabırlı bir diplomasi ile Ümeyye oğullarını devletin önemli yerlerine yerleştirdi. Her türlü hileyi kullanarak siyaset bilmez, yalan nedir bilmez Halife Hazreti Ali’yi (KV) etkisiz hale getirdi. Onun vefatı ile saltanatının kurdu. Devletin kuruluş felsefesi haksızlığa dayanmaktaydı. Bu devlet fazla yaşayamazdı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 13px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">*  Bu tarihlerde sahabenin pek çoğu hayatta idiler. Yeni ülkelerin fethedilmesinde İslam’ı yayma heyecanı, diğer bir ifadeyle cihad ruhu yaşanmaktaydı. Bu nedenle özellikle İspanya’nın fethinde olağanüstü başarılar kazanıldı. Sahabenin zaman içinde hayattan çekilmesi sonucu <b>cihad</b> ruhu giderek azaldı. Yerini talan kültürü ve ganimet hevesi aldı. Çok kısa zamanda, o kadar zenginleştiler ki bu değişimin ağırlığını taşıyamadılar.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 13px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">* Ümeyye oğulları yönetimindeki Araplar genel olarak çöl kültürüne sahip idiler. Büyük sosyolog <b>İbni Haldun </b>(1332-1406) Arapların sosyal yapılarını şöyle anlatır. ‘’ <i>Cahiliye Araplarında asabiyet (akrabalık duygusu) çok yüksektir. Araplar kabilelerine çok bağlıdırlar. Yaşamak için buna mecburdurlar.</i> <i>Çölde yaşam çok sert ve acımasızdır. Bu nedenle çölde yaşayan insanlar, çok bencil olurlar. Maddiyata kıymet verirler. Yaşamaları kabile içindeki dayanışmaya bağlıdır. Aksi halde güçlü kabilenin esiri olurlar. Kincidirler. Kan davalarının peşini bırakmazlar. Dış tehditlere karşı kabileler arasında bağlılık vardır. Acımasızdırlar. Affedici değillerdir. Sevgileri de nefretleri de aşırıdır.’’ </i></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 13px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Kuran Tevbe suresi 97. ayetinde bu durumu çok net açıklar.</span> <b><i><span style="line-height:115%">Çöl Arapları; küfür, parçalanma/ikiyüzlülük yönünden daha şiddetli; Allah'ın resulüne indirdiği şeylerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah Alim'dir, Hakim'dir</span></i></b><span style="line-height:115%">.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 13px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">İslam, bu insanların olumsuzluklarını gidermiş, insan olmalarını sağlamıştı. Ama can çıkar, huy çıkmaz misali kısa sürede İslam’ı bir kenara bırakıp eski alışkanlıklarına geri döndüler. Birbirlerinin canına düştüler. Daha fazla ayakta kalamazlardı.  Nitekim kalamadılar.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 13px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%"> <b>MS 661 yılında Emevilerin yönetimi ele geçirmeleriyle İslami devlet kavramı yerini saltanat ağırlıklı bir yönetime bıraktı. Din, saltanatın emrine girdi. İslami hükümlerin uygulanması yavaş yavaş ortadan kaldırıldı.</b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Bu dönemde saltanata sahip olanlara ve yakın çevresine şeriat kanunları uygulanmadı. Onlara ayrıcalıklar tanındı. Yahudilerin sahte hadislerle İslami kavramları karmaşaya sürüklemesi de bu dönemde yoğunlaştı. Buna ilaveten bu dönemde ortaya çıkan mezheplerle İslam’ın yorumu farklılaştı. Hazreti peygamberin ‘<i>’Zorlaştırmayın Kolaylaştırın</i>. ‘’ emri yerine getirilmedi. Arabistan ve Afrika Müslümanlarınca kabul gören ve tutucu bir anlayış sergileyen itikadi mezhep Selefilik yanında uygulamaya yönelik mezheplerden Maliki, Şafi ve Hambeli mezhepleri Hanefi mezhebine göre katı bir tutum ve anlayış sergilediler. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Ehl-i Beyte yapılan zulümler, Müslüman olan diğer milletlere karşı yapılan haksız uygulamalar ve hatta Kutsal Kabe’nin mancınıkla taşlanması bu dönemde gerçekleşti. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Özetle; Ümeyye oğulları İslami esasları çok tahrip ettiler. Bundan kadın hakları da büyük zarar gördü. Şimdi kadınlara yönelik uygulamaları şu başlıklar altında inceleyelim.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">5.1.2.1 Emeviler döneminde Arap toplumunda kadın hakları:</span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">* Birden fazla evlilik</span></b><span style="line-height:107%">: Kuran tek eşli evliliği benimsemiş, dört evliliği belli şartlara bağlamıştı. Araplar ise dört evliliği bir esas haline getirdiler. Kadınların bu evliliklerde rızaları alınmalıydı, alınmadı. Kadınlar evin içinde bir hizmetçi konumuna sürüklendiler</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">*<b>Evlenme ve boşanma</b>: İslam erkeğin yanında kadına da boşanma hakkı (iftida) tanıdı. Bu hak neredeyse hiç uygulanmadı ya da uygulanamadı. Zira kadın boşandıktan sonra yaşayabilmesi için gerekli ekonomik ve kültürel güce sahip değildi. Şöyle ki; evlilik öncesi verilmesi gereken <b>mehir </b>kadına verilmedi. Kadın kendi payına düşen mirasından özgürce yararlanamadı. Kız çocukları okula gönderilmedi. Kadınlar bilerek fakir ve cahil bırakıldılar. Bu durumdaki kadın, hoşlanmadığı evlilikten zaten boşanamazdı. Böylece kadın evinde kalmaya, zoraki evliliği devam ettirmeye mecbur bırakıldı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Boşanmadan sonra erkeğe ekonomik yük getiren <b>iddet </b>müddetindeki (en az üç ay), hamilelik dönemi bakım (en az on ay), nafaka ve çocukların bakımı gibi hususlara da gereği kadar uyulmadı. Erkek cahiliye dönemindeki alışkanlık ve uygulamalarına geri döndü.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">* Aile içi şiddet</span></b><span style="line-height:107%">: Kadına aile içinde uygulanabilecek şeylerin ölçüsü Kuran’da ve hadislerde belirlenmişti. Ancak bu ölçülere uyulmadı. Kadına maddi ve manevi ağır baskılar uygulandı. Gelin hanım dövüldü. Aç bırakıldı. Aile büyüklerince horlandı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">* Aile dışında sosyal faaliyetler</span></b><span style="line-height:107%">: Kadın ekonomik olarak güçsüzdü. Okuma yazması ve eğitimi önlendi. Bu durumdaki kadının aile dışında ticaret yapması, sosyal hizmetlerde bulunması, yöneticilik makamlarına gelmesi mümkün değildi. Okuma yazma bilen ve eğitimli, aileden zengin olan kadınlarla ve yöneticilerin yakınları ancak bu faaliyetlerde bulunabildiler. Toplumun çoğunluğunu teşkil eden ve kırsalda yaşayan kadınlar ise aile bütçesine katkıda bulunmak için tarımda çalıştırıldılar.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">* Tesettür ve zina: </span></b><span style="line-height:107%">İslam’da cezayı gerektiren dört suçtan biri olan zina suçu Müslümanlara kesin olarak yasakladı. (İsra suresi 32. ayet ve Nur suresi 2-9. ayetler). Nur suresinin bahis konusu ayetlerine göre zina suçunun kesinlik kazanması ancak dört şahidin beyanıyla mümkündü. Bu şartın gerçekleşmesi ise çok zordu. Cinsel dürtülerini kontrol edemeyen erkek ve kadın Müslümanların bir kısmı bu şarttan yararlanarak zina suçunu gizlice işlemeye devam ettiler. Böylece zina suçu bekarlardan çok hamilelik konusunda önlem alan evli Müslüman kadın ve erkek arasında yayıldı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Tesettür ayetinin</span></b><span style="line-height:107%"> (Nur suresi 31. ayet) zina ile ilgili hükümler içeren Nur Suresinde verilmesi bize tesettür ve zina arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Erkek için örtülmesi gereken bölge insan vücudunun göbeği ile diz kapağı arasındaki bölgedir.  Bu ayetten önce erkeklerin Nur suresinin 30. Ayetiyle uyarılması dikkat çekicidir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">‘<b><i>’Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır</i></b>.’’</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Kadınların ne şekilde örtünecekleri<b><i> </i></b>Nur suresinin 31. ayetiyle açıklandı. ‘’ <b><i>Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (</i></b><i>Yüz ve el gibi<b>) görünen kısımlar müstesna, zînet (</b>yer<b>)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar.</b></i>’’</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Bu iki ayette dikkat çeken ilk husus <b>harama bakılmaması</b> konusunda önce erkeklerin uyarılmasıdır. İkinci husus erkek- kadın herkesin <b>ırzlarını korumalarına</b> yönelik emirdir. Bu husus müminlerin vasıfları anlatılırken Müminun suresinin 5. ayetinde tekrar edilmiştir.<font color="#0782c1"> </font></span><b><span style="line-height:107%"><i>"Onlar ki, ırzlarını korurlar</i></span></b><span style="line-height:107%">."</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Erkeğin cinsel gücü kadınınkinden çok kuvvetlidir. Bu nedenle zinaya bulaşmaması için Kuran’da önce erkek uyarılmıştır. Zira, erkek kadını bu konuda davet etmez ve ayartmazsa kadın koruma içgüdüsü ve tesettürle zinaya bulaşamaz.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Kadının tesettüre riayet etmesi zinaya yaklaşma açısından onu koruyan bir zırh niteliğindedir. Ancak asıl koruyucu güç tesettür değil samimi inanç ve Tanrının hükümlerine gönülden bağlanmaktır. <b>Önemli olan örtünmek değil ırz ve namusu korumaktır.</b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Kadının zarar görmesi: </span></b><span style="line-height:107%">Zina suçunu işleyen kadın ya ırzını kaybeder ya da hamile kalır. Her iki durumda suç sabit olur. Arap toplumunda erkek kayırmacılığına dayanan gelenek zina yapan erkeği korumaya eğilimlidir. Bu sebeple zina yapan erkek genel olarak korunur ve kadın tek suçlu durumuna düşer. Zira genel anlayışa göre kadın el kiridir. Horlanır ve toplumdan dışlanır. Zinayı yapan erkeğin ceza görmemesi tam bir aymazlık ve haksızlıktır. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Aile içinde meşru olmayan cinsel ilişkiler</span></b><span style="line-height:107%">: Cenab-ı Hak erkeklerin kimlerle evlenemeyeceklerini Kuran’da açıkladı.</span><span style="background:white"><span style="line-height:107%"><span style="color:#67605b"> ‘<b><i>’</i></b></span></span></span><b><i><span style="line-height:107%">Size şunları nikahlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek ve kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz ve karılarınızın anneleri ve kendileri ile zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan olan ve evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Eğer üvey kızlarınızın anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Öz oğullarınızın hanımları ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birlikte nikahlamanız da haramdır. Ancak cahiliyet devrinde geçen geçmiştir. Şüphesiz ki Allah gafur (çok bağışlayıcı) ve çok merhamet edicidir."</span></i></b><span style="line-height:107%"> (Nisa Suresi 23. Ayet)</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Eski aileler dede, nine, baba, anne, erkek ve kız çocuklar, gereğinde teyze ve halalardan oluşurdu. Bu aile içinde zina olayları yaşanır ve bunlar gizlenirdi. Yakınları tarafından tecavüze uğrayan genç kızlar genellikle intihar ederler veya itiraf etmemeleri için öldürülürlerdi. <b>Bu ayetin nazil oluşu bu olayların yaşandığını kanıtlar niteliktedir. </b>Cenab-ı Hak bu ayetle bu tür ahlak dışı olayları önlemek istedi. Ancak bu olaylar aile içinde hiç bitmedi. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Cariye hukuku</span></b><span style="line-height:107%">: Tanrı çeşitli ayetlerde insanoğluna evliliği tavsiye etti. Nur suresinin 32. ayetinde ise ekonomik yönden zor durumda olan erkekleri cariyelerle evlenmeye teşvik etti. ‘’ <b><i>Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir</i></b>.’’ Bu evliliklerle hem zina suçu önlenecek hem de çocuk doğuran cariyeler hürriyetlerine kavuşabileceklerdi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Savaşların devam ettiği bu dönemde erkek ve kadın kölelerin (cariyelerin) hukuklarına uyulmadı. İslam’ın köleliğin kaldırılması konusundaki emirlerine rağmen (<b>Beled suresi 13. ayet</b>) köleler ve cariyeler ticari bir meta haline getirildiler, saraylara, yöneticilere, aşiret reislerine ve zenginlere kurulan köle pazarlarında alenen alınıp satıldılar. Erkekler İslam’ın cariyelerle olan hükümlerine de riayet etmediler. Geçersiz akitlerle cariyelerini cinsel yönden istismar ettiler. Hükümdarın ve zengin yöneticilerin kurdukları haremler bu dönemde uygulanan cariye hukukunu yeterince açıklamaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">5.1.2.2 Emeviler döneminde Afrika’da kadının durumu:</span></b><span style="line-height:107%"> Yapılan fetihlerle İslam Afrika’da batıya doğru yayıldı.<b> </b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Mısır: </span></b><span style="line-height:107%">Bizans İmparatorluğunun toprağı olan<b> </b>Mısır Müslümanlar tarafından 641 yılında fethedildi. Halife Ömer (RA) tarafından nasıl olduysa görevlendirilen komutan Amr ibnül As, İskenderiye kentini ele geçirdikten sonra bugünkü Kahire’nin bulunduğu yerde Fustat adlı yeni bir şehir kurdu. Saraylar yaptırdı ve görkemli bir hayat sürmeye başladı. 657 yılında gerçekleşen Hakem olayının hilekâr hakemi olan, Ümeyye oğulları tarafını tutan ve zaman zaman halifenin sert ikazlarına maruz kalan bu kişi, İslam’ın yasakladığı eski usulleri yaşamaya devam etti.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Mısırı halkının İslam’a bakışı: </span></b><span style="line-height:107%">MÖ 3000’li yılların ötesine uzanan görkemli bir medeniyetin yaşandığı Mısırda halk, İslam’la tanışmadan önce çok uzun asırlar çok tanrılı bir din inanışına sahip olarak yaşadı. MÖ XVI. asırda Kenan ilinden buraya göç eden Yakup Oğulları (İsrailler), Mısıra tek tanrılı Hanif inancını taşıdılar ama bir süre sonra onlar da çoğunluğun etkisiyle çok tanrılı Mısır inancını kabul ettiler. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">MÖ XIII. asırda İsrail kavmini 9 mucize göstererek Mısırdan çıkaran ve onlara ilk ilahi kitap olan Tevrat’ın tek tanrı inancına dayanan hükümlerini tebliğ eden Hazreti Musa’ya (AS) rağmen Yahudiler, yine de eski Mısır inancını terk etmediler. Kuran’ın Taha Suresinde anlatılan olaylar, <b>insan oğlunun yüzyıllara dayalı olarak yerleşen ve kök salan dini inanç ve oluşan geleneklerini kolay kolay terk edemediklerinin</b> sosyolojik gerçeğini ifade etmekteydi. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Mısır, b İskenderiye kenti ile uzun asırlar bilimin merkezi oldu. <b>Barnabas </b>İnciline sahip olan Mısır Hıristiyanları Hazreti İsa’nın (AS) getirdiği hükümlere en yakın inancı yaşadılar. İslamiyet’in ilk dönemlerinde Müslümanların bir kısmı bu inanışa sahip olan Habeşistan’a hicret edip bir süre orada kaldılar.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Hazreti Muhammed’in (SAV) 628 yılında gönderdiği İslam’a davet mektubunu Mısır Kıptilerinin büyüğü Mukavkıs olumsuz karşılamadı. Müslüman olmadı ama İslamiyet’e karşı bir tavır da almadı. Gönderdiği hediyeler arasında sonradan Müslüman olan ve peygamberin evlendiği Acem kökenli Mariye isminde bir cariye de vardı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Eski Mısır, Yahudi ve Hıristiyan inancının yaşadığı ve bilimsel çalışmaların yapıldığı bu ülkede İslam inancı nasıl karşılanabilirdi? Görünürde halkın çoğunluğu Müslüman oldu ama bu insanlar İslam’ı gelenekleriyle birlikte yaşamaya devam ettiler. Kadınlarla ilgili İslami hükümler, eski alışkanlıklar ve geleneklerle birlikte uygulandı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Trablusgarp: </span></b><span style="line-height:107%">Bizans hâkimiyetinde önemli bir liman şehri durumundaki Trablusgarp, Hz. Ömer (RA) döneminde Mısır fatihi Amr b. As tarafından 643 yılında bir aylık kuşatmanın ardından fethedildi<b>. </b>Ancak Bizans mücadeleyi bırakmadı. Bu bölgede nüfus çok azdı. Trablusgarp üzerindeki Bizans egemenliği Emeviler zamanında tamamen kırıldı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Tunus, Cezayir ve Fas: </span></b><span style="line-height:107%">Bizans İmparatorluğuna bağlı olan bu bölgelerin Müslümanlar tarafından fethi Emeviler zamanında gerçekleşti. Bölge halkı kavimler göçü ile İspanya üzerinden gelip buralara gelip yerleşen Vandallarla yerli halkın karışımından oluşmaktaydı. <b>Berberi</b> adı verilen bu halk savaşçıydı. Roma İmparatorluğu’nun Kartacalılara yaptıkları da unutulmamıştı. Bu nedenle bu bölgelerin Müslümanların eline geçmesi ancak yapılan zorlu savaşlar sonunda gerçekleşti. Ukbe bin Nafi komutasındaki İslam orduları İslam bayrağını Atlas Okyanusu’na taşıdılar. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">İslamiyet gelmeden önce çöl bölgesinde eski kabile inancı kıyı kesimlerinde Hıristiyanlık dini egemendi. Bölge halkı kendilerini daha önceki baskıcı yönetimlerin elinden kurtaran ve daha ılımlı olan İslam inancını kabul etti. Halk Emeviler zamanında gelişen Selefi anlayış ile İmam Ahmed bin Hanbel’in kurduğu Hanbeli Mezhebini benimsedi.  Çok katı olan bu anlayışlar kadına İslam’ın sağladığı özgürlükleri yeteri kadar veremedi. Çünkü bölgede gelenekler ve eski alışkanlıklar güçlüydü ve bunlar terk edilemedi. Kölelik, özellikle zenci kadın ticareti devam etti.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">İspanya</span></b><span style="line-height:107%"> (Endülüs): Emeviler, 711 yılında İber Yarımadasına ayak bastılar. 750 yılında burada Endülüs Emevi Devleti adında parlak bir medeniyet kurdular. Üçbuçuk asır süren bu medeniyet Avrupa’nın bilimde aydınlanmasını sağladı. Ancak Endülüs halkı Müslümanlığı kabul etmedi. Müslümanlar İspanyadan kovuldular. İslam güneşi, Ben-i Ahmer Devletinin yıkılışıyla 1492 yılında Endülüs’te battı. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">5.1.2.3 Emeviler döneminde İran toplumunda kadının durumu: </span></b><span style="line-height:107%">Sasani İmparatorluğunun egemenliğinde bulunan Irak ve İran halife Hazreti Ömer (RA) zamanında Müslümanlar tarafından fethedildi. Bin yıldan uzun bir geçmişe sahip İran halkı bu durumu hoş karşılamadı. Yıllarca çöl bedevileri diyerek hor gördükleri Arapların yönetici olarak yönetmelerini başta yönetici sınıf olmak üzere itibardan düşen kesimler kabullenmediler.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">İslam’dan önce İranlılar Zerdüşt dinine inanırlar ve ateşe taparlardı. Karanlık(kötülük) ve aydınlık (iyilik) adlı iki tanrıları vardı. Bu inanca sahip olan İran halkının İslam’ın tek tanrı inancını hemen benimsemesi mümkün değildi. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">MS 70 yılında Kudüs’ten sürülen Yahudilerin bir kısmı İran’a yerleşmiş ve kendi inançlarını halka yaymaya çalışmışlardı. İslam Suriye ve Filistin’den sonra İran’da Yahudilerle bir kere daha karşılaştı. Kendilerini diğer insanlardan üstün gören Yahudiler, İran’a taşınan İslami inancını tahrip etmek için büyük bir çaba içine girdiler. Bunların sonucunda İslam’da ilk ayrılıklar Irak ve İran’da oldu. Haricilerle başlayan ayrılıklar Şiilik inancı ile devam etti. İslam siyasi ve kültürel olarak ikiye bölündü. 12 imam mezhebinde son imam Mehdi’nin zuhuru inancı Yahudilerin Mesih inancından türedi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Zerdüşt din adamı Mazdek'in erken komünizm olarak vasıflandırılan sosyal reformları, her türlü <span style="text-decoration:none">özel mülkiyetin</span> kaldırılması ve <b>evliliğin serbest aşk ile değiştirilmesini</b> savunan düşünceleri İran kültüründe kadın haklarına damgasını vurdu. Her ne kadar bu mezhep mensupları I. Hüsrev (Anuşirevan) tarafından topluca ortadan kaldırıldıysa da mezhebin yaydığı düşünceler evlilik kurumuna zarar verdi. Kadınlar değer kaybettiler </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Böyle bir inanç ve kültürel yapıya sahip olan İran’da Emevi yönetiminin halkı horlayan kaba ve sert tutumu büyük hoşnutsuzluklara sebep oldu. Emevilerin askeri yönden güçlü olmaları sebebiyle yönetime karşı beslenen duygular gizlendi ve bu tepkiler kısa sürede Emeviler’in sonunu getirdi. İran halkı ilk fırsatta Abbasilere destek vererek onları iktidara taşıdılar ve Emevilerden öç aldılar.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">İslami inancın tahrip edildiği ve baskıcı bir yönetimin sergilendiği İran’da İslam’ın getirdiği kadın haklarının uygulanması ne kadar mümkündü?</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">5.1.2.4 Emeviler döneminde Türk toplumlarında kadının durumu: </span></b><span style="line-height:107%">Kuteybe bin Müslim komutasındaki İslam orduları 710 yıllarında Maveraünnehir bölgesine girdiler. Bu bölgede dağınık olarak yaşayan Türk topluluklarında çok tanrı inancı hâkimdi.Ancak Gök Tengri inancı ağırlığını muhafaza etmekteydi. Bu inancın yanında Türkler arasında Şamanizm denilen bir nevi ruhçuluk inancı da yaşamaktaydı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Türkler ailelerine çok bağlıydılar. <b>At, avrat </b>(kadın eş)<b> ve pusat</b> (silah) her koşulda terkedilemez üç unsurdu. Evlilik törenleri şölen gibiydi. Kadın ailenin sözü geçen saygın bir kişisiydi. Türklerde zina suçu yoktu. Zira bu suçu işleyenler idam edilirlerdi. Çocuklar arasında kız- oğlan ayrımı yapılmaz, genç kızlar başlarını örtmezlerdi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Emevi askerlerinin talanları ve hoyratça muameleleri karşısında Türk toplulukları direndiler ve bir süre İslam’ı kabul etmediler. Ancak Türkler Gök Tengri inancı nedeniyle İslam inancına sıcak yaklaştılar. 750 yılından sonra kitleler halinde İslamiyet’i benimseyen Türkler bu tarihten sonra İslam’a yaptıkları hizmetlerle İslam’ın bayraktarlığını Arapların elinden aldılar.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 13px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Ümeyye oğulları yaptıklarıyla İslam’a çok zarar verdiler. Emeviler o kadar çok hata yaptılar ki kendilerinden başka kimseye güvenmez oldular.  Kureyş kabilesi dışında diğer Arap halklarına dahi hor bakarlardı. Arap olmayan Acem, Türk ve bu gibi halkları ise köle (mevali) gibi görürlerdi. Bu nedenle çok düşman edindiler. Nefret kazandılar. Sürekli isyanlara maruz kaldılar. Ve bu isyanlar sonucu yok edildiler.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%"> Gelecek yazı: 5.1.3 Abbasiler döneminde (750-1258)</span></b></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Selami OĞUZ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/selami-oguz/islam-ve-kadin-iii-islam-dininin-esaslari/2005/</link>
<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 18:08:31 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İslam ve Kadın- II -  İslâm Dininde Kadın</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><a href="https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/selami-oguz/islam-ve-kadin-i/2003/" target="_blank"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b>İslam ve Kadın- I</b></span></span></span></a></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b>İslam ve Kadın- II</b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><b serif="" style="font-family: Cambria, ">3. İslâm Dininde Kadın: </b><span serif="" style="font-family: Cambria, ">İslam dini, kadın haklarının en çok çiğnendiği halklardan biri olan Arap toplumuna indirildi. İslam’ın temeli olan Kuran-ı Kerimle kadınlara özgürlük sağlandı. Kadınlar, Kuran ayetleri doğru anlaşılıp uygulandıkları sürece bu haklara sahip olabildiler. Hazreti Muhammed (SAV) döneminde sorunlar kolayca çözülmekteydi. O’nun vefatından sonraki Dört Halife döneminde Kuran ve Hadislere bağlı kalınmaya çalışıldı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Ancak İslam’ın getirdiği hükümlerle kadınlara olan üstünlüklerini kaybedenler, eski inanç ve geleneklere sarılarak kadın haklarını yok etmeye başladılar. Kuran ve Hadisler yanlış yorumlandı ve İslam’ın kadınlara verdiği pek çok hak geri alındı. Şimdi İslam’ın kadınlara getirdiklerini<i> Ramazan AKSOY’un </i>bir çalışmasından alıntılar yaparak anlamaya çalışalım.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">3.1. Kuran’da Kadın: </span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kadınlar ile ilgili hükümler Kuran’ın çeşitli surelerinde ayrıntılı olarak verilmiştir. Kur’an’a göre kadın ile erkek birbirlerini tamamlayan iki temel unsurdur. Kur’an onları birbirlerinin kusurlarını örten elbise (Bakara, 2/187) olarak niteleyip eşdeğer kabul etmiştir. <b><i>“Kadınların makul ve meşru ölçülerde görevlerine denk hakları vardır. Erkeklerin ise onların üzerinde bir dereceleri mevcuttur. Allah izzet ve hikmet sahibidir</i></b>” (Bakara, 2/230). </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Toplumun çekirdeği olan ailenin iki ögesinden biri olan kadınlara ait hükümlerin büyük bir kısmı “Kadınlar” anlamına gelen <b>Nisa</b> suresi ile bildirilmiştir. Bu durum İslâm’ın kadınlara yönelik tutumunu göstermesi açısından önemlidir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İslam dini erkek ve kadına fıtratlarının gereği olarak bazı farklı sorumluluklar yüklemiş olsa da adalet ilkesine göre her iki cinsi ibadetlerde, sevap ve günah işleme sorumluluğunda eşit kabul etmiştir.  Yahudiler ve Hristiyanlar kadınları şeriatın emirleriyle muhatap tutmazken İslâm dini namaz, oruç, zekât ve hac gibi ibadetlerin tamamında kadın erkek ayırımı yapmamış, bu ibadetleri herkese farz kılmıştır. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Muhtelif ayetlerde ister erkek ister kadın olsun iyi veya kötü herkesin yaptıklarının karşılığını göreceği ifade edilmiştir. <b><i>“Erkek olsun kadın olsun kim inanmış bir insan olarak sâlih amel işlerse, kesinlikle ona güzel bir hayat yaşatacağız. Böylelerinin ecirlerini de muhakkak surette yapmış olduklarının daha güzeli ile vereceğiz</i></b>” (Nahl, 16/97).</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> İnsanın erkek ve kadın olmak üzere iki cins olarak yaratıldığı, üstünlük vasfının cinsiyet farkı olmaksızın Allahtan daha çok sakınmakla elde edilebileceği ifade edilmektedir.  <b><i>“Ey İnsanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ve dişiden yarattık tanışasınız diye de sizi kavim ve kabilelere ayırdık. Allah katında sizin en değerli olanınız en fazla sakınanınızdır. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla belendir. Her şeyden de haberdardır.”</i></b> (Hucurat, 49/12).</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> “<b><i>Ey! insanlar sizi tek bir nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinizden sakının. Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir</i></b>.” (Nisa, 4/1).</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kadınların da ödevlerine denk haklarının bulunduğunu bildiren bu ayet, devrin şartları dikkate alındığında insan ve kadın hakları konusunda devrim niteliğindedir. Ayette ifade edilen erkeklerin bir derecelik fazlalık hakkı fiziki gücünün fazla oluşuna bağlı olarak ekonomik sorumluluğunun da fazla olmasından ibarettir. İslâm hukuku sorumluluğun fazla oluşundan dolayı kadın-erkek dengesinde erkeklerin bir derece fazla hakka sahip olmasını eşitsizlik saymamaktadır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> İslam, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Cahiliye Araplarının tanımadığı mülkiyet hakkını kadınlara vermiştir. Kadın velisinden ve kocasından bağımsız olarak mülk edinme ve edindiği mülkünde istediği gibi tasarruf hakkına sahip olmuştur. “<b><i>Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri iç çekerek arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah’ın lütfundan isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir”</i></b> (Nisa, 4/32). </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Mirasla ilgili meselelerde ölen kişiye yakınlığı ve uzaklığına bağlı olarak değişkenlik göstermekle beraber haksızlık olmayacak şekilde kadınlara da mirastan pay verilmiştir. Kadının mirastan pay alma hakkı eski Mısırlılar ve Asurlular hariç İslâm öncesi hukuk sistemlerinin hiçbirinde bulunmamaktadır. “<b>Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere pay vardır; yine ana-babanın ve akrabanın bıraktıklarından kadınlara da pay vardır; azından çoğundan, belli pay”</b> (Nisa, 4/8).</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İslâm hukuku getirdiği hukukî düzenlemelerde kişilerin kendilerini muhatap almaktadır. Suçun şahsiliği esastır. Kur’an bu konuyu şöyle açıklar. “<b><i>Kim doğru yolu seçerse kendi iyiliği için seçmiştir. Her kim de saparsa kendi zararına sapmış olur. Hiç kimse başkasının günah yükünü üstüne almaz</i></b> (İsra, 17/15; En’am, 6/164; Zümer, 39/7). </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Dolayısıyla hiç kimse başkasının işlediği bir suçtan dolayı cezalandırılmaz. Bilindiği üzere Yahudiler ve Hıristiyanlarda cennetteki yasaklanan meyvenin yenilmesi konusunda suçlunun Hz. Havva olduğuna inanılır, bu yüzden kıyamete kadar bütün kadınların lanetli ve suçlu olduğu kabul edilirdi. Hz. Âdem ile Havva’nın yasaklanan ağaçtan yemesi ve cennetten çıkarılmaları Kur’an-ı Kerim’in Bakara, Araf ve Taha surelerinde üç yerde anlatılmaktadır. İslami kaynaklarda Hz. Havva hata yapmış olsa bile İslam’ın getirdiği suçun şahsiliği prensibinden hareketle bu hatanın sorumluluğu kıyamete kadar gelecek kadınlara yüklenilmez. Dolayısıyla İslâm, kadınlar aleyhine olan bu inancı tamamen reddetmiştir. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Ehl-i Kitabın (Yahudi ve Hıristiyanlar) bir kısmına göre kadınlar şeriatın emirleri ile mükellef değildirler. Onlar için ahiret hayatı söz konusu değildir.  İslâm ise şeriatın emirlerine muhatap olma konusunda kadın ile erkeği eşit görmektedir. Kadınlar da erkekler gibi şeriatın emirleriyle eşit şekilde sorumludur.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İslam öncesi dönemde gerek Ehl-i Kitap gerek Mecusiler ve Sabiiler ve gerekse müşrik Arapların büyük bir bölümü kız çocuklarını uğursuz sayıp çeşitli yollarla öldürürlerdi. İslâm medeniyeti çocuklara karşı özellikle kız çocuklarına karşı işlenen bu cinayetleri şiddetle yasakladı onların hem dünya da hem de ahirette perişan olacaklarını haber verdi ‘<b><i>’Bilgisizlikleri yüzünden çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızkı Allah’a iftira ederek kadınlara haram kılanlar şüphesiz ki ziyana uğramışlardır. Bunlar doğru yoldan sapmışlardır. Doğruyu bulacak durumda da değillerdir” </i></b>(En’am, 6/140). Ayet İslâm öncesi toplumların içerisinde bulunduğu şartları anlatması bakımından önemlidir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İslam özgür kadınlarla birlikte köle olarak alınıp satılan kişilere ve cariyelere yeni haklar sağladı. Köle ve cariyelerine iyi bakılmasını, onlara eziyet edilmemesini istedi. Zinadan kurtulmak için gerektiğinde erkeklerin yarı mehir vererek cariyeleriyle evlenebileceklerine izin verdi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İslam köleliğin kaldırılmasını bazı ayetlerde (Beled13) ve çeşitli suçların kefaretinde köle azat edilmesini (Nisa 92, Maide 89)) teşvik etti. İslam’a göre meşru evlilik yapan cariye çocuk doğurunca hürriyetine kavuşmaktaydı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> <b>2.2. Hadis-i Şeriflerde Kadın</b> Hz. Peygamber başta kız çocukları olmak üzere eşler, anneler, kız kardeşler ve cariyelerden oluşan kadınların tamamına iyi davranılmasını emretmiş bunun karşılığının cennet olacağını sayısız hadislerle bildirmiş, konu ile ilgili hadislerde ‘<i>’Kadınlar bir bütünü (İnsanı) tamamlayan erkeklerin diğer yarısıdır</i>.” diyerek kadınları beşer olarak yaratılışta (fıtratta) ve mükellef olmakta erkeklere eşit kabul etmiştir. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kur’an’da olduğu gibi İslam hukukunun ikinci kaynağı sünnette de kadınların hukukuna sıkça vurgu yapılmıştır. Örneğin Hazreti Peygamber veda hutbesinde kadınlara iyi davranılmasını emretmiş ve şöyle buyurmuştur.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">“<i>Ey insanlar! Kadınlarınızın sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin de onlar üzerinizde hakkınız vardır. Sizin namusunuzu korumaları sizin evinize sizin kerih gördüğünüz kişileri almamaları ve açık bir fuhuş ile size gelmemeleridir. Eğer açık bir fuhuş ile size gelirlerse o takdirde Allah onları yatakta terk etmenize, kırmadan vurmanıza izin vermiştir. Eğer size itaat ederlerse onların rızkı ve giysileri ma’ruf ölçüde sizin üzerinizedir. Kadınlar sizin gözetiminiz altındadırlar siz onları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Allah’ın kelamı (nikâh) ile kendinize helal kıldınız. Öyle ise kadınlar hakkında onlara zulmetmekten Allah’a sığınınız.ve onlara hayır ile vasiyette bulununuz</i>” (Ebu Davud Menasik, 56). </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Veda hutbesi muhtevası itibarıyla İslam hukuku açısından çok önemlidir. Çünkü veda hutbesinde ciddi meselelere temas edilmiş olup bazı cahiliye uygulamaları kesin olarak sonlandırılmıştır. Bu kabilden olmak üzere kan davası ve faizin sonlandırılmış, karı kocanın sorumlulukları ve her birinin diğeri üzerindeki hakları gibi mühim meseleler tekrar hatırlatılmıştır. Bu yönüyle veda hutbesi <b>İnsan hakları ya da Kadın hakları </b>beyannamesidir. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Hadiste belirtildiği üzere kocanın eşine iyi muamelede bulunası esastır. Kocanın hanımı üzerinde birtakım haklar olduğu gibi hanımında koca üzerinde birtakım hakları olduğuna vurgu yapılmıştır. İslam müçtehitlerinin ittifakıyla nikah akdi bir <b>istihdam akdi</b> değildir. Dolayısıyla kadının kocasına karşı sorumluluklarını İslâm hukuku bu çerçevede belirlemiştir. Bu da kocasının izni olmadan evden ayrılmaması, kocasının razı olmadıkları kimseleri evine almaması ve çağırdığı zaman yatağa gelmesi görevleriyle sınırlıdır. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Hadislerde eşlerin dışındaki kadınların haklarının korunması da bir görev olarak veliler üzerine yüklenmiştir. Bu vecibeyi yerine getirenleri de Hz. Peygamber cennetle müjdelemiştir. Aşağıda hadisler bu durumu açık bir şekilde ifade etmektedir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> “<i>Kimin yanında bir kız çocuğu (cariye) olur da onu güzel eğitir sonra güzelce yetiştirir, sonra onu azat edip evlendirirse onun iki ecri vardır</i>” (Buhari, Nikah13).</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> “<i>Kimin üç tane kızı veya kız kardeşi olur da darlık ve sıkıntılı zamanlarında onlara sabrederse Allah (CC) rahmeti ile onu cennetine koyar</i>.’’ Bir adam iki kızı olsa? diye sordu<i>.</i> Peygamber ‘’<i>İki kızı da olsa öyle.’’</i> dedi. Adam tekrar bir kızı olsa? diye sorunca peygamber ‘’<i>Bir kızı olsa da öyle olur.</i> ‘’dedi. (Ahmed bin Hambel, Buhari, Tirmizi, Ebu Davud)</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Evlilikte de kadının rızasının alınması gerektiğini şu hadis-i şeriften anlıyoruz. <b>“</b><i>Kendi onayı alınmadıkça dul kadınla, kendisinden izin alınmadıkça da bakire kız ile nikâh yapılmaz.</i>” Oradaki sahabe ‘’Bakire bir kızın izni nasıl olur?” diye sordu. Peygamber “<i>Sessiz kalmasıyla.’’ </i>buyurdu. (Buhârî, Nikâh, 42)</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Sonuç:</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> Hanifler dışında cahiliye döneminde kadınlar aleyhine olan kötü davranışların daha ileri uygulamalarının Araplar dışındaki toplumlarda da görüldüğü daha önce ifade edildi. Tarihi süreçte kadınlar aleyhine oluşan bu menfi zihniyet ilk defa Yahudiler tarafından oluşturuldu. Onlar cennette yasaklanan meyveden yenilmesi ile ilgili hatanın tamamını Hz. Havva’ya isnat etmekte ve buradan hareketle bütün kadınları hatalı görmekteydiler. Yahudilerin bu anlayışı zamanla daha da ağırlaşarak Hıristiyanlara oradan da Araplara yansıdı. Kadın tarih boyu gerek cahiliye devri Araplarında gerekse diğer milletlerde konumu ve varlığı itibariyle tartışma konusu oldu.  </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kuran ve hadislerle oluşan İslâm hukukunda kadının konumu tartışılan bir varlık olmaktan çıktı. İslâm kadına değer verip onu ailenin ve toplumun önemli bir unsuru olarak gördü. İslam’la beraber kadın gerçek kimliğine kavuştu ve asırlardır aleyhine yapılan uygulamalardan kurtuldu.  İslam diniyle kadına insani anlamda hakkı teslim edildi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">3- İslam’da ideal aile: </span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İslam Dininde ideal aile peygamberin ailesidir. Son peygamber Abdullah’ın oğlu Hazreti Muhammed, peygamber olmadan 15 yıl önce Hüveylid’in kızı Hazreti Hatice ile evlendi. Evlendiğinde yaşı 25, eşinin yaşı 40 idi. Eşi duldu ve birkaç yetimi vardı. Ümmi olan yani okuma yazması olmayan ve Mekke’de <b>Emin</b> sıfatıyla tanınan Hazreti Muhammed’in tek eşle olan bu evliliği eşinin vefatına kadar 25 yıl sürdü.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Hazreti Hatice (R.Anha) Müslüman olan ilk kadındı. Peygambere inandı ve O’na en zor zamanlarında çok yardımcı oldu. Bu nedenle <b>Kübra</b> sıfatıyla anılır. Peygambere 2 erkek ve 4 kız çocuğu verdi. Erkek çocuklar Kasım ve Abdullah küçük yaşta vefat ettiler. Kızlarından Zeynep, Rukayya ve Ümmü Gülsüm de peygamber hayatta iken genç yaşlarda vefat ettiler. Peygamber evlat sevgisini de onların vefat üzüntülerini de derinden yaşadı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> Hazreti Hatice’den doğma son kızı Hazreti Fatıma (R.Anha) ise peygamberin vefatından 10 ay sonra vefat etti. Peygamberin soyu Hazreti Ali (KV) ile evli olan kızı Hazreti Fatıma’dan olan torunları Hazreti Hasan (RA) ve Hazreti Hüseyin (RA) ile devam etti. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Mısır hükümdarı tarafından kendisine cariye olarak hediye edilen Hazreti Mariye’den (R: Anha) olma oğlu İbrahim, Peygamberin küçük yaşta kaybettiği son çocuğuydu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Peygamberin evlilik hayatı İslam öncesi ve sonrası olmak üzere ikiye ayrılır. Peygamberin İslam öncesinde yaptığı tek eşli evlenme İslam’dan sonra devam etti ve Hazreti Hatice’nin (R. Anha) 620 yılında vefatıyla son buldu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İslam Dininde evlilik akdi esasları genel kabule göre nazil oluşu Hicretle başlayan ve 626-27 yıllarında Medine’de tamamlanan Nisa Suresi ile kesinlik kazandı. Bu surenin 3. ayeti ‘’ <b><i>Himayeniz altındaki yetim kızlarla evlenince haklarını gözetemeyeceğinizden, adaleti sağlayamayacağınızdan endişe ederseniz, onlarla değil, size helâl olup arzu ettiğiniz diğer kadınlarla iki, üç veya dört hanım olmak üzere evlenin. Eğer bu takdirde de aralarında adaleti gerçekleştirmekten endişe ederseniz, bir kadınla veya elinizin altında olan cariyelerle yetinin. Bu durum, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.’’ </i></b>İslam’da çok eşlilik esasını getirdi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Muhammed Hamidullah’ın <b>İslam Peygamberi</b> adlı eserine göre Hazreti Peygamber (SAV) dul ve çocuklu Hz. Sevde (R. Anha) ile 622, Hazreti Ebubekir’in (RA) kızı Hz. Ayşe (R. Anha) ile 624, Huzeyme’nin kızı Hz. Zeynep (R. Anha) ile 625 ve Hazreti Ömer’in (RA) kızı Hz. Hafsa (R. Anha) ile 625 yılında evlendi. Bu evliliklerin ilki himaye maksatlı, ikincisi Arap kabilesine ve son ikisi İslam’ın en önemli iki şahsına onur kazandırmak için yapıldı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Ahzab Suresinin 50. ayetiyle<b><i>’’ Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları, seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, </i></b><i>diğer müminlere değil de sana has olmak üzere,<b> mehirsiz olarak kendini Peygamber'e bağışlayan, Peygamber'in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mümin kadını da (</b>sana helâl kıldık.)<b> Müminlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. </b>Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir<b>. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.’’ </b></i>Peygambere dörtten fazla kadınla evlenebileceği izni verildi. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Hazreti Peygamber çeşitli nedenlerle daha çok onur kazandırmak ve İslam’ı  kadınlara daha iyi anlatmak, İslam’ı gönüllere ısındırmak maksadıyla halasının kız Hz. Zeynep Cahş (R. Anha) ve Beni Müstalik kabilesinden esire Hz. Cüveyriye (R. Anha) ile 627, dul ve çocuklu Hz. Ümmü Seleme (R. Anha) ile 628, Ebu Süfyan’ın kızı Hz. Ümmü Habibe (R. Anha), Yahudi liderlerinden Huvey bin Ahtab’ın kızı Hz. Safiyye (R. Anha) ve Huzeyme’nin diğer kızı Hz. Meymune (R. Anha) ve cariye Hz. Mariye (R.Anha) ile 629 yılında evlendi. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Peygamberin’’ <b>Kadınlara ihtiyacım yoktur</b>.’’ sözü çok önemlidir. Çünkü bu evlilikler nefsani arzulara göre yapılmadı. Nitekim Peygamberin Hz. Hatice ve Hz. Mariye dışında hiçbir eşinden çocuğu olmadı. Hazreti Muhammed (SAV) kendinden önceki peygamberler gibi uzun yıllar tek eşli olarak yaşadı ve çok evliliği tahdit etti.<b> </b></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">‘<i>’Peygamber, müminlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de müminlerin analarıdır.’ </i></span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">(Ahzab- 6) ayetiyle müminleri bilgilendiren Cenab-ı Hak aynı surede gönderdiği ayetlerle peygamber hanımlarının nasıl davranacaklarını açıkladı. Ahzab suresinin 53. ayetiyle de<b> </b>peygamber hanımlarının O’nun vefatından sonra evlenmelerini yasakladı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Peygamberin eşleri Mescid-i Nebevi yanında inşa olunan odalarında ayrı yaşarlardı. Peygamberin zekât farz oluncaya kadar eşlerinin şahsi servetleri ve <b>enfal </b>(ganimetlerin beşte biri) dışında bir geliri yoktu. Bu nedenle peygamber eşleri çok yokluk çektiler. Ancak her türlü yokluğa karşı sabrettiler.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Peygamberin ailesinde şiddet yoktu. Sevgi ve saygı vardı. Peygamber evlendiği eşlerinin yetim çocuklarına baba şefkati gösterdi. Peygamber Hazreti Ayşe (R. Anha) ve Hazreti Mariye (R. Anha) gibi genç eşleriyle zaman zaman oyun oynardı. Sabahleyin devlet işleriyle uğraşan peygamber öğleden sonra eviyle ilgilenirdi. Peygamberin aile hayatı Müslümanlar için örnekti.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Hazreti Muhammed’in (SAV) eşleri içinde yaşı en küçük olan Hazreti Ayşe (R. Anha), aklı, zekâsı ve gayretiyle İslami hükümlerin anlatılması hususunda diğerlerinin önüne çıktı. Büyük bir İslam alimi olan Hazreti Ayşe (R. Anha) 2600 civarında hadis rivayet etti. Böylece hadis ravileri arasında ikinci sırada yer aldı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">4-İslamda yetki ve sorumluluklar: </span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Cenab-ı Hak gönderdiği Kuran ayetleriyle Müslümanların aile hayatlarını yeniden düzenledi. O tarihe kadar horlanan ve aşağılanan kadına yeni haklar verdi ve kadını ailenin saygın bir ferdi haline getirdi. Hazreti Peygamber’in (SAV) ‘’ <i>Cennet anaların ayakları altındadır.’’</i>  (Nesai Cihad 6) sözü bu gerçeğin özlü ifadesiydi. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İslam dini yaşam haklarında, inanç ve ibadetlerde kadın ve erkeği eşit kabul etti. Yaradılış olarak daha güçlü olan erkeğe ailenin reisi olma yetkisini verdi. Erkek ailenin koruyucusu olmak ve maddi yönden geçimini sağlamakla görevlendirildi.  Kadın ailenin iç işlerinden ve çocukların yetiştirilmesinden sorumlu tutuldu. Bu durum Hazreti Muhammed’in (SAV) 632 yılında yaptığı Veda Hutbesinde şu sözlerle ifade edildi. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">‘<i>’Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Onların namus ve iffetini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Dikkat edin! Sizin kadınlar üzerinde hakkınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin onlar üzerindeki hakkınız iffet ve namuslarını korumalarıdır. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları geleneklere uygun biçimde yiyecek ve giyeceklerini sağlamanızdır.’’</i></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kuran’da kadın ve erkek ilişkilerine ait esaslar, başta Bakara, Nisa, Nur, Ahzab ve Tâlak sureleri olmak üzere birçok yerde açıklandı.  Evlilik teşvik edildi. Erkek ve kadının sorumlulukları belirlendi. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">4.1 Erkeğin yetki ve sorumlulukları</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">: Evlilik müessesesi erkeğin isteği ve kadının kabulüyle yapılan bir akitle (nikâh) başlar. Kadın istemediği yaşta ve kişiyle evlendirilemez. Erkek kadına ekonomik güvence olarak karşı tarafın kabul edeceği bir bedel (mehir) ödemekle yükümlüdür. (Bakara, Nisa, Maide sureleri) Mehir başkaları tarafından kadının elinden alınamaz.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Erkek belli şartlarda ve kadının rızası alınarak dört kadına kadar evlenebilir. Ancak insan zayıf yaratılmıştır. Ne kadar gayret gösterseler de erkekler, kadınlar arasında adaleti sağlayamazlar. Bu nedenle İslam <b>tek eşli</b> evliliği tavsiye eder.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Erkek ailenin koruyucusu ve sorumlusudur.  (Nisa suresi 34. ayet) Ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılamakla mükelleftir. Erkek aile içinde kadına şiddet uygulayamaz. Hoşnut olmadığı bir konuda erkeğin hakkı kadını uyarmak, yatağını ayırmak ve çok hafifçe darp etmekle sınırlıdır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Erkek kadının kendi akrabaları tarafından maddi ve manevi baskı altında tutulmasını önlemekle de sorumludur. Çocukların bakımı ve onların süt anaya verilmesi masrafları erkek tarafından karşılanır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Hayızlı zamanlarda erkek kadına yaklaşamaz. (Bakara suresi 222)</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> Talak</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> (boşanma) Tanrının istemediği meşru bir haktır. İslam’da hem erkeğin hem kadının boşanma hakkı vardır. Eşlerin anlaşmazlıkları önce iki taraftan seçilen hakem heyetleriyle uzlaştırılmaya çalışılır. Bunda başarı sağlanamazsa erkek kadını boşar. İlk iki boşamadan sonra eşler yeniden evlenebilirler. (Bakara 229) Bu durum üçüncü boşamada sona erer.  Üçüncü kere boşanmadan sonra kadın bir başka erkekle evlenip boşanmadıkça erkek eski karısıyla evlenemez. (Bakara 230)</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">"<i style="font-weight: bold;">Ey Peygamber! Eşlerinizi boşayacağınız zaman, iddetlerini dikkate alarak onları boşayın. İddet günlerini de iyice hesap edin. Rabbiniz olan Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakının. Boşanmış eşleri, zina ve hırsızlık gibi apaçık bir hayasızlık yapmadıkça, iddet süresince kocalarıyla birlikte yaşadıkları evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkıp gitmesinler." </i>(Talak 1)</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Erkeğin isteğiyle yapılan boşanmalarında kadına verilen <b>mehir</b> geri alınmaz. Erkek, çocukların bakımını üstlenir. Hamile durumunda kadının doğuruncaya kadar bakımını ve çocuğun iki sene süt emzirme bedelini erkek öder.</span></span> </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Ölen kişinin mirasının nasıl dağıtılacağı Nisa Suresinin 11-13. ayetlerinde ayrıntılı olarak açıklandı. Ekonomik sorumluluğu olan erkeğe kadının iki katı miras verilmesi hükmü konuldu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Evlilikte en kötü fiillerden biri zinadır.</span><span arial="" style="font-family:"><span style="color:#31708f"> ‘’</span></span></span><b><i><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çirkinliği apaçık bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur.’’ </span></span></i></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">(İsra 32).<b><i> </i></b>Kuranda şu dört fiili işleyen cezalandırılır. Şirke düşen, haksız yerde adam öldüren, hırsızlık yapan ve zina suçu işleyen.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span sans-serif="" style="font-family: Aptos, "><span style="line-height: 107%;"><span serif="" style="font-family: Cambria, ">"<b style="font-style: italic;">Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır</b><i>.</i></span></span></span><span sans-serif="" style="font-family: Aptos, "><span cambria="" style="font-family:">’’ (Nur 30)</span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Bu ayetle erkekler açıkça uyarılmışlardır. Zinanın sebeplerinden biri belki de ilki erkeğin kadının haram yerlerine bakmasıdır. Erkek bu bakışlarıyla kadını harama sürükler. Bu nedenle erkek böyle davranışlardan menedilmiştir. Toplumun namusu için erkeklerin de kadınlar kadar <b>lifirucihim</b> uyarısına uyması şarttır. (Müminun 5, Mearic 29)</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height: 107%;"><i style=""><font face="Aptos, sans-serif">"</font><b serif="" style="font-family: Cambria, ">Zina eden kadınlarınız hakkında dört şahit isteyin. Eğer dört kişi şahitlik ederlerse, ölüm kendilerini alıp götürünceye veya Allah kendilerine bir yol gösterinceye kadar onları evlerde alıkoyun.</b></i><b serif="" style="font-family: Cambria, "> <i>Sizden bir çift fuhuş yaparsa onlara eziyet edin. Eğer tövbe edip hallerini ıslah ederlerse onları cezalandırmaktan vazgeçin. Çünkü Allah, Tevvab ve Rahîmdir</i></b><font face="Cambria, serif">." (Nisa 15-16)</font></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">"<b><i>Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun. Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah'a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah'a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu müminlere haram kılınmıştır. Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir.’’ </i></b>(Nur. 2.3.4)</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">4.2 Kadının yetki ve sorumlulukları</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">: İslam’da kadının ilk görevi namusunu ve iffetini korumak, ikinci görevi ev içindeki hizmetleri görmek, ailesine ve çocuklarına bakmak, gerektiğinde ailesine gelir sağlamaktır. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İffet ve namusu koruyarak yaşamak evli olsun olmasın kadın ve erkeğin ortak sorumluluğudur. Bu sebeple <b>lifirucihim </b>ayeti kerimesi kadına ve erkeğe hitap eder. İffet için ilk şart kadının ve erkeğin örtünmesidir. Erkeğin örtünmesi gerekli yerleri hadis-i şeriflerle belirlenmiş, kadının örtünmesi ise ayetle tarif edilmiştir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Örtünme (tesettür) konusundaki hükümler Kuran’da Nur ve Ahzab surelerinde yer alır. <b><i>‘’Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zinetlerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. ………. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler. Hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz. </i></b><i>(Nur 31)</i></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><i><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">‘’Ey peygamber, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış elbiselerinden (cilbablarından) üzerlerini sıkıca örtsünler. Bu, onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah, çok bağışlayıcıdır, merhamet edicidir</span></span></i></b><i><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">.’’ </span></span></i><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">(Ahzab 59)</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Mümin kadınların örtünmelerini emreden bu iki ayet toplumlarda farklı uygulandı. Bu uygulamada toplumların İslam öncesi kültürlerinin, örf ve geleneklerinin büyük etkisi vardı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Evlenmede rızasının alınması kadının hakkıdır. Bu hak gibi evlilik müessesesini devam ettirmek istemeyen kadının İslam’da boşanma hakkı da vardır.  Buna <b>iftida </b>denir. <b><i>Kadının fidye vererek kendini kurtarması günah değildir.</i></b> (Bakara 229). Kadın istemediği kocasından kendisine verilen <b>mehri </b>iade ederek boşanır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> Ancak İslam toplumlarında genelde kadın, cahil ve ekonomik yönden güçsüz bırakıldığı için bu uygulamaya pek rastlanmaz. Ayetin hükmü erkekler tarafından gizlenince ortaya kadının boşanma hakkının olmadığı sanılır ki bu durum Kuran hükmünü hiçe saymaktan başka bir şey değildir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kadının okuması, eğitim görmesi</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:"> ve gerektiğinde aileye gelir getirecek uğraşlarda bulunması da İslam’da kadına tanınan haklardandır. Hazreti Peygamberin ilk eşi Hazreti Hatice (R. Anha) Mekke’nin büyük tüccarlarındandı. Peygamberin diğer eşleri Hazreti Ayşe (R. Anha) ve Hazreti Hafsa (R. Anha) okur yazardılar. Bu nedenle toparlanmış Kuran nüshaları muhafaza edilmek üzere Hazreti Hafsa’ya (R. Anha) teslim edilmişti.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Okur yazar olmanın kadına ve aileye bir zararı yoktur</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">. Okur yazar kadın dünya gerçeklerini yakından takip edebilir ve çocuklarını daha bilgili yetiştirebilir. Bu inkâr edilmez bir gerçek iken İslam dünyasında kadın pek çok yerde okumaktan menedilmiştir. Ülkeler gelişmek için önce okuma- yazma- eğitim sorununu çözmektedirler. Yarısının cahil olduğu bir toplum nasıl özgür olabilir? O toplumda ekonomik kalkınma nasıl sağlanabilir? Kuran’ın birçok yerinde aklını kullan uyarısı yapılmıyor mu? Cahil insan aklını doğru kullanabilir mi?</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kadına maddi ve manevi olarak <b>aile içi şiddet</b> uygulanamaz. Eski ailelerde kayın valide ile yaşamak zorunda kalan gelinin kayınvalidesinin manevi baskısını yaşadığı bilinen bir gerçektir. Kadın aile içinde kendi çocuklarını istediği gibi yetiştirebilme özgürlüğüne sahip olmalıdır. Aksi halde baskı altında büyüyen çocukların kişilikleri gelişmez. Bu kişiler topluma yeterince faydalı olamazlar. Toplum için en büyük tehlike budur.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Evlik öncesi kadına verilen <b>mehir</b> kimse tarafından alınamaz. Mehir evli kadının ekonomik güvencesidir. <b>Başlık parası</b> adında yapılan uygulama İslam’a aykırıdır. Çünkü İslam’a göre kadın alınıp, satılan bir meta değildir. Toplumun saygı gösterilecek ikinci yarısıdır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kadının şahitlik yapması <b>unutup yanılma</b> şartına bağlıdır. (Bakara 283) Kadının şahitliği güvenilir hale geldiğinde şahitlikte erkek- kadın eşit olur. Kadının bu eksikliği ancak eğitimle ve ona güven duyularak giderilebilir. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Özetle kadın İslam ile olması gereken yaşama şansına yeniden ulaştı. </span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Ancak tarih boyunca uygulama böyle olmadı. İslam’ın kadına sağladığı haklar giderek çiğnendi. Şimdi İslam dünyasında kadının durumunu inceleyelim.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">5. İslam’ın (Kuran’ın) doğru anlaşılması</span></span></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">: İslam’ın temel kitabı olan Kuran anlaşılmak için gönderilmiştir. Kuran ancak Hazreti Peygamberin hadisleri doğrultusunda doğru anlaşılabilir. Peygamberin görüşüne uygun olmayan anlayışlar ya eksiktir ya da yanlıştır. Çünkü Hazreti Ayşe’den (R. Anha) rivayetle ‘<i>’Hazreti Muhammed’in (SAV) ahlâkı Kuran’dı.’</i>’ (Müslim- Misafirin 139)</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kuran Tanrının koruması altındadır. Kıyamete kadar metni değiştirilemez, hükümleri bozulamaz. Kuranı bozamayacağını anlayan Yahudi’ler Kuran’ın doğru anlaşılmasını önlemeye çalıştılar. Bunun için sahte hadisler uydurdular ve Müslümanların kafalarını karıştırdılar. Buna münafık gurubu da eklenince İslami hükümlerin doğru anlaşılması zorlaştı. İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye (RA) göre <b>anlamı itibariyle Kuran’a uymayan hadisler sahteydi.</b></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Hicri 2-3. Asırlarda büyük muhaddisler sahte hadisleri eleyerek sahih (doğru) hadisleri Kütüb-ü Sitte’adı altında bir araya getirdilerse de İslam bu sahte yorumlardan ve yanlış anlaşılmalardan günümüze kadar hiç kurtulamadı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İslam ancak <b>aklı kullanmakla</b> doğru anlaşılabilir. Akıl gerçekleri seçmede insanın en büyük kılavuzudur. Aklını kullanmayanlar ve hislerine göre hareket edenler zarara uğrarlar.</span></span><span style="background:#f9f9f9"><span style="line-height:107%"><span arial="" style="font-family:"><span style="color:black"> ‘</span></span></span></span><b><i><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">’Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.’’ </span></span></i></b><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">(Yunus suresi 100. Ayet)</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:20px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İslami yaşamın temel kriteri Kuran’ın pek çok yerinde dile getirilen ‘<b><i>’Emri bil maruf ve nehyil anil münker</i></b>.’’ (İyiliğe yönel ve kötülükten uzaklaş) anlamındaki Tanrı emridir. (Lokman suresi 17. ayet). Bu emrin en güzel ifadesi ise ‘’<b><i>Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.’’</i></b> (Nahl suresi 90. Ayet) sözleridir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:20px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">İslam’ın anlayışının temeli <b>adalete </b>dayanır. İnsanlar Kuran’ın birçok yerinde adil davranmaya davet edilir. (Nisa 58-135, Maide 8, Enam 152, Araf 29). Doğru hem de dosdoğru olmak son derece zordur.  Nitekim Hud Suresinin 112 ayeti, ‘’<b><i>Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.’’ </i></b>Hazreti Peygamberin sakalını ağartmıştır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:20px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kuran’da Müslümanlar insanlar arasında <b>orta yolu takip eden</b> ümmet olarak tarif edilir. ‘’ <b><i>Ve işte böyle, sizi ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun.</i></b> (Bakara 143) Bu ayet doğrultusunda Hazreti Peygamber (SAV) Müslümanlara <b>‘</b><i>’Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz.’’ (Buhari ilim 11) </i>sözleriyle insanlara din konusunda hayırlı müjde vermelerini ve onları dinden uzaklaştıracak davranışlarda bulunmamalarını tavsiye etti. Aşırılığı (fanatikliği) önledi. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:20px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">‘<b><i>’Dinde zorlama yoktur.’’</i></b> (Bakara 256) hükmü insanlara karşı hoş görülü davranmanın gereğini ifade eder. Önemli olan baskı ile inanmış görünmek değil samimi olarak inanmaktır. Buna ihlas denir (Fatiha 5.  Mümin 65).</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:20px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Kuranın anlaşılmasında kısaca özetlenen bu esaslar, toplumların gelenekleri ve siyasi ayrılıkları dolayısıyla farklı yorumlandı. İslami anlayış mezheplerle, tarikat türü yapılarla, fanatik düşüncelerle çok farklılaştı. Şimdi İslam’ın tarihi gelişimi içinde nasıl anlaşıldığını öğrenmeye çalışalım.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:20px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Aptos,"><span style="line-height:107%"><span cambria="" style="font-family:">Gelecek yazı:<b> 5.1 İslam dünyasında siyasi gelişmeler</b></span></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Selami OĞUZ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/selami-oguz/islam-ve-kadin-ii-islam-dininde-kadin/2004/</link>
