Güvenlik Uzmanı Mustafa Böğürcü whatSapp polis grup sayfasında yaptığı paylaşımda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik başlatılan 2. dalga soruşturma kapsamında, 26.04.2025 tarihinde gözaltına alındıktan sonra tutuklanan İBB Eski Zabıta Daire Başkanı Engin Ulusoy'un hayatını devlete, hukuka, disipline ve kamu hizmetine adamış bir isim olduğunu belirterek, " Tam 11 aydır neden hâlâ tutuklu? Adalet bu kadar mı ağır işler? Onun bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını temenni ediyorum.." ifadelerini kullandı.
Emniyet eski yöneticisi olan Mustafa Böğürcü, 32 yıllık emniyet geçmişi olan, Polis Başmüfettişi olarak görev yapmış, devlet terbiyesiyle yetişmiş, akademik birikimi olan Engün Ulusoy'un hukukun ve adaletin gecikmeden tecelli etmesini, bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını, ailesiyle, sevdikleriyle, onuruyla yeniden buluşmasını temenni ettiğini ifade etti.
Mustafa Böğürcü 'nün "Türkiye Polis Emeklileri Dayanışma Platformu " isimli whatSapp polis grubu sayfasında yer alan paylaşımında şu ifadeler yer aldı:"İÇİMİZDEN BİRİ: ENGİN ULUSOY…“Zabıta; toplumun huzurunun, ihtiyaçlarının, geleceğe olan inancının, bir şehir bilinci içerisinde dayanışmanın, birbirine saygının ve bu saygının geleceğe sürdürülebilir şekilde devam ettirilmesinin güvencesidir. Zabıta, kent paydaşı olmanın teminatıdır; belediyenin vitrinde görünen yüzüdür. Zabıta, belediyenin üniformasıdır.”
(Engin Ulusoy / İBB Eski Zabıta Daire Başkanı)
Bazı insanlar vardır…
Görev yaptıkları makamdan çok, taşıdıkları karakterle hatırlanırlar.
Bazı insanlar vardır…
Bulundukları koltuğa güç vermezler; oturdukları koltuğun itibarını yükseltirler.
Ve bazı insanlar vardır ki…
Onlar sadece bir görev ifa etmez; kuruma ciddiyet, mesleğe onur, kamu hizmetine ise ahlak kazandırırlar.
İşte Engin Ulusoy, tam da böyle bir isimdir…
Kırklareli / Lüleburgaz 1962 doğumlu…
1981 Polis Koleji, 1985 Polis Akademisi mezunu…
Hayatını devlete, hukuka, disipline ve kamu hizmetine adamış bir isim…
Antalya/Kaş’tan Tunceli/Ovacık’a…
Sinop/Ayancık’tan Malatya/Darende’ye…
Muğla/Marmaris’ten Denizli’ye kadar Türkiye’nin farklı coğrafyalarında, farklı zorluklarda, farklı sorumluluk alanlarında görev yapmış; yıllarını sahaya, devlete ve millete vermiş bir emniyet mensubu…
2008 yılında 1. Sınıf Emniyet Müdürlüğü’ne terfi etmiş, Teftiş Kurulu’ndan emekli olduğu 2017 yılına kadar Polis Başmüfettişi olarak görev yapmıştır.
Sadece sahada değil…
Sadece makamda değil…
Sadece üniformanın ağırlığında değil…
Aynı zamanda kendisini akademik olarak da geliştirmiş;
1993-1996 yılları arasında İtalya / Roma Büyükelçiliğimizde misyon koruma / güvenlik ataşesi olarak görev yapmış,
Marmara Üniversitesi’nde Kamu Hukuku alanında yüksek lisansını tamamlamış,
emeklilik sonrası ise Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde “Toplumsal Güvenlik: Göç ve Göçle Mücadele Yöntemleri” üzerine doktora çalışmalarını sürdürmüştür.
Yani karşımızda sıradan bir bürokrat değil…
Karşımızda sadece bir emniyet müdürü değil…
Karşımızda mesleki birikimi, devlet tecrübesi, hukuki altyapısı ve disiplin kültürüyle yoğrulmuş bir kamu yöneticisi var.
Ve sonra…
2019 yılında, İstanbul yerel seçimlerinin yenilenmesinin ardından, yeniden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu tarafından; tavsiye edilen emniyet müdürleri arasından güvenilir ve liyakatli bulunarak İBB Zabıta Daire Başkanı olarak göreve getirildi.Açık konuşalım…
Emniyet teşkilatından yetişmiş, disiplin kültürü olan, devlet terbiyesiyle yoğrulmuş bir ismin;
siyasetin gölgesinin eksik olmadığı, baskının, eleştirinin ve görünürlüğün en yüksek olduğu alanlardan biri olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zabıta Teşkilatı gibi devasa bir yapının başına geçmesi kolay değildir.
Hele ki İstanbul gibi bir şehirde…
Milyonların yaşadığı…
Her gün binlerce olayın, yüzlerce krizin, onlarca gerilimin yaşandığı bir şehirde…
Orada görev yapmak başka…
Orada düzen kurmak bambaşka…
Ama Engin Ulusoy, işte tam da burada farkını ortaya koymuştu.
Yılların emniyet tecrübesini, belediye teşkilatına taşıdı.
Disiplini getirdi.
Kurumsal ciddiyeti güçlendirdi.
Sahadaki görünürlüğü artırdı.
Zabıtayı sadece bir denetim birimi olarak değil; kentin düzenini, kamunun otoritesini ve toplumsal huzuru temsil eden bir kurum olarak konumlandırdı.
Onun döneminde İstanbul Zabıtası;
yalnızca ceza yazan, tebligat yapan ya da rutin işlem yürüten bir yapı olarak değil, şehrin yaşayan düzeninin aktif bir unsuru olarak öne çıktı.
Atlı zabıta…
Bisikletli zabıta…
Kadın personelin daha görünür olduğu bir kurumsal anlayış…
Liyakat vurgusu…
Mülakatsız alım hassasiyeti…
Sahada disiplin, merkezde kurumsallaşma…
Bunlar tesadüf değildi.
Bunlar vizyondu.
Bunlar yönetim refleksiydi.
Bunlar kamu ciddiyetiydi.
Nitekim şu sözleri de hafızalara kazındı:
“Zabıta olarak görev yaptığımız alanlar İstanbul’un geleceği için çok önemli. Diğer kamu kurumları ve kendi aramızda diyalog halinde olursak iş ve işlemlerimiz daha da kolaylaşır. Amacımız, İstanbul’da toplum düzenini ve huzuru sağlamaktır.”
Bu cümle bile tek başına şunu gösteriyor:
Karşımızda koltuk işgal eden biri değil…
Görevin ruhunu bilen bir yönetici var.
Bir başka açıklamasında ise çok net bir duruş ortaya koydu:
“Biz İBB olarak erkek egemen bir zabıta teşkilatı değil, kadınların ön planda olduğu bir zabıta teşkilatı istiyoruz.”
Ve en önemlisi…
“İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak 278 zabıta alımı için sınav açtık. Bu sınavda en önemli kısım ise mülakat olmaması. Yani gençlerimiz kendi emekleriyle zabıta memuru olacaklar.”
İşte mesele burada…
Bugün bu ülkede en çok yaralanan şeylerden biri nedir biliyor musunuz?
İnsanların emeğe olan inancı…
İnsanların hak ederek bir yere gelebileceğine dair umudu…
Ve bir kamu yöneticisi çıkıp diyorsa ki:
“Mülakat yok. Gençlerimiz kendi emekleriyle kazanacak.”
İşte o cümle sadece bir idari açıklama değildir…
O cümle, bu ülkede binlerce gencin yüreğine dokunan bir adalet çağrısıdır.
Yaklaşık 4 yıl boyunca İBB Zabıta Daire Başkanlığı görevini yürüttükten sonra, 2023 Aralık ayında kendi isteğiyle görevinden ayrıldı.
Ama sonra…
İBB’ye yönelik başlatılan 2. Dalga soruşturma kapsamında, 26.04.2025 tarihinde gözaltına alındı…
Ve ardından tutuklandı…
Şimdi burada durup sormak gerekiyor:
32 yıllık emniyet geçmişi olan…
Polis Başmüfettişi olarak görev yapmış…
Devlet terbiyesiyle yetişmiş…
Akademik birikimi olan…
Hayatı boyunca hukuk, disiplin ve kamu hizmeti çizgisinde yürümüş bir isim…
Tam 11 aydır neden hâlâ tutuklu?
Adalet bu kadar mı ağır işler?
Tutukluluk bu kadar mı kolay uygulanır?
İnsanların itibarı, emeği, ömrü, ailesi, hayatı bu kadar mı kolay askıya alınır?
Engin Ulusoy’un savunmasındaki şu cümleler çok şey anlatıyor:
“Beni göreve Ekrem Başkan davet etti. Ben kendisine, göreve gelirsem kanuna ve hukuka uygun hareket edeceğimi belirttim. Kendisi de zaten hukuka uygun davranmamı istedi. Bizim yaptığımız işler hukukidir. Ben kimseye hukuksuz talimat vermedim. Yaptığım görevim gereği zabıta teşkilatına disiplin ve kurumsallaşma konusunda büyük çabalar sarf ettim. Bu konuyla karşılaşmaktan dolayı üzgünüm. Ben bu suçlamayla burada olmaktan dolayı çok rahatsızım.”
Bu sözler bir kaçışın değil…
Bir savrulmanın değil…
Bir panik halinin değil…
Bu sözler;
hayatını devlet hizmetine vermiş bir insanın kırgınlığının, şaşkınlığının ve onur mücadelesinin sözleridir.
Burada mesele sadece bir kişi değildir.
Burada mesele sadece bir soruşturma değildir.
Burada mesele sadece bir dosya da değildir.
Burada mesele;
hukukun nasıl işletildiği, tutukluluğun nasıl kullanıldığı, insanların özgürlüğünün ne kadar kolay sınırlandığı ve kamu vicdanının ne kadar örselendiğidir.
Bizim talebimiz çok nettir:
Engin Ulusoy derhal özgürlüğüne kavuşmalıdır.
Tutuksuz yargılanmalıdır.
Biran önce mahkeme de savunmasını hukuk zemininde yapmalı, adalet gecikmeden tecelli etmelidir.
Çünkü adalet;
yalnızca karar vermek değildir…
Zamanında karar vermektir.
Çünkü hukuk;
yalnızca dosya tutmak değildir…
İnsan onurunu korumaktır.
Çünkü tutukluluk;
bir ceza yöntemi değil…
istisnai bir tedbirdir.
Bugün özgürlüğünden mahrum bırakılan sadece bir insan değil…
Aynı zamanda bir ömürlük emek…
Bir meslek itibarı…
Bir aile huzuru…
Bir kamu görevlisinin onuru…
Yaklaşık 11 aydır tutuklu ve mahkeme de savunmasını yapmayı bekleyen Engin Ulusoy abimizin, öncelikle özgürlüğüne kavuşması, ardından tutuksuz yargılanması en temel ve en insani beklentimizdir.
O, kendisini zaten en iyi şekilde savunacaktır.
Hayatı boyunca yaptığı gibi…
Hukuk içinde…
Vakarla…
Sükûnetle…
Onuruyla…
Bizler ise bugün bir vefa borcunu yerine getiriyoruz.
Çünkü vefa; yalnızca iyi günde alkış tutmak değildir…
Zor günde ses vermektir.
Çünkü dostluk;
yalnızca makamdayken yanında olmak değildir…
Zindandayken adını haykırabilmektir.Çünkü adalet; yalnızca kendimiz için istediğimizde anlamlı değildir…
Haksızlığa uğradığını düşündüğümüz herkes için talep ettiğimizde gerçek olur.
Buradan açıkça ifade ediyoruz:
Engin Ulusoy yalnız değildir.
Onun emeğini bilenler vardır.
Onun dürüstlüğüne şahit olanlar vardır.
Onun mesleki ciddiyetini tanıyanlar vardır.
Onun devlet terbiyesini bilenler vardır.
Onun hukuk çizgisinden sapmadığına inananlar vardır.
Ve bu nedenle…
Hukukun ve adaletin gecikmeden tecelli etmesini,
Engin Ulusoy abinin bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını,
ailesiyle, sevdikleriyle, onuruyla yeniden buluşmasını temenni ediyorum.
Kendisine ve kıymetli ailesine;
sabır, metanet, sağlık, huzur ve güç diliyorum.
Çünkü bazı insanlar sadece görev yapmaz…
Kuruma karakter katar.
Bazı insanlar sadece yönetmez…
Bulunduğu makama ahlak taşır.
Bazı insanlar sadece üniforma giymez…
Üniformanın hakkını verir.
Engin Ulusoy abi de işte onlardan biridir…
Özgürlük haktır.
Adalet gecikemez.
Vefa susmaz.Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır .
Vatan bizim savunmaya ve doğruları söylemeye devam edeceğiz.
Cesaret de bulaşıcıdır.Mustafa BÖĞÜRCÜ
Güvenlik Uzmanı
1989 -1993 Polis Koleji / 1993 - 1997 Polis Akademisi mezunu.
İstanbul,16 Mart 2026 #EnginUlusoyYalnızDeğildir
#TutuksuzYargılamaEsastır
#AdaletGecikmesin
#VefaBorcumuzdur
#İçimizdenBiri "
Emniyet eski yöneticisi olan Mustafa Böğürcü, 32 yıllık emniyet geçmişi olan, Polis Başmüfettişi olarak görev yapmış, devlet terbiyesiyle yetişmiş, akademik birikimi olan Engün Ulusoy'un hukukun ve adaletin gecikmeden tecelli etmesini, bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını, ailesiyle, sevdikleriyle, onuruyla yeniden buluşmasını temenni ettiğini ifade etti.
Mustafa Böğürcü 'nün "Türkiye Polis Emeklileri Dayanışma Platformu " isimli whatSapp polis grubu sayfasında yer alan paylaşımında şu ifadeler yer aldı:"İÇİMİZDEN BİRİ: ENGİN ULUSOY…“Zabıta; toplumun huzurunun, ihtiyaçlarının, geleceğe olan inancının, bir şehir bilinci içerisinde dayanışmanın, birbirine saygının ve bu saygının geleceğe sürdürülebilir şekilde devam ettirilmesinin güvencesidir. Zabıta, kent paydaşı olmanın teminatıdır; belediyenin vitrinde görünen yüzüdür. Zabıta, belediyenin üniformasıdır.”(Engin Ulusoy / İBB Eski Zabıta Daire Başkanı)
Bazı insanlar vardır…
Görev yaptıkları makamdan çok, taşıdıkları karakterle hatırlanırlar.
Bazı insanlar vardır…
Bulundukları koltuğa güç vermezler; oturdukları koltuğun itibarını yükseltirler.
Ve bazı insanlar vardır ki…
Onlar sadece bir görev ifa etmez; kuruma ciddiyet, mesleğe onur, kamu hizmetine ise ahlak kazandırırlar.
İşte Engin Ulusoy, tam da böyle bir isimdir…
Kırklareli / Lüleburgaz 1962 doğumlu…
1981 Polis Koleji, 1985 Polis Akademisi mezunu…
Hayatını devlete, hukuka, disipline ve kamu hizmetine adamış bir isim…
Antalya/Kaş’tan Tunceli/Ovacık’a…
Sinop/Ayancık’tan Malatya/Darende’ye…
Muğla/Marmaris’ten Denizli’ye kadar Türkiye’nin farklı coğrafyalarında, farklı zorluklarda, farklı sorumluluk alanlarında görev yapmış; yıllarını sahaya, devlete ve millete vermiş bir emniyet mensubu…
2008 yılında 1. Sınıf Emniyet Müdürlüğü’ne terfi etmiş, Teftiş Kurulu’ndan emekli olduğu 2017 yılına kadar Polis Başmüfettişi olarak görev yapmıştır.
Sadece sahada değil…
Sadece makamda değil…
Sadece üniformanın ağırlığında değil…
Aynı zamanda kendisini akademik olarak da geliştirmiş;
1993-1996 yılları arasında İtalya / Roma Büyükelçiliğimizde misyon koruma / güvenlik ataşesi olarak görev yapmış,
Marmara Üniversitesi’nde Kamu Hukuku alanında yüksek lisansını tamamlamış,
emeklilik sonrası ise Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde “Toplumsal Güvenlik: Göç ve Göçle Mücadele Yöntemleri” üzerine doktora çalışmalarını sürdürmüştür.
Yani karşımızda sıradan bir bürokrat değil…
Karşımızda sadece bir emniyet müdürü değil…
Karşımızda mesleki birikimi, devlet tecrübesi, hukuki altyapısı ve disiplin kültürüyle yoğrulmuş bir kamu yöneticisi var.
Ve sonra…
2019 yılında, İstanbul yerel seçimlerinin yenilenmesinin ardından, yeniden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu tarafından; tavsiye edilen emniyet müdürleri arasından güvenilir ve liyakatli bulunarak İBB Zabıta Daire Başkanı olarak göreve getirildi.Açık konuşalım…
Emniyet teşkilatından yetişmiş, disiplin kültürü olan, devlet terbiyesiyle yoğrulmuş bir ismin;
siyasetin gölgesinin eksik olmadığı, baskının, eleştirinin ve görünürlüğün en yüksek olduğu alanlardan biri olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zabıta Teşkilatı gibi devasa bir yapının başına geçmesi kolay değildir.
