Güvenlik ve Suç Araştırmaları Uzmanı Mustafa Böğürcü'nün sosyal medyada yer alan polis gruplarında " Güvenlik Operasyonla Değil, Akılla Sağlanır..! " başlıklı paylaşımı beğeni topladıMustafa Böğürcü paylaşımında, " İçişleri Bakanı’nın hemen her operasyonu kişisel sosyal medya hesabından duyurması, sadece bir üslup meselesi değildir. Bu, devlet aklı açısından ciddi bir kırılmadır.Devlet, tweet atarak değil; sessizlikle, görünmez ama hissedilir bir güçle güven verir." ifadelerini kullandı.
Mustafa Böğürcü'nün " Türkiye Polis Emeklileri Dayanışma Platformu " isimli whatSapp grubunda yer alan "Güvenlik Operasyonla Değil, Akılla Sağlanır..!" başlıklı paylaşımında şu ifadeler yer aldı : . "Güvenlik Operasyonla Değil, Akılla Sağlanır..!" Türkiye artık her sabah yeni bir operasyon haberiyle uyanıyor. Sosyal medyada paylaşılan rakamlar, kod adları verilmiş operasyonlar, gözaltı sayıları…
İlk bakışta güçlü bir devlet görüntüsü. Ancak biraz durup düşününce şu soru kaçınılmaz hale geliyor:
Bu kadar çok operasyon varsa, neden kendimizi daha güvende hissetmiyoruz?
Çünkü güvenlik, operasyon sayısıyla değil; suçun ve tehdidin önlenmesiyle ölçülür.
Bugün Türkiye’nin yaşadığı temel sorun, güvenliğin bir kurumsal devlet faaliyeti olmaktan çıkıp, siyasal iletişim aracına dönüşmesidir. İçişleri Bakanı’nın hemen her operasyonu kişisel sosyal medya hesabından duyurması, sadece bir üslup meselesi değildir. Bu, devlet aklı açısından ciddi bir kırılmadır.Devlet, tweet atarak değil; sessizlikle, görünmez ama hissedilir bir güçle güven verir.
Operasyonların kişiselleştirilmesi, iki sonucu beraberinde getiriyor. Birincisi, Emniyet, Jandarma ve istihbarat gibi kurumsal yapıların itibarı gölgeleniyor. İkincisi ise kamuoyunda “başarı” algısı yaratılırken, işin hukuki ve yapısal sonuçları gözden kaçıyor. Kaç kişi yakalandığı konuşuluyor ama kaç dosyanın iddianameye dönüştüğü, kaç yapının kalıcı olarak dağıtıldığı bilinmiyor.
Oysa güvenlikte asıl ölçü, yakalama değil sonuçtur.Daha vahimi, Türkiye’nin giderek bir reaktif güvenlik ülkesi haline gelmesidir. Yani devlet, olay olmadan önce değil; olay olduktan sonra devreye giriyor. Terör saldırılarında, mafya çatışmalarında, organize suç dosyalarında tablo hep aynı: Eylem oluyor, ardından geniş operasyonlar yapılıyor. Bu, önleyici istihbaratın ve risk analizinin zayıfladığını gösterir.Bir diğer kritik başlık ise ekonomi–güvenlik dengesinin bozulmasıdır. “Ekonomiyi canlandıracağız” gerekçesiyle emlak üzerinden dağıtılan vatandaşlıklar ve ikamet izinleri, Türkiye’yi uluslararası suç örgütleri için cazip bir alana dönüştürdü. Bugün Latin Amerika’dan Avrupa’ya uzanan birçok suç figürü, Türkiye’de gayrimenkul sahibi, şirket ortağı ve yasal statü sahibi. Devlet bu kişileri ancak silahlar patladığında fark ediyor.
Bu, güvenlik değil; gecikmiş farkındalıktır.Güvenlik uzmanlarının “uyuyan hücreler” uyarısı da tam bu noktada anlam kazanıyor. Uyuyan hücreler, eylem aşamasına gelene kadar görünmezdir. Onlarla mücadele operasyonla değil; finansal takip, sosyal ağ analizi ve uzun vadeli istihbarat çalışmasıyla yapılır. Silahı değil, parayı ve bağlantıyı hedef almayan hiçbir mücadele başarılı olamaz.Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey daha fazla operasyon değil; daha az suçtur. Daha çok gözaltı değil; daha güçlü önlemedir. Daha yüksek sesle yapılan açıklamalar değil; daha derin bir devlet aklıdır.
Güvenlik, siyasi kazanç üretme alanı olmaktan çıkarılmadıkça bu tablo değişmez. Kurumlar konuşmadıkça, hukuk sürecin gerçek ortağı yapılmadıkça, vatandaşlık ve ikamet rejimi güvenlik perspektifiyle yeniden ele alınmadıkça atılan her adım geçici olacaktır.