<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 13:40:21 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İslam ve Kadın - I - İnsanlığın Yaratılışı </title>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><b><span style="line-height:107%">İslam ve Kadın -1</span></b></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">1-Genel bilgiler:</span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Erkek ve kadından oluşan insanlığın yaratılışı İslam dininin temel kitabı olan Kuran-ı Kerim’de birçok yerde anlatılır.  Kuran’ göre Tanrı önce Âdem adını verdiği erkeği topraktan yarattı. (Bakara suresi 30-34. ayetler). Sonra kadın olan eşi Havva’yı Âdem’den yarattı ve onları Cennetinde ağırladı. (Nisa Suresi 1. ayet).</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">İnsan oğlunun yaradılışını kabullenmeyen İblis (Şeytan), Tanrının "<b><i>Şu ağaca yaklaşmayın</i></b>!’’ uyarısına rağmen Âdem ile eşi Havva’yı aldattı ve Onların ayağını kaydırdı. Şeytan cennetten kovuldu. Tanrının sözlerini dinlemeyen Âdem ve Havva yer yüzüne gönderildiler. (Bakara suresi 35-40. ayetler). İnsanoğlunun yeryüzündeki hayatı böyle başladı ve kıyamet kopuncaya yani kâinat yok oluncaya kadar devam edecek.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Tanrı, Âdemi ve oğullarını dünyada nasıl yaşayacakları konusunda bilgilendirdi. Kurallar koydu ve bu kurallara uyulmasını istedi. Âdem oğulları yeryüzünde çoğaldılar, dağıldılar ve farklılaştılar. Tanrı, gönderdiği peygamberlerle yaşam kurallarını yeniledi ve insanı en büyük düşmanı olan İblise karşı sürekli uyardı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">İnsanların çoğu Tanrının emirlerini dinlemediler ve pek çok sorunlarla karşı karşıya geldiler. İnsanlar kadın- erkek ilişkilerini Tanrının istediği ölçüde ve şekilde hayata yansıtamadılar. Bu konu günümüzde de Dünyada ve İslam aleminde sorun olmaya devam ediyor. Bu yazıda bu konu işlenmeye çalışılacaktır. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">2-İslam’dan önce kadın</span></b><span style="line-height:107%">: İlk insan Hazreti Âdem, aynı zamanda ilk peygamberdi. Tevhid inancına sahipti ve Müslümandı. İnsanlar çoğaldıkça ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşamaya başlayınca tevhid (tek tanrı) inancından uzaklaştılar. Tanrı gönderdiği peygamberlerle insanları sürekli uyardı ve onları tevhid inancına davet etti. Bu davet, Hazreti İbrahim (AS) den sonra gönderilen kitaplarla devam etti. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Hazret Musa (AS) Tevrat, Hazreti Davud (AS) Zebur ve Hazreti İsa (AS) İncil kitaplarıyla insanlığa Tanrının isteklerini duyurdular. Bu mesajların hepsi tevhid inancını yani özü itibariyle İslami inancı ifade etmekteydi. Tanrının insanlara ilettiği mesajlar peygamber Hazreti Muhammed’e (SAV) MS 610 yılından itibaren vahiy yoluyla indirilen ve kıyamete yani insanlığın sonuna kadar geçerli olan Kuran ile son buldu. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Şimdi Kuran indirilmeden önceki dönemlerde dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan kadının durumunu inceleyelim.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">2.1. İslâm Öncesi Toplumlarda Kadın: </span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Toplumu oluşturan en önemli öğe olan aile, kadın ve erkekten oluşur. İnsanlar kadın ve erkek olmak üzere iki cinsten yaratılmış olmakla beraber kadın tarih boyu toplumda hak ettiği yeri alamadı. İslam öncesi toplumların bir kısmında kadın, hak sahibi olması şöyle dursun kendisi bir köle veya eşya gibi erkeğin mülkü olarak görüldü. Kadın aleyhine olan bu menfi tutumun başlangıcını tespit etmek zordur. Ancak insanlık tarihinin başlangıcında kadın ile erkeğin eşit haklara sahip olarak yaratıldığı bir gerçektir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%"> <b>2.1.1 İlkel toplumlarda kadın</b>: İnsanlar başlangıçtan sonra önce klanlar (kabileler) halinde yaşadılar. Klanlarda grup her şeydir. Bireyler ön plana çıkmaz. Klanı oluşturanlar her şeyden müşterek olarak sorumlu olurlar. Klanların bu yapısı kadın ve erkeğin eşit olduğunu gösterir. İki cins arasındaki ayrım, daha sonra ferdi mülkiyet kavramının gelişmesinden sonra ortaya çıkmış olabilir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%"> <b>2.1.2. Konfüçyüsçülük’te </b>(Konfüçyanizm)<b> kadın</b>: M.Ö. 551-479 yılları arasında yaşayan Çinli filozof Konfüçyüs (Conucius) tarafından kurulan ve bugün hâlâ Çin ve Japonya’da pek çok mensubu olan Konfüçyanizm’e göre kadın alınıp satılan bir eşyadır. Bu inanca sahip ailelerde kız çocuğu dünyaya geldiği zaman baba onu ucuz bir fiyata satmak için çarşıya götürür. Müşteri bulamazsa kızı kabul eden herhangi bir kimseye ya da yolculara hediye eder. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Konfüçyanizm’e göre kocanın vefatından sonra eşinin başka kimseyle evlenmemesini isteme veya kocanın vefatından sonra kadının kendisini yakmasını isteme hakkı vardır. Böyle bir taleple karşılaşan kadın talebi yerine getirmek zorundadır. Bu akıl dışı kuralların uygulanmasının neticesi olarak bir erkek öldüğü zaman o erkeğin eşi de erkekle beraber diri olarak yakılmaktadır. Bu uygulama 19. asrın sonlarına kadar devam etti. Bir kadının boşanmaya teşebbüs ettiği zaman hâkim tarafından boğularak öldürülmesine hüküm verildiği kaynaklarda yer almaktadır. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">2. 1.3. Asurlularda kadın</span></b><span style="line-height:107%">: Babil’den sonra Asurlular yazılı hukuku bulunan ilk toplumlardandır. Ataerkil yapıda olan Mezopotamya toplumunda, ailenin reisi babadır. Öyle ki aile reisi olan baba karısı ve çocukları üzerinde mutlak otoriteye sahiptir. Babanın ölümünden sonra aile reisliği, evin en büyük erkek çocuğuna geçmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">İslâm öncesinde belki de kadınlara birtakım haklar veren nadir milletlerden birisi Asurlulardır. Asurlular veraset, şahitlik, akitleri icra etme gibi bir takım medeni haklarda kadın ile erkeği eşit kabul etmişlerdi. Bâbil kralı Hammurabi’nin koyduğu kurallardan mülkiyet haklarını devam ettirmelerine rağmen Asurlularda da kadın bir fert olarak erkeklerin sahip olduğu bütün haklara sahip olamadı.  Hammurabi kanunlarının 117. maddesi şu şekildedir; “<i>Eğer herhangi bir kişi borcunu ödeyemezse ve para için kendisini, karısını, oğlunu ya da kızını satarsa veya zorla çalıştırılmalarına izin verirse onları satın alan adamın ya da mal sahibinin evinde üç yıl süresince çalışırlar ve dördüncü yılda özgür bırakılırlar</i>” Görüldüğü üzere borçlar hukukunu düzenleyen bu maddeye göre koca için ödeyemediği borcunun karşılığında karısını veya çocuğunu satma hakkı tanınmıştı. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Asurlularda mutlak bir otoriteyi temsil eden baba, ailenin reisi olarak mülkün, eşyanın, karısının ve çocuklarının sahibi konumundadır. Hammurabi kanunları aile reisi olan babaya istediği zaman boşama hakkını da vermektedir. Koca eğer haksız yere boşamışsa kadın sadece çeyizlerini geri alır. Fakat kadının haksızlığı sebebiyle gerçekleşen boşamalarda kadın kavgacı, geçimsiz, huysuz sayılır ve suya atılarak cezalandırılır </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">2.1.4. Yunanlılarda kadın</span></b><span style="line-height:107%">: Yunanlıların ilk dönemlerinde (M.Ö. 1200-300) kadının durumu diğer milletlerin anlayışından çok farklı değildir. Kadın bütün sosyal haklardan mahrumdur. Kadın çarşı ve pazarlarda döküntü çöplük malı gibi basit bir meta olarak kabul edilir, ucuz bir fiyata satılırdı. Yunanlıların ünlü filozof Sokrat “<i>Erkekler siyasete kadınlar eve”</i> prensibini koymuş, Aristo ise kadını ile kocasının ilişkisini köle ile efendisinin ilişkisi gibi kabul etmişti. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Kadın hayatı boyunca erkeklerin sultası alında olup ona itaat etmek mecburiyetindedir. Kendisinin eş seçme hakkı asla yoktur. Aile reisinin kadının rızasını almadan dilediği erkeği koca olarak dayatma hakkı vardır. Boşanma hakkı diğer medeniyetlerde olduğu gibi tamamen erkeklere aittir. Öyle ki kadın evlenene kadar babasının evlendikten sonra da kocasının kölesi gibi hayatını sürdürürdü.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Bu dönemde “<i>Kadınların evlere hapsedilmesi gerekir. Kadınlarla sadece erkek çocuk doğursun diye evlenilir.”</i> düşüncesi egemendi. Isparta döneminde (MÖ 300 sonrası) erkeklerin devamlı olarak savaş ve harplerde olmasından dolayı kadınlara ev işlerini idare etmek, çarşıya çıkmak, alışveriş yapmak, mirastan pay almak gibi birtakım haklar verildi. Erkeklerin devamlı savaşmaları yüzünden kadınlar bu dönemde başka hiçbir medeniyette olmayan haklara sahip oldular. Bu durum zamanla kadınların çarşılarda ve toplum yerlerde erkekler ile rahat bir şekilde karışmalarına imkân verdi. Bunun neticesi fuhuş yayıldı ve herkes tarafından normal görülmeye başlandı. Hatta fahişeler siyasette etkin rol almaya başladılar. Bu durumu eleştiren Aristo ve Sokrat Isparta devletinin ve medeniyetinin çöküşünü kadınlara verilen bu özgürlük ve hürriyete bağlamışlardı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">2.1.5. Romalılarda kadın:</span></b><span style="line-height:107%"> Romalıların ilk dönemlerinde yalnız erkek hak sahibi idi. Bir baba, erkek olsun kız olsun dünyaya gelen çocuğu kabul etmek zorunda değildi. Romalılarda 12 Levha Kanunlarına göre baba bir çocuk dünyaya geldiği zaman onu terk etmeye, yaşayıp yaşayamayacağı hususunda karar vermeye tek yetkili kişiydi. Çocuk babanın ayaklarına yakın bir yere konur. Baba çocuğu kucağına alırsa kabul etmiş olur ve çocuk ailenin bir ferdi olurdu. Eğer kabul etmez ise çocuk umumi yerlere veya heykellerin dikildiği boş alanlara terk edilirdi. Bu çocuk erkek ise bazen birileri alır büyütür, kız çocuklarını ise hiç kimse almazdı. Bu durumda meydanda bırakılan bu masum çocuklar kız olsun erkek olsun ya açlıktan ya da aşırı sıcak veya soğuktan ölürdü. Bu durumu kimse yadırgamazdı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Baba, çocuk yetişkin hale geldiği zamanda onu satmaya, hapse atmaya, dövmeye, zincire vurmaya ve hatta öldürmeye varabilecek genişlikte, tam yetkiye sahipti. Kendi çocuğunu meydanlara atan baba aile fertleri arasına yabancılardan dilediğini alma hakkına sahipti. Aile reisi olan babanın bu sultası sadece kendi çocuklarına değil, başta eşi olmak üzere gelinleri hatta torunları üzerinde etkili idi. Aile reisi olma vasfını kazanan bir kişi dilediği zaman eşini, çocuğunu, gelinini, torununu satabilir, öldürebilir veya istediği gibi zulmedebilirdi.  </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Erkeklerin aile reisinin sultasından kurtulması aile reisinin ölümü ile mümkündü. Aile reisi öldüğünde yetki en büyük oğula intikal ederdi.  Görülüyor ki Romalılarda aile reisinin sultası sadece kadınlara yönelik değil aynı zamanda erkekler için de geçerliydi. Erkeklerin sultadan kurtulmaları mümkün, kadınların asla mümkün değildi. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Romalılar döneminde kadınlar değeri olmayan bir varlık olarak kabul edilmişlerdi. Kadınların ahiret hayatı yoktu. Onlar insanlık hayatı için bir yüz karasıydı. Bu yüzden başta et olmak üzere lezzetli kabul edilen yemekleri yemeleri yasaklanmıştı. Romalılara göre kadınların hayattaki tek sorumlulukları erkeklere hizmet etmekti. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">2. 1.6. Yahudilerde kadın:</span></b><span style="line-height:107%"> Yahudilerin genel olarak kadınlar hakkındaki düşünceleri kadınların yaratıldığı günden kıyamete kadar lanetli olduğu şeklindedir.  Yahudilerin inancına göre Hz. Allah (CC) Adem’i (AS) yarattıktan sonra “<i>Adamın yalnız kalması iyi değildir</i>” diyerek ona eş yaratmıştır. Tevrat’tan sonra Yahudilerin en muteber kitabı sayılan Talmud’a göre bu eşin adı Litith dir.  Litith yaratıldıktan sonra kendisini Hz. Adem’e eşit gördüğü için onun sözünü dinlemeyip ona isyan etmiştir. Hz. Allah (CC) onu dişi bir cine çevirerek Hz. Adem’den ayırmıştır. Bir kısım Yahudilerin inancına göre cinler Allah (CC) tarafından yaratılmış Hz. Adem’in ilk eşi Litith’den dünyaya gelerek nesli devam etmiştir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Yine Yahudilik inancına göre Hz. Allah (CC) daha sonra değeri ancak bir kaburga kemiği kadar olan Havva’yı yarattı. Hz. Âdem ilk yaratılan eşten itaatsizliği sebebiyle hayır görmemişti. Hz. Havva ise yasaklanmış meyvenin yenilmesi hususunda Hz. Âdem’i ikna edip kandırması ile cennetten kovulmasına sebep oldu. Böylece Âdem (AS) her iki eş tarafından kötülüğe maruz kaldı. Bu sebeple kadınlar lanetli kabul edildi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Ellerindeki tahrif edilmiş Tevrat’ın Vaizler bölümünde “<i>Kadını ölümden daha acı buldum. O kadın ki yüreği tuzak ve ağdır. Ve elleri zincirlerdir. Allah’ın önünde iyi olan adam ondan kaçıp kurtulur. Fakat suç işleyen ona tutulur</i>” şeklinde kadını aşağılayıcı cümleler yer almaktadır. Tevrat’ta kadınların lanetli olduğu sarahaten yazılı olmamakla beraber Yahudiler sebep- sonuç ilişkisinden dolayı kadınları lanetli olarak kabul etmişlerdi. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Görülüyor ki Yahudilerin inancına göre yasaklanan meyvenin yenilmesinde bütün kusur Hz. Havva’ya isnat edilmiş ve bu yanlış inancın neticesi olarak kadınların kıyamete kadar lanetli ve suçlu olduğu kabul edilmiştir. Lanetli olan kadınlar dünyada insan muamelesini hak etmemekte, erkeklerin hizmetçisi olarak görülmektedir. Babanın kız çocuğunu dilediği kişiyle evlendirmesi babanın mutlak hakkıdır. Miras hususunda erkek çocuğun olduğu durumlarda kız çocuğu mirastan mahrum olur. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Yine onlara göre Tevrat’ın emirleriyle sadece erkekler yükümlüdür Kadınlar ise sadece ev işlerinden sorumludur. Ortodoks Yahudilerinin dua kitabında sabah dualarında yer alan bölümde erkeklerin kadın olarak yaratılmadıkları için yaptıkları şükür duası vardır. Ayrıca kadınlar hayızlı günlerinde necis (pis) kabul edilirler. Yahudi erkekler o günlerde kadınları kendilerinden uzak tutarlar. Hem kadın hem de dokunduğu her nesne necis olarak görülür. Hayızlı bir kadın kurban etine dokunmuş olsa o et asla temiz olmaz. Bu yüzden yakılıp imha edilmesi vacip olur. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Yahudilerde evlilik Yahudi neslini koruma anlayışına göre (Sıpt anlayışı) yapıldığından Yahudilerin başka dine ve ırka mensup kişiler ile evlilik yapmaları düşünülemez. Ancak İslam’dan önce Medine Yahudilerinin evlilik konusundaki sapık uygulamaları kendi dinlerini ne derece tahrif ettiklerini göstermektedir. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">2.1.7 Hıristiyanlarda kadın:</span></b><span style="line-height:107%"> Hıristiyanların kadınlar hakkındaki inançlarına kutsal kitap yön verir. Kutsal kitaba göre erkek kadın için değil tam aksine kadın erkek için yaratılmıştır. Dolayısıyla Hristiyanlığın kadınlara karşı tutumları Yahudilerden daha kötü olmuştur. Yahudi inançlarının büyük bir kısmı Hıristiyanlığa da geçmiştir. Yahudilerde olduğu gibi Hıristiyanlara göre de kadınlar ilk kadın olan Havva’nın lanetini kıyamete kadar üzerlerinde taşırlar</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Yunan medeniyetinin zirvede olduğu dönemlerdeki fuhuş ve zinanın çok yaygın olmasını Hıristiyan din adamları kadınlara verilen özgürlük ve haklara bağlamışlardı. Bu hal Hıristiyanları fena halde ürküttü. Çünkü Hıristiyanlar da bu kötü gidişatın sorumlusunun kadınlar olduğuna inanmışlardı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Hıristiyanların aldıkları kararlara göre kadın şeytanca kötülüklere kapı açar, erkeği yasak ağaca götürür, Allah'ın (CC) emirlerini çiğner ve erkeğin ahlâkını bozar. Kadın günahın anası, fesat ve fitnenin kaynağıdır. Onun mevcut olması utanılacak bir durumdur. Kadın, günahın, ahlâksızlığın, ruhi ve manevi alçaklığın canlı bir heykeli olarak görülür. Bu sebeplerden evlilik kaçınılması gereken bir pisliktir. Allah (CC) nezdinde bekarlık evli olmaktan daha kutsaldır. Kadınlar şeytana açılan kapıdır. Güzellikleri erkekleri kandırmak için kullandıkları iblisin silahlarıdır. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Hıristiyan Aziz Tertolyan "<i>Kadın, şeytanın insan nefsine giriş kapısıdır. Allah'ın yasalarını iptal eden Allah'ın çehresini bozan iğrenç bir mahluktur.</i>’’ Yine Aziz Bonaventura yetiştirdiği öğrencilerine şöyle demiştir: “<i>Siz bir kadın gördüğünüz zaman bir insan gördüğünüzü veya yabancı bir oluşum gördüğünüzü zannetmeyin sizin gördüğününüz şeytanın ta kendisidir. Ondan işittiğiniz şeyler yılanların hışırtısıdır” </i></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">MS 5. asırda Hristiyan din adamları kadının mahiyeti hakkında toplantılar tertip ettiler. <i>Kadınların ruhu olmayan cesetler olduğu ve Hazreti İsa’nın (Mesih) annesi Hazreti Meryem dışında bütün kadınların cehennemlik olduğu </i>hususlarında fikir birliğine vardılar.   </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Batı dünyasındaki milletler Hıristiyanlığı kabul edince Hıristiyan din adamlarının kadınlar hakkındaki görüşlerinden etkilendiler. Kadınların insan olduğunu kabul etmekle beraber onların sadece erkeklere hizmet için yaratıldığı düşüncesine daha çok önem verdiler.  </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">2.1.8. Cahiliye dönemindeki Araplarda Kadın</span></b><span style="line-height:107%"> Cahiliye devrinin kadın algısını anlayabilmek için öncelikle o günün toplum yapısının incelemesi gerekir. Fakat cahiliye döneminde yazının çok az bilinip kullanılması, sözlü örf ve âdetin egemenliği, güvenilir kaynakların varlığı noktasında sıkıntı oluşturmaktadır. Ancak Arapların ileri seviyede kullandığı şiir ve edebiyat eserleri bizi bazı bilgilere ulaştırmaktadır. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Araplar arasında kabile birliği esastır. Kabile reislerinin hâkimiyeti otoriteyi oluşturmaktadır. Bazen kabileler arasında farklı uygulamalara rastlamak da mümkündür. Cahiliye toplumunda, “yerleşik” ve “göçebe” olmak üzere iki türlü hayat tarzı görülmektedir. İster yerleşik ister göçebe olsun kadınların hukuki statüleri Arap olmayan toplumlardaki kadınların statüsüne benzemektedir. Genel olarak kadınları hür ve bedevi olarak ikiye ayırmak mümkündür. Seçkinler soylu ailelere mensup şehirli kadınlardır. Bedeviler ise geçimini hayvancılıkla sağlayan taşralı kadınlardır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Soylu ailelere mensup olan kadınlarla aynı dönemin diğer kadınları arasında çok keskin farklar söz konusudur. Çünkü soylu kadınlara toplumda hürmet edilir sözleri dinlenirdi. Başta Hz. Peygamberin ilk eşi Huveylid’in kızı Hz. Hatice ve Utbe’nin kızı Hint gibi kadınlar son derece itibar gören, konumları itibarı ile yönetici gibi olan kadınlardır. Dolayısı ile kadınlar aleyhine uygulanan Cahiliye Devri adetlerinden hür ve seçkin olan kadınları ayrı tutmak gerekir. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Cahiliye Devri adetlerinin kadınlarla ilgili uygulamaları daha çok cariyeler ile soylu olmayan bedevi ailelere mensup kadınlar için geçerlidir. Fuhuş ve zina her ne kadar hür kadınlar için ayıp görülse de köle ve cariyelerde normal karşılanırdı. Nitekim Ebu Süfyan’nın karısı Hint Müslüman olduğunda kendisine biat şartları sayılırken zina etmeyeceksin denildiğinde <i>Hiç hür kadın zina eder mi</i>? diye tepki göstermiştir. Hür kadınlarda zina ayıp görülür, fakat cariyelerde ayıplanmazdı. Cariyelerin sosyal hakları şöyle dursun bedevi kabilelerde hür kadınların bile sosyal hakları yoktu. Hz. Ömer (RA) Cahiliye Dönemi kadınları hakkındaki düşüncesini Müslüman olduktan sonra şu sözlerle ifade etmiştir. “<i>Vallahi Câhiliye Dönemi’nde kadınlar bizim gözümüzde bir hiçti. Ta ki Allah Teâlâ onlar hakkında indirdiğini indirinceye kadar<b>.</b></i>” </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Bu kabilelerin bir kısmında zina oldukça yaygın idi. Bundan dolayı bazı kimseler yetişkin çağa ulaştıkları zaman kendi babalarının kim olduğunu araştırırdı. Cahiliye geleneği uyarınca başkalarının nesebinden gösterilmelerine üzülen ve Hz. Peygamber'e babalarının kim olduğunu soran kimselerin mevcut olması, hür kadınlardan da zina edenlerin oldukça fazla olduğunu göstermektedir. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Erkekler de ise durum daha farklıdır. İster seçkin olsun ister ister bedevi olsun fuhuş erkekler için çirkin görülmezdi. Nitekim seçkin ve elit sayılan meşhur şair İmrul Kays’ın şiirlerinde erkeklerde zina ayıplanmadığı gibi onlar için iftihar vesilesi sayılmıştır. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Kadın çoğu defa erkekleri kandırıp yoldan çıkaran potansiyel saptırıcı güç olarak görülürdü. Herhangi bir konuda kadının görüşüne başvurmak ahmaklık sayılırdı. Erkeklerin hataya düşüldüğü anlaşılırsa görüşün isabetsiz olduğunu vurgulamak için karar kadına nispet edilir ve ‘<i>’Bu kadınların görüşüdür</i>” denilirdi.  Bu anlayış Araplar arasında öyle yaygın hale gelmişti ki herhangi bir konu hakkında doğrunun ne olduğu araştırılacağı zaman” <i>Kadınlar ile istişare edin fakat onların söylediğine muhalefet edin</i>” fikri meşhur olmuştu. Çünkü Cahiliye Devri anlayışına göre kadınlar akıllarıyla değil sadece duygularıyla hareket eden varlık olarak kabul edilirdi.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Bu dönemde erkekler ailenin yöneticisi ve sorumlusu durumunda olup kadınlar erkeklerin gözetimi altında hayatlarını geçirmek mecburiyetinde idiler. Cahiliye devri yerleşik âdetlerine göre erkekler evin doğal yöneticisi ve lideri konumundaydılar. Bu yüzden kocalara efendi anlamına gelen <b>ba‘l</b> ismi verilmiştir. Bu efendilik vasfı hakkı her erkeğe verilmiştir. Erkek ailede her şeyden sorumlu tek kişidir. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Cahiliye çağında evlilik akdi olan nikah, dini bir mahiyet taşımazdı. Bu sebeple kadın ancak çocuk doğurduktan sonra aileye katılabilirdi. Kadın özellikle erkek çocuk doğurmadan ölürse, koca taziye edilmezdi. Çocuksuz kadın birini öldürüp diyet vermek zorunda kalırsa kocası tarafından değil mensup olduğu ailesi tarafından ödenirdi. Fakat bu durum çocuğun doğumundan sonra değişirdi. Bu anlayış kadınların konumu açısından hiç de iç açıcı bir durum arz etmemektedir. Kadın erkeklerin emrine itaat etmek zorundadır. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Babanın aile üzerindeki bu sınırsız yetkisi dünyaya gelen çocuklar üzerinde de onu doğuran anneye hiçbir hak tanımamıştır. Çocukların nesepleri babalara aittir. Bu yüzden yeni doğan bir çocuğun yaşayıp yaşamamasına babalar karar verir. Verdiği karar çocuğun öldürülmesi yönünde ise doğuran annenin hatta yaşadığı toplumun hiçbir söz hakkı yoktur. Baba suçlu görülmeyip katil sayılmaz. Bu durum insaf ve merhamet sahibi olanlar hariç kimse tarafından da yadırganmaz. Böyle bir anlayış başta mirastan pay verilmemek üzere evlenme ve boşanma gibi kadının hayatını ilgilendiren alanlarda kadının tercih hakkının asla olmadığını gösterir. Erkek istediği kadar kadınla evlenebilir, dilediği zaman da boşayabilir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Romalılar ve Konfüçyüz’cülükte olduğu gibi Cahiliye dönemi Araplarda da kız çocuğu aile için yüz kızartıcı ve uğursuz kabul edilir ve kız çocukları öldürüldüğü zaman bu uğursuzluktan kurtulduklarına inanırlardı. Bu çirkin âdet Cahiliye devri Arap kabilelerinin bir kısmında yaygındı. Bu çirkin geleneğin sebebi kimilerine göre kızlar yüzünden hanelerine uğursuzluk ve <b>ar</b> gelme korkusu, kimilerine göre de fakirlik ve maişet korkusuydu.  Kadınların fuhuş aracı görülmesi, kız çocuklarının ileride fahişe olacağı fikrini doğurdu. Bu yüzden kız çocukların daha küçükken öldürülmesi meşru görülmüştü. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Huzâa, Kinâne gibi kabilelerde ise melekler Allah’ın (CC) kızları olduğuna inandıklarından dolayı kızlarını meleklere ilhak etmek ve kurban etmek gibi bir çeşit ibadet niyeti yatmaktadır. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Cahiliye Dönemi ilgili kaynaklar incelendiğinde kız çocuklarını öldüren kimselerin bir kısmının vicdanları kabul etmemesine rağmen toplum baskısı yüzünden bu cinayeti işlemek zorunda oldukları görülmektedir. Kadınlar aleyhine uygulanan bu menfur davranışlar zamanla Araplarda şu anlayışın ve ata sözünün yerleşmesine sebep olmuştur. ‘<b><i>’Kız çocuklarını toprağa gömmek iyiliktendir</i></b>”</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Arap kabilelerinin bir kısmında yaygın olan Cahiliye âdetleri sadece o devirde yaşayan Araplara mahsus bir durum da değildi. Tam aksine o asırda var olan bütün medeniyet ve hukuk sistemlerinde var olan bir durumdu. Hatta bu adetlerin Araplara ticaret ve komşuluk ilişkileri neticesi diğer medeniyetlerden geçtiği bile söylenebilir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Çocukların ve kadınların öldürülmesi diğer medeniyet ve dinlerdeki uygulamaların dezenformasyona uğramış olarak Araplara geçmiş olması ihtimali uzak değildir. Çünkü eski dinlerde toplumun selameti için inandıkları ilahlarına kurban takdim etme geleneği vardı. İnandıkları ilahlarını memnun etme dinlerinin en başta gelen prensiplerindendi. Bu durumu Hazreti İbrahim’in (AS) oğlu İsmail’i (AS) kurban etmek niyeti ile teşebbüslerde bulunması ile ilişkilendirmek mümkündür. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b>‘</b><span style="line-height:107%">’ <b>İslâm öncesi Toplumlarda Kadın</b>’’ <i>konusunda yukarıda verilen bilgiler Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Ramazan AKSOY’un bir çalışmasından kısaltılarak alınmıştır.</i></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">2.1.9 İslamiyet öncesi Türk toplumunda kadın:</span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Bu konuya geçmeden önce Türklerin pek bilinmeyen tarihini inceleyelim. Eski Türklerle ilgili tarihi bilgiler genellikle Büyük Hun Devleti ile başlatılır. Oysa Türklerin tarihi çok daha eskilere uzanmaktadır. Hazreti Nuh (AS) Peygamberin oğlu olan Hz. Yafes'in soyundan gelen insanlarının tarihini, Joseph DEGUİGES in yazdığı <b>Büyük Türk Tarihi</b> kitabında Çin kaynaklarına dayanarak öğreniyoruz.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%"> <i>''Hz. Yafes, 250 sene yaşadı. 8 oğlu vardı. Oğullarından ilki 1- Türk (Türklerin atası) en faziletli kişi idi. Diğerleri 2- Hars, 3-Sakkıb, 4-Rus (Rusların atası), 5- Moninak, 6- Zvin (Çinlilerin atası) 7- Kamari (Bulgarların atası) ve 8- Tarij. </i></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">Türk'ün 4 oğlu oldu. Tonak, Zakal, Berzazar ve Amlak. Kendisinin yerine Tonak geçti. Tuzu ilk kullanandır. 240 sene yaşadı ve yerini Elçi Hana bıraktı. Bu zat, Ülkesini uzun süre adaletle yönetti.  Yerine oğlu Dibakay geçti. Yönetim ondan oğlu Kayuka'ya ve sonra <b>Alınca Han'a</b> geçti. Bu zamana kadar <b>tevhid</b> inancı Türklerde devam etmekte idi. </span></i></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">Alınca Han zamanındaki sulh, emniyet, servet ve bolluk onlara atalarından gelen <b>tek tanrı</b> inancını unutturdu. Bunlar kendilerince yalnız güçlü ve kıymetli şeylere önem veriyorlardı. Kişiler kendilerini yüceltmek için yaptıkları resimlere tapmaya başladılar.</span></i></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">Alınca Han'ın ikiz oğlu oldu. Tatar ve Moğol (veya Mungol). Yönetim bu iki kişiyle paylaşıldı. Tatarın soyundan gelenler, Tatar Han, Boğa Han, Yalenze Han, Ataysir Han, Ordu Han, Baydu Han ve Syunç Han idi. İkinci kardeş olan ve kederli anlamına gelen Moğol'un soyundan gelenler, kuvvetli bir devlet kurdular. Moğol'dan sonraki ilk hükümdar Kara Han idi.  Bu kişi, çok güçlü bir hükümdar idi. Zengindi. Yazlık ve kışlık sarayları vardı. Bu kişinin zamanında tevhid inancından eser kalmadı. Putperestlik her tarafa hâkim oldu.</span></i></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">Kara Hanın oğlu ve halefi <b>Oğuz Han </b>(MÖ 2800’lü yıllar) hakkında birçok efsaneler anlatılan bir hükümdardı. Doğumunda hayret verici olaylar yaşanmıştı. Çok çabuk büyümüş ve kendini tevhid inancını hâkim kılmaya adamıştı. Bu nedenle babası ile mücadele etti ve onu yendi. İktidarında putlara tapanlarla şiddetli mücadele etti. Bu din savaşları 10 yıl sürdü. Oğuz Han, daha sonra Çin, Tangut ve Kara Hıtay krallıklarını zapt etti. Önce doğuya, sonra batıya Amuderya bölgesine sefer yaptı. O bölgelere hâkim oldu. 116 sene süren saltanattan sonra öldü. <b>Oğuz Han'ın hayatı, Kuran'ı Kerim'in Kehf suresinde anlatılan Hz. Zülkarneyn'in hayatına çok benzemektedir.</b></span></i></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><i><span style="line-height:115%">Oğuz Hanın 6 oğlu oldu. Gün Han, Ay Han, Yolduz (Yıldız) Han, Kuk (Gök) Han, Tag (Dağ) Han ve Tengiz (Deniz) Han. Türk kavmi bu kişilerden türemiştir. Orta Asya'da çeşitli zamanlarda yaşayan bütün kavimler yukarıda isimleri yazılı kişilerin torunlarıdırlar. Medeniyette çok ileri olan bu insanların yaşam koşulları giderek zorlaşmakta idi.’’</span></i></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Bu bilgilerden eski Türk topluluklarının binlerce sene önce <b>tevhid</b> (tek tanrı) inancına sahip olduklarını ve sonradan bu inançtan uzaklaştıklarını anlıyoruz. Kültürün dört ana unsurundan (ilim, sanat, felsefe ve din) biri olan din, toplum hayatının şekillenmesinde etkiliydi ve kadının sosyal durumu da bu doğrultuda şekillenmişti. İslamiyet öncesinde Asya’da egemen olan Hun ve Göktürk Devletlerinde toplum tek tanrı inancından uzaklaşmıştı ama <b>Gök Tengri</b> inancı varlığını korumaktaydı. Kadın -erkek ilişkileri ise asırların oluşturduğu kültürel anlayışla (töre) devam etmekteydi. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Şimdi İslam öncesinde Türk toplumlarında kadının durumunu Samsun 19 Mayıs Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU’nun <b>İslam Öncesi Türk Toplumunda Kadının Konumu Üzerine </b>adlı çalışmasından bölümler alarak öğrenelim.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Eski Türk toplumu ile ilgili özellikle batılıların hazırladığı eserlerin pek çoğunda, göçebe olmalarından dolayı Türkler, insanlığın gelişimine neredeyse hiç katkıda bulunmamış bir topluluk olarak anlatılır. Onlar vahşi aile grupları şeklinde örgütlenmiş göçebe çobanlardır. Doğuştan itibaren medeni vasıflardan yoksun olan Türklerin de içerisinde yer aldığı göçebeler, sadece var olanı tüketir ve bu anlamda hayatı kolaylaştıran gelişmelerin önünü tıkar. Askerî güçleri ile bir yeri ele geçirseler de o ülkede fetret devri başlatırlar, karmaşa çıkarmanın ötesinde bir şey yapmazlar. Herhangi bir inanç sisteminden yoksun olmalarından dolayı başıboş insan yığını olarak tarif edilmelerinde mahzur yoktur. Devlet teşkilatına sahip olmadıkları gibi kanun nedir bilmezler, kendi kurallarına göre yaşamayı severler.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Bu ve benzeri önermelerle eski Türkleri tanımlamaya çalışan düşünürlerin yanıldığı günümüzde açıkça ortaya çıktı.. İslam öncesi Türk toplumu yarı göçebeydi. Ekonomik sistem büyük ölçüde hayvancılık üzerine kuruluydu. İlk dönemde boylar hâlinde yaşayan Türkler, devletlerin ortaya çıkmasıyla birlikte milletleşmeye başladı. Atı ehlileştirmeleri ve demiri ilk kullanan topluluklardan biri olmaları sebebiyle uygarlık tarihine büyük katkı yaptılar. Süvari orduları sayesinde yaşadıkları coğrafyalarda çok zorlanmadan siyasi üstünlük kurabildiler. Kurdukları güçlü devletler sayesinde Çin’den Atlas Okyanusu’na kadar pek çok farklı topluluğu bayrakları altında bir arada yaşattılar </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Türklerin siyasi ve askerî meziyetlerini kabul eden bazı düşünürler, bazı arkeolojik çalışmalarda ele geçen buluntularla görüşlerini değiştirdiler. <b>Pazırık</b> kurganında ele geçen buluntulardan dünyanın en eski halısının Türkler tarafından yapıldığı ortaya çıktı. <b>Esik</b> kurganında ortaya çıkan altın elbise ise MÖ V. yüzyılda Türk madenciliğinin geldiği ileri seviyeyi ve sahip oldukları estetik değerleri göz önüne serdi. Sadece bu iki örnek medeniyet tarihinde Türklerin yeri ile ilgili algıyı büyük ölçüde değiştirmeye yetti. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Siyasi yapı</span></b><span style="line-height:107%">:</span> <span style="line-height:107%">Devlet kurabilmenin en önemli şartlarından birisi insanları bir arada yaşatacak kanunlara ve güçlü bir toplumsal yapıya sahip olmaktır. İslamiyet’ten önceki devirde Orta Asya’dan dünyanın farklı yerlerine dağılarak Hindistan’dan Karadeniz’in kuzeyine, Macaristan’dan Kafkasların güneyine birbirinden çok farklı yerlerde devletler kurma başarısını gösteren bir millet, siyaseten başarılıdır. Çünkü farklı kökenlerden, dinlerden, kültürlerden insanları bir arada yaşatacak siyasi birikime ve kanuni alt yapıya sahiptir. <b>Dünyayı yönetmek maksadıyla yaratılmış bir millet olduğuna inanan Türkler, </b>cihan hâkimi olabilmek için bu birikime ve hukuka büyük önem verdiler<b>.</b></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%"> <b>Aile yapısı: </b>Ancak bu ideale ulaşabilmek için güçlü bir sosyal yapıya ihtiyaç vardı. Güçlü bir toplumun temeli güçlü bir aile oluşumundan geçer. Türk ailesi ataerkildir. Türklerdeki ataerkillik diğer ulusların anlayışından farklıdır. İran ya da Roma’da olduğu gibi babanın ailede mutlak hâkimiyeti söz konusu değildir. Kadının ve çocuğun çeşitli haklarının olduğu bir ailedir.</span> </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Konar-göçerliğin bir neticesi olarak çekirdek aile tipi yaygındır. Çok evliliğin pek görülmediği eski Türk toplumunda aile, dinî ve toplumsal değerlerle kutsanan bir kurumdur. Yeni bir ev kurmak anlamına gelen ve günümüze kadar kullanılan <b>ev-bark</b> olma deyimindeki <i>bark kelimesi mabet</i> demektir. Yeni bir aile kurulması mabet kadar kutsal bir çatı inşa edilmesi anlamına gelir. Aile ve toplum içerisinde kadının yeri ise Türklerin medeni seviyesini gösteren önemli bir ölçüdür. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Kadının ailedeki yeri</span></b><span style="line-height:107%">: İslam öncesi dönemde Türklerde aile yapısı ve kadının statüsü ile ilgili bugüne kadar pek çok çalışma yapılmış ve mesele etraflıca ele alınmıştır. Türklerde kadın ya da aile meselesi gündeme geldiğinde Ziya Gökalp’in görüşleri öne çıkar. Türklerin hem demokrat hem de feminist olduklarını kaydeden Gökalp, Şamanizm’in kadındaki kutsi kuvvete dayandığını yazar. Türk şamanları sihir ile olağanüstü güçlerini gösterebilmek için kadınlara benzemeye çalışırlardı. Bu inanç içerisinde toplum hayatında kadınla erkeğin bir arada bulunması şarttı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Ona göre bir emirname yazıldığında “hakan emrediyor” ibaresiyle başlarsa kabul olunmaz “<b><i>hakan ve hatun emrediyor ki”</i></b> sözüyle başladığında muteber sayılırdı. Hakan tek başına bir elçiyi huzuruna kabul etmez, bu törenlerde sağda hakan solda hatun otururdu. Şölenlerde, kurultaylarda, ibadet ve ayinlerde, harp ve sulh meclislerinde, hatun da mutlaka hakanla beraber bulunurdu. Kadınlar hükümdar, kale muhafızı, vali, sefir olabilirdi. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Cinsiyet ayrımcılığı İlk Çağ’dan günümüze insanlığın en önemli toplumsal problemlerinden biri oldu. Tarih boyunca dünyada genel olarak kadına yönelik negatif ayrımcılık yaygındı. Türklerin çağdaşı topluluklar farklı derecelerde de olsa çocukları arasında cinsiyet ayrımı yaparlarken Türkler çocuklarına farklı davranmazlardı. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Çocuklar arasında cinsiyet ayrımı yapılmaz. Sadece soyun devamını sağladığı için erkek evladın önemi hissettirilir. Ergenlik çağına kadar kız ve erkek çocuklarının bir arada yetiştirilmesi bu toplumsal değerin en önemli uygulamasıdır. Türklerin çocukları arasında cinsiyet ayrımı yapmaması onların kadına bakışları hakkında önemli bir göstergedir. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Toplum hafızasının gidebildiği en eski yer olan efsane ve destanlar Türklerin kadına bakışını gösterme açısından oldukça kıymetli bilgiler içerir. Destanlara bakıldığında kahramanların anneleri ve eşleri hep ilahi ışıktan varlıklar olarak tasvir edilir. Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz Han’ın eşinin karanlık bastığında gökyüzünden inen, aydan ve güneşten parlak bir ışık şeklinde tasvir edilmesi, Göç Destanı’nda Hulin Dağı’ndaki bir ağaca inen mavi bir ışıktan Sungur, Kutur, Tükel, Ur ve Bögü Tigin’in doğması gibi örnekler bu duruma işaret eder. Bu örnekler toplumsal hafızada kadının konumlandırılmasıyla ilgili olarak oldukça kıymetlidir. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Umay simgesi, Türklerin zihin âleminde kadına verilen kıymetin en önemli göstergelerinden birisidir. İlk kez Kültigin abidesinde “<i>Babam kağan uçtuğunda küçük kardeşim Kül Tigin yedi yaşında kaldı. Umay gibi annem hatunun devletine, küçük kardeşim Kül Tigin er adını aldı</i>.” sözleriyle anılan Umay, Tonyukuk yazıtında Göktürkleri kurtaran varlıktır. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Yenisey’deki Köktürk harfli yazıtlardan anlaşıldığı kadarıyla “<i>Evdeki eşime, vadideki oğullarıma doyamadım, değerlilerime, kutsal devletime, baştaki begime doyamadım.</i>” örneğinde olduğu gibi kadının adı ilk sırada anılır. Kişi kelimesi ile insan ve her iki cins de ifade edilebildiği için kadın- erkek arasında bir ayrım olmadığı anlaşılır. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Türkistan’da ele geçen heykellerde aynı mezar alanına defnedilen kadın ve erkek heykellerinin bir arada olması bu eşitliğe şehadet eder. Kadınların ailesine ve eşine bağlılığı hususunda pek çok örnek vardır. Şorların Ak-Kağan destanında üç kadın tipine rastlanılır. Birincisi mücadeleci ve korkusuz alp kadın, ikincisi ideal bir eş ve anne olarak tanımlanır. Üçüncüsü ise aklın ve bilgeliğin sembolüdür. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Arap bilgini İbn Fadlan’ın Türkler arasında gayrimeşru ilişkilerin olmadığı yönündeki tespiti de çağdaşı toplumlarda ciddi biçimde cinsel meta hâline gelen kadınların Türk toplumu içerisindeki farklılığını göstermesi bakımından önemlidir.  Bu tespit eski Türklerde kadınların sahip olduğu hukuki haklar çağdaşlarından daha ileri olduğu konusundaki kanaatleri güçlendirir. Bu konuda ilk dikkat çeken şey kadının ekonomik bakımdan pek çok imkâna sahip olmasıdır. O zamanın şartlarında bu çok önemli bir hadisedir. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Ziya Gökalp, evin karı ve kocanın ikisine birden ait olduğunu ifade ederek çocuklar üzerindeki hükümlerin baba kadar anaya da ait olduğunu vurgular. Kadınlar mala tasarruf ettikleri gibi dirliklere, zeametlere, haslara, malikânelere de malik olabilirlerdi. Diğer bir konu ise mirastan pay alma meselesidir ki kadınlar bu hususta sadece çağdaşlarından değil günümüzdeki pek çok toplumdan da daha öndedir. Evlilik aşamasında kız çocuğu mirastan payını alırdı ve çeyiz malı üzerinde kocasının hiçbir tasarruf hakkı yoktu.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Aynı dönemde bırakın miras almayı anne ve çocuklarının baba için çalıştığı Mezopotamya toplumunun ya da kadının mirastan hiçbir hak iddia edemediği Roma hukukunun geçerli olduğu zamanda Türklerde evlilik çağı gelen kız, miras payını alarak yuvasını kurardı. Bu hukuki bakımdan büyük bir ayrıcalıktı. Bugün bile kız evlatlara mirastan pay verilme hususunda çeşitli engellemeler olduğu düşünülürse o dönemde Türk kadınının ne derecede önemli bir yer edindiği anlaşılabilir. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Türk kadınının hukuki durumu ile ilgili diğer önemli bir husus boşanma hakkına sahip olmasıdır. Ataerkilliğin yaygın olduğu toplumlarda böyle bir hakka rastlamak mümkün değildir. Kadını her şart altında evliliğe mecbur bırakan zihniyet Türkler arasında mevcut değildir. Eski Hint toplumunda eşi ölen kadın, çocukları ya da ailesinden başka erkekler sahip çıkmazsa günah işleyebileceği ve hayatını devam ettiremeyeceği sebebiyle öldürülebilirdi. İşte böyle bir çağda Türklerde kadınlar eşlerinden ayrılabiliyordu. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b><span style="line-height:107%">Kadının yönetimdeki yeri</span></b><span style="line-height:107%">: Göktürkler zamanında Bumin Kağan’ın hanımının unvanı olarak kayıtlara geçen <b>hatun</b> ismi, devlet yönetiminde hak sahibi kadın anlamını taşır. Hatun unvanı özel bir törenle alınır ve saraydaki diğer kadınlardan üstün sayılan bu kadınlar devlet idaresinde resmî yetki sahibi olup veliahtlar genellikle onların oğulları arasından seçilir. Hatun aynı zamanda <b>bilge kadın eğitmen ve öğretmen</b> anlamlarında kullanılır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Hatunların toplum içerisindeki yerini gösteren en büyük örnek onlara ait şehirlerdir. Hatun şehirleri ismiyle bilinen bu şehirlerin kökeni, Türk beyleri sefere giderken kadın ve çocukların girilmesi güç, muhafazalı uzak vadilere çekilmesi sonucu oluşmuştu. Hazarların başkenti Etil şehrinde hatunun oturduğu kısım Hatun balığ olarak kaydedilmiştir. Uygurlar zamanında dört hatun şehri olduğu bilinir. Bu durum Türk içtimai hayatının kadına verdiği değerin açık bir ifadesidir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="line-height:107%">Tarihi olaylarda hatunların büyük rolleri olmuştur.  Pers kralı Kurus’u yenen Türk tarihinin ilk kadın hükümdarı olan Tomris Hatun, Büyük Hun hükümdarı Mete Han’ın eşi Lu Hou Hatun, Avrupa Hun hükümdarı Attila’nın eşi Arıkan Hatun, Bilge Kağan’ın hanımı Po-fu Hatun ve Sabir hükümdarı Boğarık Hatun bunlara birkaç örnektir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-top:8px; margin-bottom:8px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="line-height:115%">Günümüzde çok kullanılan <b>hanım</b> kelimesi, eski Türklerde en yüksek yönetici olan hanın, eşini kendisinin hanı olarak ifade etmesinden ortaya çıkmış bir kelimedir. <b>Hanın eşi, hanın hanıdır</b>. Eşim benim <b>hanım</b>dır demektir.</span></span><br />
<span style="line-height:115%"><b><span style="line-height:115%">Özetlersek:</span></b><span style="line-height:115%"> İslam öncesi dönemde Türklerde kadınların önemli bir konuma sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ataerkil bir aile yapısının hâkim olduğu eski Türk toplumunda çocuklar arasında cinsiyet ayrımı yapılmaması, kadınların, doğuştan itibaren ortaya çıkan bazı eşitsizliklere maruz kalmadığını gösterir. Çağdaşı toplumlarda var olan ve kız çocuklarının utanç olarak görüldüğü geleneklere Türkler arasında rastlanılmaz. Türk kızlarının evleneceği eşi kendisinin seçmesi ve evlilik sırasında baba evinden miras payını alarak çıkması da onun ailesi içerisinde belirli bir hukuka sahip olduğunun delilidir. Türk kadını anne olduktan sonra statü olarak çeşitli yeni haklar elde etmektedir. Ev ve tüm servet karı- kocanın ortak malı olduğu için bunlar üzerinde tasarruf hakkı eşinden sonra kadınlara geçerdi. Bu sistem devlet yönetiminde de kendini gösterdiğinden eşleri öldükten sonra devlet idare eden kadınlara rastlamak mümkündür. Diğer yandan kadınların boşanma hakkına sahip olması onları her şart altında evliliği devam ettirme mecburiyetinden kurtarır. Bu iki vasfı dolayısıyla Türk kadını sadece çağdaşı topluluklardaki kadınlardan değil günümüzdeki pek çok hemcinsinden de ileri düzeydedir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Gelecek yazı: <b>İslâm Dininde Kadın</b></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Selami OĞUZ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/selami-oguz/islam-ve-kadin-i-insanligin-yaratilisi/2003/</link>
<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 01:49:44 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Trafikte Racon Kesen Magandalar Yandı..!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Koskoca bir yılı iyisiyle kötüsüyle geride bıraktık. 2025 kolay bir yıl olmadı ; yorulduk, gerildik, çoğu zaman <strong>“bu kadar da olmaz” </strong>dedik. O yüzden yeni yılda  tek bir temennim var:  <strong>"Bu ülkede her şeyden önce huzur ve güven duygusu güçlensin.."</strong></p>