Hele ki İstanbul gibi bir şehirde…
Milyonların yaşadığı…
Her gün binlerce olayın, yüzlerce krizin, onlarca gerilimin yaşandığı bir şehirde…
Orada görev yapmak başka…
Orada düzen kurmak bambaşka…
Ama Engin Ulusoy, işte tam da burada farkını ortaya koymuştu.
Yılların emniyet tecrübesini, belediye teşkilatına taşıdı.
Disiplini getirdi.
Kurumsal ciddiyeti güçlendirdi.
Sahadaki görünürlüğü artırdı.
Zabıtayı sadece bir denetim birimi olarak değil; kentin düzenini, kamunun otoritesini ve toplumsal huzuru temsil eden bir kurum olarak konumlandırdı.
Onun döneminde İstanbul Zabıtası;yalnızca ceza yazan, tebligat yapan ya da rutin işlem yürüten bir yapı olarak değil, şehrin yaşayan düzeninin aktif bir unsuru olarak öne çıktı.
Atlı zabıta…
Bisikletli zabıta…
Kadın personelin daha görünür olduğu bir kurumsal anlayış…
Liyakat vurgusu…
Mülakatsız alım hassasiyeti…
Sahada disiplin, merkezde kurumsallaşma…
Bunlar tesadüf değildi.
Bunlar vizyondu.
Bunlar yönetim refleksiydi.
Bunlar kamu ciddiyetiydi.
Nitekim şu sözleri de hafızalara kazındı:
“Zabıta olarak görev yaptığımız alanlar İstanbul’un geleceği için çok önemli. Diğer kamu kurumları ve kendi aramızda diyalog halinde olursak iş ve işlemlerimiz daha da kolaylaşır. Amacımız, İstanbul’da toplum düzenini ve huzuru sağlamaktır.”
Bu cümle bile tek başına şunu gösteriyor:
Karşımızda koltuk işgal eden biri değil…
Görevin ruhunu bilen bir yönetici var.
Bir başka açıklamasında ise çok net bir duruş ortaya koydu:
“Biz İBB olarak erkek egemen bir zabıta teşkilatı değil, kadınların ön planda olduğu bir zabıta teşkilatı istiyoruz.”
Ve en önemlisi…
“İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak 278 zabıta alımı için sınav açtık. Bu sınavda en önemli kısım ise mülakat olmaması. Yani gençlerimiz kendi emekleriyle zabıta memuru olacaklar.”
İşte mesele burada…
Bugün bu ülkede en çok yaralanan şeylerden biri nedir biliyor musunuz?
İnsanların emeğe olan inancı…
İnsanların hak ederek bir yere gelebileceğine dair umudu…
Ve bir kamu yöneticisi çıkıp diyorsa ki:
“Mülakat yok. Gençlerimiz kendi emekleriyle kazanacak.”
İşte o cümle sadece bir idari açıklama değildir…
O cümle, bu ülkede binlerce gencin yüreğine dokunan bir adalet çağrısıdır.
Yaklaşık 4 yıl boyunca İBB Zabıta Daire Başkanlığı görevini yürüttükten sonra, 2023 Aralık ayında kendi isteğiyle görevinden ayrıldı.
Ama sonra…
İBB’ye yönelik başlatılan 2. Dalga soruşturma kapsamında, 26.04.2025 tarihinde gözaltına alındı…
Ve ardından tutuklandı…
Şimdi burada durup sormak gerekiyor:
32 yıllık emniyet geçmişi olan…
Polis Başmüfettişi olarak görev yapmış…
Devlet terbiyesiyle yetişmiş…
Akademik birikimi olan…
Hayatı boyunca hukuk, disiplin ve kamu hizmeti çizgisinde yürümüş bir isim…
Tam 11 aydır neden hâlâ tutuklu?
Adalet bu kadar mı ağır işler?
Tutukluluk bu kadar mı kolay uygulanır?
İnsanların itibarı, emeği, ömrü, ailesi, hayatı bu kadar mı kolay askıya alınır?
Engin Ulusoy’un savunmasındaki şu cümleler çok şey anlatıyor:
“Beni göreve Ekrem Başkan davet etti. Ben kendisine, göreve gelirsem kanuna ve hukuka uygun hareket edeceğimi belirttim. Kendisi de zaten hukuka uygun davranmamı istedi. Bizim yaptığımız işler hukukidir. Ben kimseye hukuksuz talimat vermedim. Yaptığım görevim gereği zabıta teşkilatına disiplin ve kurumsallaşma konusunda büyük çabalar sarf ettim. Bu konuyla karşılaşmaktan dolayı üzgünüm. Ben bu suçlamayla burada olmaktan dolayı çok rahatsızım.”
