Gittikçe artan nüfusuna bağlı olarak yükselen hammadde talebiyle piyasaları altüst eden Çin, şimdi de ‘su’da fırtına çıkardı. Yeterli pamuk bulamayan ülke, plastiği hazır giyimde kullanarak polietilen ipliğe yönelince ambalajlı suyun ana maliyet unsuru olan pet ve preform fiyatları fırladı. Ambalajlı suya 3 yıldır zam yapılmayan Türkiye’de ise böylece yüzde 5’le ilk zam da hayata geçirildi.
1.5 milyara ulaşan, son dönemde zenginleşmeye başlayan nüfusu sayesinde her türlü hammaddeye talebi artan ve piyasalardaki dengeleri bir anda altüst eden Çin, bu sefer de ‘su’yu dalgalandırdı. Yeterli miktarda pamuğa ulaşamayan Çin, plastiği hazır giyimde kullanarak polietilen iplik üretimiyle sorunu çözünce pet ve preform (plastik şişenin enjeksiyon makinesinden çıkmış küçük hali) fiyatları fırladı. Bu da 3 yıldır fiyatlarına zam yapmayan ambalajlı su üreticilerini zora soktu. Su markalarının ambalajlı suda maliyetin yüzde 60’ını oluşturan pet- preformdaki yükü yüzde 30’lara varırken, bunun su fiyatlarına yüzde 5 zam olarak yansıdı.
Bu yıl sektördeki tüm firmaların zam yapmak zorunda kalacağına dikkat çeken Saka Su Genel Müdürü Suat Atalay, petteki fiyat artışlarının spekülatif olduğunu söyledi. 1 Ocak 2010’da tonu 1.550 dolar olan ‘resin’in (pet şişenin hammaddesi olan bir petrol türevi) tonunun şu anda 1.750 dolara kadar yükseldiğini vurgulayan Atalay, “Piyasada 3 yıldır su fiyatlarında artış olmadı ama şu andaki maliyet artışının karşılanması zor. 10 yıl önce bu sektör karlıydı çünkü su yüksek volumlerde depolanıyordu. Mahallelerde pompadan su satılırdı. Şimdi ise durum farklı. Artık zam kaçınılmaz” dedi.
‘Enerjimiz iç pazarda’
Saka Su olarak dış pazarlarda Evian, San Pellegrino gibi ‘lüks’ markalarla mücadele ederken bazı yerli markaların ‘düşük fiyat’ stratejisiyle rekabet etmeye çalışmasını da eleştiren Atalay, Saka’nın 25 ülkeye ihracat yaptığını ve son dönemde enerjisini iç pazara da vermeye başladığını açıkladı. Saka Su’nun Türkiye’nin 115 bin tonluk su ihracatının yüzde 32’sini tek başına gerçekleştirdiğini, İngiltere’de yüzde 3, Danimarka’da yüzde 5 pazar payı elde ettiğini, Japonya’da ise hızlı bir büyüme yakaladığını aktaran Atalay, şöyle devam etti:
“2007’den sonra iç pazara yöneldik. Şu anda pazarda ortalama yüzde 3 pazar payıyla ilk 5’teyiz. Hedefimiz 3 yıl içinde doğal mineralli suda liderliği yakalamak.” Saka Su’nun doğal mineralli su ruhsatını alan ilk marka olduğunu, Evian’la birlikte tek kaynaktan üretim yaptıklarını hatırlatan Suat Atalay, kapasitelerinin yıllık 1 milyar ton olduğunu ama şu anda kapasitenin 300 bin tonluk bölümünü kullandıklarını sözlerine ekledi.
Sağlıklı yaşam trendi satışları %100 artırdı
Suyun önemiyle ilgili bilgiler veren Suat Atalay, dünyadaki su kaynaklarının yüzde 97’sinin deniz yani tuzlu su olduğunu, yüzde 2’sinin kutuplarda bulunduğunu sadece yüzde 1’nin tatlı su olduğunu söyledi. Bu yüzde 1’lik bölümün ise yüzde 70’i sulamada kullanılırken yüzde 30’u içme suyu kategorisinde bulunuyor.
Son dönemde sağlıklı yaşam trendinin ‘su’ tüketimine çok olumlu yansıdığını özellikle elde taşınabilen 0.33 ve 0.50 lt’lik boylardaki ambalajlarda tüketimin yoğun olduğunu açıklayan Suat Atalay, “Sağlıklı yaşam takıntısı, satışları yüzde 100 artırdı” dedi.
Tadım testlerinden geçen ‘ice tea’yi Türkiye’de de satacak
Çocukların gözde çizgi karakteri Sünger Bob’lu su şişeleriyle beklentilerinin 10 katı taleple karşılaşan Saka Su, iç pazara ‘ice tea’yle de girmeye hazırlanıyor. Suat Atalay, bu ürün grubunu yurtdışında sattıklarını ve ‘kör tadım testleri’nde aldıkları başarılı sonuçlar nedeniyle artık iç pazarda da bu ürünü satmayı planladıklarını belirterek, hedefleri arasında meyveli doğal mineralli suyun olduğunu ifade etti.
Patlama ‘pet’te olacak, yemek için bile kullanılıyor
Türkiye’de ambalajlı su sektörünün büyüklüğünün 9.5 milyar litre olduğunu, bunun yüzde 69’luk bölümünün damacana ürünlerine ait olduğunu söyleyen Suat Atalay, son dönemde özellikle ‘pet’ pazarında artış yaşandığını belirtti. Tüketicilerin yemek yaparken bile pet şişedeki suları tercih ettiğini belirten Atalay, “Pazarda asıl patlama ‘pet’te olacak” dedi.
Saray Muhallebicisi ‘organik ürünler’ için dede toprağına yatırım yaptı
Tavuklu pilavla neredeyse her Türk insanının damak hafızasında bir yer edinen Saray Muhallebicisi, yeni bir alanda daha şansını deniyor. Saray Muhallebicisi ‘Saray Organik Ürünler’ markasıyla son dönemin gözde sektörü ‘organik ürünler’e de yatırım yaptı. 5 yıldır bu alana yatırım için altyapı çalışması yürüten Saray Muhallebicisi, aynı zamanda ‘kökleri’ne de vefasını gösteriyor. Çünkü Saray Organik Ürünler’in portföyündeki meyve kurularından zeytine kadar çok sayıda ürün grubu Artvin Yusufeli’nde kurulan tesislerde üretiliyor. Hatırlatalım 1935’te ilk muhallebi evini açan Kerem Çavuş, Artvin’den geliyor ve ardından oğlu Hüseyin Topbaş’ın ortağı Hüseyin Orga ile birlikte 1949’da Beyoğlu’nda ilkini açtığı Saray Muhallebicisi ortaya çıkıyor. Saray Organik Ürünler ilk kez Teşvikiye’deki mağazada görücüye çıkarken gelen talepler doğru bir karar alındığını gösterir düzeyde. İstanbul Saray Organik Ürünler şirketinde Turan Topbaş, Hüseyin E. Topbaş ve Sütiş’in veliahtı Emre Kocadağ ortaklık yaparken hedefler de büyük. Öncelikli olarak internetten satış için altyapı kurulacak, ardından 13 şubeye de bu ürünler yaygınlaştırılacak. En önemli hedeflerden biri de ‘Saray Organik Ürünler’ markasıyla özel bir mağaza konseptinin de hayata geçirilmesi. Bunun için ise rotada Anadolu Yakası var. Zeytinyağı, bal, pekmez gibi bazı organik ürünler Aydın, Gaziantep’teki tedarikçilerden sağlanırken, diğer ürünler ise Artvin’deki tesislerde hazırlanıyor. Artvin’e bağlı Yusufeli ise dünyada korunması gereken 25 öncelikli bölgeden biri ilan edilmiş. Bu bölge Amazonlar’dan sonra en çok canlı çeşitliliğini barındıran ekolojiye sahip. Kuru meyve, bakliyat, kuruyemiş, un, baharat, zeytinyağı, bal, pekmezle genişleyen portföye bu yıl soya, sirke, reçel, içecek gibi ürünler de eklenecek... Teşvikiye’de satışa sunulan ürünlerden pekmez, bal, zeytinyağı ve elma kurusu büyük ilgi görüyor. Müşteriler arasında ilk sırayı da kadınlar alıyor.