<p>2025 Aralık ayı içinde 11. Yargı Paketi TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi ve yürürlüğe girdi. Bu yargı paketi uyarınca  trafik suçlarına ağır yaptırımlar  geldi. Yollarda racon kesen, aracı sağa çekip yolu boks ringine çevirenlere artık net bir cevap var: <strong>“Hadi bakalım..!”</strong> Yasa yürürlükte. Buyurun inin araçtan ama bedelini bilin. 180 bin lira para cezası, ehliyete 60 gün el koyma, araç için 60 gün trafikten men… Üstüne bir de hapis ihtimali.</p>

<p>Yani <strong>“iki bağırdım, iki tehdit ettim” </strong>devri kapandı. Trafikte düzen şarttı; bu kez gerçekten caydırıcı bir adım atıldı. Hadi şimdi <strong>“özellikle sürücü kadın, inip korkutayım..! ”</strong> demeyi deneyin bakalım.</p>

<p>Bu konuyla ilgili küçük ama hayati bir hatırlatma yapayım. Artık her bütçeye uygun araç kamerası var. Sahada gördüklerimden sonra şunu net söyleyebilirim: Aracınıza taktırın. Haklıysanız da haksızsanız da elinizde somut bir kayıt olsun. Çünkü bu ülkede en sık duyulan cümle hâlâ aynı: <strong>“Ben öyle yapmadım.”</strong> Kamera, tartışmayı daha başlamadan bitiriyor.</p>

<p>2025’in Ocak–Kasım aylarında ülke genelinde 618 bin 777 trafik kazası yaşandı. 2 bin 329 kişi hayatını kaybetti, 377 bin 267 kişi yaralandı.</p>

<p>Trafik cezaları 1 Ocak 2026'dan itibaren yeniden değerleme oranında yani yüzde 25,49 artırıldı. Emniyet kemeri takmamak, takip mesafesini ihlal etmek, zorunlu trafik sigortası olmadan trafiğe çıkmak, kask kullanmadan motosiklet sürmek, yüksek sesle araç çevreyi rahatsız etmek, hatalı park ve geçiş hakkı tanımamak gibi yaygın ihlallerde uygulanan en düşük ceza tutarı, 993 liradan 1.246 liraya çıktı.</p>

<p>Yeni yılla birlikte TBMM Genel Kurulu'nun ilk gündem maddelerinden biri trafik kanun teklifi olacak. Teklif, cep telefonu kullanımı, kırmızı ışık ihlali, alkollü araç kullanma, yarış, drift ve olay yerini terk etme gibi ihlaller için ağır para cezaları, ehliyete el koyma ve hapis yaptırımları öngörüyor.</p>

<p>Teklife göre, seyir halindeyken cep telefonu kullanan sürücülere 5 bin lira idari para cezası uygulanacak. Aynı yıl içinde ikinci ihlalde ceza 10 bin liraya, üçüncü ihlalde ise 20 bin liraya çıkacak. Tekrar eden ihlallerde sürücü belgesinin 30 gün süreyle geri alınması da gündeme gelebilecek.</p>

<p>Kırmızı ışık ihlali yaparak trafik kazasına sebep olan sürücülerin ehliyetleri 60 gün süreyle geri alınabilecek. Bu sürenin sonunda sürücünün psikoteknik değerlendirmeden geçmesi gerekecek ve ehliyetin iade edilip edilmeyeceğine bu değerlendirme sonucunda karar verilecek.</p>

<p>Alkollü araç kullanımına yönelik cezalar da önemli ölçüde artırılıyor. Alkollü araç kullanan sürücülere 25 bin lira para cezası ve 6 ay süreyle sürücü belgesini geri alma cezası uygulanacak. Beş yıl içinde ikinci ihlalde ceza 50 bin liraya çıkarken, ehliyet 2 yıl süreyle geri alınacak. Üçüncü ihlalde ise 150 bin lira para cezası ve 5 yıl süreyle sürücü belgesini geri alma yaptırımı uygulanacak.</p>

<p>İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya,  geçtiğimiz günlerde kamuoyuna yaptığı açıklamada<strong> </strong> “<strong>Gereği Yapıldı Uygulaması</strong>”  bu yıl Ocak ayı içinde uygulmaya  geçirileceğini duyurdu. Bu uygulama ile mobil olarak, vatandaşların asayiş ve trafik olaylarında tanık oldukları suç veya trafik ihlallerini resmî kanalla doğrudan İçişleri Bakanlığına iletebilmesini amaçlayan bir ihbar platformu olduğunu dile getirdi. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerin kurumsal kanaldan toplanması hedeflendiğini ; böylece hem işlem hızının artacağını hem de delil güvenliği ve takip sorumluluğunun güçleneceğini ifade etti.</p>

<p>Yeni yıl için tek dileğim şu:<strong> "Bu yıl trafikte kimse hayatını kaybetmesin. ." </strong></p>

<p>Trafik cezalarından elde edilen gelirlerin bir kısmı trafik eğitimine ayrılsın..Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullar ile eğitim kurumlarında öğrenciler ile Halk Eğitim Merkezlerinde vatandaşlara trafik eğitimi ve kültürü dersi verilsin. .Böylece trafikte daha sakin, daha hoşgörülü bir trafik kültürü yerleşsin..</p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/trafikte-racon-kesen-magandalar-yandi/2002/</link>
<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 12:20:43 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Karayolları Otoyol Jandarma Timlerine emanet..!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ekim 2024’te kurulan Jandarma Otoyol Timleri, karayollarında yaşanabilecek her türlü olumsuz duruma karşı tek kolluk kuvveti olarak müdahale ediyor.</p>

<p>Uyguladıkları önleyici tedbirlerle sorumluluk bölgelerindeki olayları en aza indirmeyi hedefleyen Otoyol Jandarması, trafik güvenliğinin sağlanmasın yanı sıra tüm asayiş olaylarına karşı da mücadele yürütüyor.</p>

<p><strong>‘Önleyici Olma’ </strong>esasıyla hareket eden ekipler, vatandaşların can ve mal güvenliği için daima göreve hazır halde bulunuyor. 27 ilde, 3 bin 524 kilometrelik alanda yaklaşık 4 bin personelle hizmet veren Otoyol Jandarma Timleri, 27 jandarma komutanlığı, 26 karakol komutanlığı ve 3 tesis koruma takımı olmak üzere 56 ana birlikten oluşuyor.</p>

<p>Otoyol Jandarması Timleri sorumluluk bölgesindeki yol ağı ve tesislerde önleyici asayiş ve trafik hizmetleri yürütmekle birlikte meydana gelen olaylara ilk müdahaleyi yapmakla görevli olup,  Adli Asayiş Timleri meydana gelen olaylar ve trafik kazalarının soruşturmasını yürütmekle görev yürütüyorlar..</p>

<p>Motosiklet Timleri, Otoyol Jandarması Timleri ile aynı görevleri yapmakla birlikte trafiğe kapanan yollarda daha hızlı müdahale için kullanılmaktadır. Teknik Denetim ve İnceleme Timleri ise özellikle yük ve yolcu taşıyan ağır vasıtaların muayene esasları doğrultusunda denetim görevini ifa ediyorlar.</p>

<p>Otoyol Jandarma Komutanlıklarınca,  timler toplum odaklı kolluk yaklaşımı benimseyerek, vatandaşların herhangi bir trafik kazası veya asayiş olayına maruz kalmadan daha hızlı tedbirleri almak, sürücülerin ve diğer yol kullanıcılarının denetimlerini daha etkili ve hızlı bir şekilde yerine getirmek gibi caydırıcı roller üstlenmektedir. </p>

<p>Otoyol Jandarma Komutanlıklarınca, toplum odaklı kolluk yaklaşımı benimsenerek, vatandaşların herhangi bir trafik kazası veya asayiş olayına maruz kalmadan daha hızlı tedbirleri almak, sürücülerin ve diğer yol kullanıcılarının denetimlerini daha etkili ve hızlı bir şekilde yerine getirmek gibi caydırıcı roller üstlenmektedirler. </p>

<p>Geride kalan bir yıl içerisinde otoyol jandarma timleri asayiş ve trafik olaylarına yönelik faaliyetlerini kesintisiz ve etkin bir şekilde sürdürmüştür. Trafik alanında gerçekleştirilen denetim ve devriyelerle hız ihlallerinin azaltılmasına, kazaların önlenmesine ve meydana gelen trafik olaylarına hızlı müdahale edilmesine katkı sağlamıştır. Asayiş yönünden ise otoyollarda meydana gelen olaylara süratle müdahale edilerek kamu düzeninin bozulmasının önüne geçilmiş, aranan şahıs ve aranan araçlara yönelik icra edilen uygulamalarla suçla mücadelede kayda değer sonuçlar elde etmişlerdir.</p>

<p>Toplumsal huzurun sağlanmasında başarılı sonuçlar elde eden Jandarma Otoyol Timlerinin başarılı çalışmalarının devamını diliyor, yeni yılda da vatandaşların herhangi bir trafik kazası veya asayiş olayına maruz kalmadan daha hızlı tedbirleri alarak, sürücülerin ve diğer yol kullanıcılarının denetimlerini daha etkili ve hızlı bir şekilde yerine getirmek için caydırıcı roller üstleneceğine yürekten inanıyorum..</p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/karayollarinin-huzur-ve-guvenligi-otoyol-jandarma-timlerine-emanet/2001/</link>
<pubDate>Sun, 21 Dec 2025 14:20:38 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İstanbul en huzurlu ve güvenli mega kentlerden biri</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-top:10px"><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:"Arial","sans-serif""><span style="color:#222222">Toplum düzeni denilince, onu sağlamak için gece gündüz çalışanlar da var. Bunlardan biri İstanbul İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız ve ekibi mesela…</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-top:10px"><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:"Arial","sans-serif""><span style="color:#222222">Megakent İstanbul'da bu yılın ilk on (10) ayına ilişkin güncel emniyet verileri paylaşıldı.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-top:10px"><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""><span style="font-size:16.0pt"><span style="background:white"><span style="font-family:"Arial","sans-serif""><span style="color:#4f4f4f">Kararlılıkla sürdürülen çalışmalar sonucunda bu yılın 10 ayında 145 organize suç çetesi çökertildi, 1.643 şahıs yakalandı. Geçen yılın aynı dönemine göre el konulan mal varlığı 8 kat arttı. Dolayısıyla organize suç örgütleriyle anılan kurşunlama olayları da geçen yılın aynı dönemine göre % 48 azaldı. Bu örgütlerin eleman temini ve propaganda için kullandığı 1.480 sosyal medya hesabı kapatıldı.</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-top:10px"><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""><span style="font-size:16.0pt"><span style="background:white"><span style="font-family:"Arial","sans-serif""><span style="color:#4f4f4f">Toplum sağlığını tehdit eden, aynı zamanda terörizme finansman sağlayan Kaçakçılıkla Mücadele. Bu yılın ilk on ayında; geçen yılın aynı dönemine göre operasyon sayısı  % 21 arttı. Böylelikle sahte ve kaçak ürünlerin piyasaya sürülmesi engellendi. 2 milyar TL’ye yakın vergi kaybı önlendi. </span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:16.0pt"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial","sans-serif""><span style="color:#4f4f4f">İmal ve ticarete yönelik 9 bin 459 operasyon yapıldı. Ele geçirilen uyuşturucu hap miktarı geçen yılın aynı dönemine göre iki katına çıktı, kenevir miktarı ise üç katını aştı. </span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:16.0pt"><span style="background:white"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial","sans-serif""><span style="color:#4f4f4f">Megakentte trafikte çok zaman kaybedilmemesi ve güvenli bir şekilde seyahat edilmesi amacıyla, her geçen gün artan denetimler sayesinde 2025 yılının ilk 10 ayında geçen yılın aynı dönemine göre ölümlü kaza sayısı % 18 azaldı. Can kaybı % 20 oranında düştü. Yaya can kaybı %13 azaldı. Motosiklet kazalarında ise can kaybı % 23 düştü. </span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-top:10px"><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:"Arial","sans-serif""><span style="color:#222222">Megakent İstanbul'un dünyanın en güvenli şehirlerinden biri olduğu, emniyet verilerinin de bunu ortaya koyduğu görüldü.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-top:10px"><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:"Arial","sans-serif""><span style="color:#222222">Asayiş, terörle, narkotik ve kaçakçılıkla mücadele kadar önemli bir diğer konu da trafik..Ben de gazeteci kimliğimle polis ekiplerinin çalışmaları ile trafik denetimlerini yakından takip ediyorum.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-top:10px"><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:"Arial","sans-serif""><span style="color:#222222">İstanbul, Türkiye’nin en kalabalık şehri. Dolayısıyla en çok aracın bulunduğu şehir. Böylesi büyük bir hareketliliğe sahip şehrin  her noktasında trafik denetimleri ve önlemleri artırarak devam ettiriliyor. Denetimlerin amacı trafik kazalarını önlemek, güvenli bir ulaşım sağlamak, halkın can ve mal güvenliğini korumak. Alınan trafik tedbirleri sayesinde ölümlü kaza ve can kaybı sayıları düşmeye devam ediyor.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-top:10px"><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:"Arial","sans-serif""><span style="color:#222222">Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürü Tunay Başarık ve ekibini de bu yüzden yürekten tebrik etmek isterim.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-top:10px"><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:"Arial","sans-serif""><span style="color:#222222">İstanbul'da uygulama noktalarında durdurulan her araç sürücülerine trafik ekiplerinde görevli polisler saygı dolu bir tavır sergiliyorlar. Hatalı sürücüler bile bu üslup nedeniyle tek kelime etmiyor. Çünkü ceza bile doğru üslupla verildiğinde saygı doğuruyor. </span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-top:10px"><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:"Arial","sans-serif""><span style="color:#222222">Ülkemizin kalbi olan İstanbul’un huzuru, Türkiye’mizin huzurudur anlayışıyla Emniyet, Jandarma ve  Sahil Güvenlik teşkilatlarının görevli mensupları yılın 365 günü sahada, görevlerinin başındalar.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-top:10px"><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:"Arial","sans-serif""><span style="color:#222222">İstanbul halkının hak ve hukukunu korumak, can ve mal güvenliğini sağlamak için her alanda mücadeleye kesintisiz devam ediyorlar.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-top:10px"><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:"Arial","sans-serif""><span style="color:#222222">Bu, sosyal medya gösterisi değil, gerçek mücadele, gerçek bir ekip işi.. Toplum huzuru için gece gündüz demeden çalışarak İstanbul’u Dünyanın en güvenli megakentlerinden biri olmasını sağlayan  İstanbul İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız ve ekibini yürekten kutluyorum. Görevlerinde kolaylıklar ve başarılar diliyorum</span></span></span><span style="font-family:"Arial","sans-serif""><span style="color:#222222">.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"> </p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/istanbul-en-huzurlu-ve-guvenli-mega-kentlerden-biri/2000/</link>
<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 22:13:52 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Umudun Taksite Bağlandığı Ülke ..! </title>
<content:encoded><![CDATA[<h2> </h2>

<p>Vatandaş maaşını değil, umudunu da 12 taksite bölmüş durumda.</p>

<p>Borç ekonomisi, geçim sıkıntısı ve toplumsal yorgunluk artık hayatın gerçeği.</p>

<p>Artık kredi kartı olmadan alışveriş yapmak neredeyse imkânsız.<br />
İhtiyaçlar değil, taksit sayısı belirliyor hayatı.<br />
Eskiden umut bedavaydı; şimdi o da faizli.<br />
Herkes borç içinde ama kimse fakir olduğunu kabul etmiyor.<br />
Çünkü yoksulluk değil, gösterememek ayıp sayılıyor.</p>

<p>Bankalar duaları satıyor gibi kredi veriyor :<br />
<strong>“İster tatilini, ister düğününü taksitlendir..!”</strong><br />
Yani umut bile artık POS cihazına bağlı yaşıyor.</p>

<p>Toplumun yarısı krediyle nefes alıyor,<br />
diğer yarısı o borçların faiziyle zenginleşiyor.<br />
Bir ülkede umut taksitle satılıyorsa, geleceğin fiyatı çoktan belirlenmiş demektir.</p>

<p>Gelecek planlamak lüks,<br />
geçim sağlamak ise her gün bir sınav.<br />
Umudunu bölüştürüp ay sonuna taksitliyorsun ;<br />
bu ülkede hayaller artık kredi sözleşmesine bağlı..!</p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/umudun-taksite-baglandigi-ulke/1999/</link>
<pubDate>Mon, 03 Nov 2025 15:12:17 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İstanbul'da Nefes Almak: Valizinle Gel, Hayatına Başla</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">İstanbul'da Nefes Almak: Valizinle Gel, Hayatına Başla</span></span></b></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Zamanın hem delice aktığı hem de Boğaz’a karşı bir fincan çayla yavaşlayabildiği, tuhaf bir dengeye sahip bu şehir kimin hayallerini süslememiştir ki? İstanbul… Burası, her gelenin kafasında yüzlerce soru işaretiyle karşıladığı devasa bir bilmece: "Nerede kalacağım? Nasıl yerleşeceğim? Ya sadece birkaç ay kalacaksam?" Ne zor sorular değil mi?</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Bu sorular, beni de yormuştu. Geleneksel kira sözleşmeleri, uzun vadeli taahhütler ve o bitmek bilmeyen eşya taşıma/kurma çilesi... Bütün bunlar, maalesef İstanbul'un o eşsiz enerjisini deneyimlemeden önce beni tüketiyordu. İşte tam bu karmaşanın ortasında, </span></span><span style="font-size:12.0pt"><a href="https://www.theblueground.com/tr/furnished-apartments-istanbul-turkey"><b><span style="color:#1155cc">İstanbul’da</span></b><span style="color:#1155cc"> <b>aylık daireler</b> </span></a><span style="color:black">kavramıyla tanıştım. Bu, benim için sadece bir konaklama biçimi değil; ilginç ki <b>modern yaşamın bize sunduğu en büyük özgürlük vaadi</b> olabilir.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Esnek Yaşam Felsefesi: Neden Aylık Daire Bir Zorunluluktur?</span></span></b></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Modern ve hızlı dünyada artık kimse kendini beş yıllık bir kontrata zincirlemek istemiyor. Her şey bir devinim halinde ve kariyerlerimiz mobil, projelerimiz geçici, hayatımız dinamik işliyor. Bu tempoda, otelin "geçici" hissiyle evimin "kalıcı" sıcaklığı arasında bir dengeye ihtiyacımız olduğu da kaçınılmaz bir gerçekti. Bu açıdan baktığımızda İstanbul’da aylık daireler tam da bu ihtiyaca cevap veriyor.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Bu sistemin en güzel tarafı, <b>"hazır yaşam alanı"</b> sunması. Bir düşünün: Valizinizle kapıdan giriyorsunuz ve içeride her şey sizi bekliyor. Mobilya mı? En şık ve konforlu olanı seçilmiş. İnternet mi? Yüksek hızlı Wi-Fi zaten açık. Mutfak mı? Yemek pişirmek için gereken her araç gereç yerli yerinde. Size sadece valizinizi yerleştirmek ve kahve demlemek kalıyor.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Bu ilginç ev modeli, özellikle benim gibi Blueground tarzı profesyonel sistemleri deneyimleyenler için bir devrimdi. Kiralama, faturalar, aidatlar, hepsini ayrı ayrı ödemek ne de zor bir iş değil mi? Fakat bu sistemde hepsi tek bir tıkla hallediliyor. Artık ben, bu şekilde şehrin tadını çıkarmaya, işime odaklanmaya veya sadece dinlenmeye zaman ayırabiliyorum. Otel konforunda bir evde yaşıyorum, ama otel fiyatı ödemiyorum. Çok havalı değil mi bence öyle. </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Konum Seçimi: İstanbul'un Ruhu Sizi Nereye Çekiyor?</span></span></b></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">İstanbul’un nüfusunu, farklılıklarını, insanlarını düşününce herkese hitap ettiği bir yer olmalı diye düşünüyor insan. Nitekim öyle de. İstanbul'da "doğru yer" diye bir şey yok "sizin için doğru olan yer" vardır. Yani keyfinize, gelirinize ve tarzınıza göre mutlaka bir yer bulursunuz. İstanbul’da aylık daire kiralarken, bu esnekliği kullanarak ruh halinize en uygun semti seçebilirsiniz.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Gelin şimdi neresi kim için uygun bir bakalım. Eğer hayatınızın merkezi <b>iş ve hız</b> ise, benim favorim her zaman <b>Levent, Maslak ve Gayrettepe</b> üçgeni oldu. Hem de ulaşım imkanının olması büyük nimet. </span></span><span style="font-size:12.0pt"><strong><a href="https://www.turkiyehaberajansi.com/istanbul-da-bazi-yollar-pazar-gunu-trafige-kapatilacak/130517/"><span style="color:#1155cc">Ulaşımla ilgili bazı farklı uygulamalar da bu yüzden hayata geçiyor. </span></a></strong><span style="color:black">Metroya üç dakika, toplantıya beş dakika. Şık rezidanslarda yaşayıp, trafikte zaman kaybetmek istemeyen profesyonellerin sığınağı neresi olmalıdır derseniz. Bu bölgeden başka bir yer öneremem. </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Yok, eğer <b>kültür, sanat ve gece hayatı</b> sizin önceliğinizse, <b>Cihangir, Karaköy ve Galata</b>'nın dar sokakları ve Boğaz manzaralı kafeleri sizi çağırır. Burada her sabah bir hikâyeye uyanırsınız. Bazen de kendi hikayenizi yazarsınız. </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Biraz daha <b>sakinlik, sahil ve mahalle sıcaklığı</b> arayanlar için ise <b>Kadıköy, Moda ve Fenerbahçe</b> tarafı biçilmiş kaftandır. Orada hayat, vapurun ritmiyle akar. Bir gider bir gelirsiniz, vapur sizi nereye götürürse.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Aslına bakarsanız, aylık daire kiralarken yaptığınız seçim, o ay boyunca sizin ruh halinizi belirleyecek en önemli kararınızdır. Ulaşım, güvenlik ve markete yakınlık; bunlar bir lüks değil, <b>İstanbul’da yaşamanın temel gereksinimleridir. </b></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Kimler İçin İdeal? Hareketli Bir Şehrin Esnek Çözümü</span></span></b></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">İstanbul’da aylık dairelerin cazibesi, geniş bir kullanıcı kitlesini kapsıyor. Geleneksel dairelere alternatif bu yeni ev konsepti özellikle hayatlarında bir geçiş aşamasında olanlar için bir can simididir:</span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="line-height:normal"><span style="tab-stops:list 36.0pt"><span style="vertical-align:baseline"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b><span style="font-size:12.0pt">Şehre Yeni Gelen Yabancılar:</span></b><span style="font-size:12.0pt"> Kalıcı bir ev bulmadan önce ayaklarını yere sağlam basmak isteyenler işte tam gruptadır ve bu tür evler tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek niteliktedir. </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="line-height:normal"><span style="tab-stops:list 36.0pt"><span style="vertical-align:baseline"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b><span style="font-size:12.0pt">Freelance ve Dijital Göçebeler:</span></b><span style="font-size:12.0pt"> Yüksek hızlı internet ve sessiz bir çalışma köşesi arayanlar ve internet süreçleriyle uğraşmak istemeyenler için iyi bir alternatiftir.</span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="line-height:normal"><span style="tab-stops:list 36.0pt"><span style="vertical-align:baseline"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b><span style="font-size:12.0pt">Akademisyenler ve Öğrenciler:</span></b><span style="font-size:12.0pt"> Dönemlik projeler veya yaz okulları için pratik konaklama arayanlar bu evleri artık tercih edebilirler. </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="line-height:normal"><span style="tab-stops:list 36.0pt"><span style="vertical-align:baseline"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b><span style="font-size:12.0pt">Taşınma Sürecindeki Aileler:</span></b><span style="font-size:12.0pt"> Yeni evlerinin tadilatı bitene kadar stressiz bir ara çözüm arayanlar için hem kısa bir tatil hem de evlerine yerleşmeden evvel kısa bir ara olabilir.</span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Biliyoruz ki hepimizin ortak noktası, <b>minimum zahmetle maksimum verim</b> elde etmek. Otellerin bu samimiyeti vermediğini biliyoruz, geleneksel kiralama ise bu kadar esnek değildir. Öte yandan, aylık daireler ise tam ortadadır ve ideal dengeyi kuran tek seçenektir. </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Bütçe ve Şeffaflık: Gizli Maliyetlere Son</span></span></b></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Aylık kiralık dairelerin fiyatları, semt, manzara ve dairenin büyüklüğüne göre elbette değişiyor. Boğaz manzarası tabii mi her zaman bir primdir, merkezi metro duraklarına yakınlık da öyledir. Ancak buradaki en büyük ekonomik avantaj, <b>şeffaflıktır.</b> Genellikle kira bedeline faturalar (elektrik, su, internet, aidat) dahil edilir. Bu ne demek? Demek ki, kirayı ödediğinizde başka hiçbir sürpriz maliyetle karşılaşmıyorsunuz. Kısa süreli otel konaklamasının günlük maliyetiyle karşılaştırıldığında, aylık daireler <b>kesinlikle daha akılcı ve ekonomiktir.</b> Uzun süreli konaklamada ise genellikle indirim alarak maliyeti daha da düşürebilirsiniz.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Otelden Eve Geçiş: Yaşamın O Samimi Anları</span></span></b></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Uzun süreli konaklama gerektiren süreçlerde otelde kalmak bir süre sonra yorucudur. Kendinize ait bir yer yoktur. Oysa aylık kiralık dairede <b>gerçekten bir evde yaşıyorsunuz. </b>Kendi mutfağınızda kahvenizi demliyor, o günkü modunuza göre çalışma masanızı düzenliyor, akşam yemeğinizi istediğiniz gibi pişiriyorsunuz.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Bu samimiyet ve özerklik, İstanbul gibi büyük bir şehirde ruh sağlığınızı korumanın anahtarıdır. Şehir dışarıda ne kadar kaotik olursa olsun, kapıyı kapattığınız an <b>size ait, düzenli ve huzurlu bir sığınağınız</b> var anlamına gelir. </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Sözleşme ve Güven: İlk Adımlar</span></span></b></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Aylık daire kiralamanın kolaylığına rağmen, </span></span><span style="font-size:12.0pt"><a href="https://www.axasigorta.com.tr/blog/ev-kiralarken-dikkat-edilmesi-gerekenler"><span style="color:#1155cc">bazı detaylara dikkat etmek gerekir.</span></a><span style="color:black"> Ben her zaman <b>güvenilir, profesyonel platformlar</b> üzerinden kiralamayı tercih ettim. Bu, hem sözleşme koşullarının şeffaflığını hem de olası bir teknik sorunda alacağım hızlı desteği garanti altına alıyor.</span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="line-height:normal"><span style="tab-stops:list 36.0pt"><span style="vertical-align:baseline"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b><span style="font-size:12.0pt">Sözleşme Süresi:</span></b><span style="font-size:12.0pt"> Tam olarak kaç gün/ay kalacağınızı netleştirin. Bu çok önemli.</span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="line-height:normal"><span style="tab-stops:list 36.0pt"><span style="vertical-align:baseline"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b><span style="font-size:12.0pt">Faturalar:</span></b><span style="font-size:12.0pt"> Kira bedeline nelerin dahil olduğunu mutlaka yazılı olarak teyit edin. Ekstra masraflar sonradan karşınıza çıksın istemeyiz. </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="color:black"><span style="line-height:normal"><span style="tab-stops:list 36.0pt"><span style="vertical-align:baseline"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b><span style="font-size:12.0pt">Depozito İadesi:</span></b><span style="font-size:12.0pt"> Şartları ve zaman çizelgesini öğrenin. Burası da çok önemli.</span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Bu küçük adımlar, İstanbul maceranızın sorunsuz başlamasını sağlar.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Özgürlük, Konfor ve Yeni Bir Başlangıç</span></span></b></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">İstanbul’da aylık daireler, sadece bir konut piyasası trendi değil, modern insanın <b>esneklik ve konfor</b> arayışının bir cevabıdır. Artık bir şehri keşfetmek için taahhüt altına girmenize gerek yoktur böylece. </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Bu modern ev sistemi, size zamanı geri kazandırıyor. Mobilya, faturalar, nakliye... Bütün bu angaryaları bir kenara bırakın. Tek yapmanız gereken, valizinizi alıp gelmek ve o ay boyunca <b>İstanbul’un hangi yüzünü görmek istediğinize</b> karar vermek.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">İster bir ay, ister altı ay... Eviniz hazır, konumunuz ideal. İstanbul, sizi, en stressiz ve en konforlu halinizle karşılamaya hazır. Size düşen tek şey, bu eşsiz şehrin tadını çıkarmak.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black"><strong>Fotoğraf Kaynağı: </strong>https://pixabay.com/tr/photos/mart%C4%B1-blue-mosque-istanbul-990930/ </span></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Misafir KALEM</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/misafir-kalem/istanbul-da-nefes-almak-valizinle-gel-hayatina-basla/1998/</link>
<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 22:46:59 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> Vatandaşlara Yönelik Yeni İhbar Hattı Yolda..!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px;"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İçişleri Bakanlığı'nın  yeni çalışmalarını gazetecilere paylaştı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:20px;"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Gazetecilere bakanlığın yeni çalışmalarını anlatırken,  vatandaşların sokaktaki asayiş suçları ile trafikteki kural ihlallerini bildirebileceği <strong>“Gereği Yapıldı”</strong> isimli bir mobil aplikasyon geliştirdiklerini söyledi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:20px;"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""><span style="background:white">Bakan Yerlikaya,  göreve geldiğinden beri yakın dönemde,  trafikte drift atanlar, tehlikeli şerit ihlale yapanlar, şoför kavgaları, usulsüz çakarlı araç kullanımı gibi ciddi suçlara ilişkin görüntüler sosyal medyadan paylaşılmaya başlanmıştı. İçişleri Bakanlığı, bu görüntüleri inceleyerek yasal işlem yapıyor ve yine sosyal medyadan <strong>"Gereği yapıldı"</strong> diye paylaşıyordu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:20px;"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""><strong><span style="background:white">“Gereği Yapıldı”</span></strong><span style="background:white"> isimli bir mobil uygulamasının  amacının hiçbir suçun cezasız kalmaması olduğunu  belirten </span></span></span><span style="font-size:20px;"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bakan Yerlikaya, <strong>"Burada amaç şu, devlet kolluk ile beraber önlemek, yakalamak ve adalete teslim etmekle ilgili İçişleri Bakanlığı çalışıyor, kolluk görevini yapıyor, milletimiz de bunu bilsin diyoruz. Bunu yapınca, böyle bir hataya daha az rastlanır bir ortam, daha huzurlu bir ortam oluşturmak istiyoruz. Aplikasyonumuz iki bölümde, asayiş ve trafik ile ilgili gördüğünü bize çekecek ve gönderecek.”</strong> ifadelerini kullandı..</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px;"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bakan Yerlikaya'nın bu açıklaması, vatandaşların trafik veya çevrelerinde gördüğü suç oluşturan eylemlerin ihbarı için önemli.. Bu tür suçları sosyal medyadan paylaşan vatandaşlar şimdiden doğrudan bu uygulama ile İçişleri Bakanlığı'na ulaşacak. </span></span></p>

<p><span style="font-size:20px;"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">İhbar da bulunmak isteyen vatandaşların <strong>"Gereği yapıldı"</strong> uygulamasını mobil cihazlara indirmesi yeterli olacak. Bu şekilde gerçek kişiler ihbar da bulunacak ve kimlikleri de gizli tutulacak. Bu durum, yasalara aykırı davrananlar için de caydırıcı olacak. Aynı zamanda gereksiz ihbarın da önüne geçilecek. Çekilen görüntü veya resim bu uygulama ile anında bakanlığa ulaşacak. </span></span></p>

<p><span style="font-size:20px;"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Vatandaşlarımızın  sokaktaki asayiş suçları ile trafikteki kural ihlallerini bildirebileceği <strong>“Gereği Yapıldı”</strong> isimli bu mobil aplikasyon yani yeni ihbar hattı <strong>" Hayırlı Olsun..! "</strong> </span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/vatandaslara-yonelik-yeni-ihbar-hatti-yolda/1997/</link>
<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 15:15:01 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BEKLENTİLERLE GERÇEKLER ARASINDA SIKIŞMAK</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><b><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%">BEKLENTİLERLE GERÇEKLER ARASINDA SIKIŞMAK</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%">Bazen hayallerinle yaşadıkların arasında dağlar kadar fark olur ve sen iki nokta arasında kalırsın. Ne ileriye gidebilir ne de geri dönebilirsin. Çünkü bir yanın hâlâ umut ederken, diğer yanın çoktan yorulmuştur.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%"> Beklentiler güzel görünür; bir başarıya, bir yuvaya, bir sevgiye dair kurulan cümleler hep ışıltılıdır. Gerçekler ise çoğu zaman sessizdir. Bağırmazlar, alkış istemezler. Sadece gelirler ve kalbinin tam ortasına otururlar.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%"> İnsan kendini bazen bu iki his arasında sıkışmış bulur: Bir tarafta başkalarının senin için çizdiği yollar, diğer tarafta ise senin bile hâlâ çözemediğin “SEN”…</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%">Çevrendekiler senden güçlü olmanı bekler. Ailen ise düzgün bir hayat, sevdiğin ise hep anlayışlı olmanı… </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%">Sen ise sadece uyum sağlamak değil, biraz da anlaşılmak istersin aslında.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%">Çoğu zaman insanların beklentilerini karşılamaya çalışırken, gerçek hâlini askıya alırsın. Bir rol gibi yaşarsın hayatını. Sana dair olanı ertelersin her defasında. Beklentilerle gerçekler arasında sıkışıp kalırsın.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%">En çok da kendine yabancılaşırsın. Çevrendekilerden gelen yansımaları yaşamaya başlarsın. Öyle zaman gelir ki neyi istemediğini, neye gerçekten “evet” dediğini bile hatırlayamazsın.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%">İçindeki ses hiç susmaz. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%">Kimi zaman bir sabah uyanınca, kimi zaman bir şarkının notalarında, kimi zaman da bir kahkahanın sustuğu anda fısıldar kulağına:</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%">Sen kimin istediği gibi yaşıyorsun? Ve bu yaşamda gerçekten sen var mısın? Yoksa yalnızca görevlerin, sorumlulukların,  beklentilere verdiğin cevaplar mı yaşıyor senin yerine? Kendinle en son ne zaman karşı karşıya geldin? Hiç düşündün mü aynaya sadece yüzünü görmek için değil içindeki yorgunluğu kabul etmek için ne zaman baktın?</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%">Belki de en çok orada kaybettik kendimizi…</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%">Herkese yetişmeye çalışırken, kendimize geç kaldık. Beklentilere çare olmaya uğraşırken, içimizde ki gerçekleri sessizce süpürdük. Ve bu role öyle alıştık ki..</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%">Zamanla kendimizi bile inandırdık bu halin gerçek olduğuna. Evet, çoğumuz beklentilere göre yaşıyoruz.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%"> Ama unutmamalıyız;</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%"> Gerçek, her zaman kendini bekliyor. Ve kendine Doğru atılan her adım, hayata atılan en doğru adımdır. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%">Çünkü bir gün herkes senden ne istediğini unutabilir,</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%">Ama sen ne hissettiğini hep hatırlarsın.</span></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Özlem ARTOKSİ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/ozlem-artoksi/beklentilerle-gercekler-arasinda-sikismak/1996/</link>
<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 01:21:19 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Geçinemeyen Emekli İŞKUR Müdavimi Oldu..!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, bir avuç yandaş hariç, herkes için düşük gelirliler ülkesi oldu. Geçim zorluğunu en derinden hisseden grup ise emekliler. Yıllarca çalışarak emekliliği hak eden yurttaşlar, geçim sıkıntısı nedeniyle yeniden iş aramak zorunda kalıyor.</p>

<p>Artan hayat pahalılığı ve yetersiz emekli maaşları, milyonlarca kişiyi İŞKUR’a yönlendiriyor.</p>

<p>SGK verileri emeklilerin çalışmaya mecbur bırakıldığını ortaya koyuyor. Haziran ayı itibarıyla sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalışan emekli sayısı 2 milyon 156 bin 30’a çıktı. Bu grubun 231 bin 842’sini kadınlar oluşturdu. Böylece her 100 emekliden en az 18’i kayıtlı olarak çalışmaya devam ediyor. Kayıt dışı çalışan emeklilerin sayısı ise bilinmiyor.</p>

<p>Ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte, emekliler için <strong>“huzurlu yaşlılık” </strong>hayali giderek zorlaşıyor. Çalışma hayatından emekli olmuş binlerce yurttaş, bugün yeniden işsizlik kuyruğunda yer almak zorunda kalıyor.</p>

<p>İŞKUR’un ağustos verilerinde, iş arayan kayıtlı işsiz sayısı 2 milyon 301 bin 551’e ulaştı. Bu kişilerin yüzde 47,6’sı erkek, yüzde 52,4’ü kadın, yüzde 21,4’ü ise 15-24 yaş grubundaki gençlerden oluşuyor.</p>

<p>İşsizlik toplumu esir alıyor.</p>

<p>Öte yandan, hükümet yaşanan ekonomik krizin derinleşmesi nedeniyle geçim sıkıntısı yüzünden çalışmak zorunda olan emekli olan yurttaşlar için yeni önlemler aldığını kamuoyuna duyurdu.</p>

<p>Bu önlemler arasında, Orta Vadeli Program kapsamında Bireysel Emeklilik Sistemi’nin (BES), Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi’ne (TES) dönüştürülmesi planlanıyor. Sistem, işçi ve işverenden yapılacak kesintilerle yürütülecek ve emeklilere destekleyici gelir sağlamayı hedefliyor.</p>

<p>Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi’nde işçi ve işverenden yapılacak kesintilere yüzde 30 devlet katkısı eklenecek. Sistem 2026’nın ikinci çeyreğinde devreye alınacak.</p>

<p data-end="1141" data-start="896">Katılımın zorunlu olacağı sistemde, çalışanların ödedikleri primleri kullanabilmeleri için en az 10 yıl sistemde kalmaları gerekecek. Emeklilik yaşı kadınlarda 58, erkeklerde 60 olarak uygulanacak.</p>

<p data-end="1383" data-start="1143">İşçi ve işverenden yapılacak kesintilere yüzde 30 devlet katkısı da eklenecek. Daha önceki programda yüzde 3 olarak öngörülen kesinti oranı için ise yeni düzenlemede henüz net bir rakam açıklanmadı.</p>

<p data-end="1383" data-start="1143">Umarım, bu önlemler hayata geçirilirse bizim emekli yurttaşlarımız da Avrupa ülkelerinde yaşayan emekliler gibi geçim sıkıntısı çekmeksizin huzurlu ve mutlu bir yaşam sürerler..</p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/gecinemeyen-emekli-iskur-mudavimi-oldu/1995/</link>
<pubDate>Fri, 12 Sep 2025 11:48:52 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Memur emeklisine gelince seyyanen zam yok..!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Memur ve memur emeklilerine 2026-2027 yıllarında yapılacak ücret artışı konusunda hükümetle sendikalar anlaşamadı.</p>

<p>Anlaşmaları da mümkün değildi.</p>

<p>İktidarın önerdiği ücret artışı ile sendikaların talepleri arasında dağlar kadar fark vardı.</p>

<p>Uzlaşma sağlanamayınca konu Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na gitti.</p>

<p>Hakem Kurulu’nda da iktidar temsilcileri çoğunlukta olduğu için çıkacak kararın sendikaların beklentisinden çok iktidarın önerdiği rakamlara yakın olması bekleniyor.</p>

<p>İktidarın sendikalara yaptığı son teklif; 2026 yılı için ilk altı ay yüzde 11, ikinci altı ay yüzde 7, 2027 yılı için ilk altı ay yüzde 4, ikinci altı ay yüzde 4 oranında artış ve 1.000 TL taban aylığı artış içeriyordu.</p>

<p>Memur-Sen’in talebi ise 2026 başında 10.000 TL taban aylığa zam artı yüzde 10 refah payı olmak üzere birinci altı ay yüzde 25, ikinci altı ay yüzde 20 zam.</p>

<p>2027 başında ise 7.500 TL taban aylığa zam olmak üzere birinci altı ay yüzde 20, ikinci altı ay yüzde 15 artış yapılmasıydı.</p>

<p>İktidarın memur ve memur emeklileri için önerdiği ücret artışı TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranının bile çok altında.</p>

<p>TÜİK’e göre yıllık enflasyon yüzde 33 oranında. Buna karşın iktidarın yaptığı öneri memur ve memur emeklilerinin aylıklarına ortalama yüzde 16 artış yapılması.</p>

<p>ENAG’ın araştırmasına göre ise yıllık enflasyon yüzde 65 düzeyinde. İktidarın önerisi ENAG’ın enflasyon oranının yanından bile geçmiyor.</p>

<p>Gıda fiyatlarının, Türkiye’nin enflasyon sarmalına sürüklendiği Eylül 2021’den Ağustos 2025’e kadar yüzde bin 313 oranında arttı..</p>

<p>Bu rakamlar karşısında iktidarın önerisinin yetersizliği çok açık..!</p>

<p>Sayıları 6,5 milyona varan memur ve memur emeklilerine teklif edilen düşük zam oranlarının gerekçesi; ‘bütçede yeterli kaynak olmaması, kamu harcamalarında tasarrufa gidilmesi, enflasyonla mücadele için ücret artışları sınırlanıp tüketim ve harcamaların kısılması’ olarak açıklanıyor. Ancak milyonlarca memur ve emekliden esirgenen bütçe olanakları ve kamu kaynakları Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in üç yıldır yayınladığı tasarruf genelgelerine rağmen taşıttan sosyal tesislere, kırtasiyeden haberleşmeye, bina ve taşıt kiralamadan, temsil ve ağırlamaya kadar tüm kalemlerde misliyle artmış durumda.</p>

<p>Kamuda çalışan milyonlarca memur, işçi, sözleşmeli personel, geçici personel vb. çalışanlara ödenen maaş, mesai, tazminat, ek ödenek vb. adlar altındaki ödemelerin toplam tutarı temmuz sonunda 2 trilyon 69 milyar lira olurken, bu kalemde geçen yıla kıyasla gerçekleşen artış yüzde 35 ve mevcut enflasyonla başa baş düzeyde. Bu da kamudaki işçi ve memur ücretlerine ayrılan kaynağın enflasyonla aynı düzeyde arttığını, iddia edildiği gibi ücret ve maaş zamlarının enflasyonu artırmadığı gibi bütçe üzerinde de fazla bir yük oluşturmadığını ortaya koyuyor.</p>

<p>Temmuz ayı sonunda yüzde 86 artışla 1,2 trilyon lirayı aşan yedi aylık faiz ödemesi, kamudaki milyonlarca memur, işçi, sözleşmeli personele ödenen maaşların yüzde 50’sinden fazla.  Dolayısıyla kamuda tüketim, israf ve şatafattan, kiralık lüks makam araçları, kiralık görkemli kamu binalarından ve trilyonlarca liralık faiz harcamasından tasarruf yerine memur maaşından tasarruf edilmesi, iktidarın tercih ve önceliklerini gösteriyor.</p>

<p>Hazine kaynaklarını, döviz üzerinden geçiş garantisi, yolcu garantisi verdiği; yol, köprü, havaalanı müteahhitlerine aktarıyor. 2044 yılına kadar da ödeme garantisi veriyor.</p>

<p>Köprülerden geçen araç sayısı tahmin edilenden az olursa aradaki farkı yine Hazine müteahhide ödüyor.</p>

<p>İktidarın etrafında kümelenen şirketler için her durumda kaynak bulan iktidar sıra emekçiye, emekliye gelince kaynak bulamıyor.</p>

<p>Memurlara 2023 yılında 8 bin 77 lira seyyanen zam verilmişti. Ancak bu zamdan memur emeklileri yararlanamamış ve çalışırken aldıkları maaşla emekli olduklarında aldıkları maaş arasında fark oluşmuştu.</p>

<p>Memurlara verilen 8 bin 77 liralık seyyanen zamma her 6 ayda bir memur maaşına zam oranında bir artış yapılıyor. 2025 temmuz ayından geçerli olmak üzere seyyanen zam tutarı şu anda 18 bin 600 liraya yükselmiş durumda. .Ancak memur emeklileri Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu  seyyanen zam tutarından  yararlanamıyor. Halen  yaklaşık 2 milyon 500 bin memur emeklisi seyyanen zam mağduru..</p>

<p>Emekliliği gelen memurlar da seyyanen zammı emekli olduklarında alamayacakları için çalışırken aldıkları maaşlarından çok daha düşük emekli maaşı alıyor.</p>

<p>İktidar ayrıca emekçilerin anayasal haklarını kullanmalarına da izin vermiyor. Sendikalar grev kararı alıyor ancak hükümet grevi yasaklıyor, uygulatmıyor.</p>

<p>İktidar bu tavrıyla bir kez daha emekten, emekçiden, emekliden değil sermayeden yana olduğunu gösterdi.</p>

<p>İktidarın bu tercihi 23 yıldır değişmedi.</p>

<p>Emekçiler de emekliler de artık bunun farkında..</p>

<p>O yüzden emeklilerin kahir ekseriyeti demokrasinin gereği olarak bir an önce erken seçim kararı alınarak sandığın gelmesini sabırsızlıkla beklediklerini dile getiriyorlar..!</p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/memur-ve-emeklisine-gelince-para-yok/1994/</link>
<pubDate>Mon, 25 Aug 2025 11:02:21 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Vedası Olmayan Ayrılık: Ölüm</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><b><span style="font-size:14.0pt">Vedası Olmayan Ayrılık: Ölüm</span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">İnsan sevdiğinden ayrılırken bir şekilde veda eder. “Hoşça kal” der, “Kendine iyi bak,” der, “Görüşürüz,” der… Bir bakışla, bir sarılışla, bir kelimeyle vedasını tamamlar. Ama ölüm…</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt"> Ölüm öyle bir ayrılıktır ki, insanın içini parçalar, geri dönüşü yoktur. Vedası yoktur.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Sevdiklerimizin bazılarını kaybettiğimizde hep aynı cümleler döner dilimizde: “Keşke son kez görebilseydim.” “Keşke son bir kez sarılsaydım.” “Keşke son bir kez söyleyebilseydim ne kadar sevdiğimi.” Ama artık çok geçtir. Sarılamadığın, öpemediğin, söyleyemediğin her şey, içini yakar kavurur.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Sanki zaman o anda durur.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Ve bir şeyler hep eksik kalır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">İşte o zaman anlarız ki, ölümle gelen ayrılığın hiçbir hazırlığı yoktur. Ne son bir bakışa, ne son bir sarılışa, ne de son bir söze fırsat verir. Ölüm, soğuk yüzünü hiç beklemediğin anda gösterir. Ve sen, bir anda hayatı bambaşka bir yerden görmeye başlarsın.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Aklınla bilmek başka, yüreğinle hissetmek bambaşkadır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Ölümün hayattaki en keskin gerçek olduğunu işte o an anlarsın.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Oturursun eski fotoğrafların başına… Sevdiklerinin o gülen yüzleri birer kağıt parçasına sıkışıp kalmıştır artık.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Seslerini hatırlamak için zorlarsın kendini, konuşmalarını kafanda tekrar tekrar canlandırırsın.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Kokularını duyabilmek için burnuna çektiğin havanın bile farkında olmazsın.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Ve zamanla, daha da büyük bir korku sarar içini: Unutmak korkusu…</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Anıların silinmesinden, yüzlerinin hafızandan kaybolmasından korkarsın.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Ve işte, ölümün vedasız oluşu, en çok da bu yüzden canını yakar.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Hani insanlar der ya, “Zamanla geçer.”</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Hayır… Geçmiyor.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Sadece alışıyormuşsun gibi yapıyorsun.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Konuşuyorsun, gülüyorsun, yiyorsun, çalışıyorsun…</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Ama içindeki boşluk hep orada duruyor.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Bir yanın eksik.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Kimse bilmez, kimse görmez. Ama sen, her adımında hissedersin.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Mutlu olduğun anlarda bile, içindeki yas, o görünmeyen yangın hâlâ devam eder.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Ne su söndürebilir o yangını, ne zaman dindirir o acıyı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Bir şarkı çalar, bir koku gelir burnuna, bir anı fısıldanır kulağına… ve  tüm acı, ilk günkü gibi saplanır kalbine.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">O an anlarsın ki, zaman sadece günleri değiştiriyor.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Ama acıyı, asla silemiyor.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Güçlenirsin zamanla, evet.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Ayağa kalkmayı öğrenirsin.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Hayata devam etmeyi öğrenirsin.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Ama bu, acıyı unuttuğun anlamına gelmez.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Çünkü unutulmaz.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Ve geçmez.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Sadece görünmeyen o yarayla yaşamayı öğrenirsin.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Ölüm, bir son gibi duruyor dışarıdan bakınca.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Ama belki de sadece başka bir başlangıçtır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Bizim bilmediğimiz, göremediğimiz bir yerde, başka bir yaşamın sessiz kapısıdır belki. Bunu düşünmek, insanı az da olsa avutur bazen.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Ve her gün, her nefeste, içimizden bir ses sessizce fısıldar:</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">“Keşke vedalar olsaydı… </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:14.0pt">Keşke son bir kez sarılabilseydik…</span></span></span></span></p>

<div id="gtx-trans" style="position: absolute; left: -31px; top: 44px;">
<div class="gtx-trans-icon"> </div>
</div>
]]></content:encoded>
<author>Özlem ARTOKSİ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/ozlem-artoksi/vedasi-olmayan-ayrilik-olum/1993/</link>
<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 22:59:44 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Gurbetçilere Trafik Cezası Hakkında Uyarılar</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz tatilini Türkiye’de geçiren gurbetçilerin dönüş yolculuğu başladı. Yabancı plakalı araç sahiplerine, sınır kapılarına varmadan önce trafik cezaları ile otoyol–köprü geçiş borçlarını çevrim içi sorgulama yapmaları çağrısında bulunuyorum.</p>

<p>Son dönemde gümrük, maliye ve emniyet sistemleri anlık entegre çalıştığı için, ödenmemiş borçlar sınır kapısında görülebiliyor. Bu durumda işlemler durduruluyor, borçlar tahsil edilmeden çıkış veya giriş yapılamıyor. Yoğun dönüş trafiğinde bu durum uzun beklemelere ve ek maliyetlere neden olabiliyor.</p>

<p>25 Aralık 2024’te yürürlüğe giren düzenlemeyle, yabancı plakalı araçların ücretli yollardaki ihlalli geçişleri ile Elektronik Denetleme Sistemi (EDS) kapsamındaki trafik cezaları sınırda otomatik sorgulanmaya başlandı. Ödenmeyen tutarlara gecikme faizi uygulanıyor; erken ödeme süresi kaçırılan trafik cezaları ise indirim hakkını kaybediyor.</p>

<p>Trafik cezaları için Türkiye Cumhuriyeti Gelir İdaresi Başkanlığı’nın <strong>“İnteraktif Vergi Dairesi” </strong>sistemi üzerinden, plaka ülke kodu olmadan girilerek sorgulama yapılabiliyor. </p>

<p>Ücretli otoyol ve köprü geçiş borçları ise e-Devlet’teki<strong> “ihlalli geçiş/borç sorgulama”</strong> hizmetinden görülebiliyor.</p>

<p>Merkezi İstanbul'da bulunan Fahri Trafik Müfettişleri (FTM) Derneği'nin Yönetim Kurulu üyesi ve Basın Sözcüsü kimliğimle,  gurbetçi araç sürücülerine yola çıkmadan 2–3 gün önce tüm borçların kontrol etmesini, varsa ödemeleri tamamlamalarını  öneriyorum.</p>

<p>Borç ödendiğinde alınan dekontun telefon veya basılı şekilde yanlarında  bulundurulması, sınır kapısındaki işlemleri hızlandırıyor. Ayrıca aracın başkasına ait olması durumunda, kayıt sahibinin bilgileriyle de sorgulama yapılması gerekiyor.</p>

<p>Kapıkule, Hamzabeyli, İpsala gibi yoğun sınır kapılarında uzun kuyruklar oluşmaması için bu kontrollerin dönüş öncesi yapılması hem maddi kayıpları hem de yolculuk süresini kısaltıyor.</p>

<p>Gurbetçi araç sürücülerine mağduriyet yaşamamaları için bu uyarılarımı dikkate alması gerektiğini bilgilerine sunuyor, trafikte mutlaka trafik kurallarına uymalarını hatırlatıyorum.</p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/gurbetcilere-trafik-cezasi-icin-uyarilar/1991/</link>
<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 12:00:14 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Emniyet Müdürü Selami Yıldız'ı Yürekten Kutluyorum..!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Toplum düzeni denilince, onu sağlamak için gece gündüz çalışanlar da var. İstanbul İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız ve ekibi mesela…</p>

<p>Megakent İstanbul'da bu yılın ilk yedi ayına ilişkin güncel emniyet verileri paylaşıldı.</p>

<p>2025'in 7 ayında geçen yılın aynı dönemine göre kişilere karşı işlenen en önemli 8 suçta olay sayısının yüzde 9 azaldı. Aydınlatma oranı ise yüzde 99,4'e yükseldi.</p>

<p>2025 yılının ilk yedi ayında ele geçirilen ruhsatsız silah sayısı, geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 30, tutuklanan kişi sayısı yüzde 120 arttı.</p>

<p>166 operasyonda 110 organize suç çetesi çökertildi. Bin 92 kişi yakalandı, 793 kişi tutuklandı, 226 kişiye adli kontrol tedbiri uygulandı. Yaklaşık 42 milyar lira değerinde mal varlığına el konuldu. Kurşunlanma olayları yüzde 41,3 azaldı.</p>

<p>113’ü uzun namlulu, 7 bin 101’i tabanca olmak üzere 10 bin 301 silah ele geçirildi, bu silahlarla ilgili bin 544 kişi tutuklandı.</p>

