|SELECT LANGUAGE YOU WANT TO READ/Turkey News Agency Internet Newspaper||OKUMAK İSTEDİĞİNİZ DİLİ SEÇİNİZ/Türkiye Haber Ajansı İnternet Gazetesi|
İmam Mâtüridi'yi Doğru Anlamak
  • Reklam
Prof. Dr. Ramazan BİÇER

Prof. Dr. Ramazan BİÇER

İmam Mâtüridi'yi Doğru Anlamak

25 Haziran 2020 - 00:23

İmam Matüridi, Müslümanların İslami anlayışının şekillenmesinde etkin bir şekilde rol alan din alimidir. Türkistan ilim havzasının en önemli değerlerinden biri olan Mâtürîdî, büyük bir Türk bilginidir. İslam tarihine damgasını vuran, itikadi alanda Müslümanların inanç sistemlerini şekillendiren iki dini önderden birisidir. Günümüzde Türkiye, Balkanlar ve Kuzey Avrupa Müslümanları yanında Kuzey Afrika, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Malezya ve Endonezya gibi geniş bir coğrafyada İmam Matüridi mensupları bulunmaktadır. Buna göre İslam dünyasının yarısından fazlası Matüridi yorum ve yaklaşımı ekseninde dini anlayışa sahiptir.

Yaklaşık bin yıllık bir süreçte şekillenen Matüridilik düşünce biçiminin kurucusu olan İmam Matüridi, özellikle günümüzde yoğun bir yönelişe layık olmuştur. Bu aşamada uluslararası bir değer olan Matüridi, günümüzde aslından ve özünden uzak bir takım farklı değerlendirmeler maruz kalmakta ve farklı amaçlar doğrultusunda manipüle edilmektedir.

Matüridi, Müslümanların büyük çoğunluğunun mensup olduğu Ehl-i sünnet anlayışının iki öncüsünden biridir. Ancak o görüşlerini Hz. Peygamber ve sahabilerden bağımsız bir inanç ekolü olarak ortaya koymamış ve kendi birikimi doğrultusunda Kur’an ve sahih hadisler ekseninde bir dini anlayış sunmuştur. Bu doğrultuda o, İslam’ın ana caddesinde giden ve genel-geçer evrensel kuralları benimseyen Müslümanların temel görüşleri merkezinde hareket etmiştir. Bu nedenle Matüridi, belirli bir zümre ve kesime değil, tüm Müslümanlara mal edilebilecek bir kimliğe sahiptir.

Matüridi, hak ve hakikaten peşinde olmuştur. Bu doğrultuda Kur’an ve sahih sünnet kaynaklı gerçeklik olarak kabul ettiği dini anlayışları ve farklı düşünce biçimlerini gördüğünde, onları onaylamış ve bu konuda herhangi bir taassup ve yüzeysel taraftarlık içerisinde olmamıştır. Bu haliyle Matüridi, herhangi bir kesim ve kitleye karşıt bir tutumla hareket etmemiştir. Onun düşmanı, hakikatin karşısında olandır.

Bu yaklaşımın ölçütünü şöyle belirlemiştir: Her din, inanç ve felsefi anlayış, kendisinin hak; karşısındakinin ise batıl olduğu iddiasındadır. Herkes kendisinin doğru ve hak, karşısındakinin yanlış ve batıl olduğunu söyleyebilir. Burada asıl olan, söz konusu iddianın sağlam delillere dayanması ve ciddi kanıtlarla desteklenmesidir. Bunun dışında olanlar ise bir mugalata olur ve kuru bir iddiadan öteye geçmez. Matüridi’nin söz konusu ettiği delil ise, aklî olmalıdır. Aklî olmayan delil, kanıt olarak kullanılamaz.

Ancak her düşünce biçiminin kendisine göre, kendilerinin “gerçek” olduğu ile ilgili delillendirmeleri mümkündür. Burada görecelik vardır ve insanlar sayısınca değişkenlik gösterebilir. Bu ise kanıt hükmünde olamaz. Bu durumda, “bana göre”, “bize göre” türü söylemlerin genel-geçer ölçütleri olmalıdır. Matüridi’ye bu ölçüt insanüstü bir olgu olarak, İlahi olmalıdır. İlahi olanı da Kur’an ve Hz. Peygamberden öğrenmekteyiz.

