AŞKNAME
(Bu hikayemi, “Sevgililer günü”nde sadece anılarıyla baş başa kalmış, bir gün döneceği ümidiyle hayata tutunmaya çalışanlara ithaf ediyorum…) Genç adam Arnavutköy'den Bebek'e doğru yürüyordu... Hava tıpkı o günkü gibi soğuktu... Ve gene kar yağıyordu.... Bebek'e yaklaştığında, yalılara varmadan son ağaççığın önünde durdu... İçindeki titremenin sebebi yalnızca kuru ayaz değildi !... O zamanlar gencecik bir fidan olan o ağaççık sanki saçları ve sakalları ağarmış adamı tanımışçasına bir iki sallandı... O da biliyordu ki, adam az şiir yazmamıştı altında...Adam üşüyordu, hatta titriyordu... Yakalarını biraz daha kaldırdı anorağının...Çırpıntılı akıntıya doğru derin derin baktı... Bakmasının ve gözlerini boğazın o çılgın sularından ayıramamasının sebebi, ona rengini veren bir çift gözdü...
Düşündü adam !.. Uzaklarda olmak unutmak mı diye ?... Yok olamamış bunca duygular ardında, çocuksu masumiyetlere açtı gönlünü... Kahrolduğu, özlem ve gözyaşı dolu gecelerin karanlığına az sığınmamış, aşkı insanların cehennemde yaşamak sanmasından az korkmamıştı !...
Az önce Arnavutköy'deki o şirin balıkçı lokantasındaydı... O'nla O’nsuz'luk arasında gidip gidip geldiği, deniz üzerindeki tahta masa da hayatın acımasızlığından sanki nasibini almışçasına nasıl da yaşlı ayakları üzerinde sallanıp durmuştu !... Sırtında az mı kadeh taşımış, sevgilere, aşklara az mı tanık olmuştu ?..
O'nun kadehine döktüğü mutluluk gözyaşlarını hatırlar gibi oldu !... Sanki daha yaşlar ve şarap birleştikleri kadehte kurumamışlardı !...
Gökyüzü alabildiğine kararmıştı güpegündüz !... Ama O'nun buğulu gözleri gizemini koruyordu ve davetkardı üstelik !... Sanki doğanın tüm renkleri gözlerinde ve süzülen damlalarında toplanmıştı !... Düşünceliydi !... Belki de sonuçsuz kalacak bir ebedi aşkın sıkıntısı içine doğmuştu !...
Ne garipti ?... Yanı başında bile uzaklarda bir yerdeydi !... Usulca elini tuttu !... Her şey eşsiz bir rüya gibiydi !... Kavuşurken uyanmak nasılsa, çölde bir ırmağa varırken serap olduğunu anlamak nasılsa, genç adamın da O'na sahip olmuşken kaybedeceğini hissederek korkması o denliydi !..
Yaşadıkları dünyada sevdiği kız asla ağıt olmamalıydı !... Çünkü O'nu Arnavutköy kaldırımlarında bir akşam üstü damlatmıştı gözlerinden !...
Yağmur fena yağıyordu aşklarının bereketi üzerine... Saçlarından dudaklarına... dudaklarından iliklerine kadar ıslanmaya, sırılsıklam olmaya sanki ikisi de birbirleri kadar razıydı !...
Zaman aşk zamanıydı... sevişme zamanıydı... Ve ikisi de bunu çok iyi biliyorlar ve doyasıya değerlendiriyorlardı !...
Ama bir gün her şey bitti... Ailesi genç kızı ondan ayırdı... O artık çok uzaklardaydı !...
İşte, bilinmeyen denklemler, çıldırtıcı yalnızlıklar ve sessizlikler o zaman başladı !...
O nerelerdeydi ?... Ne düşünüyordu ?... Kendisini unutabilecek miydi ?... Zaman acaba dedikleri gibi acımasız mıydı ?...
Seneler geçti... O'nun için şiirler yazdığını O nereden bilebilirdi ki ?... En büyük ve en güzel yalnızlığının yalnızca ve daima onsuzluk olduğunu ?...
Bazı geceler hep O'nu hatırlamak için şarap dolusu kadehlere açtı bağrını !.. Ama kadehine dolan şarap artık O'nun dudaklarının renginde ve tadında değildi !... Diz boyu karları bile o ateş dudaklar eritmemiş miydi ?... Ya o gözler ?... Koca çınar ağacının yaprakları O'nun gözlerini kıskanıp, sararmamış mıydı ?...
Hava daha da sertleşti !... Kar yağmaya başladı !... Boğaz sessizleşti ?... Adam hala oradaydı !... Ağaççığın altında !...
Üşüyordu... Titriyordu üstelik !... Ama hala uzaklarda bir yerdeydi !... Kaderi O'nu beklemek... hep beklemekti !...
Düşünüyordu... Ya bir gün çıkıp ona gelirse, ne olacaktı ?... İçindeki depremin yaşamını alabora edeceğinden emindi !... Ama bir tek şeyden kuşkusu yoktu !...
Ona uzaklardan gelip vardığında, o enkaz içinde bile hala O'nun için çarpan bir kalbe rastlayabileceğinden... Ve...yanmış, paramparça olmuş diye üzülürken, küllerinde bile kendisini bulabileceğinden emindi...
Peki ya hiç gelmezse... O'nu hiç göremezse ?... Yaşantısı o saplandığı bataktan çıkamazsa ne olacaktı ?... Bu, O'na mahkumiyeti “müebbet” demek olacaktı kuşkusuz !... O'na keşke hüznünün uçurumlarında şiirleriyle ulaşabilseydi bari ?... Kendisini ne kadar çok sevdiğini o zaman çok daha iyi anlayabilecekti... Ve bu kendisini belki biraz daha yaşatabilecekti ?...
Adam artık soğuğa ve kara zor dayanıyordu !... Saçlarını ve sakallarını buz kaplamıştı !... Hafiften hafiften de uykusu gelmişti !...
İçini birden bir ferahlık kapladı !... Senelerden beri ilk kez kendisini böylesine rahatlamış hissetti !... Rüzgar karı önüne katmış, kırbaçlamaya başlamıştı önüne kim çıkarsa !... Ayaklarındaki uyuşukluk, artık bedenini de kaplar olmuştu !... Ama o bundan zerre kadar rahatsız olmamaktaydı !...
Kar tipiye dönüştü... Her yeri beyaz bir örtü kapladı !... Bütün çirkinlikler örtündü !...
Artık her yer bembeyaz ve tertemizdi !... Belki bir gün uzaklardan bir çift mavi göz dönecekti !... Ama artık çok geç olduğunu anlayacaktı...
Beyaz bir mermer taşına, anılarıyla yüklü, damla damla, masmavi dökülecekti... Hasan Uğur Epirden
