<p>Geçen yılın aynı dönemine göre ele geçirilen sahte ve kaçak alkol miktarı yaklaşık 3 katına çıktı. Alkollü içkiden sigaraya, makarondan emtia ürünlerine ele geçirilen kaçak ürünlerle önlenen vergi kaybı yüzde 90 artışla 1 milyar 105 milyon lira oldu.</p>

<p>Ele geçirilen uyuşturucu hap miktarı yüzde 74 arttı. Kenevir miktarı ise 3 buçuk katına çıktı.</p>

<p>Mega kent İstanbul'un dünyanın en güvenli şehirlerinden biri olduğu, emniyet verilerinin de bunu ortaya koyduğu görüldü.</p>

<p>Asayiş kadar önemli bir diğer konu da trafik. .Ben de gazeteci kimliğimle polis ekiplerinin trafik denetimlerini yakından takip ediyorum.</p>

<p>İstanbul, Türkiye’nin en kalabalık şehri. Dolayısıyla en çok aracın bulunduğu şehir. Böylesi büyük bir hareketliliğe sahip şehrin  her noktasında trafik denetimleri ve önlemleri artırarak devam ettiriliyor. Denetimlerin amacı trafik kazalarını önlemek, güvenli bir ulaşım sağlamak, halkın can ve mal güvenliğini korumak. Alına trafik tedbirleri sayesinde ölümlü kaza ve can kaybı sayıları düşmeye devam ediyor.</p>

<p>Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürü Tunay Başarık ve ekibini de bu yüzden yürekten tebrik etmek isterim.</p>

<p>İstanbul'da uygulama noktalarında durdurulan her araç sürücülerine saygı dolu bir tavır sergiliyorlar. Hatalı sürücüler bile bu üslup nedeniyle tek kelime etmiyor. Çünkü ceza bile doğru üslupla verildiğinde saygı doğuruyor. </p>

<p>Ülkemizin kalbi olan İstanbul’un huzuru, Türkiye’mizin huzurudur anlayışıyla Emniyet, Jandarma ve  Sahil Güvenlik teşkilatlarının görevli mensupları yılın 365 günü sahada, görevlerinin başındalar. İstanbul halkının hak ve hukukunu korumak, can ve mal güvenliğini sağlamak için her alanda mücadelerine kesintisiz devam ediyorlar.</p>

<p>Bu, sosyal medya gösterisi değil, gerçek mücadele, gerçek bir ekip işi.. Toplum huzuru için gece gündüz demeden çalışan İstanbul İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız ve ekibini yürekten kutluyorum. Görevlerinde kolaylıklar ve başarılar diliyorum.</p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/selami-yildiz-ve-ekibini-yurekten-kutluyorum/1992/</link>
<pubDate>Fri, 15 Aug 2025 16:40:31 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Trafik Müfettişinden Hayati Kural Hatırlatmaları..! </title>
<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="font-size:18px;">Yaz sezonu ve fındık hasadı nedeniyle karadeniz bölgesinde yer alan il ve ilçeler genelinde insan ve araç trafiğinde belirgin bir artış yaşanıyor.</span></h2>

<h2><span style="font-size:18px;">Bu durumun trafik kazalarında da yükselişe neden olduğu gözlemleniyor.</span></h2>

<h2><span style="font-size:18px;">Karadeniz bölgesinin coğrafi yapısından kaynaklanan virajlı, eğimli ve dar karayolu ağı olması yüzünden sürücüler daha dikkatli olması gerekiyor..</span></h2>

<p><strong><span style="font-size:18px;">Bu kapsamda,  İl Emniyet Müdürlüklerinin  trafik ekipleri ile  İl Jandarma Komutanlığı’na bağlı Trafik Jandarması Timleri ve Sivil Ekiplerin, sorumluluk bölgelerinde yer alan kritik yol güzergahlarında 24 saat esasına göre sabit, seyir, hız ve Drone ile havadan trafik denetim ve güvenlik görevleri icra ediyorlar.</span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:18px;">Ben de, hem emniyet teşkilatının çeşitli birimlerinde fiilen 30 yılı aşkın görev yaptıktan sonra emekli bir emniyet mensubu hem de merkezi İstanbul'da bulunan Fahri Trafik Müfettişleri (FTM) Derneği'nin yönetim kurulu üyesi ve Basın Sözcüsü kimliğimle,  can güvenliğinin sağlanması ve olası kazalarda ölüm ve yaralanma sayısını en aza indirmek için sürücü ve vatandaşlara yönelik şu hayati kuralları hatırlatıyorum:</span></strong></p>

<ul>
	<li><strong><span style="font-size:18px;"> Hız kurallarına mutlaka riayet edilmelidir.</span></strong></li>
	<li><strong><span style="font-size:18px;"> Sürücü ve yolcular emniyet kemerini kesinlikle takmalıdır.</span></strong></li>
	<li><strong><span style="font-size:18px;"> Alkollü olarak araç kullanılmamalıdır.</span></strong></li>
	<li><strong><span style="font-size:18px;"> Seyir halindeyken dikkat dağıtan cep telefonu gibi unsurlardan kaçınılmalıdır.</span></strong></li>
	<li><strong><span style="font-size:18px;"> Sürücü belgesiz araç kullanılmamalıdır.</span></strong></li>
	<li><strong><span style="font-size:18px;"> Araçların sigorta ve muayeneleri zamanında yaptırılmalıdır.</span></strong></li>
	<li><strong><span style="font-size:18px;"> Aileler, çocukların araç kullanmasına engel olmalı ve araç anahtarlarına kolayca erişimlerini önlemelidir.</span></strong></li>
	<li><strong><span style="font-size:18px;"> Motosiklet sürücüleri koruyucu kıyafet ve kask kullanarak seyahat etmelidir.</span></strong></li>
	<li><strong><span style="font-size:18px;"> “PAT-PAT” olarak bilinen tarım araçları ile yolculuk yapılmamalı ve bu araçlarla karayoluna çıkılmamalıdır.</span></strong></li>
	<li><strong><span style="font-size:18px;"> Kamyonet türü araçların açık kasa bölümünde yolcu taşınmamalı ve yük haddi aşılmamalıdır.</span></strong></li>
	<li><strong><span style="font-size:18px;"> Özel mülk sahipleri, karayoluna taşarak güvenli geçişe engel olan ağaç ve çalı gibi engelleri temizlemelidir.</span></strong></li>
	<li><strong><span style="font-size:18px;"> Uykusuz ve yorgun halde araç kullanılmamalıdır.</span></strong></li>
	<li><strong><span style="font-size:18px;"> Trafikte agresif tutum ve davranışlardan kaçınılmalı, öfke kontrolü sağlanmalıdır.</span></strong></li>
</ul>

<p><strong><span style="font-size:18px;">Sürücüler ile vatandaşların bu kurallara uyarak ve uymayanları uyararak trafik güvenliğine destek vermelerinin önemini de hatırlatıyorum.</span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:18px;"> "Unutmayalım Bir Kural Bir Ömür Boyu Sürecek Bir Fark Yaratır. "</span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:18px;">Trafikte can kayıplarının yaşanmadığı kazasız günler dileğiyle..” </span></strong></p>

<h2> </h2>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/trafik-mufettisinden-uyarilar/1990/</link>
<pubDate>Tue, 05 Aug 2025 14:55:54 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sanatçı Pekcan Türkeş'e, Conrad'dan 25. Yıl Plaketi</title>
<content:encoded><![CDATA[<h1>Ünlü oyuncu ve sanatçı Pekcan Türkeş, Conrad İstanbul Bosphorus Hotel Sağlık Kulübü üyeliğinin 25. yılında plaketle onurlandırıldı.</h1>

<p>[ilgili-haber=130357]</p>
]]></content:encoded>
<author>Pekcan TÜRKEŞ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/pekcan-turkes/sanatci-pekcan-turkes-e-conrad-dan-25-yil-plaketi/1989/</link>
<pubDate>Wed, 16 Jul 2025 02:50:13 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>DOĞA ANANIN SESSİZLİĞİ</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><b><span style="font-size:16.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="text-transform:uppercase">Doğa Ananın Sessizliği</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:"Calibri","sans-serif"">Eskiden sabahları yaprakların huzur veren hışırtıları ve kuş cıvıltılarıyla uyanırdık. Yemyeşil ağaçlar, rengârenk çiçekler olurdu, pencerelerimizin önünde. Sabah güneşi, yaprakların arasından süzülerek odamıza girerdi. Dans eden ışıklar duvarlarımızda gezinirken uyku mahmurluğuyla gözlerimizi ovuşturarak başlardık güne. Mis gibi toprak kokusu dolardı evlerimize...</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:16.0pt">Son zamanlarda ise sabahları duyduğumuz tek şey; beton duvarlardan yankılanan ayak seslerine karışmış insan uğultuları, inşaatların keskin gürültüsü ve sabırsızca yol almaya çalışan araçların durmaksızın çalan kornaları... Bizler bu durumu o kadar kanıksamışız ki doğanın yokluğunu artık farkında bile değiliz.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:16.0pt">Bir zamanlar köşe başlarında, kaldırımlarda ya da yürüyüş yollarında kök salmış ağaçlar vardı; sırtımızı dayadığımız sessiz dağlarımız... Bazen yorgunluğumuzu, öfkemizi bazen de sevincimizi dinlemişlerdi onca zaman. Ancak onlar bir bir kesilirken, sessizce götürülürken kimse dönüp arkasına bile bakmadı. Üzerlerine serilen beton tabakalar yalnızca köklerini değil hatıralarımızın üstünü örttü.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:16.0pt">Şimdi biz, doğanın sesini, nefesini kendi ellerimizle susturuyor; her geçen gün, daha derin bir sessizliğin içinde yavaş yavaş kayboluyoruz...</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:16.0pt">Oysa doğa bizimle konuşuyordu… Ağaç dallarının çıkardığı hışırtı, yağmurun toprakla buluştuğunda yayılan o huzur dolu koku, kuş seslerinin ezgilerle harmanlanan nağmeleri… Hepsi birer yaşam belirtisiydi aslında.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:16.0pt">Şimdi, ne yazık ki, o sesler yok. Yerlerine </span><span style="font-size:16.0pt">beton duvarların yüzümüze çarpan soğukluğu var.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:16.0pt">Doğanın sesini, nefesini kendi ellerimizle susturduk ve onunla birlikte derin bir sessizliğe gömüldük. Belki de bu yüzden yorgunuz; sabırsız, içimizdeki eksiklikleri tanımlayamaz haldeyiz. </span><span style="font-size:16.0pt">Hâlbuki </span><span style="font-size:16.0pt">eksik olan şey çok tanıdık: toprağın kokusu, rüzgârın sesi, yeşilin kalbimizi okşayan huzuru, kuşların melodisi...</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:16.0pt">Hâlâ çok geç değil. Toprağa bırakacağımız bir avuç tohum, dikeceğimiz bir fidan yeni bir başlangıcın habercisi olabilir. Çünkü bizler de doğanın bir parçasıyız aslında. Yeter ki bir an durup kulak verelim… Yok olup giden o sesler, ellerimizi yeniden toprağa değdirdiğimiz anda geri dönecektir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:16.0pt">Şimdi fidan dikmek, yalnızca bir eylem değil; bir anlaşmadır. Doğayla, yaşamla ve en çok da kendimizle yapılan sessiz bir sözleşmedir bu. Yitirdiğimiz güzellikleri hatırlamak, yeniden kök salmak için atılan bir ilk adımdır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:16.0pt">Bir rüzgârın hışırtısında, sabaha karşı açan bir çiçeğin kokusunda yeniden kendimizi bulmaktır aslında.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:16.0pt">Çünkü doğa hâlâ burada... Ve henüz çok geç değil. Toprak sessizdir ama affeder, unutur. Yeter ki biz yeniden el uzatalım.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:16.0pt"><span style="line-height:107%">Doğaya gösterdiğin ilgi, toprağa bıraktığın niyetle buluştuğunda o an uyanış başlar.</span></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Özlem ARTOKSİ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/ozlem-artoksi/doga-ananin-sessizligi/1988/</link>
<pubDate>Thu, 10 Jul 2025 20:49:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ŞANSSIZLIK KÜMELERİ </title>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ŞANSSIZLIK KÜMELERİ</strong></p>

<p>Özledim baharı artık dallar eğilsin<br />
Sıkıntılar huzur alıp elem verirken<br />
Görüyorsun fakat hiç oralı değilsin<br />
Söyle de bileyim bari nerelisin sen</p>

<p>Ne sesim duyulur, ne aşikârdır cismim<br />
Talihsiz olmak rolünde hayli ustayım <br />
Eyvah görünmez birisi kalacak ismim<br />
Çürük sandal üzerinde okyanustayım </p>

<p>İçimde hâlen umuttan eser mi var ki<br />
Görmezler sanıp halimi, gülerim sinsin<br />
Uzaktan beni gözetleyen çocuk der ki <br />
Niye gülüyorsun dayı sen deli misin?</p>

<p>Belli oldu görünmez değilmişim oysa<br />
Şu insanlar görmemek eğilimindeler <br />
Sefa sürenler, cefakârı görmüyorsa<br />
Bil ki hepten vefasızlık iklimindeler</p>

<p>Ruhuma yerleşen şanssızlık kümeleri<br />
Hüzün dalgasının talihsiz günlerinden<br />
Ya Rab sil aklımdan bu asi keşke’leri<br />
Dolsun kalbe “iyi ki böyle etmişim ben”</p>

<p><strong>Salih Osman KAPLAN</strong></p>
]]></content:encoded>
<author>Salih Osman KAPLAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/salih-osman-kaplan/sanssizlik-kumeleri/1987/</link>
<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 02:43:23 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Motosiklet Sürücüleri Kural Tanımıyorlar..!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Motosiklet sürücülerinin büyük çoğunluğu öyle bir motosiklet kullanıyor ki, onlar için ayrı trafik kuralı varmış da bu haklarını kullanıyorlarmış gibi algılanıyor ama ne yazık ki onlar için ayrı trafik kuralı yok ve bu nedenle üzülerek söyleyeyim pek çok kaza nedeni ile zarar görüyorlar.</p>

<p>Özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi nüfusun ve trafiğin çok yoğun olduğu bir şehirde tüm trafik kurallarını hiçe sayarak yol alan pek çok motosiklet kullanıcısına tanık oluyoruz. Bunlar adeta hayatlarını hiçe sayarak yol alıyorlar. En yaygın olan hareket de şerit takibini yok sayıp, hızla giden araçların arasından ilerlemek ve ani manevralarla öne geçmeye çalışmak.. Oysa tüm araç sürücüleri bilir ki, her aracın yan aynası bulunmasına rağmen bir yerde de kör nokta bulunmaktadır. Hele artık şehrin adeta tabii yolcuları olan ağır vasıtaların kör noktası çok geniştir ama motosiklet sürücüleri bunu hiçe sayarak kör noktalarda bile akrobasi yapmaktan kaçınmamaktadırlar.</p>

<p>İşin en üzücü yanı da başında kask olması kendisinin zarar görmesini tam olarak önleme manasına gelmemektedir. Kask kısmi bir önleyicidir, dolayısı ile izlediğimiz pek çok motosiklet kazasında, motosiklet sürücüsü bedensel olarak zarar görmektedir.</p>

<p>Nitekim Erzincan İl Emniyet Müdürlüğü, eğitmen trafik görevlileri geçit mahallesinde yer alan MTSK eğitim pistinde 3-4 Temmuz 2025 tarihlerinde 10.00 ile 18.00 saat aralığında motosiklet ve motorlu bisiklet kullanıcılarına yönelik <strong>" Güvenli sürüş kask takmakla başlar " </strong>mottosuyla uygulmalı eğitim verildi. Böyle uygulamalı eğitimler diğer il Emniyet Müdürlükleri tarafından da düzenlenmelidir.</p>

<p>Türkiye genelinde İl Emniyet Müdürlüklerinin trafik ekiplerince motosiklet sürücülerine yönelik denetimlerde sürücülerin trafik kurallarına yeterince uymadığına ve ceza uygulandığına tanık oluyoruz. </p>

<p>Ben de merkezi İstanbul'da bulunan Fahri Trafik Müfettişleri (FTM) Derneği'nin yönetim kurulu üyesi ve Basın Sözcüsü kimliğimle, kural tanımaz motosiklet sürücülerin ölümlü, yaralalanmalı ve maddi hasarlı kazalara karışmamasının sağlanması için trafik kolluk görevlileri ile fahri trafik müfettişleri tarafından 7/24 daha etkin ve sıkı bir denetime tabi tutulmaları gerektiği kanaatindeyim ki böyle bir denetim onların da hayatını kurtaracak bir önlem olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/motosiklet-suruculeri-kural-tanimiyorlar/1986/</link>
<pubDate>Sat, 05 Jul 2025 16:45:39 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Trafik Yasa Teklifi Ertelendi </title>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""><span style="font-size:14.0pt"><span arial="" style="font-family:"><span style="color:black">Bu yıl geçtiğimiz Mayıs ayında TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilerek geçen trafik cezalarına yüzde 220’ye varan zam öngören kanun teklifinin bu yasama dönemi  içerisinde  yasalaşması bekleniyordu. Ancak özellikle Kurban Bayramı dönemindeki yoğun radar denetimleri ve kamuoyunun “vatandaşa tuzak” eleştirileri nedeniyle teklif Meclis Genel Kurulu’na sunulmadı.  Hem iktidar hem de muhalefet milletvekilleri sosyal medya hesaplarından radar uygulamalarına yönelik rahatsızlıklarını dile getirdi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""><span style="font-size:14.0pt"><span arial="" style="font-family:"><span style="color:#212529">Eski Ak Parti Milletvekili ve gazeteci Şamil Tayyar bir TV kanalına yaptığı açıklamada </span></span></span><strong><em><span style="font-size:14.0pt"><span calibri="" style="font-family:"><span style="color:#212529">“</span></span></span></em><em><span style="font-size:14.0pt"><span arial="" style="font-family:"><span style="color:#212529">2025'in ilk 4 ayında 53.5 milyar TL ceza kesildi. 2025 bütçe hedefi de toplam 55 milyar TL idi. Yani, maliyenin 1 yıllık ceza hedefini ilk 5 ayda vatandaşa ciro etmişsiniz. 2024'ün ilk dört ayına göre ise yüzde 101 artış var. Demek ki burada bir problem var. Burada biraz tahsilat var.. "</span></span></span></em></strong><span style="font-size:14.0pt"><span arial="" style="font-family:"><span style="color:#212529"><strong> </strong> diyerek eleştiri içeren bir tespitte bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""><span style="font-size:14.0pt"><span arial="" style="font-family:"><span style="color:#212529">İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da konuya ilişkin açıklamasında, Kurban bayramında karayollarına çıkan tüm araçların yüzde 1’ine (24 bin sürücü) radar cezası yazdıklarını, yüzde 99’una yazmadıklarını gururla söylüyor ve </span></span></span></span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""><span style="font-size:14.0pt"><span arial="" style="font-family:"><span style="color:#212529"><strong>“</strong> <strong>D</strong><em><span arial="" style="font-family:"><strong>enetlemelerimiz işlem yapmak için değil, kazaları önlemek ve can kaybımızı sıfıra indirmek içindir..”</strong> dedi </span></em></span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""><span style="font-size:14.0pt"><span arial="" style="font-family:"><span style="color:black">Kurban bayramı süresince.</span></span></span><span style="font-size:14.0pt"><span style="background:white"><span arial="" style="font-family:"><span style="color:#212529"> trafik radarları cezalarının aşırılığı denetimlerin can kaybını önlemek için olduğu söylense de, radarla hız kontrollerinin ölümlü ve yaralamalı kazaları önleme de pek işe yaramadığını sürücüler ve  vatandaşlarda  dile getirdi.</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""><span style="font-size:14.0pt"><span style="background:white"><span arial="" style="font-family:"><span style="color:black">AK Parti’nin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısında da gündeme gelen konu hakkında parti yöneticileri, <strong>“ Karayollarında bazı güzergahlarda hız limitleri aniden değişiyor, sürücü bunu fark edemiyor. Bu da cezaya neden oluyor. İçişleri Bakanlığı, emniyet ve jandarma ekipleriyle ülke genelinde bu bölgeleri tespit ediyor.Ceza oranlarında bir değişiklik olmayacak,hız limitlerinin aniden değiştiği bölgelerde yeniden düzenleme yapılacak.Tekliften vazgeçilmeyecek, teknik düzenlemeler ve saha çalışmaları tamamlandıktan sonra yeni yasama döneminde yani Ekim ayında yeniden TBMM Genel Kurulu’nun gündeme getirilecek..” </strong>ifadelerini kullandılar.</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""><span style="font-size:14.0pt"><span style="background:white"><span arial="" style="font-family:"><span style="color:black">Mevcut  teklife  göre, hız sınırını aşanlara verilen en yüksek ceza olan 9 bin 267 TL’nin 30 bin TL’ye çıkarılması planlanıyor. Ayrıca cezaların, hız sınırının  ne  oranda  aşıldığına  göre  kademeli  olarak uygulanması hedefleniyor. Az aşan az, fazla aşan daha yüksek cezayla karşı karşıya kalacak.</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background:white"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""><span style="font-size:14.0pt"><span style="background:white"><span arial="" style="font-family:"><span style="color:black">Ben de, Merkezi İstanbul’da bulunan ve Fahri Trafik Müfettişleri (FTM) Derneği’nin yönetim kurulu üyesi ve Basın Sözcüsü kimliğimle, trafik cezalarında artış öngören yasa teklifi hazırlanırken trafik paydaşı olan Sivil Toplum Örgütlerinin (STK) görüş, öneri ve tekliflerinin alınmamasının büyük eksiklik olduğunu, meclisin yeni yasama dönemi açıldığında muhalefet milletvekillerinin de görüş, öneri ve tekliflerinin alınarak,trafik yasa teklifinin revize edilmiş halde TBMM Genel Kurulu’nda  kabul edilerek yasalaşmasını diliyor ve umut ediyorum.</span></span></span></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/trafik-yasa-teklifi-ertelendi/1985/</link>
<pubDate>Sun, 29 Jun 2025 20:12:58 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SEVGİYE UZAK DEPRESYONA YAKIN </title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><strong><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">SEVGİYE UZAK DEPRESYONA YAKIN</span></span></span></span></span></span></strong></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Bir zamanlar, cümlelerin saygıyla dinlendiği ilişkiler vardı. İnsanlar birbirlerini gerçekten anlar, bir kelimeyle gönül alır, bir bakışla kalpleri yumuşatırlardı. Oysa bugün, iç dünyamızdaki yalnızlık ve duygusal kopuş, bizi birbirimizden uzaklaştırıyor. Sevginin paylaşılması gereken bir duygu olduğunu unutuyor; göz göze gelmekten kaçarak aramızdaki köprüleri birer birer yıkıyoruz.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Sevgi...</span></span><br />
<span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Ne kadar güçlü ne kadar iyileştirici bir duygu.<br />
Paylaşarak çoğalması gerekirken, biz onu kendi içimize hapsettik.<br />
Kalpten kalbe yol çizmek yerine duvarlar ördük. Sözlerimiz var ama ulaşmıyor. Cümlelerimiz var ama anlam taşımıyor. Konuşuyoruz ama bağ kuramıyoruz. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">En kötüsü ise, sessizlik... </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">İçimizde büyüttüğümüz yanlış anlaşılmalarla bizi her geçen gün daha da yoruyor. Sustukça, aramızdaki mesafe derinleşiyor. Her suskunluk, içimizde sessizce büyüyen kocaman bir uçuruma dönüşüyor.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Paylaşılmayan her söz, bastırılan her duygu</span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">, zamanla yerini yorgun, sabırsız ve öfkeli bakışlara bırakıyor. Hatıralar yas tutarken duygular gözlerde birer damla olarak birikip düşemiyor. Çünkü dile geldiğinde değersizleşiyor. </span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Kendimizi anlatamamaktan, yanlış anlaşılmaktan, içimize attıklarımızla baş edememekten yorgun düşüyoruz.</span></span></span> </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">En acı olan ne biliyor musunuz?</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">İçimizdeki duyguları, duyması gereken kişiye değil; başkalarına anlatıyoruz. Sanki derdimize derman onlarmış gibi…<br />
Kırıldığımızı, üzüldüğümüzü, içimizde fırtınalar koptuğunu bir başkasına döküyoruz.<br />
Ama asıl muhatap? O hiçbir şeyden habersiz... Çünkü biz susmayı seçiyoruz.<br />
Sonra sessizlik konuşmaya başlıyor aramızda. Ve zamanla, o sessizlik ilişkimizin yerini alıyor.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""> Konuşmamız gereken o zor anlar geldiğinde her şey daha zor oluyor.</span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""> Ses tonları yükseliyor, </span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">hararet artıyor, sinirler yay gibi geriliyor. </span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Yarım kalan konuşmalar, tamamlanmayan duygularla birlikte içimizde kapanmayan dosyalar açıyor. Ortam gergin, insanlar gergin… Derin bir sessizlik içinde depresif hâller boy göstermeye başlıyor. Kalpler kırılıyor, bakışlar sertleşiyor Kalp kırıldıkça, insanın iç dünyasında öfke nöbetleri baş gösteriyor. Ve bu kırgınlık, davranışlarımıza sızıyor. Çalışırken daha tahammülsüz, yemek yerken daha doyumsuz oluyoruz. Rahatlarız belki diye başladığımız temizlik bile bizi daha sinirli hale getiriyor. Uyku düzenimiz bozuluyor. Bazılarımız gece gözünü kapatamazken bazılarımız uykudan başını kaldıramıyor.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Sevgiden uzaklaştıkça, kalbimizin kapısını depresyon çalıyor. Ve zaten kırık olan kalp, bu misafiri içeri buyur etmekte hiç zorlanmıyor. Hayat nefes almaktan ibaret bir yaşama dönüşüyor. </span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Neşe bir köşeye çekiliyor, keyif ise çoktan bavulunu toplayıp gitmiş oluyor</span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Oysaki sevebildiğimiz sürece hayattayız. Gülebildiğimiz sürece umutluyuz. Güldürebildiğimiz sürece bağlantıdayız. Sevgi, kalbimizin </span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">hiçbir eczanede satılmayan </span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">en güçlü ilacı.</span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""> Sevgi varsa gözler parlar. Bir anda karanlık odalar aydınlanır, iç dünyamız nefes almaya başlar. Küçücük bir sevgi hareketi, bir kalbin yeniden umutla, heyecanla çarpmasını sağlar. </span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Biz sadece konuşmayı değil, yeniden hissetmeyi hatırladıkça depresyon bizden uzaklaşır. Biz de sevgiye yaklaşırız. Bir bakış, bir dokunuş, bir içten "anlıyorum" bile yeter. Sevginin iyileştirici gücü vardır. Depresyona uzak kalbe yakın iletişim böyle kurulur.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Çünkü </span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">doğru iletişim sadece kelimelerle kalp buluşunca kurulur.</span></span></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Özlem ARTOKSİ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/ozlem-artoksi/sevgiye-uzak-depresyona-yakin/1984/</link>
<pubDate>Sat, 21 Jun 2025 04:17:02 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bir Kent, Kendi Yavrusuna Sahip Çıkmazsa Ne Kalır Geriye? </title>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Bir Kent, Kendi Yavrusuna Sahip Çıkmazsa Ne Kalır Geriye?</span></span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Birkaç ay önce Kaan Bebeği kaybettik… Şimdi Bodrum’un kalbi Eymen için atmalı. Bu kent; yatıyla, villasının değeriyle değil, evladına sahip çıkma gücüyle anılmalı.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Bodrum…</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Maviyle yeşilin birbirine kavuştuğu eşsiz bir kent.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Türkiye’nin göz bebeği. Lüksün, ışığın, eğlencenin başkenti…</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Ama bütün bu parıltının ortasında, çok daha kıymetli bir şey unutulmak üzere: Bodrum’un çocukları.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Henüz birkaç ay önce, aynı hastalığın pençesindeki Kaan Bebeği kaybettik.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Tüm çabalarımıza, duyarlılığımıza rağmen…</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Bu kayıp, hepimizin yüreğinde sızlayan bir yara olarak kaldı.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Şimdi bu kentin kalbinde bir başka çocuk için yeniden zamanla yarışıyoruz: Eymen Özdoğan için.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><img alt="" src="https://www.turkiyehaberajansi.com/images/files/2025/06/684a1f236ad4a.jpg" style="width: 640px; height: 800px;" /></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Eymen, 9 yaşında ve DMD (Duchenne Musküler Distrofi) hastası.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Yani kaslarını bir bir kaybediyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Oyun oynayacağı yaşta yürümekte zorlanıyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Ama gözlerindeki ışık, Bodrum’un güneşinden farksız.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Ailesi umut dolu.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Dubai’de uygulanan yeni bir gen tedavisiyle Eymen’in kas kaybı durdurulabilir.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Valilik onaylı kampanya başlattılar: “Eymen’in Elinden Tutar Mısınız?”</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Yaklaşık 3 milyon dolara ihtiyaç var.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Ve kampanya henüz %6 seviyesinde.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Peki soralım:</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Bodrum gibi bir kentte bu rakam neden toplanamıyor?</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Her gün milyonlarca liranın döndüğü, bir akşam yemeğine binler ödendiği bu kentte,</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Bir çocuğun hayatı hâlâ neden bekliyor?</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Eymen sadece bir çocuk değil.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Bodrum’un evladıdır.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Tıpkı Kaan Bebek gibi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Onları yaşatmak sadece ailenin değil, bu kentin, bu halkın, bu vicdanın sorumluluğudur.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Bir kent, kendi çocuğuna el uzatamıyorsa…</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Ne kalır geriye?</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Lüks mü? Gösteriş mi?</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Hayır.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Bir kent; çocuklarına, hastalarına, yaşlılarına, yoksullarına sahip çıktığı kadar büyüktür.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Bugün Bodrum, kendini yeniden tanımlayabilir.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Eymen’in elinden tutarak.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Yalnızca bağışla değil; ses olarak, destek olarak, dayanışmayla.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Bir paylaşım, bir söyleşi, bir etkinlik… Her şey bir tuğladır bu umut duvarında.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Ve belki bir gün, Eymen koşarak gelir sahile.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">İşte o zaman, Bodrum bir çocuğunu daha hayata katmış olur.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Çünkü bu kent, kendi yavrusuna sahip çıkarsa gerçek anlamını bulur.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><img alt="" src="https://www.turkiyehaberajansi.com/images/files/2025/06/684a1f809a9d5.jpg" style="width: 640px; height: 320px;" /></span></span><br />
 </p>
]]></content:encoded>
<author>Volkan İLGÜZ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/volkan-ilguz/bir-kent-kendi-yavrusuna-sahip-cikmazsa-ne-kalir-geriye/1983/</link>
<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 03:22:33 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Toprak Bizim, Sofra Başkalarının: Tarımda İthalat Zihniyeti Nereye Gidiyor? </title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Toprak Bizim, Sofra Başkalarının: Tarımda İthalat Zihniyeti Nereye Gidiyor?</span></span></strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Türkiye, bereketli hilalin tam kalbinde yer alan, dört mevsimiyle tarıma en elverişli ülkelerden biri. Ama bugün pazarda kilosu 50 liraya satılan soğanın, ithal edildiğini gören bir halk, neyin yanlış gittiğini sormaya başlıyor.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Çiftçi tarlasını değil, borçlarını sürüyor. Mazot, gübre, ilaç fiyatları cep yakıyor; köylü ürününü satamadan tüccara, tüccar da market zincirlerine teslim oluyor. Bu süreçte devreye giren devlet ise ithalat silahına sarılıyor. Samanı, buğdayı, eti, mercimeği dışarıdan alıyoruz. Çünkü üreticiye destek vermek yerine, ithalatla fiyatları dengelemeye çalışıyoruz. Oysa ithalat, sadece günü kurtarır; çiftçiyi değil, ithalatçı şirketleri kalkındırır.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Tarım politikası olmayan bir ülkenin geleceği, ithal gıda kadar güvensizdir. GDO’lu ürünlerle dolan raflar, topraktan değil ticaretten beslenen sistemin simgesidir. Köyler boşalıyor, gençler tarımdan uzaklaşıyor, topraklarımız ise ya satılıyor ya da ekilmiyor.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Oysa çözüm çok uzak değil. Kooperatifçilik yeniden yapılandırılmalı. Yerli üreticiye gerçek destek verilmeli. Tarım, stratejik sektör ilan edilmeli. Sadece buğday değil, gelecek ithal edilmez.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Bugün gıdaya bağımlı olan bir millet, yarın özgürlüğünü sorgular hale gelir. Çünkü karnı tok olmayan bir halk, iradesini sağlıklı şekilde ortaya koyamaz.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Eğer bu topraklarda yeniden bereket görmek istiyorsak, önce ithalat zihniyetinden değil, üretim ilkesinden başlamalıyız.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><img alt="" src="https://www.turkiyehaberajansi.com/images/files/2025/06/684a1daa78363.jpg" style="width: 640px; height: 457px;" /></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Volkan İLGÜZ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/volkan-ilguz/toprak-bizim-sofra-baskalarinin-tarimda-ithalat-zihniyeti-nereye-gidiyor/1982/</link>
<pubDate>Wed, 04 Jun 2025 03:21:01 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>2B Arazileri Üzerinden Doğaya Açılan Kapı Mı, Tehlikeli Bir Algı Mı?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif""><b>2B Arazileri Üzerinden Doğaya Açılan Kapı Mı, Tehlikeli Bir Algı Mı?</b></span></span></p>

<p class="p1"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">1981’de Orman Niteliğini Yitirdi, 44 Yıl Sonra Satışa Çıktı: 2B Arazileri Üzerinden Doğaya Açılan Kapı Mı, Tehlikeli Bir Algı Mı?</span></span></p>

<p class="p1"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen yeni düzenleme ile 1981 yılı öncesinde orman vasfını kaybetmiş arazilerin hak sahiplerine tapu yoluyla devri süreci yeniden hız kazandı. Kamuoyunda “2B arazileri” olarak bilinen bu alanların satışa çıkartılması, yaklaşık 5 milyon vatandaşı ilgilendiriyor. 44 yıl önce orman olma niteliğini kaybeden bu topraklar, bugün artık hukuken Hazine taşınmazı sayılıyor. Ancak bu geçişin satır aralarında, doğa ve gelecek adına çok daha karmaşık bir tablo saklı olabilir.</span></span></p>

<p class="p1"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Devlet, orman kadastrosu ve kullanım tespitleri doğrultusunda 1981 öncesinde sınır dışına çıkarılmış bu arazileri, fiilen kullanan kişilere satma kararı aldı. Bu sayede yıllardır “evim var ama tapum yok” diyen binlerce insan, ekonomik ve hukuki güvenceye kavuşmuş olacak. Bununla birlikte, bu arazilerin satışı devlet bütçesine katkı sağlayacak ve kırsal alanlarda mülkiyet sorunlarını çözme yönünde önemli bir adım olarak görülüyor.</span></span></p>

<p class="p1"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Fakat asıl sorgulanması gereken yer burası: Bir düzenleme, yalnızca içeriğiyle değil, oluşturduğu algıyla da değerlendirilmelidir.</span></span></p>

<p class="p1"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Toplumda yıllardır dillendirilen ve artık şehir efsanesine dönüşen tehlikeli bir düşünce var:</span></span></p>

<p class="p1"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">“Bir ormanı yak, zamanla orman dışına çıkarılır, sonra tapuya dönüşür.”</span></span></p>

<p class="p1"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">İşte bugün 1981 tarihli sınırlarla getirilen düzenlemeler, bu zihniyeti yeniden harekete geçirebilecek bir zemin yaratıyor. Çünkü eğer bir devlet, orman niteliğini yitirmiş bir alanı 44 yıl sonra satabiliyorsa, bazıları yarının ormanlarını bugünden yakarak benzer bir gelecek oluşturabileceğini sanabilir.</span></span></p>

<p class="p1"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Bu yüzden 1981 tarihi bir sınır çizgisinden çok daha fazlasıdır. Bu tarih, doğanın yitirdiği değerlerin hukukla kayıt altına alındığı bir dönüm noktasıdır. Bugünkü düzenlemelerin yalnızca bu tarihten önce orman özelliğini kaybeden arazileri kapsadığı açıkça belirtilmelidir. Bu, hem yasaların güvenilirliği hem de çevre bilincinin korunması için elzemdir.</span></span></p>

<p class="p1"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Ormanlar yalnızca ağaçlardan ibaret değildir. Onlar; suyun, toprağın, havanın, kuşların ve geleceğin ortak mirasıdır. 1981’den önce yok olmuş orman alanlarının bugün kullanıma açılması, geçmişin bir telafisi olabilir. Ama bugünün ormanlarının yarına taşınması artık bambaşka bir sorumluluktur. Eğer bu sorumluluğu göz ardı edersek, gelecekte ne tapu ne de toprak kalır.</span></span></p>

<p class="p1"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Unutmayalım: Tapu, insana verilir; orman, hayata aittir.</span></span></p>