Buna göre Matüridi, aklı kullanmayı, “insani bir özellik” olarak görmüş ve aklı kullanmamayı, Şeytanî bir eylem olarak nitelendirmiştir. Ona göre en büyük kötülük, aklı kullanmamaktır. Ancak burada o, Kur’an merkezli bir akıldan söz etmektedir. Yani naslardan bağımsız bir akıl, dini alanda söz konusu olamaz. Bu durumda “akıl, dinden uzak kalamaz; din de işlevsel akıldan bağımsız anlaşılamaz”. Bu verilerden hareketle, İmam Matüridi’nin “seküler” bir anlayışta olduğu şeklindeki iddialar, dayanaksız yalın bir söylemdir.

Dini insan merkezli olarak ele alan Matüridi, ütopik bir İslam anlayışından uzak durmuş ve yaşanabilir bir din sunumu yapmıştır. Ona göre Allah, insanların iradelerinin güçlenmesini istemektedir. Bu doğrultuda dünyadaki tüm oluşumlar ve gelişmeler, yaşam süresince karşılaşılan olaylar, insan iradesine yöneliktir. Bu ise evrensel bir ilkedir. Bunun bilincinde olan Matüridi’ye göre dini mu’cize, keramet gibi olgulardan öte, mü’minin zihninde ve kalbinde oluşan ve mutluluğa ulaştıran bir olgudur. O nedenle din, dünyada vardır. Bu ise, daha çok inanç esaslarında gerçekleşir. İmanın güçlülüğü ile ancak ilahi buyrukların hikmetini ve önemi anlayabilir. Yine hayatı süresince karşılaştığı zorluklara da ancak bu güçlü iman ile göğüs gerebilir. Zira ona göre Allah’ın Müslümana yardımı, iradesinin güçlendirilmesi şeklindedir.

Dindar Müslümanı, “inancının güçlü olması” şeklinde tanımlayan Matüridi’ye göre, giyim-kuşam, davranış ve tutum, dinin uygulanması anlamına gelen ve muamelat ve ibadetler şeklinde belirlenen ameller, kişinin imanının bir göstergesi değildir. Yani mü’minlerin yaşam biçim ve tercihiyle, dindarlık değerlendirmesi yapılamaz. Bu ise “imanın yansıması amellerdir, ancak ameller imanın göstergeleri değildir” şeklinde özetlenebilir. Bu bağlamda Matüridi amelleri, tamamen dini inançtan bağımsız olarak da değerlendirmemiştir.

Matüridi’nin bu yaklaşımı, dini şekilciliğe indiren anlayışlara bir karşılıktır. Bu haliyle Matüridi, dinin ölçütlerini amelde odaklayan radikal örgütlerin önünde bir settir. Zira onlara göre dinde ameller merkezdir. Müslümanlara dini yaşantılarına göre değer biçilir. Bu yaşantıda yoksunluk ve eksiklikleri olanlar, din dışına itilir. Nitekim günümüzde dini istismar eden şiddet yanlısı radikal ve marjinal örgütler olan DEAŞ, BOKO-HARAM, eş-ŞEBAB ve el-KAİDE gibi örgütlerin Selefilik-Vehhabilik eksenli temel dini felsefelerini oluşturan anlayışları, kendileri gibi düşünmeyen kimseleri “müşrik”, “kafir” gibi nitelemeleri, dini tamamen şekilciliğe indirgemeci bir anlayışın tezahürüdür. Bu türlü dini temalı anlayışların önünü kesmenin en isabetli yolu, Matüridi düşüncesinin benimsenmesi ve yaygınlaştırılmasıdır. Zira o, dini aşırılıklara, aklı ön plana almak suretiyle, karşı çıkmıştır. Zira aşırılık ve taassup, aklın işletilmemesiyle ortaya çıkar. Matüridi, Kur’an ve sahih hadislerin anlaşılması ve yorumlanmasında katı tutum, düz ve yüzeysel okumalara yönelik eleştirilerde bulunmuştur. O, geniş temel inanç esasları eksenli ve geniş kapsamlı bir dini anlayış sunmak suretiyle Müslümanlar arasında ayrımcılığın da önünü kesmiştir. Matüridi aklın kullanılmasını dini bir zorunluluk görmek suretiyle, inançta sağlamlık ve samimiyeti önemsemiş; yaşantı, dış görünüş ve dini söylemleri arka plana atarak, dindarlığı, inançtaki bilinçlilik ve samimiyet olarak değerlendirmiştir.

