Röportaj : Şükran İLHAN
12 yıldır psikologluk veyaşam koçluğu yapan Mehmet Murat Lik ile İlişkiler, aşk, sorunlar, sevgi, evlilik, ayrılık, cinsellik, kadın, erkek ve yaşam üzerine konuştuk…
1-Günümüz ilişkilerinden söz eder misiniz? Ne oldu da eski ilişkilerin yerini günlük ve daha kısa süreli ilişkiler aldı? Değişen nedir? Aşkın da tanımımı değişti?
Günümüzde aşkın tanımı da yaşanma şekli de değişti. Aşk nedir bilinmiyor yaşananlar aşk sanılıyor. Aşk sevgiye dönüştüğünde anlam ifade eder…
Çok söz ediliyor çok anılıyor ama günümüzde yaşanan aşk denilen durumlar aşk değil… Yaşanan ekonomik şartlar, mesafeler, sosyal durumlar, kıskançlık ve egolar yaşanan veya yaşanacak ilişkileri sekteye uğratıyor.
Hoşlanma, beğeni ya da yine çok anılan elektrik denilen haller aşk gibi algılanıyor. Eskiden yaşanan aşklar ne bu kadar çabuk tüketilirdi ne de bu kadar ucuz olurdu. Aşkın kendisinde değişen bir şey yok aslında… İnsan olarak yaradılışımız gereği duygularımız ve arzularımız yerli yerinde duruyor.
Değişen, yaşam biçimlerimiz. “İki gönül bir olunca, samanlık seyran olur”du eskiden…
Geçmişte iki kişi birbirini sevince gerçekten zorluklar aşılırdı… Çünkü kolaydı hayatlarımız.
Şimdilerde ise hayat teknolojiye paralel olarak hızla değişiyor. Çabuk tüketiyoruz. Yepyeni eşyalarımızdan çok çabuk sıkılıyor hemen yenisini almak istiyoruz. Dolabımızda sayısını bilmediğimiz ayakkabılar, kıyafetler eskimiyor ama biz sıkılıyoruz. Çok şey istiyoruz, tatminsiziz…
O kadar çok şey istiyoruz ki ruhumuz bedenimiz tüketime kilitleniyor. Tüketime kilitlenmiş bedenler, ruhlar ilişkilerini de böyle yaşamaya başlıyor. İlişkiler de tüketim alışkanlıklarımızda olduğu gibi hızlı ve geçici. Karşımızdaki insandan çok özellik bekliyoruz. Hem bizi güldürmesini hem ağırbaşlı olmasını…
Hem romantik hem sahiplenen biri olmasını… Hem hanım hanımcık hem tutkulu ve ateşli olmasını…
Hem karizmatik hem efendi… Hem bağlı hem kendi ayakları üzerinde durabilen…
Bu özelliklerin hepsini tek bir insanda bulma telaşındayız. Tek bir kişi de bulamadığımız bu yönleri başka insanlarda aramaya çıkıyoruz… İşte aldatma da tam bu noktada çıkıyor. Birinden çabuk vazgeçip hemen bir diğer ilişkiye yelken açıyoruz. O ilişki de bizi doyurmuyor bitiriyoruz.
Sonra da bütün suçu aşka atıyoruz.
Karşı cinsin ne kadar hayırsız ne kadar kadir bilmez olduğuyla ilgili hem cinslerimizle sonu gelmez sohbetlerde buluveriyoruz kendimizi…
Selvi boylum Al yazmalımda; Türkan Şoray Kadir İnanır’a “sevgi nedir” diye sorar…
Ve yanıtını beklemeden…”Sevgi Emektir” der… Günümüz ilişkilerinin gerçek sorunu da bu işte…
Emek verilmeyen karşılaşmalarda anlamaktan uzak çarpışıyoruz yalnızca.
Yorulduğumuz ilk köşe başında yanımızdakini bırakıyor, bir başkası da bizi bırakıyor bir başka köşe başında… Ta ki, aşkın emek istediğini anlayıp, ilişkileri olgunlaştıracak sabrı gösterene kadar…
Gerçekçi olmayıp imkânsızın ötesinde olmayan birinin hayalinin peşinden giderken var olan ilişkileri yakıp yıkıyoruz var olabilecekleri görmüyoruz ya da yalnızlığı tercih ediyoruz. İletişim çağında aslında iletişimsizlik içindeyiz.
2-Günümüzde ilişkiler nasıl yaşanıyor?
Aşklar da artık sanalda başlıyor… Yaşanıyor ve orada bitiriliyor… Günümüzde birçok şey gibi aşkta sanallaştırıldı… Paylaşımlar artık internet üzerinden yapılıyor. Kıskançlıklar, ihanetler, aşkı ilan etmeler beğeniler hemen her şey cinsellik bile sanalda yaşanır hale geldi.
Yukarıda da söz ettiğim gibi bu kadar ucuz değil aşk. Aşk güzeldir adı bile büyülüdür…
Günümüzde insanların isteyip de yapamadığı tek olgu aşk oldu artık…
Her insan aşkı istiyor ama aşk adına aşkı adına ne emek veriyor ya da emek vermek istiyor mu acaba? Bu soruların yanıtını aramıyor günümüz insanı… Evlilikler de güçlü duygu, manevi bağlar ve ortak zevklerin paylaşımı olarak değil şirket evlilikleri gibi ticari ve ekonomik menfaatler üzerine kuruluyor. İyi geçinmek iki kişinin kusursuz olmasıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmesiyle olur... Maalesef günümüz insanı tahammülsüz ve hoşgörüsüz…
Aşk geçici körlük yapar
3-Aşk nedir peki?
Aşk hayatın anlamıdır, bedenin ve ruhu aynı anda etkileyen çok önemli bir duygu durumudur. Kişinin kendine keşfini sağlar. İçine yolculuk yaptırır. Aşk denilen o yüksek duyguda akılla kalp yer değiştirir. Sadece duygularla ilerleyen eylemdir. Aşkta akıl seyahate çıktığı için sağlıklı düşünemez kişi…
Aşk geçici körlük yapar… Olumsuzluklar görülmez…
Aşk sağır yapar… Söylenenler duyulmaz ve dinlenmez…
Antoine Bret "aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur" demiştir…
Mevlana, “Aşk acısı taşımayan yürek ya deliye ya ölüye aittir” derken aşkın insanın kendini keşfin ve içe yolculuğun önemli bir durağı olduğunu, “Can, aşktan binlerce edep öğrenmede, öylesine edepler ki mekteplerde okunup öğrenilmesine imkân yoktur” der.
Maalesef ki günümüzde yaşanan aşklar, çok edepli, öğretici ve ruhu besleyici ve kişileri çoğaltıcı değil… Aşk denilen o yüksek duygu sevgiye dönüşmediği ve saygıyla bütünleşmediği sürece acıtır ve azaltır insanı…
4-Aşk nasıl yaşanmalı?
Aşk şu veya bu şekilde yaşanmalı demek doğru değildir. Her ilişkinin farklı dinamikleri vardır. Bu duygu öyle yoğun bir duygudur ki bütün bedenimizi ve ruhumuzu bir sarmaşık gibi sarar hapseder bizi. Ancak şu bir gerçek ki “Aşkın ömrü kelebeğin ömrü kadar kısadır”.
Aşkın ömrünü belirleyen de başlama hızıdır…
Ne kadar hızlı başlıyorsa bir o kadar da hızla biter. Sevgiye dönüşür ya da dönüşmez…
Aşkın bir gün biteceği bilerek yaşanmalı…
5-Aşk mı? Takıntı mı? Nasıl anlaşılır?
Günümüzde yaşanan aşkların çoğunluğu aşk değil takıntıdır. Takıntıda tedavi edilmediği sürece ciddi bir şekilde kişinin yaşamını çekilmez hale getirir. Kişiye ciddi anlamda zararlar vermeye başlar.
Kişi görmüş olduğu zararların farkında olmayabilir. En büyük zararı da çevresindekilere verir. Anlaşılması kolay değildir. Bunun için bir uzmana başvurulması öneririm.
6-Aşkınız karşılıklı mıdır? Yoksa bize mi öyle geliyor?