<p class="p1"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">1981’de yitirdiklerimizi anlamak, bugün sahip olduklarımızı korumaktan geçer.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Volkan İLGÜZ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/volkan-ilguz/2b-arazileri-uzerinden-dogaya-acilan-kapi-mi-tehlikeli-bir-algi-mi/1981/</link>
<pubDate>Sun, 01 Jun 2025 03:07:05 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YENİ ANAYASA KAPIDA MI? 400 VEKİLİN GÖLGESİNDE TÜRKİYE </title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><b><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">YENİ ANAYASA KAPIDA MI? 400 VEKİLİN GÖLGESİNDE TÜRKİYE</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Sessiz Meclisin İçindeki Gürültü: Yeni Anayasa ve 400 Vekil Oyunun Gölgesinde Türkiye</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi tarihi, anayasa tartışmalarıyla şekillenmiş bir mücadele alanıdır. Ne zaman meclis aritmetiği değişir, iktidar güçlenir ve yeni ittifaklar kurulur, “yeni anayasa” yeniden gündeme gelir. Bugünse bu gündem, geçmişten farklı olarak artık sadece bir tartışma değil; giderek somutlaşan bir ihtimalin, hatta bir tehlikenin eşiğindeyiz. </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">AK Parti’nin, MHP ve DEM Parti desteğiyle birlikte mecliste 400 milletvekili barajını geçerek yeni bir anayasa yapma olasılığı artık siyasi fısıltıların değil, yüksek perdeden gerçeklerin konusu olmuştur.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Bu denklem içinde hepimizin sorması gereken temel soru şudur:</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">“Yeni anayasa kimin için, kimlerle ve nasıl yapılacak?”</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><b><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Siyasi Satranç: 400 Vekilin Sessizliği</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Meclis aritmetiğine göre anayasanın değiştirilmesi üç farklı senaryo üzerinden mümkündür:</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">– Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 400 milletvekilinin oyu ile anayasa değişikliği doğrudan kabul edilir, referanduma dahi gerek kalmaz.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">– 360 ile 399 milletvekili arasında bir destekle anayasa değişikliği zorunlu referanduma gider.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">– 359 ve altı ise anayasa değişikliği için yeterli değildir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">İşte tam da bu noktada, AK Parti’nin MHP ve DEM Parti ile kurabileceği olası bir blok, 400 oy barajını aşma ihtimalini ortaya koymaktadır. Bu sadece teknik bir hesap değil, rejimsel bir kırılma riski taşıyan ciddi bir güç bileşkesidir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Bir yanda milliyetçi çizgideki MHP, diğer yanda çözüm sürecinin ana taşıyıcılarından biri olan DEM Parti. Görünürde birbirine zıt iki yapı. Ama Türkiye siyasetinin son yirmi yılında gördük ki, ittifaklar ideolojiden çok çıkarlar üzerinden kurulur. Hele ki konu anayasa gibi bir rejim belgesiyse, bu pazarlıkların sonuçları yalnızca bugünü değil, geleceğimizi de belirler.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><b><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Çözüm Süreci: Başladı ve İlerliyor</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Son gelişmeler, Türkiye’nin yeni bir çözüm sürecine girdiğini açıkça göstermektedir. PKK, 12 Mayıs 2025’te silahlı mücadeleyi sonlandırdığını ve örgütsel yapısını feshettiğini açıkladı. Bu karar, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı silah bırakma çağrısının ardından geldi. DEM Parti, bu süreci desteklediğini ve Türkiye’nin barış ve demokratik çözüm yolunda yeni bir sayfa açtığını belirtti.  </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Bu gelişmeler, yeni anayasa süreciyle paralel ilerlemekte ve toplumun farklı kesimlerinde çeşitli tepkilere yol açmaktadır. Bazıları bu süreci barış ve demokrasi adına olumlu bir adım olarak görürken, bazıları ise sürecin şeffaf olmaması ve toplumsal mutabakat eksikliği nedeniyle endişelerini dile getirmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><b><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Kimliğin Değil, Kimliksizliğin Anayasası mı?</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">AK Parti, 1982 Anayasası’nı bir darbe kalıntısı olarak göstererek kendi anayasa yapma iddiasını meşrulaştırmak istiyor. Elbette 1982 Anayasası’nın demokratik eksikleri vardır. Ancak mesele yeni bir anayasa yapmak değil, nasıl bir anayasa yapıldığıdır. Eğer bu yeni metin;</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">– Başkanlık sistemini daha da merkezileştiriyorsa,</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">– Yasama ve yargı erklerini yürütmeye gömüyorsa,</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">– Yerel yönetimlerin yetkilerini sınırlandırıyor,</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">– “Türklük” kavramını belirsizleştiriyor,</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">– Basın özgürlüğü yerine “tek ses” anlayışını kurumsallaştırıyorsa,</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">bu yalnızca bir anayasa değişikliği değil, sistemsel bir kırılmadır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><b><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Toplumsal Mutabakat Yerine Siyasi Pazarlık</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Bugün Türkiye’de bu ihtimalin ciddiyeti üzerine yeterince konuşulmuyor. Muhalefet partileri hâlâ seçimlerin şokunu atlatamamışken, sivil toplum sessiz, entelektüel çevreler ise yorgun. Oysa böyle bir değişiklik, sadece bugünü değil, çocuklarımızın yaşayacağı Türkiye’yi ilgilendiriyor.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Yeni anayasa yalnızca hukukçuların değil, hepimizin meselesidir. Eğer bu süreç halktan kopuk, pazarlıklarla, sessizlikle, kamuoyuna kapalı şekilde yürütülürse; ortaya çıkan metin ne kadar “yeni” olursa olsun, bizim olmayacaktır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><b><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Son Söz Yerine Bir Not</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Bu yazı bir serzeniş değil, bir uyarıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">– Ne DEM Parti’nin sessiz stratejileri,</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">– Ne MHP’nin suskun kabullenişi,</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">– Ne de AK Parti’nin anayasa romantizmi…</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Hiçbiri bizi yanıltmamalıdır. Çünkü anayasa yalnızca yazılı bir metin değil, yaşanan bir hayat tarzıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">Ve bu hayat tarzı eğer sessiz sedasız, milletin gözünün içine bakmadan yeniden şekillendirilirse;</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><span style="font-family:"Times New Roman","serif"">yarının Türkiye’si artık bugünkü Türkiye olmayacaktır.</span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Volkan İLGÜZ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/volkan-ilguz/yeni-anayasa-kapida-mi-400-vekilin-golgesinde-turkiye/1980/</link>
<pubDate>Fri, 30 May 2025 22:39:04 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİR MİLLETİN KALBİNDE; BAĞIMSIZLIK VE GENÇLİK</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b><span style="font-size:14.0pt"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">BİR MİLLETİN KALBİNDE; BAĞIMSIZLIK VE GENÇLİK</span></span></b></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:14.0pt"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bağımsızlık…<br />
Yalnızca bir hak değil; atalarımızın canlarıyla, alın terleriyle, dualarıyla bize bıraktığı kutsal bir emanettir. Bu emanet, sadece geçmişin hatırası değil; bugünün sorumluluğu, yarının teminatıdır. Her birimizin kalbinde taşıması gereken derin bir bilinç, sarsılmaz bir inançtır. Çünkü bağımsızlık; sadece yaşamak değil, başı dik yaşamak demektir. Onurlu, hür ve kararlı bir millet olarak ayakta durmak demektir.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:14.0pt"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bugün gökyüzüne baktığımızda, ay yıldızlı al bayrağımızın altında özgürce nefes alabiliyorsak bu, Seyit Onbaşı’nın Çanakkale’de omzuna yüklediği 276 kiloluk merminin yalnızca demirden değil, vatan sevgisiyle yoğrulmuş olmasındandır. O mermi, bir milletin boyun eğmeyen iradesini, bir ferdin sınır tanımayan yüreğini taşır. O an, insanın yüreğiyle neleri başarabileceğinin en gerçek, en sarsıcı ispatıdır.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:14.0pt"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bu topraklarda yaşamak bir ruha ait olmaktır. Her karışında bir hikâye, her taşında bir fedakârlık vardır. Bugün burada özgürce yürüyorsak, geleceğe umutla bakabiliyorsak,<br />
atalarımızın gece gündüz demeden verdiği büyük mücadelenin sonucundadır.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:14.0pt"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">İşte tam da bu yüzden, bu topraklarda yaşamak; geçmişten geleceğe uzanan, yürekten yüreğe aktarılan bir sorumluluk köprüsüdür. Türk milletinin yüzyıllardır dimdik ayakta durmasının en büyük sırrı, işte bu aziz ruhun hâlâ damarlarımızda canlı bir şekilde dolaşıyor olmasıdır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:107%"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Çünkü bağımsızlık, yalnızca bir milletin kimliği değil, aynı zamanda onun yaşam kaynağıdır.<br />
Kültürümüzü, değerlerimizi ve inançlarımızı yaşatan görünmez ama sarsılmaz bir çatıdır.<br />
Ve eğer bir gün bu çatı çökerse, sadece geçmişimiz değil; geleceğimiz de karanlıkta kalır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:14.0pt"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bu nedenle bugün ve yarınlarda hepimize düşen en büyük görev; bize emanet edilen bu ruhu, çocuklarımıza ve onların çocuklarına bir meşale gibi taşımaktır. Çünkü bağımsızlık, yalnızca kazanmakla değil; her koşulda, her dönemde onu yaşatabilmekle mümkündür.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:14.0pt"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Atalarımızın yürekleriyle kazandığı bu bağımsızlık, sadece bir tarih değil; bize bırakılmış yaşayan bir emanettir.<br />
Gökyüzünde özgürce dalgalanan bayrağımızın her kıvrımında, geçmişin fedakârlıkları ve geleceğin umutları saklı.<br />
Şimdi o umudu diri tutma zamanı.<br />
O emaneti, taşıdığımız her adımda onurlandırma zamanıdır.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:14.0pt"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Zaman değişti, cephe değişti…<br />
Artık bambaşka bir savaşın içindeyiz.<br />
Adı teknoloji, küreselleşme, hızlı değişim…<br />
Ve bu yeniçağda en büyük sorumluluk, gençlerimizin omuzlarında.<br />
Çünkü onların vicdanı, adalet duygusu ve toplumsal farkındalığı; yarının Türkiye’sini inşa edecek en sağlam temeldir.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:14.0pt"><span new="" roman="" style="font-family:" times="">Bilinçli ve duyarlı bir gençlik, sadece kendi geleceğini değil; bir milletin yarınlarını da şekillendirir. Eğitime erişebilen, özgür düşünebilen, fikirlerini korkmadan dile getirebilen gençler; adil, huzurlu ve güçlü bir ülkenin temel taşlarını döşer.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><span style="font-size:14.0pt"><span new="" roman="" style="font-family:" times=""><strong><em>Bugün bir kelimeyle başlar her şey.<br />
Bir fikirle, bir adımla, bir umutla…<br />
Yeter ki yola çık. Yeter ki unutma:</em></strong><br />
<b>“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”</b></span></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Özlem ARTOKSİ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/ozlem-artoksi/bir-milletin-kalbind-bagimsizlik-ve-genclik/1979/</link>
<pubDate>Sun, 25 May 2025 23:15:37 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> Rum taburlarını dağlardan söküp atan iki kahraman bölük </title>
<content:encoded><![CDATA[<p><span class="yt-core-attributed-string yt-core-attributed-string--white-space-pre-wrap"><span class="yt-core-attributed-string--link-inherit-color" style="color: rgb(19, 19, 19);">20 Temmuz 1974’te yani Kıbrıs Barış Harekatı’nın ilk günü, henüz birleşememiş ve temas sağlayamamış olan Türk deniz piyade ve komando birliklerimiz, Rum komando taburlarının Atak Tepe ve Doğruyol’u ele geçirmesi üzerine tehlikeli bir duruma geldi. </span></span></p>

<p><span class="yt-core-attributed-string yt-core-attributed-string--white-space-pre-wrap"><span class="yt-core-attributed-string--link-inherit-color" style="color: rgb(19, 19, 19);">Rumlar Saint Hilarion kalesi ve Boğaz bölgesini de ele geçirip, çıkarma birliklerimizi çok zor durumda bırakacaklardı. </span></span></p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="380" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" src="https://www.youtube.com/embed/3j_kB6kQBMo" title="Rum komando taburunu tarihe gömen iki kahraman bölük -1974 Kıbrıs | BELGESEL TARİH -Tayfun Çavuşoğlu" width="640"></iframe></p>

<p><span class="yt-core-attributed-string yt-core-attributed-string--white-space-pre-wrap"><span class="yt-core-attributed-string--link-inherit-color" style="color: rgb(19, 19, 19);">Atak Tepe ve Doğruyol’un Rum komando taburu tarafından baskınla düşürüldüğü ve orada bulunan 3 muhabereci askerimiz ve mücahitlerin vahşice katledildiği, St. Hilarion bölgesinde atış poligonunda bulunan 1. Komando Tabur Komutanı Yarbay Cemal Eruç’a bildirildi. </span></span></p>

<p><span class="yt-core-attributed-string yt-core-attributed-string--white-space-pre-wrap"><span class="yt-core-attributed-string--link-inherit-color" style="color: rgb(19, 19, 19);">Eruç bunun üzerine iki bölüğünü Doğruyol ve Atak Tepe hattına gönderdi. </span></span></p>

<p><span class="yt-core-attributed-string yt-core-attributed-string--white-space-pre-wrap"><span class="yt-core-attributed-string--link-inherit-color" style="color: rgb(19, 19, 19);">İki Rum taburuna karşı, iki bölük… </span></span></p>

<p><span class="yt-core-attributed-string yt-core-attributed-string--white-space-pre-wrap"><span class="yt-core-attributed-string--link-inherit-color" style="color: rgb(19, 19, 19);">Böylece, “bitmeyen en uzun gece” diye tarihe geçen o gecenin mücadelesi başladı. O gece Türk askeri Beşparmak Dağları’nda sonuna kadar ölüm kalım mücadelesi vermiştir. </span></span></p>

<p><span class="yt-core-attributed-string yt-core-attributed-string--white-space-pre-wrap"><span class="yt-core-attributed-string--link-inherit-color" style="color: rgb(19, 19, 19);">Kaybedilen tepeler geri alınır. O iki Rum taburu bir daha hiç savaş sahnesinde hiç görünmez. Kıbrıs Barış Harekatının kaderi o gece çizilmiştir. Harekâtın güvenle devam etmesini sağlayan o müthiş geceden detaylar videoda… </span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Tayfun ÇAVUŞOĞLU</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/tayfun-cavusoglu/rum-taburlarini-daglardan-sokup-atan-iki-kahraman-boluk/1977/</link>
<pubDate>Sun, 11 May 2025 10:19:49 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yaratıcı İstatistik Tekniklerinin Olumsuz Sonuçları ve Olumsuz Sonuçları</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b>Yaratıcı İstatistik Tekniklerinin Olumsuz Sonuçları ve Olumsuz Sonuçları</b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b>Dr. Vedat Akman</b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b>“Yaratıcı istatistiklerin toplumsal etkileri, sadece bireylerin düşünceleri değil, aynı zamanda toplumsal yapıyı da şekillendiren önemli bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Politika yapıcılar ve karar vericiler, verileri sunarken yalnızca sayısal doğrulukla kalmayıp, aynı zamanda bu verilerin toplumsal algı üzerindeki etkilerini de göz önünde bulundurmalıdır. Aksi takdirde, istatistiklerin bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde yönlendirilmesi, toplumda derin yaralar açabilecek sorunlara yol açabilir. Bu nedenle, etik bir yaklaşım ve şeffaflık, istatistiksel verilerin kullanımı açısından son derece önemlidir.”</b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Yaratıcı istatistik teknikleri, verilerin manipülasyonu aracılığıyla daha olumlu veya dikkat çekici sonuçlar elde etmeyi amaçlayan uygulamalardır. Ancak, bu tür yaklaşımlar sıklıkla eleştirilmektedir. Eleştirinin temel nedeni, yaratıcı istatistiklerin veri bütünlüğünü tehdit etmesi ve ekonomik karar alma süreçlerini zarara uğratmasıdır. Örneğin, siyasi ve sosyal hedeflere ulaşmak amacıyla istatistiksel verilerin çarpıtılması, kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesine neden olabilir. Verilerin çarpıtılması veya yanıltıcı görselleştirme tekniklerinin kullanılması, sadece tüketicilerin davranışlarını etkilemekle kalmaz, aynı zamanda makroekonomik düzeyde büyük etkiler yaratabilir. Bu durum, kamu politikaları ve ekonomik reformlar gibi kritik alanlarda yanlış yönlendirmelere yol açabilir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Bu tür bir manipülasyon, özellikle kriz dönemlerinde ve belirsizliklerin arttığı ortamlarda daha da belirgin hale gelmektedir. Ekonomik göstergeler üzerinde oynanan istatistiksel oyunlar, yanlış yönlendirilmiş politikaların uygulanmasına, yanlış yatırımlara ve nihayetinde ekonomik istikrarsızlığa yol açabilir. Örneğin, işsizlik oranlarının düşüşü gibi olumlu istatistiklerin öne çıkarılması, gerçekte var olan sorunların göz ardı edilmesine neden olabilir. Böylece, yaratıcı istatistiklerin olumlu bir algı oluşturmak amacıyla kullanılması, uzun vadede ekonomik zorlukları derinleştirebilir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Yaratıcı istatistik teknikleri, ekonomik karar alma süreçlerinde yanıltıcı sonuçlar doğurabilecek birçok örnekle karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda, belirli vakalar üzerinden inceleme yapmak, konunun derinliğini anlamaya yardımcı olurken istatistiksel manipülasyonun ekonomik etkilerini de gözler önüne sermektedir. Örneğin, 2008 küresel finansal krizinin tetikleyicilerinden birisi ipotek kredilerinin risklerini abartılı şekilde lanse eden istatistik teknikleri ile başlamıştır. Yatırım bankalarının, kredi derecelendirme kuruluşlarının ve uzmanların sunduğu veriler, ev kredisi ürünlerinin güvenli olduğunu gösteren istatistiklerin yanı sıra, bu ürünleri destekleyen gerçek riskleri göz ardı etmiştir. Sonuç olarak, piyasalar üzerinde aşırı güven yaratılmış ve bu durum, sonunda büyük bir ekonomik çöküşe yol açmıştır.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Yaratıcı istatistikler, toplumun belirli kesimlerine yönelik etkilerini dolaylı veya doğrudan bir şekilde biçimlendirirken, aynı zamanda kamu politikalarından bireylerin sosyal algısına kadar geniş bir spektrumda yankı bulmaktadır. Bu durum, genellikle istatistiksel bilgilerin manipüle edilmesi veya yanıltıcı sunumlar aracılığıyla ortaya çıkmaktadır. Özellikle, sosyal sorunların çözümüne yönelik oluşturulan politikaların belirlenmesinde, güvenilir verilerin yanı sıra, yaratıcı bir bakış açısıyla hazırlanan istatistiklerin de etkili olduğu gözlemlenmektedir. Bu tür süreçler, toplumsal cinsiyet eşitliği, gelir dağılımı gibi temel konuların yanlış anlaşılmasına ve dolayısıyla yanlış uygulamaların sergilenecek şekilde yönlendirilmesine yol açabilir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Yanlış yönlendiren yaratıcı istatistiklerin varlığı, piyasalarda belirsizliğin artmasına yol açarak, yatırımcıların geleceğe dair olumsuz bir perspektifle karar almalarına neden olabilir. Sağlıklı bir piyasa yapısı için güvenin sağlanması ve korunması, şeffaflık ve gerçek verilere dayanmakla mümkün olacaktır. Dolayısıyla, yatırımcıların karar verme süreçlerinde dikkate almaları gereken en önemli unsurlardan biri, kullandıkları verilerin güvenilirliğidir. Aksi takdirde, piyasa tepkileri beklenmedik ve olumsuz sonuçlar doğurabilir, bu da ekonomik istikrarı tehdit eden faktörler arasında yer alır.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Sonuç olarak, yaratıcı istatistiklerin toplumsal etkileri, sadece bireylerin düşünceleri değil, aynı zamanda toplumsal yapıyı da şekillendiren önemli bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Politika yapıcılar ve karar vericiler, verileri sunarken yalnızca sayısal doğrulukla kalmayıp, aynı zamanda bu verilerin toplumsal algı üzerindeki etkilerini de göz önünde bulundurmalıdır. Aksi takdirde, istatistiklerin bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde yönlendirilmesi, toplumda derin yaralar açabilecek sorunlara yol açabilir. Bu nedenle, etik bir yaklaşım ve şeffaflık, istatistiksel verilerin kullanımı açısından son derece önemlidir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Hatalı verilerin bir diğer önemli sonucunu, ekonomik göstergelerin manipülasyonu veya kötüye kullanımı oluşturur. Verilerin seçici bir şekilde sunulması veya öznel bir şekilde yorumlanması, kamuoyunun ve yatırımcıların algısını bozarak piyasalarda aşırı volatiliteye neden olabilir. Böylece, güvenilir olmayan verilere dayalı olarak oluşturulan ekonomik politikalar, ekonomik bunalımlara veya mali krizlere zemin hazırlayabilir. Örneğin, yüksek enflasyon dönemlerinde, bu verilerin çarpıtılması, halkın güvenini sarsarak harcama ve tasarruf davranışlarını olumsuz etkileyebilir.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Dr. Vedat AKMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/dr-vedat-akman/yaratici-istatistik-tekniklerinin-olumsuz-sonuclari-ve-olumsuz-sonuclari/1978/</link>
<pubDate>Sun, 11 May 2025 02:36:13 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Trafik Müfettişleri Dertli..!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>3-9 Mayıs Karayolu Trafik Güvenliği Haftası..Ülke genelinde bu hafta boyunca gerçekleştirilecek çeşitli etkinliklerin temel amacı, trafik kurallarının önemini vurgulayarak, trafikte yaşanan can ve mal kayıplarını azaltmak ve sürücülerin bilinç düzeyini artırmak..</p>

<p>Bilindiği üzre, Fahri Trafik Müfettişliği,trafik kolluk görevlilerinin bulunmadığı noktalarda, onlara denetim görevinde yardımcı olmak amacıyla, trafik düzenini sağlamak ve trafik kurallarının ihlal edilmesinin önlemesi için  gönüllü olarak ve hiçbir ücret almaksızın denetim görevi üstlenen vatandaşlar arasından belirli kriterlere göre özenle seçilen kişilerden oluşan sivil bir insiyatif sistem uygulamasıdır.</p>

<p>Türkiye genelinde 30 bini aşkın İstanbul'da ise 3 bin 600 fahri Müfettiş 7/24 trafik trafik kolluk (Polis-Jandarma )  bulunmadığı noktalarda onlara yardımcı olmak amacıyla trafik denetimi yaparak trafik düzenini sağlamak için hiç bir karşılık beklemeksizin gönüllülük esasına göre bir görev  yürütüyorlar.</p>

<p>Müfettişler, trafik düzeninin sağlanması amacıyla trafikte kural ihlali yapan motorlu araçların plakasını, aracın cins ve markası, ihlal yeri, tarih ve saati ile birlikte ihlal maddesini tespit ederek  tutanak tanzim ederek 7 gün içinde Emniyet birimlerine fiziki ya da elektronik ortamda online olarak bildiriyorlar. Görevli polisler tarafından kural ihlali tespit tutanakları tek tek kontrol ediliyor, araç tescil bilgilerinde uyuşmazlık yoksa trafik idari para cezasına dönüştürülüyor ve ilgilisine tebliğ ediliyor.</p>

<p>Fahri Trafik Müfettişliği uygulaması Türkiye genelinde 1997 yılının Eylül ayından itibaren uygulanmaya  başladı. 1998 yılı Mayıs ayında merkezi İstanbul'da bulunan Fahri Trafik Müfettişleri Derneği (FTM) kuruldu, halen de bu faaliyetini kesintisiz sürdürmektedir.</p>

<p>Derneğin kurucu Başkanı İstanbul Şişli İlçe Belediye Başkanı ve Milletvekili olarak bir dönem görev yapmış Mimar olan merhum Mehmet Emin Sungur'dur. Onun 2018 yılında vefatının ardından bu görevi üstlenen  Avukat Sami Güleçyüz  tarafından yıllardır başarıyla yürütülmektedir. </p>

<p>Fahri Trafik Müfettişleri,  vatandaşlar arasında belirli kriterle göre özenle  seçilmiş trafik bilincine sahip genellikle öğretmen, asker, polis, avukat, savcı, hakim, doktor, hemşire, bankacı gibi  çeşitli meslek grubu mensuplarından oluşmaktadır.</p>

<p>Kamuoyunda <strong>" Trafiğin gizli gözleri.." </strong>olarak tanınan bu fahri müfettişlerin  daha iyi bir denetim yapabilmek ve hizmet yürütebilmek için bazı istekleri var, onları şöyle sıralayabilirim : </p>

<p>** Ulusal yayın yapan tüm TV kanallarında prime time zaman dilininde Fahri Trafik Müfettişlerinin görev ve sorumluklarını anlatan kamu spotu yayınlanmalı.</p>

<p>**Şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan  ölümlü ve yaralanmalı kazaya karışan otobüs firmalarının Emniyet Genel Müdürlüğü'nce eskiden olduğu gibi  düzenli olarak basın açıklaması yoluyla her ay kamuyuna teşhir edilmeli. </p>

<p>**  09.5.2024 tarihli resmi gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Fahri Trafik Müfettişiği görev ve çalışma yönetmeliğinda yapılan  değişiklik uyarınca 70 yaşından gün alan müfettişlerin görevlerine son verildiğinden dolayı müfettiş açığı oluştuğundan olumlu sağlık raporu alan müfettişlere yeniden görev verilmesi sağlanmalı..</p>

<p>** Başta İstanbul olmak üzere büyükşehirlerde artan araç sayısına paralel olarak Türkiye genelinde müfettiş açığı oluştuğundan dolayı 3-4 yıldır müfettiş olabilmek için bekleyen müfettiş adaylarına İçişleri Bakanı tarafından en kısa sürede görevlendirme onayı verilmeli..</p>

<p>** 81 İl Emniyet Müdürlükleri tarafından haftalık  trafik denetim sonuçlarının yayınladığı basın duyurusunda fahri trafik müfettişlerince düzenlenen kural ihali tespit tutanak sayısına da yer verilerek müfettişlerin de sivil insiyatif olarak denetim görevine katkı sunduklarından kamuoyu haberdar olmalı. </p>

<p>** Kaldırıma, yaya yoluna, okul geçitlerine hatalı park ihlalleri ile çift sıra park ihlallerine eskiden olduğu müfettişler tespit tutanağı tanzim edebilmeli.</p>

<p>Ben de bir emekli emniyet mensubu  ve Fahri Trafik Müfettişleri (FTM) Derneği'nin Yönetim Kurulu üyesi ve Basın Sözcüsü kimliğimle, Karayolu Trafik Güvenliği Haftası dolayısıyla fahri müfettişlerinin bu isteklerinin ilgili makamlarca değerlendirilerek gereğinin en kısa süreçte yapılmasını talep ediyorum.. </p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/trafik-haftasinda-mufettis-istekleri/1976/</link>
<pubDate>Sat, 10 May 2025 10:45:48 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>"Karayolu Trafik Haftası" Kutlu Olsun..! </title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de mayıs ayının ilk cumartesi<strong> “Karayolu Trafik Güvenliği Günü” </strong>kabul edilmekte bugünün başlangıç kabul edildiği hafta<strong> “Karayolu Trafik Haftası” </strong>olarak kutlanmaktadır.</p>

<p>Bu yıl 03 Mayıs günü <strong>“Karayolu Trafik Güvenliği Günü”</strong>,  03-10 Mayıs tarihleri arasında da <strong>“Karayolu Trafik Haftası”</strong> olarak kutlanacak.</p>

<p><strong>“Karayolu Trafik Haftası” </strong>boyunca  Türkiye genelinde yaşayan vatandaşlarımızın trafik bilincini geliştirmek üzere çeşitli etkinlikler düzenlenecektir. Hayatın her alanında olduğu gibi trafikte de en önemli unsur insan olduğundan, öncelikle bilinçlendirme, bilgilendirme ve eğitimlere ağırlık verilecektir. </p>

<p>Trafik kurallarına uymak uygar bir toplumun olmazsa olmazıdır. Kurallara riayet eden bir toplum yapısına kavuşmamız, trafik kaynaklı sıkıntılarımızın tamamını çözmese de olumsuzlukları büyük oranda engellememize vesile olacaktır. Buna yürekten inanıyoruz.</p>

<p>İçişleri Bakanlığımız tarafından bu yıl da çeşitli  kampanyalar ile kutlanacak haftanın,  Ülkemiz trafik güvenliğine fayda sağlaması açısından hayırlı olmasını diliyorum. </p>

<p>Araçların insanoğlunun hizmetine sunulma tarihi tekerleğin icadıyla başlar. İlk motorlu araçların piyasaya sürülmesi ve seri üretimin gerçekleştirilmesiyle de kısa sürede otomobil günlük yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Bu durum hayatımızı kolaylaştırıcı etkileri yadsınamasa da günlük hayat içerisinde trafik ciddi bir problemdir ve her gün tekrarlanması sebebiyle kalıcı çözümlere muhtaçtır.</p>

<p>Ulaşım sorunu olmanın ötesinde çevresel ve sosyal bir sorun olan trafik, birçok konu da şehirlerimizin yaşanılabilirliğini azaltmaktadır. Mikro ölçekte düşünüldüğünde maddi hasarlı, yaralamalı ve ölümlü trafik kazalarının yaşanması sebebiyle toplumun yapı taşı olan insan öznesinin kayıpları endişe verici bir hal almak da ve hayatımızı maddi ve manevi derinden etkilemektedir.</p>

<p>Bu sorunların üstesinden gelmek çeşitli önlemler alınmasıyla mümkündür. Toplu taşıma sistemlerinin geliştirilmesi, yaygınlaştırılması, erişilebilir, ekonomik ve çevre dostu bu seçeneğin geniş kitlelerce tercih edilerek özel araç kullanımına lüzum halinde başvurulması niceliksel rahatlamanın anahtarı kabul edilebilir.</p>

<p>Şehir planlaması ve trafik yönetiminde akıllı teknolojilerin kullanımı, trafik akışını izlemek, yoğunluğunu azaltmak ve kazaları önlemek bağlamında çok kıymetli uygulamalardır.</p>

<p>2021-2030 yılları arasında trafik kazalarından kaynaklı can kayıplarının % 50 oranında azaltılmasını hedefleyen<strong> “2021-2030 Karayolu Trafik Güvenliği Strateji Belgesi ile Karayolu Trafik Güvenliği Eylem Planı”,</strong> Cumhurbaşkanlığı genelgesi olarak resmi gazete de yayınlanmış, bu suretle devletimizin trafik sorununun yıkıcı etkilerine karşı hazırladığı gerçekçi bir kılavuz işe koşulmaya başlanmıştır.</p>

<p>Trafik kurallarına uymak, trafikte daha saygılı olmak ve alternatif ulaşım yöntemlerini tercih etmek gibi davranışlar, trafik sorununu hafifletmede önemli bir rol oynamaktadır.</p>

<p>Türkiye genelinde karayolları trafik güvenliği ile ilgili olarak tüm kamu kurum ve kuruluşları koordineli bir şekilde kazaların önlenmesi ve bundan doğan olumsuz sonuçların en alt düzeye indirilmesi için yoğun çaba göstererek 7/24 çalışmalarını sürdürmektedir. </p>

<p>Trafik Haftası dolayısıyla, bütün vatandaşlarımızı trafik konusunda daha duyarlı davranmaya, karşılıklı saygı çerçevesinde belirlenmiş kurallara azami ölçüde uymaya davet ediyor, kazasız günler temennisiyle tüm vatandaşlarımızın ve trafik kolluk görevlilerimizin <strong>“Karayolu Güvenliği ve Trafik Haftasını”</strong> kutluyorum”</p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/karayolu-trafik-haftasi-entinliklerle-kutlanacak/1974/</link>
<pubDate>Sun, 04 May 2025 11:18:57 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yazı, Yalnızca Kelime Değil; Yükümlülüktür.</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yaşar Kaba – İlk Yayın: 20 Ağustos 2008 | Güncelleme: 2025</strong></p>

<p><strong>Gazetecilik; yalnızca haber vermek değil, tanıklık etmektir.<br />
Yazarlık; sadece kelime dizmek değil, sorumluluk almaktır.</strong></p>

<p>Bugün kalem tutan herkes kendine şu soruyu sormalı:<br />
<em><strong>“Ben neye tanıklık ediyorum ve bu tanıklığı kim için yazıyorum?”</strong></em></p>

<p>Uğur Mumcu, “Bir gazeteci, halkın avukatıdır” demişti.<br />
Abdi İpekçi, “Gazetecilik, yalanı susturup gerçeği konuşmaktır” diye tarif etmişti.<br />
İşte bu yüzden gerçek bir gazeteci ve gerçek bir yazar, önünde diz çökülemeyecek olanlardır.</p>

<p>Köşesinden Kule Yapanlar Değil<br />
Bugün köşe yazarları adeta birer medya derebeyi hâline geldi.<br />
Oysa yazarlık; halkın vicdanı olmak, gerçeğin izini sürmek demektir.<br />
İyi yazmak yetmez.<br />
Kim için, neden ve neye karşı yazıldığı önemlidir.</p>

<p>Kimi zaman bir işçinin işten çıkarılmasına,<br />
kimi zaman bir çocuğun eğitim hakkının gasp edilmesine,<br />
kimi zaman bir halkın belleğinin unutturulmasına karşı yazmaktır yazarlık.</p>

<p><strong>Kalem Hem Kılıçtır, Hem Merhemdir</strong><br />
Gazeteci ve yazar olmak, yalnızca bilgiye değil, cesarete de sahip olmayı gerektirir.<br />
Bir toplumun belleği, basın yoluyla şekillenir ya da silinir.<br />
Sorumluluk sahibi bir yazar bu yüzden yalnızca kelime işçisi değil, hafıza bekçisidir.</p>

<p>Bugün kalemler ya bir propaganda silahı, ya da sessiz bir süs olarak kullanılmakta.<br />
Ama asıl mesele; halktan yana mı, hakikatten yana mı yazıldığıdır.</p>

<p>Ben bu yazıyı 2008 yılında yazdım.<br />
Gazeteciliğin de, yazarlığın da, “cemiyetçi” değil “toplumcu” bir sorumluluk taşıdığını savundum.<br />
Ve belki de bu yazıydı, beni daha büyük bir sorumluluğa — bu kitabı yazmaya — iten...</p>

<p><strong>Bugün hâlâ aynı soruyu soruyorum:<br />
"Ben bu halk için neyin tanığıyım?"<br />
Cevabını ararken, elimde sadece kalemim var.</strong></p>
]]></content:encoded>
<author>Yaşar KABA</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/yasar-kaba/yazi-yalnizca-kelime-degil-yukumluluktur/1975/</link>
<pubDate>Thu, 24 Apr 2025 20:47:36 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ESKİ MAHALLE RUHU, YENİ NESLİN SESSİZLİĞİ </title>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">ESKİ MAHALLE RUHU, YENİ NESLİN SESSİZLİĞİ</span></span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">“Bir varmış, bir yokmuş” diye başlıyorsam eğer demek ki kırklı yaşların merdivenlerini yavaş yavaş çıkmaya başlamışım. Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini en çok geçmişi düşündüğümde fark ediyorum. Bizler, benim kuşağım, büyükanneleri ve büyükbabalarıyla aynı çatı altında, geniş ailelerin içinde büyüyen çocuklardık. Geçmiş, gelecek ve şimdi aynı sofranın etrafında buluşurduk. Yedi ile yetmiş yaş aynı tencereden yemek yerdi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">O günlerde mahalleler sadece adres değildi; birer yaşam alanı, birer karakterdi. Her mahallenin bir ruhu vardı. Bizler de o ruhun bir parçasıydık. Mahalle kültürünün içinden gelenekler, görenekler, saygı ve sevgi süzülürdü. Herkes birbirini tanırdı. Ailemizden sonra en yakınlarımız, komşularımız olurdu. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>Dün gibi aklımda mahalle oyunlarımız…</strong><br />
Bir yanda misketlerini kuytuya sokma telaşında çocuklar, diğer yanda seksek oynarken kahkahaları sokaklara yayılan arkadaşlar… Körebenin neşesi hâlâ hafızamda taptaze… Mahallenin bir ucundan diğer ucuna özgürce oynayan o çocuklardan biriydim ben de. Coşkuluyduk, cesurduk, mutluyduk.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Saatlerce oyun oynarken açlığımızı dahi fark etmezdik. Biz duymak istemezdik ama karnımızdan gelen gurultuları annelerimiz duyardı. Ah! Sadece elleri değil, her zerresi öpülecek annelerimiz, aralarında nasıl anlaşırlardı, hâlâ bilmem. Her gün başka bir komşu teyze elinde yuvarlak tepsiyle sokağa çıkar “Çocuklar, gelin!” diye seslendiğinde açlığımızı anlar, hep birlikte o anı yaşardık. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kokusu da tadı da hala ilk günkü gibi hafızamda yerli yerinde duruyor. Sanki zaman hiç geçmemiş gibi… Hepimiz için hazırlanmış birer dilim salçalı ekmek, o gün ki açlığımızı bastırırdı. O bir dilim ekmek sadece karnımızı değil, kalbimizi de doyururdu. O ekmekte annelik vardı, komşuluk vardı, çocukluk vardı… Ne kokusu unutulur ne de tadı…</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Hatta o komşu teyze, masum bir kedi yavrusu gibi aç gözlerle baktığımızı anlardı. “Hâlâ doymadınız mı? Bekleyin çocuklar,” derdi. Elinde tepsiyle tekrar yanımıza gelirdi. İlk tepside bazılarımızın başını okşarken, ikinci tepside gülen gözleriyle yanaklarımızı sıkardı. Bu sefer menümüz değişmiş olurdu. Ekmeğin üzerine sürülen margarin ve kırmızı toz biber…</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>Hey gidi hey…</strong> </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Dünyanın hiçbir lezzetiyle değişmeyeceğim bir tat o. Öyle yer etmiş ki damağımda, o iki dilim ekmek çocukluğumun en güzel yemeği, açlığın en güzel doyumuydu.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yüzlerimiz gülerken salçanın tuzunun verdiği o hafif yanma hissi ve hararetle mahalledeki en yakın caminin ya da okul bahçesinin musluğuna koşardık. Dayardık ağzımızı musluğa kana kana doyasıya içerdik suyumuzu. Önce o hararet giderilir sonra çocukluğumuzun en güzel hikâyesi başlardı. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Başparmağımızla işaret parmağımız arasına çeşmenin ağzını yerleştirir, kurnayı sonuna kadar açardık. Ve sonra başlardı su savaşları… Her birimiz ıslak bir sıçana dönene kadar kahkahalarla koşar, birbirimizi sırılsıklam ederdik.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Şimdi anlıyorum o günlerde tenlerimizi ıslatırken, gönüllerimizi de temizliyorduk. Kavgalarımız, küçük dargınlıklarımız hepsi o akan suyla birlikte akıp gidiyordu. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Hele bir de sonbahar ayları…</span></span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">En sevdiğim mevsim… Mahallede herkesin el ele verip kömürleri imece usulü taşıdığı o eski günler hala hafızamda. Taşıdığımız kömürler sadece bedenimizi değil kalplerimizi de ısıtırdı. Yorgunlukla karışık o tatlı telaşın içinde, herkes birbirine yardım eder, sokaklar dayanışmanın sessiz dili olurdu.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Mahalledeki abilerden, ablalarımızdan dinlediğimiz hayat tecrübeleri bize sadece büyümeyi değil insan olmayı da öğretirdi. Birlikte ağlar, birlikte gülerdik. O zamanlar mahalle kültürü gerçek anlamda toplumsal dayanışmanın temeliydi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Şimdi soruyorum kendime “Nerede o eski günler?”</span></span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">O paylaşılan sofralar, birlikte taşınan yükler, cam kenarından gelen “çocuklar su içer misiniz?” sesleri...</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Zamanla yükselen binalar,</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Her katta çoğalan kapılar…</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Komşuluk, sadece “günaydın” ve “iyi akşamlar” cümlelerine sıkıştı.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Ne bir hal hatır sorma kaldı ne de  "kokmuştur" diye uzatılan yemek tabakları…</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Şimdilerde, aynı binada bile yabancıyız birbirimize. Duvarlar yükseldi, kalpler uzaklaştı.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Yeniçağın en kıymetlileri dediğimiz çocuklarımız...<br />
Ne temiz havada oynamayı biliyorlar ne de dizleri yara bere içinde misket tokuşturmanın keyfini yaşıyorlar.<br />
Sokaklar sessiz, oyunlar ekranda…<br />
Ve çocukluk, dört duvar arasında kaldı.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Düşünüyorum da…<br />
Bizler miydik şanslı olanlar yoksa bu çağın çocukları mı?<br />
Biz sokakta, mahallede büyüdük; tozun toprağın içinde, gerçek kahkahalarla.<br />
Onlarsa dijital dünyanın içinde, ekranların ardında sessizce büyüyorlar.<br />
Biz hayatı oynayarak öğrendik, onlar izleyerek öğreniyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Kimi zaman onlara gıpta ediyorum; her şey ellerinin altında, teknolojinin tam ortasındalar.<br />
<strong>Ama çoğu zaman içten içe diyorum ki:<br />
Biz daha zengindik…</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-size:18px;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;">Çünkü biz çocukken, gerçekten çocuktuk</span></span></strong></p>
]]></content:encoded>
<author>Özlem ARTOKSİ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/ozlem-artoksi/eski-mahalle-ruhu-yeni-neslin-sessizligi/1973/</link>
<pubDate>Wed, 16 Apr 2025 00:55:52 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Amerika ve Çin Arasındaki Gümrük Savaşının Sonuçları </title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:107%"><b>Amerika ve Çin Arasındaki Gümrük Savaşının Sonuçları</b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:107%"><b>Dr. Vedat Akman</b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:107%">Amerika ile Çin arasındaki ticaret savaşı, uluslararası ekonomik ilişkilerde, salt tarifeler ve ticaret dengelerinin ötesine uzanan etkileri olan önemli bir dönüm noktasını işaret ediyor. Bu çatışma, ekonomik politikalar ve ulusal çıkarların çarpıştığı ve belirsizliklerle dolu bir manzara yarattığı karmaşık karşılıklı bağımlılıklardan kaynaklanıyor. Bu iki küresel güç, rekabet eden özlemlerini yönlendirirken, sadece ekonomileri için değil, aynı zamanda küresel ekonomi için de riskler yükseliyor ve bu karmaşık dinamikte rol oynayan temel faktörlerin ayrıntılı bir şekilde anlaşılmasına duyulan ihtiyacı vurguluyor. Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki ticaret savaşı, çağdaş küresel ekonomide temel bir unsur olarak ortaya çıkmış ve uluslararası ticaret dinamiklerini kökten değiştirecek gibi görünüyor. Bu ticaret savaşının önemi, salt ikili ilişkilerin ötesine uzanmaktadır; ekonomik bağımlılığı ve iş birliğini teşvik etmeyi amaçlayan 1945 sonrası liberal uluslararası düzenin kırılganlığını aydınlatmıştır. Vurgulandığı gibi, bu düzenin temel ilkeleri, küresel ticaret ortaklıklarından çok egemenliği önceliklendiren milliyetçi politikalar tarafından giderek daha fazla sorgulanmaktadır. Dahası, önde gelen teorisyenler çağdaş ekonomik küreselleşmeyi klasik liberal düşünürlere kadar takip ederek, yerleşik ekonomik paradigmalar ile ortaya çıkan piyasa gerçeklikleri arasındaki devam eden gerginliğin altını çizmektedir. Bu ticaret savaşının sonuçları, gelecekteki ekonomik etkileşimleri ve jeopolitik manzarayı yeniden şekillendirecektir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:107%">Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki ticaret savaşının ekonomik etkisi derin ve Amerikan ekonomisinin çeşitli sektörlerinde yankı bulması bekleniyor. Trump yönetimi tarafından başlatılan tarifelerin tırmanması, özellikle ithalat maliyetleri ve ihracat pazarlarıyla ilgili olarak ticaret dinamiklerinde önemli değişimlere meydan verecektir. Tarifeler arttıkça, birçok Amerikan üreticisi daha yüksek girdi fiyatlarıyla karşı karşıya kalma durumunda ve bu da artan tüketici fiyatlarına ve enflasyonist baskılara neden olacaktır.  Dahası, ticaret politikalarını çevreleyen belirsizlik, firmaların dalgalanan piyasa koşulları ortasında faaliyetlerini genişletmekten çekinmesiyle azalan iş yatırımlarına yol açacaktır. Ticaret çatışması ayrıca, küresel pazardaki artan ticaret açıkları ve dengesizliklerle gösterildiği gibi, ABD-Çin ticaret ilişkisinin hassas dengesini de zorlayacaktır.  Amerika ve Çin arasındaki ticaret savaşı sırasında gümrük vergilerinin uygulanması, hem tüketiciler hem de ABD'deki işletmeler üzerinde derin yankılar uyandırdı. Başlangıçta yerel üretimi desteklemeyi amaçlayan bu koruyucu önlemler, bunun yerine ithal mallarda fiyatların artmasına yol açarak tüketicinin satın alma gücünü olumsuz etkileyebilir. Tüketiciler günlük ürünler için daha yüksek maliyetlerle karşı karşıya kaldıkça, birçoğu harcama alışkanlıklarını yeniden değerlendirme durumunda kalacaktır ve bu da ekonomik manzarayı karmaşık hale getirecektir. Dahası, ithal malzemelere bağımlı olan işletmeler operasyonel maliyetlerinin arttığını görecek ve bu da tedarik zincirleri boyunca hem üretimi hem de karlılığı engelleyen bir dalgalanma etkisi yaratacaktır. Altta yatan endişe, gümrük vergilerinin ekonomik izolasyonizm döngüsünü sürdürmesidir ve bu da tarihsel olarak gözlemlendiği gibi büyümeyi ve inovasyonu engelleyebilir. Ek olarak, adil ticaret uygulamalarına uyulmaması durumunda, potansiyel yatırımlar diğer ülkelere yönlendirilebilir ve bu da ABD'deki ekonomik düşüşü daha da kötüleştirebilir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:107%">Ülkelerin korumacılığa yönelmesinin ardındaki motivasyonlarla ilgili temel araştırma sorunu, bu giderek daha düşmanca iklimde ekonomik çıkarlar ve siyasi söylem arasındaki karmaşık etkileşimdir. Sunulan analizler, sosyal medyanın milliyetçi duyguları güçlendirmede ve gerginlikleri tırmandırmada ikili bir rol oynadığını ve ülkelerin daha yapıcı bir diyaloğa girmeleri gerektiğini vurguluyor. Gelecekteki araştırmalar için öneriler, Gümrük Savaşları sonucunda değiştirilen veya terk edilen belirli ticaret anlaşmalarının ampirik incelemelerinin sürdürülmesini içermektedir; bu, çağdaş jeopolitik bağlamlarda ticaret dinamiklerinin anlaşılmasını derinleştirecektir. Ek olarak, akademisyenler, ticaret savaşlarından olumsuz etkilenen ülkeler için geçiş çözümleri olarak bölgesel ticaret anlaşmalarının etkilerini araştırmalı ve uluslararası ilişkiler ve ekonomik politika hakkındaki söylemi daha da zenginleştirmelidir. Ayrıca, ortaya çıkan dijital teknolojilerin geleneksel ticaret uygulamalarında vurgulanan eksiklikleri nasıl azaltabileceğini ve çok taraflı iş birliğini nasıl güçlendirebileceğini incelemek de hayati önem taşımaktadır. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:107%">Bu, ticaret savaşlarının zaten kırılgan ekonomilere sahip ülkeleri orantısız bir şekilde dezavantajlı duruma düşürdüğünü ve mevcut ekonomik eşitsizlikleri pekiştirdiğini söyleyebiliriz. Dikkat çekici bir keşif, sosyal medyanın iki ucu keskin bir kılıç olarak oynadığı roldür; ticaretle ilgili bilgilerin ve kamuoyunun görüşünün hızla yayılmasına katkıda bulunurken, ticaret çatışmaları sırasında olumsuz söylemlerin tırmanması için bir katalizör olarak da tanımlanmıştır. Bu tür bulgular, dijital iletişim ile ticaret söylemi arasındaki kesişim noktasına ilişkin önceki akademik tartışmalarla örtüşmekte ve sosyal platformların çatışmayı daha da derinleştirebilecek milliyetçi duyguları güçlendirmeye hizmet ettiğini öne sürmektedir. Ayrıca, son gelişmeler Çin'in ekonomik çıkarlarını korumak için daha militarist bir yaklaşıma doğru bir kayma olduğunu öne sürmekte ve Çin'i baskın bir küresel güç olarak konumlandırmak için uzun vadeli bir stratejiye işaret etmektedir. Bu gelişen manzara, Çin hem iç ekonomik baskılarla hem de dış jeopolitik zorluklarla mücadele ederken ticaret savaşından kaynaklanan karmaşıklıkları vurguluyor. Küresel olarak, ticaret anlaşmazlığının yankıları belirsizliği besliyor, durgun yatırım iklimini besliyor ve uluslararası ticaret genişlemesini engelliyor. Bu faktörler toplu olarak, ikili anlaşmazlıkların dalga etkilerinin birden fazla ekonomide yankılandığı ve zaten kırılgan olan küresel pazardaki toparlanmayı zorlaştırdığı daha geniş bir ekonomik bağımlılık eğilimini vurguluyor.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><span style="line-height:107%">Sonuç olarak, Amerika ile Çin arasındaki ticaret savaşı, uluslararası ekonomik ilişkilerde önemli değişimlere yol açtı ve bu değişimlerin yankıları muhtemelen önümüzdeki yıllarda da hissedilecek. Tarifeler ve ticaret engelleri arttıkça, her iki ülke de ekonomik sıkıntılar yaşayacak, endüstrileri yerinden ederek ve tedarik zincirlerini değiştirecektir. Ortaya çıkan gerginlik, yalnızca küresel ticaretin kırılganlığını vurgulamakla kalmıyor, aynı zamanda bu ilişkileri dikte eden mevcut politikaların yeniden değerlendirilmesi ihtiyacını da vurguluyor. ABD-Çin ilişkilerinin geleceğiyle ilgili endişeler, değişen siyasi manzara ve büyüyen korumacı duygularla daha da artıyor ve bu da ticaret gerginliklerini daha da kötüleştirebilir. Ayrıca, kontrol edilmediği takdirde ticaret şüpheciliğiyle karakterize edilen bir ortam, ekonomik büyüme ve uluslararası iş birliği için riskler oluşturuyor ve istikrarlı bir küresel ekonomide ticaretin rolüne olan güveni yeniden sağlamak için proaktif bir yaklaşım gerektiriyor. Sonuç olarak, dikkatli diplomasi ve stratejik ekonomik angajman, bu karmaşık manzarada yol almada önemli rol oynayacaktır.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Dr. Vedat AKMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/dr-vedat-akman/amerika-ve-cin-arasindaki-gumruk-savasinin-sonuclari/1972/</link>
<pubDate>Mon, 14 Apr 2025 04:05:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Türk Polis Teşkilatı 180 Yaşında..! </title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Canımızı ve malımızı emanet ettiğimiz, huzur ve güvenliğimizi sağlayan Türk polis teşkilatımızın mensupları kahraman polislerimiz, 10 Nisan 2025 günü  teşkilatlarının kuruluşunun 180'incı yıl dönümünü Türkiye genelinde çeşitli etkinlikler ile kutlayacaklar.</p>