Burada Matüridi, insanlararası ilişkilerde ve sosyal hayatta ahlakı öne çıkarmıştır. Ahlaklı olmayı, dini zorunluluk olarak gören Matüridi’ye göre ahlaki nitelikler, evrensel insani değerler olup, aynı zamanda ilahi buyruklar kapsamındadır. Sözgelimi ona göre en büyük günahlardan birisi, rüşvettir.

Peygamberlerin dünya saadeti ve ahiret kurtuluşu ilkelerini insanlara ulaştırdıklarını belirten Mâtürîdî, tüm insanların en büyük amacı olan mutluluğu, ahlak içerisinde değerlendirir. Ahlaklı olmanın gayesi, insan yaşamının gerçek hedefi, insan varlığının bir bütün olarak gelişmesi, gerçekleşmesi, kendisine özgü işlevi hayata getirmesidir. Mâtürîdî’ye göre ahlak, insanın önce bu dünyada kısmen; sonra da öbür dünyada ebedi mutluluğu elde edebilmesi bakımından iyi ve kötünü araştırılmasıdır. Zira ödüllendirileceğini bilen ve umut eden bir insan, kötümserlikten uzaklaşıp, mutlu olabilir. İnsanın, ahlakı benimsediği ve özümsediği ölçüde mutlu olacağını vurgulayan Matüridi insanın, bu dünyada mutluluğa ulaşması kısmen gerçekleşebileceği için, ebedi ve kalıcı mutluluğa, ancak öteki dünyada tam anlamıyla erişebilir. Ona göre gerçek mutluluk ahiret inancıyla mümkündür. Öteki dünyada kurtuluşa ermek için bu dünyada düşünmek ve aklı kullanmak suretiyle dünya ve ahiret mutluluğunu elde edilebilir. Zira ona göre insan, aklını kullanabildiği ölçüde mutlu olur. Nitekim evrenin bir yaratıcısı bulunduğuna inanan bir kimse, O’nu anlamaya çalışır ve razı olacağı düşünce ve davranışlara yönelir, bu ise sahibine mutluluk verir. Zira insan sonsuz emeller peşindedir. Bu ise ancak ahiret inancıyla gerçekleşir.

Çağımız Müslümanların dini ve toplumsal sorunlarına yönelik düşünce felsefesine sahip olan ve çözüm önerileri sunan Matüridi, günümüzde tartışılan konular arasında olan kadının dindeki konumuyla ilgili olarak, Kur’an’da detaylı bir şekilde anlatılan hususları kadın ve erkeğin yaratılış özelliklerini, ailevî ve toplumsal pozisyonlarını dikkate alan ve nihayetinde aile birlikteliğini önceleyen bir muhtevada, makul gerekçelerle temellendirmiş ve açıklamıştır. Matüridi, Hz. Âdem ve eşinin ilk isyanını şeytana mutlak itaat olarak değerlendirmemiş, tabiatlarında var olan merak duygusuna yenildiklerini ifade ederek, insan merkezli bir bakış açısıyla meseleyi okumuştur. Günah ve günahkârlık gibi çok temel konulara, İlâhî rahmeti merkeze alan özgün ve mutedil yorumlar getirmiştir.

Mâtürîdî’nin bütün bu yaklaşımlarının kendi yaşadığı sosyo kültürel ortamın da etkisinde şekillendiğini baştan teslim etmekle beraber onun îtikâdî alana getirdiği mâkul ve mutedil temellendirmelerinin kadın-erkek ilişkisi gibi sosyal meseleleri çözümlemesinde de önemli bir anlayış oluşturduğu kabul edilmektedir.