Aşkın her şekilde yaşanması gerektiğine inanıyorum. Kaybedilmiş unutulmuş duyguları harekete geçirmesi yönünden faydalıdır. Karşılıklı aşk yüzdesi düşüktür ama en sancılısı karşılıksız olan aşktır. Kesinlikle bize karşılıklı gibi gelebilir. Titiz insanlara “Aşk”ı önermem.
Çünkü aşk her halükarda süründürür. Üstü kirlensin istemeyen aşktan uzak durmalıdır…
7-Tanışmanın hoşlanmanın ilişkiye dönüşüp dönüşmediği nasıl anlaşılır?
Tanışmaların ilişkiye dönüşüp dönüşmemesi kişilerin beklentileriyle orantılıdır.
Göz neye nasıl bakarsa kalp onu öyle alır. Yeni tanıştığımız kişiden hoşlanıp hoşlanmadığımızı öncelikle iç sesimiz bize söyleyecektir. Tanışmaların hoşlanmaya dönüşüp dönüşmediği nasıl anlaşılır? Paylaşımların niteliği ilişkinin nasıl bir boyuta gideceğini belirler.
Sağlıklı ilişkilerin olmazsa olmazları vardır. Yeni tanışılan kişiyle ilişkinin öncelikli dinamikleri atlanıp öncelik cinselliğe verilirse ilişkinin ömrü de bir o kadar kısa olur…
İlişki terapisti olarak geçmişte ilişkilerin nasıl yaşandığını hatırlatmak isterim.
Hoşlandığımız kişiyi ilk önce bir kahveye veya yemeğe davete derdik. Sohbet ortamı sağlanırdı. Sinema, tiyatro vb. sosyal ortamlarda paylaşımlar olurdu. Bu aşamada masumane insani paylaşımlar, her iki cinsin ortak yönlerini ortaya çıkarmasını sağlardı. Heyecan, gizem ve nezaket vardı.
Ertesi gün her iki taraf yeni bir insanı tanımanın heyecanıyla güne başlardı. Günümüzde maalesef her şey yer değiştirdi. Şimdilerde insanlar iletişim kurmadan fiziksel iletişime geçiyor ve çabuk tüketiyor ve çabuk harcıyorlar birbirlerini… Dünyada da pek çok ilişki terapisti yeni tanışan ve birbirlerinden hoşlanan kişilere kendilerini yeterince tanımadan en az 3 ay 6 buluşma öncesi cinsel beraberlikten uzak kalmalarını öneriyor. İlişkiler dört temel yapıya dayanır…
Sevgi, saygı, güven ve iletişim. İlişkilerde çimento görevi gören cinsel paylaşımlar da iletişimin tam odağındadır ancak sırası çok önemlidir…
Günümüzde tanışmalar genellikle enerjinin yüksek olduğu ortamlarda alkol eşliğinde gerçekleşiyor. Alkol de kontrolü kaybettiriyor. Kontrolsüz yaşananlar sonrasını hep pişmanlığa bırakıyor.
Sonra da benden ne kadar etkilendi acaba? diye düşünüyoruz. Aslında bunun en güzel cevabı paylaşılanların hangi nitelikte ve hangi sırayla yapıldığıyla verilebilir.
Paylaşımlar ne kadar duygu ve ruh beraberliğine dönük olursa sonuçta o kadar verimli ve sağlıklı olacaktır.
Bir ilişki terapisti olarak gözlemlerimden ve üzerinde çalıştığımız vakalardan yola çıkarak şunu belirtmeliyim ki ilk tanışmalarda partnerinizde cinsellik ne kadar öncelikliyse ilişki de salt o yönde ilerlemeye devam edecektir. Çiftler arasında elbette yakınlaşmalar ve paylaşımlar olmalıdır.
Ancak cinsellik ilişkiler için çok önemli olmakla birlikte ön planda olmamalıdır…
Sinema, tiyatro vb ortak zevkler, ortak arkadaşlarla kaliteli zaman paylaşımları olmaksızın sadece cinselliğin yaşandığı ilişkilere biz uzmanlar maalesef ilişki diyemiyoruz… Tanışmaların ve hoşlanmaların ilişkiye dönüşüp dönüştürülmemesi kişilerin yaşamdan ne beklediğiyle ilgilidir.
Şu unutulmamalıdır ki erkeklerin cinsellik konusunda beklentileri ne kadar karşılanırsa hep daha fazlasını isteyecektir. Bu nedenle ilişkinin yönünü belirleyen kadındır. Kontrol ilk başta kadındadır sonra erkeğe geçer.
8- İlişkilerde yaşanan en büyük sorunlar ne?
Evliler ve ilişki içinde olan çiftleri ele alırsak çiftler de ilişkilerini artık evli gibi yaşıyor.
Bu nedenle çabuk tüketiliyor güzellikler evliliğe yaşanacak paylaşım kalmıyor…
Bize danışanlarda aldatma en büyük sorun olsa da bunun dışında da pek çok sorun yaşanıyor.
Sosyal kültürel farklılıklar, ekonomik sorunlar, eşlerden birinin işsiz olması, aile büyükleriyle yaşanan sorunlar, din ve mezhep farkı, alkol, kumar, şans oyunlarına düşkünlükler…
Eşlerden birisinin psikolojik sorunlarının olması, dayak ve küçük düşürücü davranışlar, işkoliklik, eşlerin kişilik yapısının birbirine uymaması, aşırı kıskançlık, çiftlerin birbirine yeteri kadar zaman ayırmaması, iletişim sorunları…
Karşısındakini iyi dinlememesi, ona kendini ifade etme imkânı tanımaması, samimiyetten ve dürüstlükten uzaklaşma, yalan söyleme, partnerine karşı aşırı müdahaleci, baskıcı ve sınırlayıcı davranışlar, partnerin her davranışını kontrol etme, çok fazla soru sorma, sorgulama, yersiz şüpheler ve kuruntular…
Cinsel sorunlar, gerçek nedeni bilinmeden suçlama ve yargılamada bulunma, daha önce yaşanmış olan geçmiş olumsuz üzücü olayları sürekli gündeme getirme…
İlgisizlik, küskünlük ve uzaklaşma, surat asma, olumsuz benden dili kullanma…
Mahremiyeti bozma, aralarındaki sırları dışarıya taşıma, sorumsuzluk, karşı taraftan daha fazla fedakârlık bekleme… İlişkileri çıkmaza sürükleyen nedenler olarak sıralayabiliriz.
Temelinde sevgi olan ve bu sorunları yaşayan çiftlerin bunları aşabileceğini bilmelerini isterim yeter ki istesinler…
9-Son yıllarda aldatmanın arttığı söyleniyor. Öyle mi gerçekten? Aldatma artık daha sık rastlanan bir durum mu oldu?
Yapılan araştırmalara göre; evli erkeklerin yüzde 70’i kadınların ise yüzde 25’i eşini en az bir kere aldatıyor. Bu durum evli olmayan çiftlerde yaşam standartlarına göre değişim gösteriyor.
Hemen hemen her iki evlilikten birisi boşanmayla sonuçlanıyor.
Evlenenlerin neredeyse üçte birinde, eşlerden birisi ikinci kez evet diyor.
Günümüz şartlarında boşanma ve ayrılmalara baktığımızda toplumsal bir ahlaki çöküntü içindeyiz diyebiliriz. Bencilce mutluluk ve heyecan arayışıdır aldatma…
Ya da evlilik kurumu da diğer geleneksel değerler gibi işlevini yitirdi diyebiliriz.
Aldatılma ise ciddiye alınması gereken bir travma yaratır aldatılanda…
İhanete uğraşmış kadın ya da erkek kesinlikle uzman desteği almalıdır.
Böyle bir travmayı yaşayan kişilerin travmayı atlatmadan yaşamına normal devam etmesi beklenemez. Gereksiz kıskançlıklar içinde, güvensiz, sürekli takipçi ve baskıcı bir kişilik sergileyecek…
Yaralanan ruhundan dolayı yaşam kalitesi düşecek…
Ve bu davranış kalıbı içinde sağlıklı bir ilişki kurması zorlaşacaktır.
10-Türkiye’de ciddi boyutta bir ayrılma problemi var. Ve ayrılanlar genelde severek evlenenler. Kendi istiyor, seviyor, evleniyor ama bir türlü sürdüremiyor. Neden sizce?
Türkiye’de boşanmalar ciddi oranda arttı. İstatistiklere baktığımızda evlenme yaşı 18-24.
Verilere baktığımızda 18 ve daha yukarı yaştaki evlilik yapan bireylerin yüzde 95,7’si bir defa yüzde 4’ü iki kez yüzde 0,3’ü üç kez veya daha fazla evlilik yapmış.
Evlilik yapan kadınların yüzde 58,7’si, erkeklerin yüzde 58,2’si ilk evliliğini 18-24 yaş arası yapıyor.
18 yaşından küçük evlenen kadınların oranı yüzde 31,7 iken erkeklerin oranı yüzde 6 olarak belirlendi. Türkiye genelinde ilk evlenme yaşı genel olarak kent ve kır genelinde 18-24 arasında belirlendi. Verilere baktığımızda ve yaşadığımız tecrübeler yukarıda söylemiş olduğum nedenler ayrılıkları getiriyor. Kişilikler oturmadan, hayattan ne istediğini bilmeyen hayatlar aynı ev içine giriyorlar.
Her zaman dile getirdiğim gibi insanlar duygu yoğunluğu yaşadığında akılları seyahate çıkar.
Kişi yaşadığı ilişkiyi aklıyla değil yalnızca kalbiyle yapar.
Bu durumda kalple akıl yer değiştirdiği için sağlıklı bir bakış açısıyla hareket etmez.
Farklılıklarla uyuşmazlıklarla ilgili dışardan gelen yorumları görmez duymaz…
Yalnızca duygularla hareket edilen süreçte kişi bulutların üstündedir.
Bunun sonucunda başlangıçta fark edilmeyen ya da fark edilse bile göz ardı edilen sosyal kültürel, ekonomik farklılıklar ve kişilik uyuşmazlıkları nedeniyle çatışmalar ve ayrılıklar başlıyor.
11- Böyle durumlarda erkekler ne yapıyor, kadınlar ne yapıyor?
Günümüzde çiftler uyuşmazlık ve sosyo kültürel farklılıklar nedeniyle hem çatışıyorlar hem de birbirlerini sevdikleri veya alışkanlıklar nedeniyle ayrılamıyorlar…
Çatışmaya rağmen sağlıksız platformda ilişkiyi yürütmek için çaba sarf ediyorlar.
Yaşanan sorunların uzman desteğiyle çözülebileceği inancı toplumumuz da henüz yerleşmedi.
Genel anlamda iki tarafta sorunların başında kendilerine yakın kişilerle sorunları paylaşıyor yanlış yönlendirmelere maruz kalabiliyorlar. Çiftler de bu bilinçte değil…
Buna rağmen evlilik içi sorunlar yaşayan çiftlerden danışana başvuranların başında kadınlar geliyor. Maalesef sorunlar ciddi boyuta ulaştıktan ve ilişki içerisinde pek çok dinamik tüketildikten saygı bile yok edildikten sonra uzmana başvuruluyor.
Erkekler ise daha farklı bir yol izliyor…
Ya kadının isteği ile bir uzmana başvuruyor…
Ya da inanmadıkları ve kendilerini her durumda haklı gördükleri için uzmana gitmeyi tercih etmiyor. Uzmana başvursalar bile terapi konusunda istikrar göstermiyorlar. Erkekler genelde bir ilişkide yaşadıkları sorunları başka bir ilişkiye girerek giderme yolunu seçiyorlar.
12-Böyle bir durumda siz ne yapıyorsunuz?
Böyle durumlarda sorunlara bakış açılarını değiştiriyor baktıkları pencerenin yönünü değiştiriyor farkında olmadıkları durumun farkına varmalarını sağlıyoruz.
Farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Sorunları çözmelerine yardımcı oluyor kişilerin nasıl bunları aşabileceklerinin yolunu gösteriyoruz.
Yaşam kalitelerini yükseltiyor minimum sorunsuz bir yaşam sürmeleri için destek oluyoruz. Birbirlerine karşı nasıl davranmaları gerektiğinin yollarını gösteriyoruz.
Rahatsız oldukları konuları nasıl ifade edebileceklerini belirtiyoruz. Sen dili yerine ben dilini kullanmalarını öneriyoruz.
“Sen” yerine “ben” kullanın diyoruz. Hep geç kalıyorsun yerine “beklemekten hoşlanmıyorum” veya “dağınıksın” yerine “senin dağıttığın eşyaları toplamaktan yoruldum” gibi.
Günümüz insanı bir diş problemi yaşadığında diş hekiminden nasıl destek alınacağını biliyorsa çağımızın ağır hayat koşullarında stres ve yanlış iletişim vb. nedenlerden dolayı ikili ilişkilerde yaşadıkları sorunların kaynağının tespitini yapabilecek ve çözümünü sunabilecek uzmanların var olduğunu bilmeleri gerekir…
13-Cinsel IQ nedir?
Evlilik ve ilişkilerde en çok yaşanan sorunların başında cinsel sorunlar gelmektedir. Cinsellik çiftler arasında en önemli ve vazgeçilmez bir paylaşımdır. Ancak kadının sevgiyle beklediği cinsellikle erkeğin cinselliğe yaklaşımı arasında uçurumlar var. Kadınlara göre erkekler cinsellik hakkında daha fazla bilgi sahibidir. Dolayısıyla erkeklerin beklentisi kadınlara ağır gelebiliyor. Pornografik filmler erkeklerin cinsellik çıtasını yükseltiyor. Bu nedenle evlilik öncesinde çiftlerin ileride sorun yaşamamaları için cinsel bilgi düzeylerini ölçüyorum. Cinsel IQ cinsellik hakkında kişinin bilgi ve şahsi becerilerini, bir takım değerlerini, kendini ve özelliklerini kabullenmesini, cinsellikle ilgili haklarını algılayabilmesini ve bu konuları objektif değerlendirmesini gerektiren ve bütün bunları birleştiren bir kavramdır. Kişinin tercihlerini, duygularını, seks sırasında kokusu ve çıkarttığı sesler, bedenini tanıması, partnerinin bedenini tanıması, cinsellikteki limitlerini, yasak olan ve olmayan noktaları ve yaşamak istediği değişiklikleri muhakeme etmesi ve tüm bu faktörlerle kendini kabullenmesidir…
İnsanlar, cinselliği yaşamaya ve kendini iyi hissetmeye hakkı olduğunu, başkalarının hoşlandığı şeylerden hoşlanmama hakkı olduğunu fark ederek ve aşırı perfomans gösterme baskısından uzaklaşarak cinselliğini yaşamalıdır.
14-Günümüzde her şey gibi boşanmak ta kolaylaştı mı? Ne oldu da insanlar evliliklerinden bu kadar kolay vazgeçer oldu?
Evlilikler tahmininizden çabuk bitiyor. 10 günde ayrılma kararı alan mahkemelere başvuran çiftler var. Bunun altında yatan birçok neden var. Ama nedenlerin başında öncelikle “evliliğin” ne olduğunu bilmemek yatıyor. Başka bir neden ise çiftler birbirlerini tanımıyor.
Hızlı alınan kararlar aynı hızla bitebiliyor. Birçok evlilikte kadın için biçilen rol annelerimize biçilen rol… Kadın evdedir temizlik yapar, yemek ve çamaşır yıkar kocasını bekler.
Oysa günümüzde kadınlarda erkekler gibi iş hayatının içinde sert koşullar altında aynı erkek gibi hatta erkeklerden daha fazla mücadele içindeler…
İnsanlar evlilik dinamiği için gereken sorumluluklarını ve ortak paylaşımlarını bilmiyor. İki yıl önce bu konuya dikkat çekerek evlilik öncesi eğitimler olması gerektiğini belirtmiştim. Uygulamalı olarak çiftlere bilgilenmeleri için seminerler vermeye başladım. Evlenecek çiftler büyük ilgi gösteriyor…
15-Size daha çok kimler başvuruyor?
Yaşam içinde yaşanan pek çok sorunla ilgili başvurular olabiliyor. Sorun yaşamadan gelen çok fazla insan yok. Aslında günümüzde hayatın her anında profesyonellik gerektiriyor…
Hata yapmak artık bir lüks günümüzde… Sorun yaşamamak, önemli bir karar ve görüşme öncesi hata yapmamak adına uzmanlardan destek alınabilir…
Bu anlamda uzmana başvuranların yaşam kalitesi yükseliyor…
Yaşamlarını çok daha kolay yönetebiliyorlar… Evlilik öncesi, sırası veya boşanma kararı almışlarsa neler yapmaları gerektiği konusunda uzmana başvurulabiliyor…
Günümüzde nasıl bir çocuk yetiştirmeleri gerektiğini öğrenmek isteyenler, çocuklarıyla sorun yaşayanlar, aldatanlar sonrasında pişman olanlar, aldatılanlar, iletişim problemi yaşayanlar, şiddet görenler, psikolojik sorunlar yaşayanlar, son dönemde en çok başvurular evlilik ve sonrasında yaşanan sorunlarla ilgili oluyor…
16-İlişki terapistliği büyük sorumluluk gerektirmiyor mu? Sonuçta ayrılığa bile götürebilirsiniz durumu…
Yaptığımız meslek bir beyin cerrahı hassasiyetindedir ve öyle de olmalıdır. Ben bu konu üzerine çalışan uzmanların içinde en aykırı çalışanım. Ofisimde çok görüşmem yerinde inceler gözler yaparım. Bana göre problemin olduğu yerde iyi bir analizle doğru çözüm sunmak kaçınılmazdır.
Şunu herkes bilmelidir ki biz insanlara evlen ya da ayrıl gibi bu yolu seç şu yola git gibi net bir karara sürüklemeyiz. Yaşamı bir araba gibi düşünürsek uzmanlar o arabada yalnızca bir silecek olur yolunu gösterebilir…
Ya da karanlıkta bir ışık oluruz… Yaşanan soruna nerden baktığına bakar farkındalık kazanması için yönünü sorunun kaynağına çeviririz. Danışanlarımıza kişinin sağlıklı değerlendirme yapmasını sağlamak adına fulü görüntüyü kaldırır, bu anlamda destek oluruz seçim ve son karar onlarındır…
17-Türkiye’de 7/24 hizmet veriyorsunuz. Sayenizde terapist bir telefon uzakta oluyor. Çok sık aranmıyor musunuz?
Türkiye’nin ilk 7/24 terapisti hizmetini ben vermeye başladım…
İnsanlar en çok sorunu gece kendisiyle baş başa kaldığında yaşıyor. Zihnin kurcalandığı, hayatın muhasebesinin yapıldığı en çaresiz, anlardır geceler ve maalesef ki intiharlar da gecelerde yaşanır…
Bu nedenle gece sorun yaşayanlara gecede bir ışık oluyorum karanlıkta bir yere çarpıp kaza yapmasınlar diye. Çok fazla ulaşanlar oluyor o an bir ümit ışığı arıyorlar bana ulaşıyorlar.
Bana ulaşmaları bile onlara bir umut ışığı olabiliyor.
18- Sürekli aranmaktan rahatsız olmuyor musunuz?
Ben mesleğine âşık birisiyim, rahatsızlık kelimesi mesleğime ihanet olur.
Asla olmuyorum uygun olmadığım zamanlar oluyor ama en kısa zamanda dönüyorum danışanlarıma. İnsan hayatıyla uğraşıyorum önemsemediğim ya da atladığım bir konu üzülmeme neden olacağından insanla ilgili en ufak problemi önemserim. Onları dinlerim ve anlamaya çalışırım.
Bir telefon kadar yakınım…
19- En çok ne için arıyorlar?
Geceleri en çok partnerleriyle sorun yaşayanlar arıyor…
Bunun dışında cinsel sorunlar, gün içerisinde iş yerindeki sıkıntılarından dolayı arayanlar, şiddete maruz kalan ve ne yapması gerektiğini bilmeyenler vb. birçok konuda arayan olabiliyor.
20-İlginç saatlerde gelen ilginç sorular var mı? (Birkaç tane küçük anı anlatırsanız çok sevinirim)
Tabi ki oluyor ama bu ilginç sorular sizin açınızdan ilginçtir. Çünkü insanlar psikolojik bir takım sorunlar yaşadığında bizlere göre komik gelebilecek çok farklı durumlara takılabiliyor ve arayabiliyor.
Çarpıntısı olan “Ölecek miyim?” diye arayabiliyor.
Bozuk süt içmiş bir danışanımız “Bana bir şey olur mu? diye arayabiliyor.
Gecenin bir saatinde gün içinde iki kere üzerine kuş pislemiş ve kuşun bunu hangi psikolojiyle ve neden yaptığını düşünerek uykusu kaçmış bir danışanım arayabiliyor…
21-Partneriniz 7/24 terapistlikle ilgili ne düşünüyor?
Bir ilişkim olduğunda tabi ki dönem dönem sorun olabiliyor ama genelde anlayışla karşılanıyorum. Mesleğime saygı duyuyorlar. Anlayış ve insanların sorunlarını çözme gayretim ilişki yaşadığım kişiye gurur ve mutluluk veriyor… Ki bunu böyle kabul eden kişiyle birlikteliğim olabiliyor…
Mehmet Murat Lik Hakkında:
Marmara Üniversitesi Psikoloji ve Rehberlik eğitiminin ardından 17 Üniversitenin 40’a yakın Sertifika programına katılarak Masaj ,Shiatzu ,NLP, Beden Dili, Yaşam Koçluğu, NLP, Aile Terapileri, Oyun terapisi Uzak Doğu Terapi Sanatları ve Müzikle Terapi alanlarında eğitimler alan Mehmet Murat Lik, 10 yıldır Yaşam Koçu, Evlilik Terapisti, Uzman Görücü ya da İlişki Uzmanı olarak danışmanlık yapıyor. Diğer terapistlerden farkı 7/24 çalışmasıdır. Kendinizi karanlıkta hissettiğinizde, ona gece gündüz ulaşabilirsiniz...
Mehmet Murat Lik’in aldığı mesleki eğitimler:
Marmara Üniversitesi Psikoloji ve Rehberlik
Marmara Ünv.Fizik ve Tedavi ve Reh.Mrkz. Masaj eğitimi
Shiatzu Eğitimi
Aile Terapisi Eğitimi
EMDR eğitimi
Fatih Üniversitesi Psikoloji Eğitimi (2 yıl)
NLP Eğitimi
Oyun Terapisi Eğitimi
Müzikle Terapi Eğitimi
Beden Dili Eğitimi
Yaşam Koçluğu Eğitimi
7/ 24 Evlere Terapist
Günün veya gecenin bir saatinde canınız mı sıkıldı…Terapistiniz artık bir telefon yakınlığında. 10 yıldır psikologluk yapan Mehmet Murat Lik, ABD ve Avrupa ülkelerinde uzun yıllardır uygulanan yöntemi Türkiye’ye getirdi. Bu alanda bir ilke imza atan Mehmet Murat Lik, 7/24 aradığınızda ulaşılabilir tek terapist olduğunu belirtiyor. Yolunuzu görebilmeniz için gereken ışık, size bir telefon ya da bir mail kadar yakın…
İlişki terapisine kimler katılmalı
* İlişkide birşeyler kaybettiğini hisseden,
* Sosyal çevresi ile iletişimini kaybetmiş,
* Ailesi ile aynı konular üzerinde sürekli tartışmalar yapan,
* İlişkide samimiyet ve cinsel arzu kaybı yaşayan,
* İşyerine ve iş arkadaşlarına uyum sağlamakta zorlanan
* Sevgilisi ile olan ilişkisinde uyum sağlama zorluğu yaşayan,
* Güçlüklerle baş etmede zorluk yaşayan kişiler…
Verdiği Hizmetler;
İlişki Terapisi, Evlilik Terapisi, Boşanma Terapisi,Ergen Terapisi, Depresyon, Panik Atak






