Bu sözler bir kaçışın değil…
Bir savrulmanın değil…
Bir panik halinin değil…
Bu sözler;
hayatını devlet hizmetine vermiş bir insanın kırgınlığının, şaşkınlığının ve onur mücadelesinin sözleridir.
Burada mesele sadece bir kişi değildir.
Burada mesele sadece bir soruşturma değildir.
Burada mesele sadece bir dosya da değildir.
Burada mesele;
hukukun nasıl işletildiği, tutukluluğun nasıl kullanıldığı, insanların özgürlüğünün ne kadar kolay sınırlandığı ve kamu vicdanının ne kadar örselendiğidir.
Bizim talebimiz çok nettir:
Engin Ulusoy derhal özgürlüğüne kavuşmalıdır.
Tutuksuz yargılanmalıdır.
Biran önce mahkeme de savunmasını hukuk zemininde yapmalı, adalet gecikmeden tecelli etmelidir.
Çünkü adalet;
yalnızca karar vermek değildir…
Zamanında karar vermektir.
Çünkü hukuk;
yalnızca dosya tutmak değildir…
İnsan onurunu korumaktır.
Çünkü tutukluluk;
bir ceza yöntemi değil…
istisnai bir tedbirdir.
Bugün özgürlüğünden mahrum bırakılan sadece bir insan değil…
Aynı zamanda bir ömürlük emek…
Bir meslek itibarı…
Bir aile huzuru…
Bir kamu görevlisinin onuru…
Yaklaşık 11 aydır tutuklu ve mahkeme de savunmasını yapmayı bekleyen Engin Ulusoy abimizin, öncelikle özgürlüğüne kavuşması, ardından tutuksuz yargılanması en temel ve en insani beklentimizdir.
O, kendisini zaten en iyi şekilde savunacaktır.
Hayatı boyunca yaptığı gibi…
Hukuk içinde…
Vakarla…
Sükûnetle…
Onuruyla…
Bizler ise bugün bir vefa borcunu yerine getiriyoruz.
Çünkü vefa; yalnızca iyi günde alkış tutmak değildir…
Zor günde ses vermektir.
Çünkü dostluk;
yalnızca makamdayken yanında olmak değildir…
Zindandayken adını haykırabilmektir.Çünkü adalet; yalnızca kendimiz için istediğimizde anlamlı değildir…
Haksızlığa uğradığını düşündüğümüz herkes için talep ettiğimizde gerçek olur.
Buradan açıkça ifade ediyoruz:
Engin Ulusoy yalnız değildir.
Onun emeğini bilenler vardır.
Onun dürüstlüğüne şahit olanlar vardır.
Onun mesleki ciddiyetini tanıyanlar vardır.
Onun devlet terbiyesini bilenler vardır.
Onun hukuk çizgisinden sapmadığına inananlar vardır.
Ve bu nedenle…
Hukukun ve adaletin gecikmeden tecelli etmesini,
Engin Ulusoy abinin bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını,
ailesiyle, sevdikleriyle, onuruyla yeniden buluşmasını temenni ediyorum.
Kendisine ve kıymetli ailesine;
sabır, metanet, sağlık, huzur ve güç diliyorum.
Çünkü bazı insanlar sadece görev yapmaz…
Kuruma karakter katar.
Bazı insanlar sadece yönetmez…
Bulunduğu makama ahlak taşır.
Bazı insanlar sadece üniforma giymez…
Üniformanın hakkını verir.
Engin Ulusoy abi de işte onlardan biridir…
Özgürlük haktır.
Adalet gecikemez.
Vefa susmaz.Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır .
Vatan bizim savunmaya ve doğruları söylemeye devam edeceğiz.
Cesaret de bulaşıcıdır.Mustafa BÖĞÜRCÜ
Güvenlik Uzmanı
1989 -1993 Polis Koleji / 1993 - 1997 Polis Akademisi mezunu.
İstanbul,16 Mart 2026 #EnginUlusoyYalnızDeğildir
#TutuksuzYargılamaEsastır
#AdaletGecikmesin
#VefaBorcumuzdur
#İçimizdenBiri "


