Mâtürîdî, Allah-insan ilişkisini, insan merkezli bir bakış açısıyla inceler. Bu doğrultuda insandaki irade konusuna yaklaşımlarda bulunur. Zira insan, aklını kullanarak ve iradesi ile yaratıcıya yönelir ve boyun eğer. Ona göre herhangi bir canlıyı öldürmekten uzan duran bir temayüle sahip olan insan, daha sonraları almış olduğu sosyo-kültürel eğitim ve yönlendirmeler sonucunda, yapısal olarak kabul ettiği ve alışkanlık kazandığı değer ve algıları değiştirir. Burada hareket noktası, almış olduğu eğitim sonrası yönlenen akıl ve benimseyen iradedir.

Matüridi’ye göre insanın yaratılıştan gelen duygusal boyutu, anlık karar verir. Akıl ise, çok yönlü olarak olguları değerlendirir. Zira insan, anlık zevk ve menfaatlere yönelik hareket eder. Bedensel hazzı sağlayan, duyguları okşayan anlık oluşumlara yapısal olarak temayüllü olan insan, mutluluk ve huzuru burada arar. Oysaki Allah, anlık zevklerin insana mutluluk ve huzur vermeyeceğini, bunlar “nefsani istekler” statüsünde oldukları için, dünya ve ahiret saadetini kazanmak amacıyla onlardan uzak durulması gerektiğini ısrarla vurgular. Zira anlık zevkler peşinde koşan ve istidatlarının gelişmesini iradesinin güçlenmesini sağlayan sıkıntılara girmekten kaçan bir hayat felsefesiyle yaşayan bir kimse, yaratılış ve var olmanın hakikatine ulaşamaz.

“İnsanın diğer canlılardan farklı boyutu, iradesi ile bilmeye ve öğrenmeye yönelik davranışlar sergilemesidir” diyen Matüridi, buradan hareketle iman veya inkâr etmenin kişinin özgür iradesiyle olacağını, bu ikisi arasında yapılan tercihe göre kişinin, ceza veya ödül şeklinde karşılık bulacağını belirtir. Buna göre Matüridi, “Herşeyin önceden yazıldığı ve planlandığı” şeklindeki kaderci yaklaşımların Kur’an’ın özüyle bağdaşmayacağı inancındadır. Zira Allah, insanlara peygamberler göndermiştir. Onlar, insanlara doğru ve yanlışı, hak ve batılı anlatmışlar ve hak ile doğruya davet etmişlerdir. Bu ise peygamberlerin muhatap oldukları kitlelerdeki iradi bir olguya işarettir. Zira iradesi olana teklifte bulunulur ve önüne seçenekler sunulur. Bu seçenekler arasından birinin tercih edilmesi ise, iradenin göstergesi olan akli çıkarımlar ve fikri çabalar sonucu ortaya çıkar. Bu ise ancak iradesi bulunan kimseler için söz konusudur. Buna göre Matüridi, insanın tercihlerinde özgür olduğunu vurgulamak suretiyle insanın seçme, yönelme ve edinimlerinde sınırsız bir alan açmıştır. Bu ise mü’minleri ümitsizlik ve eylemsizlikten kurtarıp, her zaman çözüm üretici ve insanlığın sorunlarının çözümüne katkı sağlayıcı bir özelliğe sahip olması gerektiğini teşvik etmektedir.

Radikal ve marjinal dini grupların söylemlerinin aksine, tüm Müslümanlar arasında uzlaşmacı bir tutum içerisinde olan Matüridi, “Ehl-i kıble tekfir edilemez” demiştir. Ehl-i kıble ifadesi ile “inanılması zorunlu olan inanç ilkeleri üzerinde ittifak edenler” kastedildiği kabul edilmektedir. Bir başka ifade ile “Kıbleye karşı namaz kılmayı kabul edenlerdir”. Buna göre inanç esaslarına iman edenlerin din dışına atılması İmam Mâtürîdî’ye göre mümkün değildir. Bu haliyle Matüridi, temel inanç ilkelerinden sapmamak kaydıyla, farklı görüş ve yaklaşımlar, dini yorumlar ve anlayışları, İslam’ın içerisinde değerlendirmiş ve böyle bağnazlığa karşı çıkarak, özgür söylemli ve geliştirilebilir bir İslami düşünce biçimini savunmuştur.