<p>Onlar bizim kahramanlarımız, onlar bizim koruyucularımız..</p>

<p>Onlar bizim isimsiz yiğitlerimiz..180 yıldır gece demeden, demeden halkın huzur ve sukunu için görev yapan, kendinden çok başkalarını düşünen cefakar polislerimiz..</p>

<p>Polis teşkilatının  kuruluşundan bu yana teknolojik veya kanun değişikliklerine rağmen değişmeyen tek şey vatan ve millet sevgisidir. Polislerimiz için 24 saat esasına dayalı görev anlayışı ile suç ve suçu önleme çabası taktire şayandır.</p>

<p>Emniyet Genel Müdürlüğü'nün merkez ve taşra kadrolarında binlerce Polis, Çarşı ve Mahalle Bekçisi ile İdari Hizmetli sivil personel görev yapmış ve yapmaya devam etmektedirler. Zor şartlarda yapılan bu kutsal görev çoğu zaman para ile yada maddiyat ile ölçülemeyecek derecede özveri istemektedir. Bazen sokakta bir hırsız ile bazen dağda bir terörist ile çatışma ya da kovalamaca yaşarsınız.Bazen şehir içi trafikte bazen bir mekanda kavga edenle mucadele edersiniz.Bir gün il dışına görev çıkar diğer bir gün de Adliye ye şüpheli şahsın intikali olayında görev alırsınız.</p>

<p>Yani demek istediğim odur ki diğer devlet kurumlarındaki gibi sabit, sınırları tarif edilmiş bir görevlendirme yoktur Polislik görevinde..Ondan dolayı daha çok özveri isteyen bir meslektir.</p>

<p>10 Nisan Emniyet Teşkilatının kuruluş yıldönümü olarak kutlanırken aynı zamanda 10 Nisan Polis Günü olarak da bilinir. Bu hafta ve günde çeşitli kutlama programları düzenlenir.Genelde protokol programları ile kutlamalar yapılır.</p>

<p>Ben bu protokol kutlamalarının yanında teşkilatın emekli mensuplarının da hatırlanılarak onlara yönelik çalışma yapılmasının da gerektiğini dile getirmek istiyorum.</p>

<p>Emekli polislerin kendini sahipsiz hissetmemeleri, toplumda yanlızlığa itilmemeleri için zaman zaman emeklileri bir araya getirecek sosyal etkinlikler  yapılmalıdır. Özellikle bu 10 Nisan programları içerisinde buna daha çok dikkat edilmeli ve önem verilmelidir. Unutmamak gerekir ki bu günün çalışan polis memurları, polis amir ve müdürleri bir gün gelecek kendileri de emekli birer kişi olacaklardır.</p>

<p>Resmi Gazete'nin 05 Temmuz 2022 tarihli sayısında yayımlanarak, 15 Ocak 2023 tarihinde yürürlüğe giren 3600 ek gösterge düzenlemesiyle, yalnızca birinci dereceden maaş almakta olan yüksek okul ve üiversite mezunu çalışan ve emekli polis memurlarına 3600 ek gösterge verildi. </p>

<p>Ortaokul ve Lise mezunu polis memurlarının mevcut ek göstergelerine ilave 600 ek puan ve seyyanen her ay sabit  1200 TL verilmek suretiyle 3600 ek gösterge beklentileri geçiştirildi.</p>

<p>Mağdur polislerin halen çözüm bekleyen 3600 ek gösterge sorunu önümüzde durmaktadır ve mağdur emeklilerimizin gözü kulağı bu sorunu çözecek yetkililere çevrilmiştir. Maddi sıkıntıların bir nebze azaltılması için yapılacak intibak düzenlemesi ile tahsil farkı gözetilmeksizin çalışan ve emekli tüm polis memurlarına bir defaya mahsus olmak üzere 3600 ek gösterge verilmesini devlet büyüklerimizden talep ediyorlar.</p>

<p>2023 yılı Temmuz ayında çalışan memurlara 7456 sayılı torba yasa  ile 8 bin 77 lira tutarında  seyyanen ek ödeme verildi. Bu ek ödeme her 6 ayda bir maaş artışı ile 2025 yılı Ocak ayından itibaren 16 bin 145 TL tutarına ulaştı. Bu tutar maaş katsayı artışına paralel olarak her 6 ayda bir artacak. Ancak bu ek ödeme emekli memurlara verilmedi. Geçim sıkıntısı çeken emekli memurlara da bu ek ödemenin ödenmesini istiyorlar.</p>

<p>Uzun yıllar memleketimizin doğusun da da batısında da görev yapmış, yaş haddinden emekli olmuş bir emniyet mensubu olarak, tüm emeklilerimize huzur, sağlık ve mutluluklar diliyorum. Halen çalısan meslektaşlarıma görevlerinde kolaylıklar ve başarılar temenni ediyorum. Ahirete irtihal etmiş şehitlerimize ve meslektaşlarıma Allah'tan rahmet, gazilerimize de sağlık ve esenlik diliyorum.</p>

<p>Çalışan ve emekli tüm polislerin özlük ve sosyal haklarının ve yaşam şartlarının daha iyi olacak şekilde radikal köklü reformların en kısa sürede " Polis meslek Kanunu "düzenlenmesi ümidiyle tüm teşkilat mensuplarımızın 10 Nisan Polis Günü ve Haftası kutlu olsun..</p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/turk-polis-teskilati-180-yasinda/1971/</link>
<pubDate>Mon, 07 Apr 2025 14:18:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Toplumsal Hareketlerde Sanatın Rolü </title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><b>Toplumsal Hareketlerde Sanatın Rolü</b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><b>Dr. Vedat Akman</b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">“<b>Her şey sanatla başlar ve sanat ile biter çünkü sanat sadece bir ifade şekli değil aynı zamanda bir eylemdir. </b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><b>Kacey Wong’un da söylediği gibi</b> <i>“güzel resimler anlamında sanat sadece dekorasyondur ve eğer kendi gerçekliğimizi anlatamıyorsak, sanat nedir? Eğer kendi mevzunda özgür değilsen, sanat ne ifade eder” </i> <b>”</b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><strong>Sanat, protesto ve performans arasındaki karmaşık ilişkiyi incelerken,</strong> çağdaş sanatsal ifadelerin medeni itaatsizlik için nasıl hayati araçlar olarak hizmet ettiğini fark etmek esastır. Bu makale, sanatın protesto manzarasını dönüştürme kapasitesini araştırmayı ve hem bir direniş ortamı hem de estetik bir sorgulama alanı olarak ikili rolünü vurgulamayı amaçlamaktadır. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><strong>Boris Groys </strong>gibi düşünürler tarafından dile getirilen sanat aktivizmi kavramını inceleyerek, başarılı sanatsal müdahalelerin genellikle mevcut politik dinamikleri yalnızca yankılamaktan ziyade onlara meydan okuduğunu fark edebiliriz. Dahası, yapısal melezleşme kavramı, performans sanatının toplumsal hareketlerle nasıl etkili bir şekilde iç içe geçebileceğini ve zaman ve mekanı aşan bir diyaloğu kolaylaştırabileceğini anlamak için bir çerçeve sağlar. Bu analitik mercekler aracılığıyla, makale protesto sanatının yalnızca toplumsal hoşnutsuzluğu yansıtmakla kalmayıp çağdaş kültürdeki direniş anlatısını nasıl etkin bir şekilde yeniden şekillendirdiğini aydınlatacaktır.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><strong>Sanat ve performans,</strong> toplumsal hareketlerin dinamiklerini şekillendirmede önemli bir rol oynar ve sıklıkla hem ifade aracı hem de protesto katalizörü olarak hizmet eder. Sanatsal tezahürler aracılığıyla aktivistler, geleneksel iletişim yöntemlerini aşabilir ve daha geniş kitlelerle yankı bulan güçlü bir estetik yaratabilirler. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><strong>Örneğin, sanatın sivil itaatsizliğe entegre edilmesi, </strong>etkinliği ve sınırları hakkında sorular gündeme getirir; iddia edildiği gibi, aktivizmde salt bir estetikçilik, gerçek bir toplumsal değişim sağlamadan hareketleri galeri alanlarıyla sınırlayabilir. Protesto ve performansın bu şekilde birbirine bağlı olması, yalnızca marjinalleştirilmiş sesleri yükseltmekle kalmaz, aynı zamanda çağdaş bir sosyo-politik manzara içinde muhalefetin mekansal ve bağlamsal sınırlarını yeniden tanımlar.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><strong>Sanat, geleneksel iletişim biçimlerini aşan bir ifade aracı sunarak</strong> toplumsal hareketler için güçlü bir araç işlevi görür. Performans, görsel sanatlar ve grafiti gibi çeşitli ortamlar aracılığıyla aktivistler, daha geniş kitlelerle yankı uyandıran karmaşık duyguları ve mesajları iletebilirler. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><strong>Dahası, sanatın aktivizme entegre edilmesi, </strong>estetik tercihlerin sanatın kendisini siyasallaştırmada önemli bir rol oynadığı mevcut sivil itaatsizlik sınırlarına meydan okur. Tarih boyunca sanat, politik ifade ve aktivizmde önemli bir rol oynamış, sıklıkla toplumsal adaletsizliklere meydan okumak için dokunaklı bir araç olarak hizmet etmiştir. Tarihsel örnekler, sanatın salt temsilin ötesine geçerek, yönetilenler ile yönetenler arasındaki dinamikleri yeniden tanımlarken diyalog, dayanışma ve kolektif hafıza için alanlar yarattığını göstermektedir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><strong>Performans ve protesto arasındaki etkileşim,</strong> muhalefeti dile getirmek ve toplumsal değişimi harekete geçirmek için etkili bir ortam olarak ortaya çıkmıştır. Çağdaş sanat aktivizmi, sanatsal ifadenin baskın politik anlatılara nasıl meydan okuyabileceğini göstererek, sivil itaatsizlik için bir araç işlevi görmektedir. Tarih, performansın salt estetik katılımın ötesinde, politikayla diyalektik bir ilişki içinde işlediğini ve nihayetinde protesto manzarasını yeniden tanımladığını ortaya koymaktadır. Kamusal alanları geri alarak ve muhalefeti estetize ederek, performans toplumsal adaletsizliklerin eleştirilmesi ve daha katılımcı bir kamusal söylemin teşvik edilmesi için temel bir araç haline gelir. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Bu nedenle, <strong>performans sanatı yalnızca statükoyu sorgulamakla kalmaz, </strong>aynı zamanda izleyicileri daha geniş toplumsal hareketler içindeki kendi rolleri üzerinde düşünmeye teşvik ederek kamusal söylemi geliştirir ve eyleme ilham verir. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><strong>Çağdaş protestolarda sanat ve performansın rolü,</strong> izleyicilerde duygusal ve entelektüel düzeylerde yankı uyandıran, toplumsal değişim için hayati bir araç haline gelmiştir. Yaratıcı uygulamalar yalnızca ifade için çıkış noktası olarak hizmet etmekle kalmaz, aynı zamanda toplumsal katılımı ve dayanışmayı teşvik ederek ortak bir direniş estetiği de geliştirir. </span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Dr. Vedat AKMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/dr-vedat-akman/toplumsal-hareketlerde-sanatin-rolu/1970/</link>
<pubDate>Sun, 06 Apr 2025 17:16:25 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sanatın Kalıcı Hale Gelmesi mi! Sanatın Belirsizliğe Gömülmesi mi! </title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b>Sanatın Kalıcı Hale Gelmesi mi! Sanatın Belirsizliğe Gömülmesi mi! Sanatın Demokratikleşme Sürecindeki Rolü</b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b>Dr. Vedat Akman</b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b>“Sanatın aşağıda anlattığım demokratikleşme süreci, geleneksel olmayan biçimlerin ön plana çıkarıldığı, geleneksel güzellik ve liyakat standartlarına meydan okuyan kapsayıcı bir ortamı teşvik ediyor. Sonuç olarak, bu gelişen sanatın takdirinin etkileri salt estetik zevkin ötesine uzanıyor; yeniliğe değer veren ve eleştirel söylemi teşvik eden kolektif bir kimlik oluşturuyor. Daha genç izleyiciler sanatın takdir edilmesinin ne anlama geldiğini yeniden tanımladıkça, değişimi kucaklayan ve çeşitli ifadeleri besleyen daha ayrıntılı bir yaratıcılık anlayışının yolunu açıyorlar.”</b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Sanat, sayısız biçimiyle, uzun zamandır insan deneyiminin, kültürünün ve ifadesinin bir yansıması olmuştur ve bu nedenle değeri ve takdirine katkıda bulunan faktörler hakkında yoğun bir incelemeye davet etmektedir. Sanatın takdiri kavramı, salt estetik zevkin ötesine uzanır; tarihsel bağlam, sanatçı niyeti ve toplumsal etkinin karmaşık bir etkileşimini kapsar. Tarih boyunca, değerli sanatın neyi oluşturduğuna dair geleneksel tanımlara meydan okuyan çeşitli hareketler ortaya çıkmış ve zamanla dalgalanan değerine yol açmıştır. Bu makale, piyasa talebinin, kurumsal onayın ve kültürel anlatıların evriminin rollerini göz önünde bulundurarak sanatın takdir gördüğü çok yönlü koşulları keşfetmeyi amaçlamaktadır. Bu faktörleri analiz ederek, hem öznel zevki hem de nesnel değerlendirmeyi yönlendiren temel mekanizmaları ortaya çıkarmayı ve nihayetinde belirli sanat eserlerinin neden kalıcı hale geldiğine ve öne çıktığına, diğerlerinin ise neden belirsizliğe gömüldüğüne dair kapsamlı bir anlayış sağlamayı amaçlıyoruz.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Sanatın takdiri, hem sanatın estetik niteliklerinin hem de daha geniş kültürel öneminin değerini kabul ederek, sanatsal ifadelerle daha derin bir anlayış ve duygusal bir etkileşimi kapsar. Bu takdir, bireylerin ve toplulukların tarihsel anlatıları, toplumsal değerleri ve kolektif kimlikleriyle bağlantı kurmasını sağladığı için önemlidir. Sanatın işlevsel değerlendirmesi üzerine söylemde belirtildiği gibi, estetik düşüncelere dar bir odaklanmanın ötesine geçerek sanatın toplum içinde gerçekleştirdiği çeşitli işlevleri, örneğin kültürel inançları temsil etmeyi ve duygusal tepkileri kışkırtmayı dahil etmek çok önemlidir. Sonuç olarak, sanatın takdiri insan deneyimiyle daha derin bir bağlantı kurarak hem kişisel hem de toplumsal kimlikleri zenginleştirir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Sanatın takdiri, kültürel geçmiş, eğitim ve bireysel deneyimler gibi çeşitli faktörlerden derinden etkilenir. Kültürel bağlam, farklı toplumların farklı estetik değerlere ve tarihsel anlatılara sahip olması nedeniyle, bireylerin sanat eserlerini yorumlama ve onlara tepki verme biçimini şekillendirir. Dahası, eğitim hayati bir rol oynar, çünkü sanat tarihi veya eleştirisine maruz kalanlar genellikle sanatsal eserlerle etkileşime girmek ve onları analiz etmek için daha donanımlıdır. Çeşitli sanat biçimlerine ve sosyal ağlara maruz kalma gibi kişisel deneyimler de kişinin sanatsal tercihlerini ve anlayışını önemli ölçüde şekillendirebilir. Bir sanat eserini çevreleyen tarihsel bağlam, onun algısını ve dolayısıyla takdirini temelde şekillendirir. Sanat boşlukta var olmaz; her eser, kendi zamanının toplumsal, politik ve kültürel gerçeklikleriyle içsel olarak bağlantılıdır. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Sanatın anlaşılması, kişinin bakış açısını şekillendiren bireysel geçmişlerin ve duygusal deneyimlerin karmaşık bir etkileşimidir. Her izleyici sanat eserine, yorumunu ve takdirini şekillendiren benzersiz bir kültürel miras, kişisel tarih ve duygusal yankılanma dokusu getirir. Örneğin, kültürel açıdan zengin bir ortamda yetişen bir birey, anlayışını geliştiren derin bir tarihsel bağlamla bir esere yaklaşabilirken, bir diğeri onu kişisel travma veya sevinç merceğinden görerek farklı bir duygusal tepki uyandırabilir. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Sonuç olarak, sanatın takdiri, salt estetik zevkin ötesine geçen, tarihsel bağlam, piyasa dinamikleri ve kültürel önemin karmaşık bir etkileşimini içeren çok yönlü bir süreçtir. Çeşitli sanat akımlarının ve bunların algılanmasının analizinde gösterildiği gibi, bağlamsal faktörler sanatın hem finansal hem de kültürel olarak nasıl ve ne zaman değer kazandığını büyük ölçüde etkiler. Yenilik ve bilgi ekonomilerinin büyüyen eğilimi, sanat dünyasında teknoloji transferinin artan rolünde görüldüğü gibi, yaratıcılar ve yatırımcılar arasında bağlantılar geliştirmenin önemini vurgular. Dahası, sanat fonlamasıyla ilgili gelişen görüşler, yaratıcılığa ve yatırıma yönelik daha geniş toplumsal tutumları yansıtarak, kamu desteği ve finansal destek toplamak için iyi planlanmış kampanyaların gerekliliğini vurgular. Sonuç olarak, sanat takdiri yalnızca bireysel maruziyet ve zevkten değil, aynı zamanda hem yerel hem de küresel söylem içinde sanatın içsel değerini tanıyan ve geliştiren stratejik çabalardan da ortaya çıkar.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Toplum ilerledikçe, sanatın takdirinin manzarası, değişen kültürel, teknolojik ve felsefi paradigmaları yansıtan önemli bir dönüşüm geçirir. Dijital platformların ortaya çıkmasıyla, sanata erişimdeki geleneksel engeller azaldı ve sanatsal değer etrafındaki konuşmada çeşitli seslerin ve bakış açılarının ortaya çıkmasına olanak tanıdı. Böylece gelecek nesiller, sanatla yalnızca pasif gözlemciler olarak değil, aynı zamanda yaratılışında ve yorumlanmasında aktif katılımcılar olarak etkileşime girecek şekilde konumlandırılıyor. Sanatın bu demokratikleşmesi, geleneksel olmayan biçimlerin ön plana çıkarıldığı, geleneksel güzellik ve liyakat standartlarına meydan okuyan kapsayıcı bir ortamı teşvik ediyor. Sonuç olarak, bu gelişen takdirin etkileri salt estetik zevkin ötesine uzanıyor; yeniliğe değer veren ve eleştirel söylemi teşvik eden kolektif bir kimlik oluşturuyor. Daha genç izleyiciler sanatın takdir edilmesinin ne anlama geldiğini yeniden tanımladıkça, değişimi kucaklayan ve çeşitli ifadeleri besleyen daha ayrıntılı bir yaratıcılık anlayışının yolunu açıyorlar.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Dr. Vedat AKMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/dr-vedat-akman/sanatin-kalici-hale-gelmesi-mi-sanatin-belirsizlige-gomulmesi-mi/1969/</link>
<pubDate>Mon, 24 Mar 2025 22:28:49 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ROMANYA'NIN LİMAN ŞEHRİ KÖSTENCE (CONSTANTA) </title>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><strong>ROMANYA’NIN LİMAN ŞEHRİ KÖSTENCE (CONSTANTA)</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Avrupa Birliği içinde Romanya 7. büyük yüz ölçüme, 9. büyük nüfusa sahiptir. Ülkenin başkenti ve en büyük kenti konumundaki Bükreş 2,2 milyon nüfusu ile Avrupa Birliği’nin en büyük 6. kentidir.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Uzun yıllar Osmanlı İmparatorluğu’nun da hâkimiyeti altında olan Romanya 1877 yılında kurulmuştur. Romanya; 2007 yılında Bulgaristan’la birlikte AB’ye alınmıştır.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><img alt="" src="https://www.turkiyehaberajansi.com/images/files/2025/03/67de1c1cd75cb.jpg" style="width: 640px; height: 845px;" /></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">OSMANLI’NIN İZLERİNİ TAŞIYAN LİMAN ŞEHRİ KÖSTENCE </span></span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Köstence, Romanya’nın ikinci büyük kenti ve Avrupa’nın popüler bir tatil rotalarından biri. Tuna Nehri ve Karadeniz arasında kalan Dobruca bölgesinin 2600 yıllık bir yerleşim olan Köstence’de, tarih ve denizle iç içe sayısız Osmanlı eseri bulunuyor. Bazen çok tanıdık, bazen de oldukça farklı bir kent olan Köstence’de yabancılık hissetmediğiniz gibi, yapıları ve şehir halkıyla yine de bir Avrupa kentinde olduğunuzu hatırlıyorsunuz.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Doğal güzelliğiyle huzur veren, gece hayatıyla eğlencenin doyasıya yaşandığı, denizi ve güneşiyle de yaz tatilinin en güzelini vaat eden Köstence’nin başlıca gezilecek yerleri, Ulusal Tarih ve Arkeoloji Müzesi, ‘Muzeul De Arta’ Sanat Müzesi, Ulusal Tarih ve Sanat Müzesi, Cenevizlilerden kalma Deniz Feneri, Publius Ovidius Naso Meydanı, St. Peter & Paul Orthodox Katedrali, Aslanlı Ev, Kral Camii, Tuna Nehri, şehrin iki sahili Mamaia ve Mangalia.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">ROMANYA’NIN KALBİ KÖSTENCE</span></span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Şehrin ilk ismi TOMİS imiş.5.Yüzyılda Doğu Roma İmparatorluğun idaresi altına girince İmparator Constantinus ismine izafeten Constanta denilmiş.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Roma İmparatorluğu süresince Şimdi Türklerin yaşadığı Dobruca önem kazandı. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><strong>Tomis (Roma-Bizans Dönemi’nde)</strong> oldukça önemli bir Hristiyanlık merkeziydi. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">14. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu bu bölgede etkisini göstermeye başladı. Dobruca ve Köstence 15. YY’dan başlayıp 19. YY’a kadar süren savaşlarla Osmanlılara bağlandı. 1877-1878 yılları arasında süregelen Bağımsızlık Savaşıyla Dobruca tekrardan Romanya’nın sınırlarına geçti. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Romanya'nın Karadeniz kıyısındaki en büyük liman şehri Köstence’de önemli bir Türk-Tatar azınlık varlığını devam ettiriyor. Burada yaşayan Romanlar da Türkçe konuşuyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">ROMALI ŞAİR OVİDİUS'UN HEYKELİNİN BULUNDUĞU PİATA OVİDİUS MEYDANI</span></span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><strong>Ovidius Meydanı, </strong>adını Latin edebiyatı­nın önemli şairlerinden sekiz yıl Köstence’de sürgün hayatı yaşamış Ovidius Publius Naso’dan alıyor. Köstence’nin en ünlü meydanı olarak bilinen Ovidius Meydanı’nda Ovidius’un Heykeli bulunuyor. Mimar Ettore Ferrari tarafından 1887’de yapılan bu heykel Constanta Milli Tarih ve Arkeoloji Müzesi'nin de önüne inşa edilmiş. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Birçok tarihi yapıya ve müzeye ev sahipliği yapan, Köstence’nin Eski Şehir bölgesi olan Ovidius Meydanı’nda Osmanlı yapıları, kiliseler ve meydana açılan ara sokaklarda şirin butik kafeler bulunuyor. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Romanya’nın en zengin müzelerinden biri olan Milli Tarih ve Arkeoloji Müzesi de bunlardan biri. Müzede, fotoğraftan haritaya, mobilyadan madeni paraya dek 430 bin objelik koleksiyonuyla, Paleolitik çağdan başlayıp modern zamana kadar uzanan bir tarih sergisi oluşturuyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><img alt="" src="https://www.turkiyehaberajansi.com/images/files/2025/03/67de1dc018825.jpg" style="width: 640px; height: 529px;" /></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">ST. PETER & PAUL ORTODOKS KATEDRALİ </span></span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Neo-Bizans stiline göre yapılan <strong>St. Peter & Paul Orthodox Katedrali</strong>'nin inşa edildiği tarih 1800'lü yılların sonuna dayanıyor. Ancak 2.Dünya Savaşı sırasında zarar gördüğü için yeniden onarılıyor ve bugünkü görüntüsünü alıyor. Roman unsurları da görebileceğiniz mimari Grek-Roman stilinde tasarlanmıştır.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">KÖSTENCE CASİNO</span></span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Köstence’de görülmesi gereken yerlerin başında mimarisi ve deniz kıyısındaki konumuyla güzelliğine güzellik katan Köstence Casino Binası geliyor. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">1910 yılında yapılan bu art nouveau tarzındaki mimari, Köstence'nin simgesidir. Kısa bir süre önce ziyarete açık hale getirilen bina, gerek manzarası gerekse iç dekoru ve avizeleri ile gören herkesi kendisine hayran bırakıyor. Düğünler önemli toplantılar burada yapılıyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><img alt="" src="https://www.turkiyehaberajansi.com/images/files/2025/03/67de1d8fa38d3.jpg" style="width: 640px; height: 653px;" /></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">KRAL -CAROL CAMİİ </span></span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Büyük Mahmudiye Camii yıkılınca yerine 1910 Yılında Müslümanları seven Romen Kralı 1.Carol tarafından bu Camii yaptırılmış. Romen mimari tarzıyla Kuzey Afrika Mimari Sitili birleştirilmiş bir Camii. Minare şekli bizim bildiğimiz camilerden farklı. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">ROMA MOZAİKLERİ</span></span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Ulusal Tarih ve Arkeoloji Müzesi’nin yanında yer alan Edificul Roma Mozaikleri, 9150 metrekarelik bir alanı kaplayan binlerce Roma mozaiğini barındırıyor. 4’üncü yüzyılda inşa edilen mozaikler 7. yüzyıla dek şehrin ticari merkezi olduğunun göstergesi. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Öyle ki burada bulunan kalıntılar orijinal yapının ancak üçte birlik bölümünü oluşturuyor. Arkeolojik kalıntılar bölgede dükkânların ve atölyelerin olduğuna işaret ediyor. Burada tarihi Roma Hamamları ile Su Kemeri kalıntılarını da görebilirsiniz.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><img alt="" src="https://www.turkiyehaberajansi.com/images/files/2025/03/67de1c7fc7bbf.jpg" style="width: 640px; height: 748px;" /></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">MAMAIA PLAJI</span></span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Köstence'ye 1.5 kilometre uzaklıkta olan Mamaia semtidir. Bölgedeki halkın ve turistlerin de yoğunlukla tercih ettiği bir tatil cenneti olan Mamaia, Karadeniz'in kıyısında 13 kilometre uzunluğunda sahile ev sahipliği yapıyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Normalde yalnızca tropik yerlerde olan saf beyaz kum bu bölgede de bulunuyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Bu tatil beldesi Mamamia striptiz kulüpleri ve diskolarıyla ünlüdür.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">KAPLICA MERKEZİ MANGALİA</span></span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Mangalia, Dobruca bölgesinde, Karadeniz kıyısında yer alan bir liman bölgesi. Şehrin güneyinde kalan çok güzel bir plaj olan Mangalia, merkeze 25 km mesafede yer alıyor. Tarihi bir kaplıca merkezi olan, 2400 yıl öncesine ait kaya mezarları ve tanrı heykellerine de ev sahipliği yapan Mangalia’nın adı ‘en güzel’ anlamına gelen ‘pangalia’ kelimesinden geliyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><img alt="" src="https://www.turkiyehaberajansi.com/images/files/2025/03/67de1f2d3d2bc.jpg" style="width: 640px; height: 597px;" /></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">TÜRK ŞEHRİ MECİDİYE</span></span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Köstence, aynı zamanda Karadeniz kıyısında bir sayfiye şehri. Mamaia, Neptun, Eforie, Saturn, Mangalia, Jupiter ve Venus adlarında, deniz kenarında büyük otellerin olduğu turistik noktalar var. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Buralardan geçerken yolda küçük camileri ile çok sayıda Tatar köyü görebiliyorsunuz. Fakat 50 bin nüfuslu Mecidiye adında küçük bir şehir var ki, çoğunluğu Türk ve Kırım Tatarı Müslümanlardan oluşuyor ve Türkçe konuşuluyor. Karasu Vadisi üzerinde yerleşen kentin kuruluş tarihi 2 Eylül 1856 olarak belirtiliyor ve Sultan Abdülmecit kuruluş ile ilgili fermanını bu tarihte yayınlatmış. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Belediye 150. kuruluş yılı kutlamalarında Sultan Abdülmecit’i fahri hemşeri ilan etmiş ve ismini de kurucusu olan, Osmanlı Sultanı Abdülmecit’ten almış. Kırım Tatar halk şairi Mehmet Niyazi’nin mezarı da Mecidiye şehrinde.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">ROMANYA MUTFAĞI </span></span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Romanya yemeklerinde Osmanlı mutfağından esinlenmelere şahit oluyoruz.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Romanya; Kahvaltıda domates, salatalık, beyaz peynir yiyebileceğiniz nadir ülkelerden biri. Ayrıca, sabahları ve gün boyu fırınlarda çeşit çeşit börek var: Peynirli-Kıymalı-Lahanalı-Patatesli.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Placinta cu branza dulce: Romanya’daki pek çok evde ana yemek olarak tüketiliyor. Bizim sabah kahvaltısında tükettiğimiz aslında günün her öğününde sevilerek tüketilen bu tatlı börek ülkenin yöresel yiyeceklerinden biri.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Genelde her menüde 2-3 çeşit çorba var: </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Supă (de pui) cu tăieţei (Şehriye Çorbası)</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Ciorba de burtă (İşkembe), Ciorba Radauteana(Sebzeli). En lezzetli çorba fasulyeli olanı (Ciorba de Fasole). Rumence’de çorbaya “ciorba” deniyor. Çorba kültürü bizimkine benziyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Mamaliga: Mısırın sütle karıştırılmasıyla elde edilen yemek. ...</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><img alt="" src="https://www.turkiyehaberajansi.com/images/files/2025/03/67de1ca6572aa.jpg" style="width: 640px; height: 515px;" /></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Tocanita: Soğan, baharat ve etle pişirilen bir tür yöresel yemek.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><img alt="" src="https://www.turkiyehaberajansi.com/images/files/2025/03/67de1d5ea9572.jpg" style="width: 640px; height: 622px;" /></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Sarmale: Bir çeşit lahana sarmasıdır. ...</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><img alt="" src="https://www.turkiyehaberajansi.com/images/files/2025/03/67de1d03a8719.jpg" style="width: 640px; height: 529px;" /></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Ghiveci: 20'den fazla sebzenin kızartılıp birlikte pişirilmesiyle yapılır. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Cozonac: Ekmeğin içerisine ceviz, haşhaş ve özel bir peynir konulmasıyla yapılan bir tatlı türüdür.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Fornetti: Poğaça</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Muraturi: Turşu</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Carnati: Bizim geleneksel sucuk gibi bol sarımsaklı ve bağırsağa doldurularak yapılıyor, ama domuz etinden.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Gulaş: Macaristan’ın meşhur gulaşı</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Mici: (Köfte)</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Papanaşi: Kızarmış hamurun üzerine krem peynirimsi bir inek peyniri ve yaban mersini reçeli ile servis edilen tatlı. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">Tuica: Erikten yapılan Romanya’nın milli içkisi. Alkol oranı genelde  %40–45, ama %65’e kadar çıkıyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><img alt="" src="https://www.turkiyehaberajansi.com/images/files/2025/03/67de1f032f982.jpg" style="width: 640px; height: 656px;" /></p>

<blockquote>
<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">ROMANYA VE KÖSTENCE’NİN ANIMSATTIKLARI </span></span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">* Romanya’nın nüfusunun %89,5 Rumenler,  %6,6 Macarlar, %2,5 ise Romanlar oluşturuyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">* Romanya’nın resmi dili Romence’dir. Ayrıca Almanca, Ukraynaca ve Türkçe de konuşulmaktadır.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">* 500 sene Osmanlı hakimiyeti altında kaldıktan sonra, dillerine birçok Türkçe kelime geçmiştir: çarşaf, pabuç, masa, kibrit, kayısı, perde, çoban, haydi...</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">* Romanya halkı Latin kökenlidir. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">* Dünyada Latin kökenli tek Ortodoks toplumu.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">* Dracula’nın şehri olarak bilinen Köstence şehir içi Otobüslerde ücretsiz WI-FI hizmeti var.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">* Romanya’nın para birimi Romen Leyi'dir.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">* 1878'e kadar kurumsal olarak Osmanlı devletine bağlı kalsa da kültürel olarak Avusturya’ya bağlı olan devlettir.</span></span></p>
</blockquote>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><img alt="" src="https://www.turkiyehaberajansi.com/images/files/2025/03/67de1ea9b1ca4.jpg" style="width: 640px; height: 515px;" /></span></span></p>

<blockquote>
<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">* Romanya sinemalarında film arası verilmiyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">* Tuna Nehri; Almanya'nın güneyinde Kara Orman bölgesinden çıkıp, 10 ülkeyi kat ederek Karadeniz’e dökülmektedir. Tuna nehri havzası, Volga Nehri'nden sonra Avrupa'nın en büyük ikinci nehir havzasıdır. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">* Romanyalılar; dil ve ırk olarak Latin, gelenekler ve folklor olarak Slav ırkına yakınlar.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">* Türkler; Romanya’da en çok nüfusu bulunan üçüncü milletmiş. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">* İlk birkaç kralının Türk olduğu devlet. 1310 yıllarında kurulan ve Romanya’nın temelini oluşturan Eflak devletinin ilk hanedanları Kıpçak Türklerinden Toktamış ve oğlu Basarab’tır. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">* Romanya'nın en büyük otomobil firması Dacia, aynı zamanda Romanya'nın antik zamanlardaki ismidir.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">*Bükreş’te Palatul Parlementi isimli dünyanın 2. büyük Parlamento binası bulunuyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">* Köstence'de AMANET yazılı emanetçi nam-ı diğer tefecilerin Dükkânlarda fahiş faizle Para veriliyor karşılığında her türlü eşya alınıyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">* Köstence'de 1930’larda inşa edilen Aslanlı Evi (Casa cu Lei),Mason Locasına da ev sahipliği yapmış. Romen ve Ceneviz mimarisinin unsurlarını taşıyan bu taş binada ismini aslan heykelleri bulunuyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">*Geleneksel müziklerinin yanı sıra “manele” adı verilen genelde çingenelerin dinlediği, karşılığı bizde potporiya da Arabesk'e denk gelen müzikleri vardır.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">*Galatasaray’lı Hagi’nin memleketi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">*Michel del Castillo’nun “Mort d’un poete” “Bir Şairin Ölümü” adlı politik polisiye romanının konusu Orta Avrupa’daki (Romanya’yı kastediyor) totaliter, reel-sosyalist ülkelerden birinde geçiyor. Yazar; Romanya’dan “tarih yapılmayan, tarihe sadece maruz kalınan, bundan dolayı da tarihin öznesi değil, nesnesi olan bir ülke” diye söz ediyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">*Köstence; Romanya’nın Antalya’sı. Kışın 250.000 nüfusu yazın 3 katına çıkıyor.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;">*Hava limanı; şehrin kuzeybatısında yer alıp, aynı zamanda bir Amerikan üssüne ev sahipliği yapmaktadır.</span></span></p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
<author>Pekcan TÜRKEŞ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/pekcan-turkes/romanya-nin-liman-sehri-kostence-constanta/1968/</link>
<pubDate>Thu, 20 Mar 2025 05:07:07 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Araçlarda Alkol Kilidi Can Kurtaracak</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>14 Mart 2025 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmelikle araçlarda alkol kilidi ve şerit kontrol sistemi gibi teknik şartlar belirlendi. </p>

<p>Alkol kilidi sistemi, sürücülerin aracı çalıştırmadan önce nefes testi yapmasını gerektiriyor. Test sonucunda alkol oranı belirleniyor; eğer oran sınırın üzerindeyse araç çalıştırılamıyor ve sürücü uyarılıyor. Bu yenilik, trafikte alkollü araç kullanımını önlemek için önemli bir adım olarak görülüyor.</p>

