|SELECT LANGUAGE YOU WANT TO READ/Turkey News Agency Internet Newspaper||OKUMAK İSTEDİĞİNİZ DİLİ SEÇİNİZ/Türkiye Haber Ajansı İnternet Gazetesi|

Vicdanımızın Çarkları - 2
  • Reklam
Melih KONURALP

Melih KONURALP

Vicdanımızın Çarkları - 2

13 Ağustos 2020 - 11:58

Eminim dünya sahnesinde hepimizin sihirli bir değnekle değiştirmek isteyeceği onlarca şey vardır. Kimimiz tüm fakirleri doyuracak kadar büyük bir ekmek yapmak isteyecektir, kimimizde terazisi  asla şaşmayacak bir adalet sistemi. Bazımız kadınlar artık ezilmesin diye onları erkeklerden kat be kat güçlü yapmak, bazımız ise tüm silahları, bir demet kardelene çevirmek isteyecektir. Bu noktada asıl merak edilen soru ise şu, madem insanlar âlemini insanlar yönetiyor ve her insan bu dünyada en az bir şeyi değiştirmek istiyor, peki o halde neden hiç bir şey değişmiyor?

Determinizim;  nedensellik ilkesi üzerine kurulu felsefi bir  yaklaşım biçimidir. Bu yaklaşıma göre gerçeklik, neden – sonuç ilişkisine dayanır. Her sonuç bir nedene bağlıdır ve her sonuç başka bir sonucun nedenidir. Aynı sebeplerin meydana gelmesi de daima aynı sonucu verir.

Yani bir şeyleri değiştirmek sonuca isyan etmek ile değil, sebepleri değiştirmek ile mümkün olur.

Gördüğünüz resim bir sonuçtur, siyah taş, mat edilmiştir. Oyunun başladığı andan itibaren her iki oyuncunun da yaptığı hamleler bu sonucu hazırlamıştır. Aynı oyun aynı hamlelerle oynandığı müddetçe sonsuza kadar aynı sonucu verecektir. Sonucu değiştirmek için yapılabilecek tek şey, sebepleri yani oyunun hamlelerini değiştirmek olacaktır. Peki santranç gibi bir strateji oyununda kazanmak için sadece yenildiğin hamleleri tekrarlamamak yeterli olacak mıdır? Tabi ki hayır, önce oyunun kurallarına çok iyi hakim olmak gereklidir ki hamleler bizi zafere götürsün. Yani seçtiğimiz sebepler belirlediğimiz sonuca uygun olmak zorundadır.

Bu durum yukarıda ki mat sonucunu değiştirmek için böyledir, peki ya dünya üzerinde bir şeyleri değiştirmek için ne yapmak gerekir? Aslında bunun cevabı çokta farklı değil, tıpkı santraçta olduğu gibi her şeye dünyanın işleyişini anlamaktan yani oyunun kurallarını öğrenmekten başlamak gerekiyor, daha sonra ise iş; hedeflediğimiz sonuç için doğru hamleleri (sebepleri) belirlemeye kalıyor.

İnsanlar aleminin işleyişi hakkında biraz fikir sahibi olmak için Genco Erkal'ın ''Köpekbalığı Hikayesi''ne yer vermeyi isabetli görüyorum.

''Köpekbalıkları insan olsaydı, küçük balıklar için denizin dibinde sağlam sandıklar yaptırır, bu sandıkların içine her çeşit yiyecek koyar, sandıklarda her zaman taze su bulunmasına dikkat eder, her türlü sağlık önlemini alırlardı. Çünkü sağlıklı ve besili balıkların eti daha lezzetli olur. Denizin dibindeki sandıklarda okullarda bulunurdu elbette, bu okullarda küçük balıklar, köpekbalıklarının boğazından nasıl geçileceğini öğrenirlerdi ve kuşkusuz en önemli sorunlardan biri küçük balıkların ahlak açısından eğitilmeleri olurdu. Küçük bir balığa kendisini isteyerek feda etmesinin en büyük ve en yüce erdem olduğu öğretilirdi. Ayrıca küçük balıklar öyle her türlü alçakça materyalist, egoist ve marksist eğilimlerden sakınmalı, içlerinden biri böyle bir eylemde yakalandığında hemen köpekbalıklarına ihbar etmeli.

Köpekbalıkları insan olsaydı, bir dinleri de olurdu elbet! Bu din küçük balıklara ancak köpekbalıklarının karnında gerçek yaşama kavuşabileceklerini öğretirdi. Ha birde köpekbalıkları insan olsaydı, tabii ki küçük balıkların şimdiki gibi eşit olmaları da son bulurdu herhalde. Çünkü bunlardan bazılarına yüksek memurluklar verilir, bunlar ötekilerin üstleri olurdu. Biraz büyükçe olanlar ötekileri yiyebilirlerdi de. E bu da köpek balıklarının işine gelirdi, çünkü böylece daha iri lokmalar bulabilirlerdi. Biraz büyükçe olanlar diğerleri arasında düzeni sağlar, işte; savcı, polis, subay, bekçi vs olurlardı.

Köpekbalıkları insan olsaydı, başka köpek balıklarının sandıklarını ve küçük balıklarını feth etmek için savaşlara da girişirlerdi. Bu savaşı herkesin küçük balığı yapardı. Savaşta kendi gibi ama düşman safından olan birkaç küçük balığı öldüren, her küçük balığa deniz yosunundan bir madalya takılır ve bunlar milli kahraman olarak baş tacı edilirdi.

Kısacası köpekbalıkları insan olsaydı, denizin dibinde de uygar ve gelişmiş bir toplum meydana gelirdi diyebiliriz.''                                                                                                                                              (Genco Erkal)

Dünyanın bu seyrinden memnun olmayan insanların ağzından hemen hemen her gün sitemkar bir tınıyla şu kalıplaşmış cümleleri duyuyorum;

''Dünya  zalimler dünyası!'' doğru, fakat bu bir sonuç. Sebepler değişmeden sonuçlara hükmedemeyiz. Dünya zalimler dünyası çünkü mazlumlar sessiz.

''Bir kadın daha şiddete maruz kalmış!'' doğru, çünkü erkeğe bu gücü biz verdik kadına bu suskunluğu biz öğrettik.

''Güçlülerin yaptığı zalimlikler her daim yanlarına kâr kalıyor!'' doğru, ama zalime güçten zehirleninceye kadar biz boyun eğdik!

''Savaşlarda çocuklar ölüyor, kadınlar tecavüze uğruyor!'' doğru, çünkü toprağın altında boyu kadar yer kaplayan bizler toprağın üzerine sığamadık!

''Bu dünya da adalet falan yok!'' doğru, fakat kendi menfaatlerimiz için o terazinin ayarlarıyla biz oynadık!

 ''Bu böyle gelmiş böyle gider!'' doğru, çünkü biz her şeyden çok zalimin zulmune alıştık...

 

Belki sihirli bir değneğimiz yok ama sonuçları değiştirecek irademiz var, daha da önemlisi  bu sonuçlara razı olmamak için insanlığın akıtılan kanı, döktürülen gözyaşı miktarınca sebeplerimiz var!

Bu yazıyla yeniden düşünmeye davet etmek istediğim nokta ise şurası;

 ''Ben her gün nefretle hatırladığım bu sonuçların bir sebebi miyim? Yoksa hasretle beklenen yeni sonuçların habercisi mi?"

Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes
Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es...
Necip Fazıl Kısakürek

                                                                                                                                                           Kalın Sağlıcakla

Melih Konuralp

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar