Güvenlik ve Suç Araştırmaları Uzmanı Mustafa Böğürcü, sosyal medyada yer alan " Fahri Trafik Müfettişleri " isimli sayfada " Trafik Güvenliği: Ceza Politikası mı, Risk Yönetimi mi ? " başlıklı paylaşımı beğenildi.
"Trafik güvenliği bir “ceza politikası” değil, önleyici kamu politikasıdır.." Polis Koleji ve Polis Akademisi mezunu eski Polis Şefi de olan Mustafa Böğürcü paylaşımında, "Trafik güvenliği bir “ceza politikası” değil, önleyici kamu politikasıdır.Radar, bu politikanın aracı olabilir; ama amacı olamaz. Gerçek güvenlik ; tutarlı hız yönetimiyle, dinlenme temelli sürüş planlamasıyla,şeffaf ve öngörülebilir denetimle, veriye dayalı kararlarlasağlanır. Devletin görevi, sürücüyü hataya düşürmek değil; hatayı sistemden çıkarmaktır." ifadelerini kullandı.
Mustafa Böğürcü'nün sadece fahri müfettişlerin üye olduğu " Fahri Trafik Müfettişleri " isimli whatSapp grubunda yer alan " Trafik Güvenliği: Ceza Politikası mı, Risk Yönetimi mi ? " başlıklı paylaşımında şu ifadeler yer aldı"Trafik Güvenliği: Ceza Politikası mı, Risk Yönetimi mi?Trafik güvenliği, dünyada artık bir “cezalandırma” meselesi değil; risk yönetimi, yol mühendisliği ve insan faktörü temelinde ele alınan çok disiplinli bir alan olarak tanımlanıyor. Ancak Türkiye’de uygulamalar hâlâ ağırlıklı olarak reaktif; yani kaza olduktan sonra değil, sürücü hatası varsayımı üzerinden ceza üretmeye odaklı.Oysa bilimsel veriler açık:
Kazaların ana nedenleri hızdan çok ani hız değişimleri, sürücü yorgunluğu, algı karmaşası ve yol–işaret tutarsızlığıdır.50 km hız sınırı olan bir tabelanın kısa mesafe sonrasına radar yerleştirip 56 km hız yapan sürücüyü cezalandırmak, risk temelli denetim değildir. Bölünmüş bir yolda, geometrik standartlar değişmeden hız sınırını 110 km’den 82 km’ye düşürmek; ardından %10 tolerans sınırını aşan sürücüye ceza uygulamak ise trafik mühendisliği açısından savunulabilir değildir.Çünkü uluslararası standartlara göre hız sınırı;
Yolun geometrisi,
Görüş mesafesi,
Trafik hacmi,
Çevresel riskler
esas alınarak belirlenir.Tabelayla risk yaratılıp radarla ceza yazılmaz.Bir diğer sorun, işaretleme ve uygulama tutarsızlığıdır. Hız tabelalarında ülke genelinde yeknesaklık olmaması, sürücünün karar süresini uzatır. Bu da refleksif frenleme, ani şerit değiştirme ve zincirleme kazalara zemin hazırlar. Bu durum, akademik literatürde “bilişsel yük artışı” olarak tanımlanır ve doğrudan kaza riskini yükseltir.Dünyada örneği neredeyse olmayan maket polis araçları, caydırıcılık sağlamadığı gibi, denetimin ciddiyetini de zedeler. “Radar var” tabelası koyup radar uygulaması yapmamak, sürücü davranışında öğrenilmiş güvensizlik oluşturur. Bu, bir süre sonra gerçek denetimlerin de etkisini düşürür.Bayram dönemlerinde şehirlerarası yollarda yapılan göstermelik sabit uygulamalar, trafiği yavaşlatmak dışında ölçülebilir bir güvenlik kazanımı sağlamaz.Oysa veriler şunu gösteriyor:
Bayram kazalarının büyük bölümü;
Uzun süreli araç kullanımı,
Dinlenme yetersizliği,
Ticari araç sürücülerinde vardiya baskısı
nedeniyle meydana geliyor.Bu noktada, şehirlerarası yollarda otobüslerin 24 saat kesintisiz çalışmasına izin verilmesi, güvenlik politikalarıyla açıkça çelişmektedir. Yorgunluk, hızdan bağımsız olarak kaza riskini katlayan bir faktördür ve radar sistemleri bunu ölçemez.Kamyoncuyu bayram boyunca trafikten men etmek, helikopterle yapılan yoğun hava devriyeleri ya da sembolik kamuoyu görüntüleri; algı yönetimi üretir, güvenlik üretmez. Trafik güvenliği; ceza sayısıyla değil, ölüm ve ağır yaralanma oranlarındaki düşüşle ölçülür.Sonuç olarak;
Trafik Güvenliği bir “ceza politikası” değil, önleyici kamu politikasıdır.
Radar, bu politikanın aracı olabilir; ama amacı olamaz.
Gerçek güvenlik;
tutarlı hız yönetimiyle,
dinlenme temelli sürüş planlamasıyla,
şeffaf ve öngörülebilir denetimle,
veriye dayalı kararlarla
sağlanır.
Devletin görevi, sürücüyü hataya düşürmek değil; hatayı sistemden çıkarmaktır."
**HALİS KAHRAMAN
"Trafik güvenliği bir “ceza politikası” değil, önleyici kamu politikasıdır.." Polis Koleji ve Polis Akademisi mezunu eski Polis Şefi de olan Mustafa Böğürcü paylaşımında, "Trafik güvenliği bir “ceza politikası” değil, önleyici kamu politikasıdır.Radar, bu politikanın aracı olabilir; ama amacı olamaz. Gerçek güvenlik ; tutarlı hız yönetimiyle, dinlenme temelli sürüş planlamasıyla,şeffaf ve öngörülebilir denetimle, veriye dayalı kararlarlasağlanır. Devletin görevi, sürücüyü hataya düşürmek değil; hatayı sistemden çıkarmaktır." ifadelerini kullandı.
Mustafa Böğürcü'nün sadece fahri müfettişlerin üye olduğu " Fahri Trafik Müfettişleri " isimli whatSapp grubunda yer alan " Trafik Güvenliği: Ceza Politikası mı, Risk Yönetimi mi ? " başlıklı paylaşımında şu ifadeler yer aldı"Trafik Güvenliği: Ceza Politikası mı, Risk Yönetimi mi?Trafik güvenliği, dünyada artık bir “cezalandırma” meselesi değil; risk yönetimi, yol mühendisliği ve insan faktörü temelinde ele alınan çok disiplinli bir alan olarak tanımlanıyor. Ancak Türkiye’de uygulamalar hâlâ ağırlıklı olarak reaktif; yani kaza olduktan sonra değil, sürücü hatası varsayımı üzerinden ceza üretmeye odaklı.Oysa bilimsel veriler açık:Kazaların ana nedenleri hızdan çok ani hız değişimleri, sürücü yorgunluğu, algı karmaşası ve yol–işaret tutarsızlığıdır.50 km hız sınırı olan bir tabelanın kısa mesafe sonrasına radar yerleştirip 56 km hız yapan sürücüyü cezalandırmak, risk temelli denetim değildir. Bölünmüş bir yolda, geometrik standartlar değişmeden hız sınırını 110 km’den 82 km’ye düşürmek; ardından %10 tolerans sınırını aşan sürücüye ceza uygulamak ise trafik mühendisliği açısından savunulabilir değildir.Çünkü uluslararası standartlara göre hız sınırı;
Yolun geometrisi,
Görüş mesafesi,
Trafik hacmi,
Çevresel riskler
esas alınarak belirlenir.Tabelayla risk yaratılıp radarla ceza yazılmaz.Bir diğer sorun, işaretleme ve uygulama tutarsızlığıdır. Hız tabelalarında ülke genelinde yeknesaklık olmaması, sürücünün karar süresini uzatır. Bu da refleksif frenleme, ani şerit değiştirme ve zincirleme kazalara zemin hazırlar. Bu durum, akademik literatürde “bilişsel yük artışı” olarak tanımlanır ve doğrudan kaza riskini yükseltir.Dünyada örneği neredeyse olmayan maket polis araçları, caydırıcılık sağlamadığı gibi, denetimin ciddiyetini de zedeler. “Radar var” tabelası koyup radar uygulaması yapmamak, sürücü davranışında öğrenilmiş güvensizlik oluşturur. Bu, bir süre sonra gerçek denetimlerin de etkisini düşürür.Bayram dönemlerinde şehirlerarası yollarda yapılan göstermelik sabit uygulamalar, trafiği yavaşlatmak dışında ölçülebilir bir güvenlik kazanımı sağlamaz.Oysa veriler şunu gösteriyor:
Bayram kazalarının büyük bölümü;
Uzun süreli araç kullanımı,
Dinlenme yetersizliği,
Ticari araç sürücülerinde vardiya baskısı
nedeniyle meydana geliyor.Bu noktada, şehirlerarası yollarda otobüslerin 24 saat kesintisiz çalışmasına izin verilmesi, güvenlik politikalarıyla açıkça çelişmektedir. Yorgunluk, hızdan bağımsız olarak kaza riskini katlayan bir faktördür ve radar sistemleri bunu ölçemez.Kamyoncuyu bayram boyunca trafikten men etmek, helikopterle yapılan yoğun hava devriyeleri ya da sembolik kamuoyu görüntüleri; algı yönetimi üretir, güvenlik üretmez. Trafik güvenliği; ceza sayısıyla değil, ölüm ve ağır yaralanma oranlarındaki düşüşle ölçülür.Sonuç olarak;
Trafik Güvenliği bir “ceza politikası” değil, önleyici kamu politikasıdır.
Radar, bu politikanın aracı olabilir; ama amacı olamaz.
Gerçek güvenlik;
tutarlı hız yönetimiyle,
dinlenme temelli sürüş planlamasıyla,
şeffaf ve öngörülebilir denetimle,
veriye dayalı kararlarla
sağlanır.
Devletin görevi, sürücüyü hataya düşürmek değil; hatayı sistemden çıkarmaktır."
**HALİS KAHRAMAN 






















Afyonkarahisar Evciler ilcesi Baraklı koyunu cevreye ve ilceye baglayan karayolu uzerinde beyaz yol cizgileri yok, seneler önce yapılan boya silinmiş yeniden boyanması ve henzemin gecide yakın olan trafik işareti eksik diye Evciler kaymakamlıgına ve Valilik acık kapa şb mud. defalarca dilekce vermeme ragmen ulaşım ve yol guvenligi icin bu gune kadar yapılmadı..mutlaka ölümlü kazalar sonucumu bu eksikler yerine getirilecek..vatandaş magdur olmasın.