Devlet güçlü görünmek zorunda değildir.
Devlet güvende hissettirmek zorundadır.
Ve bu da tweet atarak ,sayılarla ,gözaltılarla ve tutuklamalarla ,değil akılla olur.Vatan bizim savunmaya devam edeceğiz.."
Mustafa Böğürcü'nün " Türkiye Polis Emeklileri Dayanışma Platformu " isimli whatSapp grubunda yer alan "Güvenlik Operasyonla Değil, Akılla Sağlanır..!" başlıklı paylaşımında şu ifadeler yer aldı : . "Güvenlik Operasyonla Değil, Akılla Sağlanır..!" Türkiye artık her sabah yeni bir operasyon haberiyle uyanıyor. Sosyal medyada paylaşılan rakamlar, kod adları verilmiş operasyonlar, gözaltı sayıları… İlk bakışta güçlü bir devlet görüntüsü. Ancak biraz durup düşününce şu soru kaçınılmaz hale geliyor:
Bu kadar çok operasyon varsa, neden kendimizi daha güvende hissetmiyoruz?
Çünkü güvenlik, operasyon sayısıyla değil; suçun ve tehdidin önlenmesiyle ölçülür.
Bugün Türkiye’nin yaşadığı temel sorun, güvenliğin bir kurumsal devlet faaliyeti olmaktan çıkıp, siyasal iletişim aracına dönüşmesidir. İçişleri Bakanı’nın hemen her operasyonu kişisel sosyal medya hesabından duyurması, sadece bir üslup meselesi değildir. Bu, devlet aklı açısından ciddi bir kırılmadır.Devlet, tweet atarak değil; sessizlikle, görünmez ama hissedilir bir güçle güven verir.
Operasyonların kişiselleştirilmesi, iki sonucu beraberinde getiriyor. Birincisi, Emniyet, Jandarma ve istihbarat gibi kurumsal yapıların itibarı gölgeleniyor. İkincisi ise kamuoyunda “başarı” algısı yaratılırken, işin hukuki ve yapısal sonuçları gözden kaçıyor. Kaç kişi yakalandığı konuşuluyor ama kaç dosyanın iddianameye dönüştüğü, kaç yapının kalıcı olarak dağıtıldığı bilinmiyor.
Oysa güvenlikte asıl ölçü, yakalama değil sonuçtur.Daha vahimi, Türkiye’nin giderek bir reaktif güvenlik ülkesi haline gelmesidir. Yani devlet, olay olmadan önce değil; olay olduktan sonra devreye giriyor. Terör saldırılarında, mafya çatışmalarında, organize suç dosyalarında tablo hep aynı: Eylem oluyor, ardından geniş operasyonlar yapılıyor. Bu, önleyici istihbaratın ve risk analizinin zayıfladığını gösterir.Bir diğer kritik başlık ise ekonomi–güvenlik dengesinin bozulmasıdır. “Ekonomiyi canlandıracağız” gerekçesiyle emlak üzerinden dağıtılan vatandaşlıklar ve ikamet izinleri, Türkiye’yi uluslararası suç örgütleri için cazip bir alana dönüştürdü. Bugün Latin Amerika’dan Avrupa’ya uzanan birçok suç figürü, Türkiye’de gayrimenkul sahibi, şirket ortağı ve yasal statü sahibi. Devlet bu kişileri ancak silahlar patladığında fark ediyor.
Bu, güvenlik değil; gecikmiş farkındalıktır.Güvenlik uzmanlarının “uyuyan hücreler” uyarısı da tam bu noktada anlam kazanıyor. Uyuyan hücreler, eylem aşamasına gelene kadar görünmezdir. Onlarla mücadele operasyonla değil; finansal takip, sosyal ağ analizi ve uzun vadeli istihbarat çalışmasıyla yapılır. Silahı değil, parayı ve bağlantıyı hedef almayan hiçbir mücadele başarılı olamaz.Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey daha fazla operasyon değil; daha az suçtur. Daha çok gözaltı değil; daha güçlü önlemedir. Daha yüksek sesle yapılan açıklamalar değil; daha derin bir devlet aklıdır.
Güvenlik, siyasi kazanç üretme alanı olmaktan çıkarılmadıkça bu tablo değişmez. Kurumlar konuşmadıkça, hukuk sürecin gerçek ortağı yapılmadıkça, vatandaşlık ve ikamet rejimi güvenlik perspektifiyle yeniden ele alınmadıkça atılan her adım geçici olacaktır.
Devlet güçlü görünmek zorunda değildir.
Devlet güvende hissettirmek zorundadır.
Ve bu da tweet atarak ,sayılarla ,gözaltılarla ve tutuklamalarla ,değil akılla olur.Vatan bizim savunmaya devam edeceğiz.."




