Sultan Süleyman etkili oldu, padişah giysileri gün ışığına çıkarılıyor
Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatını ve Hürrem Sultan’a olan aşkını TV ekranına taşıyan ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisiyle bir anda Osmanlı tarihi en gözde gündem maddesi oldu... Padişahların yaşam tarzı, yediklerinden içtiklerine kadar her konu ilgi alanımıza girerken 2 yıldır planlanan ama hayata geçirilemeyen ‘Osmanlı İmparatorluğu’nun geçmişine tanıklık eden 30 bin parça tarihi tekstil eserine ev sahipliği yapan Elbise-i Hümayun da tekrar gündeme geldi. Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası, Topkayı Sarayı Seferli Koğuşu’nda ziyaret edilen Elbise-i Hümayun’da yer alan sultanlara ait kaftan, şalvar, tılsımlı gömlek, kavuk, iç çamaşırı, çopra, setre, pantolon gibi giysileri ‘tozlu raflardan gün ışığına’ çıkacak. Yani günün gündem konusu Kanuni Sultan Süleyman’dan Fatih Sultan Mehmet’e kadar sarayın ‘tarzını’ yurtdışındaki örneklerinde olduğu gibi modern bir düzende ziyaret edebileceğiz. Bu koleksiyonun bir özelliği Osmanlı kumaş sanatının en erken örnekleri de burada görülebilecek, 15. yy’dan 20. yy’a kadarki sürece ait kaftan ve diğer kumaşlar da burada bulunuyor. Bu projenin bir özelliği de Türk mensucat sanayi açısından önemli bir kaynak olacak olması...
BU HAFTA BUNLARI DUYDUK
İtalyan Janeke ‘fırça’lamaya geliyor!
İtalya’nın 180 yıllık tarak, fırça, banyo aksesuarları, çocuk bakım ürünleri, ayna ve saç aksesuarları markası Janeke, yurtdışına açılmak için kendine Türkiye’ye seçti. 1830’dan beri Milano’da faaliyet gösteren ve İtalya’da ilk seri üretim tarağını üreten Janeke, Teşvikiye’ye açacağı mağazayı ‘afişe’ etti. Markanın sadece modanın kalbi olarak nitelendirilen Milano’da 1 mağazası bulunuyor ve aynı zamanda internetten satış yapıyor. Janeke’in ürün portföyünde kadınlara yönelik saç fırçalarından diş fırçasına, bebek bakım ürünlerinden tokalara kadar geniş seçenek sunuluyor. Janeke’in ürünleri doğal ve ekolojik özellikleriyle dikkat çekerken ürünlerin ‘el yapımı’ olduğunu ve bunun da ürünlerin cazibesini artırdığını söyleyelim...
Prens William’ın tercihi Brunello, İstinye Park’ta
Nişanı uzun bir süre gündemi meşgul eden Prens William’ın dünyaya mutluluk pozu verdiğinde tercih ettiği giyim markası İtalyan Brunello Cucinelli, artık Türk erkeklerini de ‘cazibe merkezi’ haline getirecek. Beymen İstinye Park’ta markanın 2011 ilkbahar-yaz koleksiyonu görücüye çıkıyor. Marka stili kadar hümanist ve etik değerlere olan saygısının yanı sıra Dostoyevski’nin “Güzellik kurtuluşumuzdur” sözünü mottosu olarak benimsemesiyle de dünya lüks giyiminde farklılaşıyor.
Dünya
Yayınlanma: 17 Ocak 2011 - 12:35
‘su’da Fırtına!
Çin pamuk bulamayınca plastiği ipliğe çevirdi, suya 3 yıldan sonra ilk zam geldi.
Dünya
17 Ocak 2011 - 12:35
İlginizi Çekebilir