<p><strong>Araçlara alkol kilidi</strong> uygulamasının Türkiye’de de yasalara girmesi bu yüzden beni inanılmaz derecede mutlu etmiş bulunuyor. Bu kararı alanları canıgönülden alkışlıyorum.</p>

<p>Aslında alkol kilidi konusu ön plana çıktı ama yönetmelik de sadece alkol kilidi konusu yok..</p>

<p>Yönetmelik :</p>

<p><strong>1- Akıllı hız destek sistemi, </strong></p>

<p><strong>2- Sürücü dalgınlık ve dikkat uyarı sistemi, </strong></p>

<p><strong>3- Olay veri kaydedicisi, </strong></p>

<p><strong>4- Alkol kilidi kurulum ön hazırlığı </strong></p>

<p><strong>5- Gelişmiş sürücü dikkat dağınıklığı uyarı sistemi </strong></p>

<p>konularını kapsıyor ve Avrupa Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde hazırlanmış bulunuyor.</p>

<p>2024 yılı için henüz bir veri yayımlanmamış ama Dünya Sağlık Örgütü (WHO) kaynaklarına göre; 2023 yılında dünya genelinde trafik kazalarında yaklaşık <strong>1,19 milyon kişi hayatını kaybetti</strong> ve <strong>her yıl trafik kazalarında 20 ila 50 milyon kişinin ölümcül olmayan yaralanmalara maruz kaldığını belirtiyor.</strong> (WHO Global Status Report on Road Safety 2023).</p>

<p>Trafik kazalarının dört temel sebebi vardır:</p>

<p><strong>1- Sürücü kusurları</strong></p>

<p><strong>2- Yaya / hayvan kusurları</strong></p>

<p><strong>3- Yol kusurları</strong></p>

<p><strong>4- Araç kusurları</strong></p>

<p>Bu kusurların en başında da sürücü kusurları gelmektedir Dünya genelinde trafik kazalarının yaklaşık % 90’ı insan hatalarından kaynaklanmaktadır. Yapılan araştırmalarda aşırı hızın kazaların % 30-40’ında birincil veya katkıda bulunan faktör olduğu tahmin ediliyor ve alkol etkisi ise özellikle ölümlü kazalarda % 20-25 oranında bir rol oynamaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak; <strong>bugünkü teknolojinin getirdiği olanaklar ile sürücü kusurlarının çok önemli bir kısmı engellenebilir. </strong></p>

<p>Bunlar arasında sürücünün alkollü araç kullanması, hız limitlerini ihlal etmesi, hatalı şerit değiştirme yapması, dikkatinin dağılması, uyuklaması teknolojik olanaklar ile çok büyük ölçüde engellenebilir.</p>

<p><strong>Özellikle aşırı hızın ölümcül trafik kazalarına yol açtığı aşikardır. </strong></p>

<p>Akıllı hız yönetim sistemleri ile sürücü, araç, yol, hava ve trafik bilgilerine dair veriler yapay zeka yazılımı ile işlenip aracın güç sistemine otomatik olarak müdahale edilerek a<strong>racın sürücüye rağmen uygun hızda kalması </strong>bugünkü teknoloji ile çok ama çok kolay sağlanabilir. Bu otomasyon eninde sonunda hepinizin cep telefonunda bulunan bir navigasyon yazılımı ile aracın güç sistemi arasında yapılacak basit bir entegrasyon işidir.</p>

<p>Ayrıca aracınızın kadranına bakın 180 - 200 - 240 km/ saat limitler var, peki bu ülkede bu hızlar yasal mı?</p>

<p>Elbette hayır, eeee o halde araçların bu hıza çıkmasını engelleyecek <strong>hız sınırlayıcılar</strong> ( speed limiter ) niye zorunlu olarak kullanılmıyor? Bu zorunluluğa uymayan araçların satışı niye engellenmiyor?</p>

<p>Alkol meselesi ise çok daha basit sürücünün direksiyonu tutan elinin teri ve nefesindeki alkol miktarı ölçülerek araç kullanmasını tehlikeye düşürebilecek bir miktarda olup olmadığı belirlenerek motorun çalışması ya da çalışmamasının değerlendirilmesi son derecede kolay bir teknoloji.</p>

<p>Zaten her iki teknolojide de asıl zorluk teknolojik değil, idari ve hukuki kararlara bağlıdır. işte bu yönetmelik bu idari ve hukuki kısıtlamaları aşıyor..</p>

<p>Merkezi İstanbul'da bulunan Fahri Trafik Müfettişleri (FTM) Derneği'nin yönetim kurulu üyesi, basın sözcüsü ve gazeteci kimliğimle bu yönetmeliği destekliyor ve bu köşeden bu yönetmeliğin çıkarılması için emek harcayanları kutluyorum.</p>

<p>Bu yönetmelik sahada kolluk görevlileri tarafından etkin bir denetim yapılarak uygulanırsa, trafikte kural ihlallerinden dolayı meydana gelen trafik kazaları ve can kayıpları önemli ölçüde azalacaktır.</p>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/araclarda-alkol-kilidi/1967/</link>
<pubDate>Tue, 18 Mar 2025 09:33:47 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Trump'ın Yeni Dünya Ekonomik Modeli: Amerika Öncesine Dönüş </title>
<content:encoded><![CDATA[<p><b>Trump'ın Yeni Dünya Ekonomik Modeli: Amerika Öncesine Dönüş</b></p>

<p><b>Dr. Vedat Akman</b></p>

<p><b>“Trump'ın ticaret politikaları, küreselleşmiş bir ekonomide korumacılık ve piyasa rekabeti arasındaki karmaşık etkileşimi örneklendirerek geleneksel ekonomik paradigmalara meydan okumaktadır.  Amerika öncesi bu modele dünya hazır mı?”</b></p>

<p>Küresel ekonominin manzarası son yıllarda, özellikle Trump'ın Yeni Dünya Ekonomik Modeli'nin ortaya çıkmasının ardından köklü değişikliklere uğradı. Bu yeni paradigma yerleşik normlara meydan okuyarak ticaretin, müzakerelerin ve piyasa dinamiklerinin kökten yeniden yapılandırılmasını öneriyor. Bu modelin merkezinde, müzakerenin, argümanların bir köprü oyunundaki iskambil kağıtları gibi kullanıldığı stratejik ve bilişsel bir süreç olarak kavramı yer alıyor. Dahası, piyasa işlemlerinde güvenin rolü bu çerçevede yeniden tanımlanarak, ticaret uygulamalarında etkinlik ve adaleti sağlamada itibar ağlarının önemi vurgulanıyor. Araştırmalar, rekabetçi piyasa ortamlarının bu itibar sistemlerinin etkinliğini artırdığını, katılımcılar arasında güvenilirliği teşvik ettiğini ve bunun herhangi bir ekonomik değişimde hayati bir unsur olduğunu ileri sürüyor. Bu içgörüler toplu olarak, Trump'ın politikalarının uluslararası ekonomik ilişkilerin karmaşık ağını nasıl yeniden şekillendirebileceğini anlamak için temel oluşturuyor.</p>

<p>Trump yönetimi sırasında uygulanan ekonomik politikalar, geleneksel Amerikan yaklaşımlarından önemli bir sapmayı işaret ederek, Amerika Önce stratejisine olan bağlılığını yansıtıyor. Ekonomik çerçevesinin merkezinde vergi kesintileri, düzenlemelerin kaldırılması ve öncelikle korumacı ticaret önlemleri yoluyla yerel iş yaratmaya odaklanma var. Bu politikalar Amerikan imalatını canlandırmayı hedeflerken, küresel etkileri derin ve sıklıkla uluslararası ticaret ortaklarıyla artan gerginliklere yol açmaktadır. Örneğin, tarifelerin uygulanması tepkilere ve misilleme önlemlerine yol açarak küresel ticaret dinamiklerini daha da karmaşık hale getirmiştir. Bu değişim, küreselleşmeye daha geniş bir yanıt olarak yorumlanabilir; burada Trump'ın politikaları, çok taraflı ekonomik çerçevelere karşı çeşitli ülkelerde gözlemlenen gerici bir hareketi yansıtmaktadır. Dahası, araştırmaların da önerdiği gibi, bu tür ekonomik muhafazakarlığın psikolojik temelleri, düşük gelirli bireyler arasında gelecekteki refah umuduna tutunma eğilimini vurgulayarak, statükoya olan desteklerini güçlendirmektedir.</p>

<p>Donald Trump'ın başkanlığı sırasında yürürlüğe konulan ticaret politikaları, uluslararası ticaretin manzarasını önemli ölçüde yeniden şekillendirmektedir. Korumacı önlemleri vurgulayan yönetimi, gümrük vergileri uygulayarak ve ticaret anlaşmalarını yeniden müzakere ederek yerel endüstrileri canlandırmaya çalışmakta; bu eylemler, küreselleşmenin olumsuz etkilerini azaltmayı amaçlamaktadır. Ancak, bu strateji aynı zamanda çeşitli ticaret savaşlarını da tetikleyebilir ve uluslararası faaliyet gösteren işletmeler için artan belirsizliğe yol açabilir. Eleştirmenler, bu tür belirsizliğin ekonomik istikrarı baltaladığını, tedarik zincirlerini bozduğunu ve küresel ticaret faaliyetlerinde bir daralmaya katkıda bulunduğunu savunuyorlar. Bazı yerel şirketler artan korumadan kısa vadeli faydalar elde etmiş olsa da, genel sonuçlar hem ABD ekonomisi hem de uluslararası iş ilişkileri için zararlı görünmektedir. Bu nedenle, Trump'ın ticaret politikaları, küreselleşmiş bir ekonomide korumacılık ve piyasa rekabeti arasındaki karmaşık etkileşimi örneklendirerek geleneksel ekonomik paradigmalara meydan okuyor.</p>

<p>Trump yönetimi altındaki tarifelerin ve ticaret anlaşmalarının incelenmesi, ABD ekonomik politikasında belirgin bir korumacılığa doğru gidişle belirginleşen önemli bir değişimi ortaya koymaktadır. Trump'ın özellikle çelik ve alüminyum ithalatına uyguladığı tarifeler, ticaret ortaklarından misilleme önlemlerini tetikleyebilir ve yerleşik uluslararası iş normlarını bozan ticaret savaşlarını ateşleyebilir. Ulusal çıkarları vurgulayan popülist bir söylemle desteklenen bu tür korumacı politikalar, yalnızca yerel endüstrileri canlandırmayı amaçlamakla kalmamış, aynı zamanda küresel piyasalarda yaygın bir belirsizlik yaratmıştır. Literatürde vurgulandığı gibi, bazı yerel şirketler kısa vadeli faydalar elde ederken, ABD ekonomisi ve uluslararası iş üzerindeki genel etki büyük ölçüde zararlı olabilir ve ticaret ve yatırımlarda düşüşlere yol açabilir. Sonuç olarak, bu ticaret anlaşmalarının karmaşık manzarası, Trump'ın görev süresi boyunca küreselleşme ve bunun etkilerine ilişkin kapsamlı analizlerde ifade edildiği gibi, geleneksel serbest ticaret ilkelerinden bir sapmanın altını çizmektedir.</p>

<p>Başkan Trump'ın yeni ekonomik modeli bağlamında, yabancı yatırım hem bir fırsat hem de bir zorluk teşkil ediyor ve uluslararası ekonomik angajmanın manzarasını yeniden şekillendiriyor. Trump yönetimi, küresel ortaklarla ilişkileri yeniden şekillendirmeye ve özellikle güvenlik açısından kritik görülen sektörlerde ulusal çıkarları savunmaya odaklanarak daha korumacı bir duruş benimsedi. Bu değişim, Çin'in şirketleri üzerinde önemli bir hükümet etkisine izin veren devlet-kapitalist sistemi nedeniyle ulusal güvenliğe yönelik potansiyel tehditler olarak görülen Çin yatırımlarını çevreleyen artan incelemenin olduğu ABD-Çin ekonomik ilişkilerinde belirgindir. Belirtildiği gibi, Kongre, Çin şirketlerinin ABD'ye yaptığı yatırımların artmasının getirdiği zorluklarla gereksiz yere engeller oluşturmadan başa çıkmak için ABD'deki Yabancı Yatırım Komitesi (CFIUS) tarafından yürütülen tarama sürecine katılmaya çalıştı. Sonuç olarak, bu tür dinamikler yabancı yatırımın artık ihtiyat ve stratejik gözetim merceğinden nasıl algılandığını ve ABD ekonomik politikasında daha geniş bir dönüşümü yansıttığını göstermektedir.</p>

<p>Donald Trump'ın politikalarının ABD'deki doğrudan yabancı yatırımlar (FDI) üzerindeki etkisi, ekonomistler ve politika yapıcılar arasında önemli bir söylem yarattı. Trump yönetimi, klasik ekonomi teorisine göre uluslararası iş ve yatırım akışlarını olumsuz etkileyen korumacı önlemlerle karakterize edilen popülist bir gündem uyguladı. Gümrük vergilerinin uygulanması ve ticaret savaşlarının başlatılması, yabancı yatırımcılar için artan belirsizliğe yol açarak ABD pazarına girme isteklerini engelleyebilir. Aynı zamanda, özellikle Çin'den gelen yabancı varlıklar giderek daha fazla Amerikan şirketlerine yatırım yapmaya çalıştıkça, ulusal güvenlik endişeleri belirgin bir şekilde su yüzüne çıktı ve ABD'deki Yabancı Yatırım Komitesi (CFIUS) aracılığıyla yabancı satın alımların gözden geçirilmesini zorunlu kıldı. Bu dinamikler, potansiyel yerel avantajlara rağmen, genel sonucun FDI seviyelerinde bir daralma olduğu ve Trump'ın yeni ekonomik modelinin temel ilkelerine meydan okuduğu karmaşık bir ilişkiyi göstermektedir.</p>

<p>Sonuç olarak, Trump'ın Yeni Dünya Ekonomik Modeli'nin ortaya çıkışı, sosyo-ekonomik ideolojilerin çağdaş siyasette nasıl inşa edildiği ve yayıldığı konusunda önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor. Trump, propagandada tarihi figürleri anımsatan popülist söylemi kullanarak, sınıf dinamikleri etrafındaki diyaloğu yeniden şekillendirdi, ekonomik söylemin geleneksel kapıcılığını ortadan kaldırdı ve destekçilerine bir etki duygusu kazandırdı. Bu değişim, alt ve orta sınıf seçmenler için yararlı görünse de, genellikle hayatlarında devam eden ekonomik dezavantajın altta yatan karmaşıklıklarını örtbas ediyor. Dahası, ekonomik argümanların çerçevelendiği ve kullanıldığı yenilikçi ancak tartışmalı yöntemleri göstermektedir. Sonuç olarak, Trump'ın modeli yalnızca yerleşik uygulamalardan bir kopuşu yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda küresel ekonomide kamu algısını ve katılımını etkileyen anlatıların eleştirel bir şekilde incelenmesi ihtiyacını da vurguluyor.</p>

<p>Trump'ın ekonomik modelinin uzun vadeli etkileri, özellikle korumacılık ve düzenlemeden arındırma merceğinden bakıldığında, küresel ekonomik dinamiklerin önemli ölçüde yeniden düzenlenmesiyle karakterize edilir. Amerika-önce politikalarına öncelik vererek, model yerleşik çok taraflı ticaret anlaşmalarından geri çekilmeyi teşvik etmiş ve böylece uluslararası ilişkileri ve ekonomik ortaklıkları yeniden şekillendirmiştir. Bu değişim, diğer uluslar artan ticaret engellerine ve ABD liderliğinin geri çekilmesine yanıt verdikçe küresel piyasalarda artan oynaklığı hızlandırmıştır. Ek olarak, özelleştirmenin ekonomik faydaları sıklıkla övülürken, özellikle daha az gelişmiş ülkelerde karışık sonuçlar üretmiştir. Belirtildiği gibi, Özelleştirmenin başlatılması daha zor olduğu ve düşük gelirli, kurumsal olarak zayıf devletlerde hatalı sonuçlar üretme olasılığı daha yüksek olduğu kanıtlanmıştır. Bu bağlam, neoliberal politikalar etrafında bir şüphecilik ikliminin oluşmasına, küresel ekonomik sistemlerin istikrarına meydan okunmasına ve özellikle dezavantajlı nüfuslar arasında hoşnutsuzluğun körüklenmesine katkıda bulunacaktır.</p>
]]></content:encoded>
<author>Dr. Vedat AKMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/dr-vedat-akman/trump-in-yeni-dunya-ekonomik-modeli-amerika-oncesine-donus/1966/</link>
<pubDate>Thu, 06 Mar 2025 16:01:29 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Vergi Artışları ve Ekonomi Üzerindeki Etkileri </title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><b>Vergi Artışları ve Ekonomi Üzerindeki Etkileri </b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Dr. Vedat AKMAN</span></span></span></strong></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><strong>Vergilendirme, hükümetlerin eğitim, sağlık hizmeti ve altyapı gibi temel hizmetleri finanse etmek için gelir elde ettiği temel bir mekanizmadır.</strong></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Ancak, vergileri artırmanın etkileri yalnızca gelir akışlarının ötesine uzanır; tüketici davranışlarını, iş yatırım kararlarını ve genel ekonomik büyümeyi etkiler. Hükümetler mali zorluklarla boğuşurken ve bütçe dengesi için çabalarken, vergi artışlarının çeşitli ekonomik sektörleri nasıl etkileyebileceğini anlamak önemli hale gelir. Bu makale, vergi politikaları ile ekonomik performans arasındaki karmaşık dinamikleri keşfetmeyi, yalnızca harcanabilir gelir ve tüketim üzerindeki anlık etkileri değil, aynı zamanda yatırım, istihdam ve uzun vadeli ekonomik istikrar için daha geniş etkileri de değerlendirmeyi amaçlamaktadır. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><strong>Vergi artışları </strong>genellikle çeşitli hedeflere ulaşmak için ekonomik politika çerçeveleri içinde uygulanır, öncelikli olarak ekonomik büyümeyi teşvik etmeyi ve mali istikrarı geliştirmeyi hedefler. Hükümetler, özellikle ekonomik gerileme dönemlerinde, önemli kamu hizmetleri, altyapı geliştirme ve sosyal programlar için gelir elde etmek amacıyla vergileri artırabilir. Genel olarak, stratejik olarak konuşlandırıldığında vergi artışları, uzun vadeli ekonomik istikrarı ve büyümeyi teşvik etmek için araçlar olarak hizmet eder.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><strong>Vergi artışlarının incelenmesi, </strong>genel ekonomik sağlığın kritik bir bileşeni olan tüketici harcamaları üzerinde nüanslı bir etki ortaya koymaktadır. Vergiler arttığında, harcanabilir gelir genellikle azalır ve tüketicilerin ihtiyari satın alımlar yerine temel mallara öncelik vermesine yol açar. Bu değişim, azalan tüketici harcamalarını vergi politikası değişikliklerine bağlayan son çalışmalarda kanıtlandığı gibi, ekonomik faaliyette yavaşlamaya katkıda bulunabilir. Bu tür harcama kesintilerinin etkileri, ekonomik gerilemelerin ardından özellikle çarpıcıdır. Bu nedenle, bu dinamikleri anlamak, mali zorluklar ortasında sürdürülebilir ekonomik büyümeyi teşvik etmeyi amaçlayan politika yapıcılar için elzem hale gelmektedir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><strong>Daha yüksek vergilerin uygulanması</strong> harcanabilir geliri önemli ölçüde azaltır ve tüketici davranışında önemli değişimlere yol açar. Azalan harcanabilir gelirle, haneler genellikle temel harcamalara öncelik verir ve diğer harcamaları kısıtlar; bu da ekonomik büyümeyi engelleyebilir. Örneğin, artan vergi yükleri tüketici güveninin azalmasına neden olabilir ve bu da bireylerin harcamalara karşı daha muhafazakâr bir yaklaşım benimsemesine yol açarak mal ve hizmetlere olan talebi etkileyebilir. Tüketimin bu şekilde bastırılması yalnızca aile bütçelerini etkilemekle kalmaz, aynı zamanda daha düşük satışlar öngören işletmelerin yatırımlarını azaltarak ekonomide döngüsel bir etki yaratabilir. Genel olarak, vergilendirme, harcanabilir gelir ve tüketici davranışı arasındaki etkileşimi anlamak, vergi artışlarının daha geniş ekonomik sonuçlarını değerlendirmede esastır.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%">Vergi artışlarının iş yatırımları üzerindeki etkileri derin ve çok yönlüdür ve hem kısa vadeli hem de uzun vadeli ekonomik büyümeyi etkiler. Daha yüksek vergiler genellikle işletmeler için sermayenin azalmasına ve bunun sonucunda yatırım faaliyetlerinin yavaşlamasına yol açabilir. Bu nedenle, vergi artışlarının uygulanması genellikle iş yatırımlarını kısıtlar ve genel ekonomik canlılığı engelleyen bir dalga etkisine yol açar.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><strong>Vergi artışları, </strong>sermaye yatırımı ve genişlemeyle ilgili iş kararlarını şekillendirmede önemli bir rol oynar. Vergilendirme sermaye maliyetini doğrudan etkilediğinden, daha yüksek vergi oranları şirketleri yeni projelere yatırım yapmaktan veya mevcut operasyonları genişletmekten caydırabilir. Bu isteksizlik, yatırımlardan beklenen getirilerin azalmasından kaynaklanır ve bu da firmaların büyüme yerine tasarrufu önceliklendirmesine yol açabilir. Özellikle, vergilendirmenin bozucu etkileri, işletmeleri sermaye biriktirmekte zorlandıkları ve sonuçta ekonomik büyümeyi durgunlaştırdıkları kalkınma tuzaklarına itebilir. Tersine, olumlu vergi politikaları sermaye birikimini teşvik ederek inovasyon ve genişlemeye elverişli bir ortam yaratabilir. Bu nedenle, vergi politikası ile iş yatırımı arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamak, özellikle uluslar büyüme yörüngelerini iyileştirmek için çeşitli vergi stratejileri kullanırken daha geniş ekonomik etkileri kavramak için kritik öneme sahiptir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><strong>Sonuç olarak, </strong>vergi artışlarının ekonomi üzerindeki etkisi, belirli bağlamlarla ilişkili olarak anlaşılması gereken, faydalar ve dezavantajlar açısından karmaşık bir etkileşim sunar. Daha yüksek vergiler başlangıçta tüketimi ve yatırımı caydırabilirken, aynı zamanda temel kamu hizmetleri ve sosyal programlar için kritik bir finansman sağlayarak uzun vadeli ekonomik istikrarı ve büyümeyi teşvik edebilir. Örneğin, sigara gibi zararlı ürünlere uygulanan vergilerin artırılması, sigara içme oranlarını düşürerek halk sağlığı yüklerini azaltmada etkili olduğu kanıtlanmıştır.  Dolayısıyla, sürdürülebilir ekonomik kalkınma için vergilendirmeye yönelik dengeli bir yaklaşım esastır.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Dr. Vedat AKMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/dr-vedat-akman/vergi-artislari-ve-ekonomi-uzerindeki-etkileri/1965/</link>
<pubDate>Mon, 03 Mar 2025 15:05:31 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kapıda Bekleyen Fırtına: Türkiye-İran-Azerbaycan Hattında Güney Azerbaycan Krizi</title>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,"sans-serif""><b>Kapıda Bekleyen Fırtına: Türkiye-İran-Azerbaycan Hattında Güney Azerbaycan Krizi</b></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,"sans-serif""><b>Volkan İlgüz</b></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,"sans-serif"">İran’ın kuzeybatısında yer alan Güney Azerbaycan, yalnızca bugün değil, tarihte de kritik bir öneme sahip bir coğrafya olmuştur. Bu bölge, yüzyıllar boyunca Türk boylarının hâkimiyetinde kalmış, tarihi süreçte Türklerin dilini, kültürünü ve kimliğini şekillendiren önemli bir merkez olmuştur. Ancak, bölgenin bugünkü durumu ve İran’ın bu coğrafyaya yönelik politikaları, Türkiye, Azerbaycan ve İran üçgeninde büyük bir kriz yaratmaya çok yakındır.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,"sans-serif""><b>Güney Azerbaycan’ın Tarihsel Süreci</b></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,"sans-serif"">Güney Azerbaycan, tarih boyunca Türk boylarının hüküm sürdüğü bir bölge olmuştur. Selçuklu İmparatorluğu’nun genişlemesiyle birlikte bölge, Türklüğün önemli bir merkezi haline gelmiştir. Selçuklulardan sonra, Safeviler döneminde Azerbaycan Türkleri bölgenin sosyal ve kültürel yapısına yön vermiştir. Safeviler, bir Türk hanedanı olarak bölgedeki Türk nüfusunun ağırlığını korumuş ve burayı İran coğrafyasında özel bir konuma oturtmuştur. Ancak Safevi hanedanının son bulması ve bölgedeki güç dengesinin değişmesiyle birlikte Güney Azerbaycan’ın kaderi, İran’ın merkezi otoritesine sıkı bir şekilde bağlanmıştır.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,"sans-serif"">Tarihin kritik dönüm noktalarından biri ise 19. Yüzyılda yaşanan İran-Rus savaşları olmuştur. 1828 yılında imzalanan Türkmençay Antlaşması ile Azerbaycan toprakları ikiye bölünmüş, kuzey kısmı Rusya’nın, güney kısmı ise İran’ın kontrolüne geçmiştir. Bu bölünme, Azerbaycan Türklerinin parçalanmasının temelini atmış ve bugüne kadar gelen sorunların zeminini hazırlamıştır.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,"sans-serif""><b>Kimlik Mücadelesinin Dönüm Noktaları</b></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,"sans-serif"">Güney Azerbaycan, 20. Yüzyılda da kimlik ve bağımsızlık mücadelesinin odağında yer almıştır. 1945 yılında Seyit Cafer Pişevari liderliğinde kurulan Azerbaycan Milli Hükümeti, bölgedeki Türklerin özerklik taleplerinin bir yansımasıdır. Ancak bu hükümetin, İran’ın askeri müdahalesiyle yıkılması, bölgedeki kimlik mücadelesinin sert bir şekilde bastırıldığını göstermiştir. Bu olay, Güney Azerbaycan halkının hafızasında derin izler bırakmış ve kimlik arayışını daha da keskinleştirmiştir.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,"sans-serif""><b>Günümüzde Güney Azerbaycan ve Patlamaya Yakın Kriz</b></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,"sans-serif"">Bugün Güney Azerbaycan, İran içerisindeki en hassas bölgelerden biridir. Azerbaycan Türkleri, dil ve kültürel haklarının tanınmaması nedeniyle yıllardır mücadele etmektedir. İran’ın asimilasyon politikaları ve merkezi yönetimin bölge üzerindeki sıkı kontrolü, halkın rahatsızlığını sürekli olarak artırmaktadır. Bu durum, yalnızca İran’ın iç politikasını değil, bölgesel dinamikleri de doğrudan etkilemektedir.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,"sans-serif""><b>Türkiye-İran-Azerbaycan Hattındaki Tehlike</b></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,"sans-serif"">Türkiye ve Azerbaycan’ın, kültürel ve stratejik bağları güçlendirme çabaları, İran’ı bu konuda daha da tedirgin etmektedir. 2020 yılında yaşanan İkinci Karabağ Savaşı, Türkiye ve Azerbaycan’ın birlikte hareket etme kapasitesini gösterirken, İran’ı rahatsız eden bir dönüm noktası olmuştur. Tahran, kuzeybatı sınırında Türkiye ve Azerbaycan’ın etkisinin artmasından endişe duymaktadır. Bu durum, İran-Türkiye-Azerbaycan hattında gerginliğin daha da artmasına yol açmaktadır.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,"sans-serif""><b>Yaklaşan Fırtına</b></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,"sans-serif"">Güney Azerbaycan’da yaşanan bu huzursuzluk, yalnızca İran’ın iç sorunlarıyla sınırlı kalmayacaktır. Bu bölge, tarih boyunca olduğu gibi bugün de Türkiye ve Azerbaycan için önemli bir coğrafi ve kültürel bağlantı noktasıdır. Bölgedeki kimlik ve bağımsızlık talepleri, İran’ın bölünme korkusunu artırırken, bu taleplerin dış aktörler tarafından desteklenmesi, sorunu uluslararası bir krize dönüştürebilir.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,"sans-serif"">Bugün, Türkiye-İran-Azerbaycan üçgeninde yaklaşan bu kriz, çok yakında daha ciddi çatışmalara yol açabilir. Bu nedenle, yalnızca bölgesel değil, uluslararası dengeler açısından da Güney Azerbaycan sorununun dikkatle izlenmesi gerekmektedir. Kapıda bekleyen bu fırtına, bölgenin geleceğini ve jeopolitik dengesini derinden sarsma potansiyeline sahiptir.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Volkan İLGÜZ</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/volkan-ilguz/kapida-bekleyen-firtina-turkiye-iran-azerbaycan-hattinda-guney-azerbaycan-krizi/1964/</link>
<pubDate>Fri, 21 Feb 2025 14:50:03 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Genç İşsizliği Sorunu ve Geleceğimiz </title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,"><b>Genç İşsizliği Sorunu ve Geleceğimiz</b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,">Dr. Vedat AKMAN</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,">“<b>Genç işsizliğini ele almak, güçlü bir ulusal ekonomiyi teşvik etmek ve sürdürülebilir büyümeyi sağlamak için esastır. Sonuç olarak, genç işsizliği ihmal etmek yalnızca ekonomik canlılığı baltalamakla kalmaz, aynı zamanda tüm bir nesli dışlayarak toplumsal yapıyı da tehdit eder ve nihayetinde uzun vadeli toplumsal ilerlemeyi engeller.</b>”</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,">Genç işsizliği sorunu, ekonomik istikrar ve sosyal uyum üzerindeki derin etkileri nedeniyle önemli bir ilgiyi hak eden çağdaş toplumda acil bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Gençler işgücünün önemli bir kesimini temsil ettiğinden, anlamlı bir istihdam sağlayamamaları yalnızca bireysel beklentileri engellemekle kalmaz, aynı zamanda genel ekonomik büyümeyi de engeller. Bu sorunun ele alınmasının önemi, ortaya koyduğu uzun vadeli sonuçlarda yatmaktadır: sürekli işsizlik beceri erozyonuna, öz saygının azalmasına ve suç ve ruh sağlığı sorunları gibi sosyal sorunlara karşı artan kırılganlığa yol açabilir. Dahası, yüksek oranda genç işsizliği, ekonomideki daha geniş sistemsel başarısızlıkları işaret edebilir ve etkili politika müdahalelerine ve reformlara olan ihtiyacı ortaya koyabilir. Bu nedenle, genç işsizliğine katkıda bulunan faktörleri araştırmak, etkisini anlamak ve genç nesiller arasında sürdürülebilir ekonomik katılımı teşvik etmek için stratejiler geliştirmek için önemlidir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,">Genç işsizliği, yalnızca bireyleri değil tüm toplulukları etkileyen daha geniş ekonomik ve sosyal zorlukları yansıtan acil bir sorundur. Genellikle 15 ila 24 yaş arasındaki genç bireylerin aktif olarak iş aramalarına rağmen iş bulamaması olarak tanımlanan genç işsizliği, ekonomik canlılığın önemli bir göstergesi olarak hizmet eder. Bu olgu, eğitim düzeyi, işgücü piyasası koşulları ve bölgesel eşitsizlikler gibi çeşitli faktörler tarafından sıklıkla daha da kötüleştirilir. Araştırmalar, yetersiz iş fırsatları veya bireylerin nitelikleriyle uyuşmayan pozisyonlarla karakterize edilen eksik istihdamın, gençlerin gelecekteki istihdam için gereken temel yeterlilikleri geliştirme yeteneğini engelleyebileceğini göstermektedir. Genç işsizliğinin altında yatan nedenleri anlamak, etkili politika önlemleri uygulamak ve ekonomik istikrarı teşvik etmek için çok önemlidir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,">Genç işsizliği, bireysel zorlukların ötesine uzanan derin ekonomik etkiler sunar ve ulusal ekonomik istikrarı ve büyümeyi önemli ölçüde etkiler. Genç bireyler işsiz kaldığında, ekonomiye potansiyel katkıları kaybolur ve bu da üretkenliği ve yenilikçiliği azaltır. Dahası, uzun süreli işsizlik, genç yetişkinlerin işgücü piyasasına işlevsel katılım için gerekli deneyim ve becerileri kazanamadıkları yetersiz istihdama yol açabilir. Bu döngü yalnızca kişisel ekonomik ilerlemeyi kısıtlamakla kalmaz, aynı zamanda sosyal hizmetlere yük getirir ve ekonomik canlılık için kritik olan genel tüketici harcamalarını azaltır. Bu nedenle, genç işsizliğini ele almak, güçlü bir ulusal ekonomiyi teşvik etmek ve sürdürülebilir büyümeyi sağlamak için esastır.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,">Genç işsizliği ile ulusal ekonomik performans arasındaki ilişki oldukça önemlidir, çünkü yüksek işsizlik oranları işgücü verimliliği üzerinde uzun vadeli olumsuz etkilere yol açabilir. Genç bireyler işgücü piyasasından kopuk kaldıklarında, yalnızca kişisel olarak zarar görmekle kalmazlar, aynı zamanda ekonomi de azalan üretim ve inovasyonla karakterize bir dalga etkisi yaşar. Örneğin, kaybedilen üretkenlikle ilişkili maliyetler, altta yatan ruh sağlığı sorunlarıyla daha da kötüleşebilir. Bu nedenle, genç işsizliği ele almak yalnızca sosyal bir endişe değil, aynı zamanda ulusal ekonomik istikrar ve üretkenlik seviyelerini artırmada önemli bir unsurdur.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,">Genç işsizliğinin sosyal sonuçları, doğrudan ekonomik etkilerin çok ötesine uzanır ve hem bireysel refahı hem de toplumsal uyumu etkiler. Genç bireyler arasındaki uzun süreli işsizlik, önemli psikolojik sıkıntıya yol açar, izolasyon ve umutsuzluk duygularını besler ve bu da ruh sağlığı bozuklukları oranlarının artmasına neden olabilir. Sonuç olarak, genç işsizliği ihmal etmek yalnızca ekonomik canlılığı baltalamakla kalmaz, aynı zamanda tüm bir nesli dışlayarak toplumsal yapıyı da tehdit eder ve nihayetinde uzun vadeli toplumsal ilerlemeyi engeller.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,">Genç işsizliğinin sonuçları, bireylerin ruh sağlığına ve toplumların istikrarına derinlemesine uzanır. Biçimlendirici yıllarda işsizlik, yetersizlik, depresyon ve kaygı duygularını besleyerek gençlerin öz saygısını ve sosyal bağlılığını zayıflatabilir. Bu duygusal mücadeleler yalnızca bireyleri etkilemekle kalmaz, aynı zamanda artan ruh sağlığı sıkıntısının sosyal huzursuzluğa ve azalan yurttaş katılımına katkıda bulunabileceği toplumlarına da yansır. Bu husus özellikle acildir, çünkü bir topluluk içindeki istikrar, üyelerinin refahına bağlıdır; genç bireyler işsizlik ve zayıf ruh sağlığı gibi ikili yüklerle karşı karşıya kaldıklarında, toplum uyumu tehdit altına girer. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,">Sonuç olarak, genç işsizliğinin ele alınması sürdürülebilir ekonomik büyüme ve toplumsal refahı teşvik etmek için hayati öneme sahiptir. Genç bireyler arasındaki işsizliğin getirdiği zorluklar yalnızca kişisel gelişimlerini etkilemekle kalmaz, aynı zamanda daha geniş sosyoekonomik istikrarsızlığa da katkıda bulunur. Dahası, gençlerin daha fazla eğitim alma kararı genellikle yalnızca geçerli işsizlik oranlarına değil, önceki akademik performanslarına ve potansiyel ekonomik getirilerine dayanmaktadır. Bu nedenle, genç işsizliğinin ele alınması, eğitim reformlarını hedeflenen iş yaratma stratejileriyle bütünleştiren çok yönlü bir yaklaşım gerektirir. Toplum bu önlemlere öncelik vererek genç bireylerin beklentilerini iyileştirebilir ve nihayetinde herkes için daha müreffeh ve eşitlikçi bir geleceğe yol açabilir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span sans-serif="" style="font-family:Calibri,">Genç işsizliği ele almak, hem bireyler hem de toplum için derin etkileri göz önüne alındığında zorunludur. Bu yazıda, genç işsizliğin ekonomik istikrarsızlık, sosyal eşitsizlik ve gençler arasında psikolojik sıkıntı gibi çok yönlü doğası vurgulanmaktadır. Hükümet kuruluşları, eğitim kurumları ve özel sektörlerden proaktif katılımın önemi çok büyüktür; bu paydaşlar, işgücü piyasası talepleriyle uyumlu sağlam staj programları, mesleki eğitim ve mentorluk fırsatları yaratmak için iş birliği yapmalıdır. Dahası, erişilebilir fon ve kaynaklar aracılığıyla girişimciliği teşvik etmek, gençlerin kendi kendine yetebilmelerini sağlayabilir. Genç işsizliğini azaltmanın yalnızca bireylerin yaşam beklentilerini iyileştirmekle kalmayıp aynı zamanda ekonomik büyümeyi ve sosyal uyumu da desteklediğini kabul etmek çok önemlidir. </span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Dr. Vedat AKMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/dr-vedat-akman/genc-issizligi-sorunu-ve-gelecegimiz/1963/</link>
<pubDate>Fri, 21 Feb 2025 14:41:17 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Türkiye Dolandırıcılık Liginde Lider Oldu .!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye teknoloji araçlarının kullanımı yöntemleriyle yapılan dolandırıcılık olayları son 5 yılda 5 kat artış gösterdi. Bu veriler ile Türkiye dolandırıcılık olaylarının en fazla yaşandığı ülkeler konumuna yükseldi.</p>

<p>Avrupa Dolandırıcılıkla Mücadele Ofisi (OLAF) verilerine göre teknoloji kullanımı ile yapılan dolandırıcılık girişimlerinde Türkiye ilk sırada yer alıyor. </p>

<p>Türkiye'de yaşanan dolandırıcılık vakaları teknolojinin gelişimi ile adeta çağ atladı. Cep telefonlarına gelen mesajlar ve mailler ile başlayan süreç, ses klonlama ve yapay zekâya kadar ilerledi. <strong>“Oltalama”</strong> İngilizce adıyla <strong>“phishing”</strong> yöntemleriyle milyonlarca kişinin cepleri boşaltıldı. Özellikle pandemiden sonra bu tür yöntemlerle yapılan dolandırıcılık vaka sayısında ciddi artış yaşandı.</p>

<p>Oltalama yöntemiyle 2020 yılında yılda 460 bin dolandırıcılık vakası yaşanırken, 2024 yılında bu sayı yılda 2,3 milyon adede kadar çıktı. Dolandırıcılık girişimi ise, yani önlenenlerle birlikte 3,8 milyonu buldu. Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan 2023 Adalet İstatistikleri incelendiğinde ülkemizde en çok konu olan suç grubunu, mal varlığına karşı yapılan suçlar oluşturdu.</p>

<p>Dolandırıcılık da hırsızlıktan sonra mal varlığına karşı işlenen suçlar içerisinde en fazla işlenen suç oldu. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü verilerine göre mahkemelerdeki dava türlerine bakıldığında dolandırıcılık davalarındaki artış son beş yılda beş kat artış gösterdi. En fazla dava bu alanda bulunuyor. </p>

<p>Avrupa Dolandırıcılıkla Mücadele Ofisi (OLAF) verilerine göre teknoloji kullanımı ile yapılan dolandırıcılık girişimlerinde Türkiye ilk sırada yer alıyor. Bu yöntemin artmasında en büyük sebep olarak ise<strong> “veri hırsızlığı ya da satışının bu kadar rahat yapılabilir olması”</strong> gösteriliyor. Bu bilgilerin bu kadar kolay elde edilmesi,<strong> Türkiye’yi dolandırıcılık liginde liderliğe taşıyor.</strong></p>

<p>Çözüm yöntemlerine bakıldığında ise Avrupa ve ABD ile ayrışılıyor. Mesela bu yöntem ile Türkiye’de yapılan dolandırıcılığın cezası TCK’ya göre 3 yıldan 10 yıla kadar hapis olduğu belirtiliyor. Ancak çoğu vaka bu cezaları yatmadan çıkıyor. Çünkü indirim uygulanıp, ilk davaya kadar yattığı süre sayılıyor ve beraat ediyor. Ancak ABD’de bu yöntemle yapılan dolandırıcılığın cezası 10 yıla kadar kesin hapis ve 10 bin ila 25 bin dolara kadar kesin para cezası olarak uygulanıyor. </p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) eski Başekomisti Prof. Dr. Hakan Kara’nın sosyal medya paylaşımı da dolandırıcılık ile hayat pahalılığının ilginç dengesini ortaya koydu. Paylaşımda enflasyonun artışı ile dolandırıcılık vakalarının artışında bir paralellik olduğu görülüyor.  </p>

<p>Ülkemizde yaşayan vatandaşların dolandırıcı mağduru olmaması için Avrupa ülkelerinde olduğu gibi bu suçlara verilecek cezalar caydırıcı olmalıdır. </p>

<h3>  </h3>
]]></content:encoded>
<author>Halis KAHRAMAN</author>
<link>https://www.turkiyehaberajansi.com/yazarlar/halis-kahraman/turkiye-dolandiricilik-girisimlerinde-ilk-sirada/1962/</link>
<pubDate>Thu, 20 Feb 2025 13:17:17 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>