İslam dinini statik değil, dinamik olarak kabul eden Matüridi, Müslümanlar arasındaki farklı dini anlayışları “fitne” olarak değerlendirmemiştir. Ona göre, “Yeryüzünde ‘Fitne’ kalmayıncaya ve din yalnızca Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın” (Bakara suresi 193. ayet) ayetindeki fitne sahipleri, Allah’a şirk koşanlardır. Bu şirk koşma durumu ise, “bu inançlarını açıkça izhar ettikleri için yani dile getirdikleri ve mü’minlerin inançlarına saldırıda bulundukları için savaşılır”, şeklinde anlaşılmalıdır. Zira kamusal alanda böyle bir dışavurum, toplumsal huzur ve esenliği bozucu ve fitne oluşturucu bir mahiyet almaktadır. Matüridi’nin bu yaklaşımına göre “cihat”, Müslüman olmayanları Müslüman etmeye yönelik değildir. Ancak cihat, Müslümanlara karşı çıkmakla birlikte fiili tacizde bulunan ve hayat hakkı tanımayanlara yöneliktir. Buna göre Matüridilik, İslam’ın en öncül niteliklerinden biri olan, “farklı din, felsefe ve inançların bir arada yaşamasını mümkün kılan”, “sosyal alanda birlikteliğin sağlanmasına katkı sağlayan” bir düşünce biçimine sahiptir.

Her zaman hakkı arayan ve hakikat peşinde koşan İmam Matüridi’nin düşünce biçiminde, taassubi bir bağlılık ve taraftarlık yoktur. Zira taassup, aklı kullanmayanlar için söz konusudur. Bu ise Şeytana tabi olmadır.

Hak ve gerçekliğin peşinde olan Matüridi’nin siyasi görüşleri de bu eksende şekillenmiştir. Siyasete uzak durmuş, alimlerin de siyasetten uzak kalmaları gerektiğini düşünmüş ve dinin siyasete alet edilmesine karşı çıkmıştır. Bununla birlikte o, Kur’an’da yer alan Allah’a, peygambere ve ulul-emre itaati emreden Kur’an ayetindeki (Nisa suresi 59. ayet) ulul-emrin, devlet yöneticisi olduğunu belirtmiştir. Bu doğrultuda meşru yöneticiye isyanı şiddetle reddetmiştir.

Aklı kullanmayı dini bir zorunluluk görmesi nedeniyle de yanlış gördüğü hususları açık bir yüreklilikle söylemiş olan Matüridi, İslam dinin her zaman ve zeminde uygulanabilir evrensel bir yapıda olduğunu vurgulamıştır. Bu haliyle Matüridi, günümüz dini ve sosyal sorunların çözümünde etkin, uygulanabilir ve kalıcı çözüm önerilerine sahip bir alimdir.

Türkiye’de Alevilik, Caferilik ve Sünnilik gibi dini oluşumlar ile; sekülerlik gibi felsefi düşüncelerin Kur’an ve sahih hadis merkezli, aşırılık ve bağnazlıktan arındırılmış, ana tema ve özünden saptırılmamış İslami anlayış ekseninde birlikteliğinin önünü açmada en etkin faktör İmam Mâtüridi’nin dini anlayış biçimi olduğu gözden ırak tutulmamalıdır.

Bu nedenle onun, çıkar amaçlı yanlış yönlendirme ve tanımlamalardan uzak tutulması, onunla ilgili her türlü manipülasyonlara karşı dikkatli olmak gerekir. Bu Türkiye ve İslam dünyasının geleceği açısından önemlidir.

Prof. Dr. Ramazan BİÇER

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar