HEY GİDİ KOCA CEM Koca Cem Karaca…
“Merhaba gençler ve de her zaman genç kalanlar !...” deyince konserlerinde yer yerinden oynardı… Konserlerine yer bulabilmek için, biletlerin satışa çıkacağı günü bilmek gerekirdi… Zira sadece bu günü bilenler onu seyredebilme ve de dinleyebilme şansına sahip olabilirlerdi… Seyredebilme diyorum, çünkü sahnede bir devdi ve de o kadar heybetliydi ki !...
Dönemin çarpık darbecilerinin kurbanı oldu…. Fikir hürriyetine zerre kadar saygısı ve tahammülü olmayanlar onun beklide en kıymetli yıllarını almakla kalmadılar hüzün ve kahır dolu günlere mahkum ederek ömründen verimli bir bölüm eksilttiler…
Ülkesine gelip, toprağı hasretle öpmesine rağmen ona “Dönek” deme gafletinde bulundular… Uzun saçlarını arkadan bağlayıp bir çağdaş modaya öncülük ederken, kalabalıkların içinde yumruklayıp, burnunu kırdılar… Yılmadı… Yaşamını alın teriyle sürdürmeye çalıştı… Ona barlarda ekmek parasını çıkartmak zorunda kalacak kadar hıyanet ettik !... Ne kadar büyük olduğunu ancak cenazesinde anlamış gözüktük ?…
Ya sonra ?... Şimdi ?... Onun “Kavga”sını kim sürdürebilecek ?...Ne zor bir soru değil mi ?... KARAR ANI Alkış sesler... Anne ve Baba tiyatrosu...
Alkış sesleri... Konserler...
Soruyor kendi kendine !...
”Hangi alkış sesi kulağa daha hoş geliyor ?...”
Ve... Düşünüyordu, hangi sahnenin tozu daha cezp etmekteydi benliğini ?... Zor bir tercih yapacaktı !...
Ve... sonunda "Müzik"te karar kıldı !...
Zaten edindiği bir Grundig teyple yatıp kalkıyordu... Radyolardan kayıtlar yapıyor, sonra ezberleyip, söylüyordu parçaları !... Daha henüz alkış sesleri yoktu ama, müzik vardı ya ?... Şarkı söyleyebiliyordu ya ?...
Bakırköy'de CHP Gençlik Kolu'nun seçimi vardı !... Meydandaki benzincinin yanındaki bir kahvede yapılıyordu seçim !... Kalabalıktı !... Göz gözü görmüyordu !... İşin en ilginç yanı “Aday”lardan biri de O’ydu !... Bir an onu dışarıda bir bekleyenin olduğunu ve de ısrarla kendisiyle görüşmek istediğini söylediler !...
Elinde gitar...Onun yaşlarında biriydi bu genç !..
"-Şarkı söylüyormuşsunuz !... Ben de gitar çalıyorum... Birlikte çalışalım mı ?..." diyordu !... “Aday” Delikanlı arkasına bile bakmadan, koca seçimi bırakıyordu, çıkıyordu dışarı !... İşte Cem Karaca ve ilk gurubunun kuruluş anıydı bu !...
Koca bir o kadar da önemli bir kilometre taşı olarak müzik tarihimize geçtiği, müzikle, guruplarla, müzisyenlerle ve de konserlerle iç içe, dopdolu bir ilginç hayatın bu başlangıç noktasıyla başlayarak emin ve sağlam adımlarla müzik kariyerinin üst sıralarına tırmanan gencin hayatının belki de en önemli dönüm noktalarından ve karar anlarından bir tanesiydi o an !...
Cem Karaca yıllarca bir dev olarak Türk Pop Müziği'mizin başında kaldı !...
Çalışkan ve üretkendi !... Bence ülkemizin en büyük konser sanatçılarından biriydi !... O heyecan dolu, o çalışkan o deli fişek ruhuyla, engin kültürüyle ve de en önemlisi, ilk günkü heyecanıyla, günümüzde mantar gibi ortaya fırlayan ve bir şeyler yaptıklarını sanan gençlerin bir çoğuna da örnek oldu !... "Resimdeki Gözyaşları" daima, kimliğini kaybedip yozlaşan "Pop" müziğimiz için damladı, durdu !...
Aramızdan ayrılışında en fazla sarsılanlardan birisiydim !... Onunla 47 solo konser yapmıştım !... Ve neye yalan söyleyeyim, hala üzerine, sahnede o denli devleşen, o denli performans vererek dolduran başka bir sanatçı tanımıyorum !... OBUR DÜNYA Anorağının yakalarının iyice kalkık oluşu sadece atıştıran yağmurdan değildi... Tekrar iade edilen itibarına ve vatandaşlık hakkına rağmen bir zamanlar kucaklaşarak bütünleştiği, çok sevdiği halkından alacağı reaksiyon bilmecesinin yüreğinde yarattığı heyecandandı... Çünkü daha yurda döneli yalnızca 24 saat olmuştu... Ve nereden bakarsanız, bir kuşaklık bir açığı vardı !...
O zamanlar "Etap Marmara" adıyla anılan günümüzün "The Marmara" otelinin birinci katındaki kafede çaylarımızı yudumlarken bana çektiği vatan hasreti kadar yanlış anlaşılmanın verdiği huzursuzluğu ifade ederken gözlerinden yanaklarına süzülen yaşlarını daha dünmüş gibi hatırlıyorum...
Türkiye'deki son iki konserini organize etmek, çoğu zaman olduğu gibi bana nasip olmuştu... Ancak ilkini Ersen-Dadaşlar, ikincisini Selda Bağcan ile paylaştığı konserleri müzikal kişiliğinin önüne astığı bir sol lider imajıyla, Fidel Castro giysisiyle, sol yumruğu havada vermiş, salonu tıka basa dolduran parkalı "Devrimci Gençlik" ile bol bol slogan atmıştı...
Ancak sol lider olmanın faturasını sadece yasalara değil kendi bünyesinde bile pahalı ödemek zorunda kalacaktı... Zira sol kendi içerisinde tam 52 fraksiyona bölünmüş, kendi aralarında bırakın itiş kakışı, cinayetler bile işler olmuşlardı...
Yıllar onu gittikçe yumuşattı... Hatta inanılmaz derecede çağa ve değişim rüzgarlarına ayak uydurabilecek olgunluğa eriştirdi... "Döneklik" suçlamalarına ve yakıştırmalarına aldırmadan doğru olanı yaptı ve ılımlı sağ kesimle de kucaklaştı... Bir bilirkişi ve baba olarak etrafına aydınlık saçtı, eğitmenlik yaptı !...
Hiç unutmam, 1992 senesinde o zamanların popüler kanallarından olan HBB televizyonu için kendi arşivime Cem’inkisini de ekleyerek, "CEM KARACA Belgeseli" hazırlamış ve yönetmenliğini yapmıştım... Onun belki de en güzel yorumladığı "Bu Biçim" adlı parçasına da Ataköy Marina'da çektiğim klipten büyük haz duymuştum...
Klipi çekeceğimiz akşam çok dertliydi... Kendisini çekime hazır ve konsantre görmediğim için oradaki barlardan birine davet ettim... Set,çekim ve ışık ekipleri hazırlanana kadar dertleştik... Bu arada bir şişe viskinin de çoktan dibi görünmüştü... Kafayı iyice bulmuştu... Yerinden kalkarken yardımcı oldum, bana kızdı... Kendi haline bıraktım... Sendeleye sandalyeye, yalpalayarak çekimin yapılacağı mendireğe yürürken, çekimin akıbeti hakkında kara kara düşünmeye başlamıştım... Çekim saatlerce sürdü... Cem olağanüstü bir performans gösterdi... Parçada sözler iddialı ve "ex" bir aşkın itiraflarıydı... "Hiç bir kadın bir erkeği... hiç bir erkek bir kadını... bu biçim sevmedi !..." diyordu !...
Asil ağaçlar ayakta ölür... Boynunu kimseye eğmedi... Milliyetçi bir entellektüel, gerçek bir pop ve halk starıydı ...
Ne parçalardı onlar ?... "Dadaloğlu", "Emrah", "Resimdeki Gözyaşları", "Obur Dünya", "Bu son olsun" , "Namus Belası", "Tamirci çırağı"... "Beni siz delirttiniz" , "İhtarname", "Parka" , "1 mayıs" , "Ceviz ağacı" , "Beni bekleme kaptan" , "Islak ıslak" , "Bu biçim" "Obur Dünya" onu da yedi bitirdi... Sesi hala kulaklarımda çınlıyor... "....yediğine doymadın mı obur dünya ?..."
Siteminde haklıydı !... Bu bu obur dünya kimleri yutmamıştı ki ?...
Bu dünya Sultan Süleyman'a bile kalmamıştı !... Hepimizin gideceği yer mutlaka "orası"... Ama erken terkler insanı çok üzüyor !...
Nur içinde yat aziz ve kadim dostum !... Biz "Gençler ve de her zaman genç kalanlar" seni yüreğimizde daima taşıyacak ve yaşatacağız...
“Merhaba gençler ve de her zaman genç kalanlar !...” deyince konserlerinde yer yerinden oynardı… Konserlerine yer bulabilmek için, biletlerin satışa çıkacağı günü bilmek gerekirdi… Zira sadece bu günü bilenler onu seyredebilme ve de dinleyebilme şansına sahip olabilirlerdi… Seyredebilme diyorum, çünkü sahnede bir devdi ve de o kadar heybetliydi ki !...
Dönemin çarpık darbecilerinin kurbanı oldu…. Fikir hürriyetine zerre kadar saygısı ve tahammülü olmayanlar onun beklide en kıymetli yıllarını almakla kalmadılar hüzün ve kahır dolu günlere mahkum ederek ömründen verimli bir bölüm eksilttiler…
Ülkesine gelip, toprağı hasretle öpmesine rağmen ona “Dönek” deme gafletinde bulundular… Uzun saçlarını arkadan bağlayıp bir çağdaş modaya öncülük ederken, kalabalıkların içinde yumruklayıp, burnunu kırdılar… Yılmadı… Yaşamını alın teriyle sürdürmeye çalıştı… Ona barlarda ekmek parasını çıkartmak zorunda kalacak kadar hıyanet ettik !... Ne kadar büyük olduğunu ancak cenazesinde anlamış gözüktük ?…
Ya sonra ?... Şimdi ?... Onun “Kavga”sını kim sürdürebilecek ?...Ne zor bir soru değil mi ?... KARAR ANI Alkış sesler... Anne ve Baba tiyatrosu...
Alkış sesleri... Konserler...
Soruyor kendi kendine !...
”Hangi alkış sesi kulağa daha hoş geliyor ?...”
Ve... Düşünüyordu, hangi sahnenin tozu daha cezp etmekteydi benliğini ?... Zor bir tercih yapacaktı !...
Ve... sonunda "Müzik"te karar kıldı !...
Zaten edindiği bir Grundig teyple yatıp kalkıyordu... Radyolardan kayıtlar yapıyor, sonra ezberleyip, söylüyordu parçaları !... Daha henüz alkış sesleri yoktu ama, müzik vardı ya ?... Şarkı söyleyebiliyordu ya ?...
Bakırköy'de CHP Gençlik Kolu'nun seçimi vardı !... Meydandaki benzincinin yanındaki bir kahvede yapılıyordu seçim !... Kalabalıktı !... Göz gözü görmüyordu !... İşin en ilginç yanı “Aday”lardan biri de O’ydu !... Bir an onu dışarıda bir bekleyenin olduğunu ve de ısrarla kendisiyle görüşmek istediğini söylediler !...
Elinde gitar...Onun yaşlarında biriydi bu genç !..
"-Şarkı söylüyormuşsunuz !... Ben de gitar çalıyorum... Birlikte çalışalım mı ?..." diyordu !... “Aday” Delikanlı arkasına bile bakmadan, koca seçimi bırakıyordu, çıkıyordu dışarı !... İşte Cem Karaca ve ilk gurubunun kuruluş anıydı bu !...
Koca bir o kadar da önemli bir kilometre taşı olarak müzik tarihimize geçtiği, müzikle, guruplarla, müzisyenlerle ve de konserlerle iç içe, dopdolu bir ilginç hayatın bu başlangıç noktasıyla başlayarak emin ve sağlam adımlarla müzik kariyerinin üst sıralarına tırmanan gencin hayatının belki de en önemli dönüm noktalarından ve karar anlarından bir tanesiydi o an !...
Cem Karaca yıllarca bir dev olarak Türk Pop Müziği'mizin başında kaldı !...
Çalışkan ve üretkendi !... Bence ülkemizin en büyük konser sanatçılarından biriydi !... O heyecan dolu, o çalışkan o deli fişek ruhuyla, engin kültürüyle ve de en önemlisi, ilk günkü heyecanıyla, günümüzde mantar gibi ortaya fırlayan ve bir şeyler yaptıklarını sanan gençlerin bir çoğuna da örnek oldu !... "Resimdeki Gözyaşları" daima, kimliğini kaybedip yozlaşan "Pop" müziğimiz için damladı, durdu !...
Aramızdan ayrılışında en fazla sarsılanlardan birisiydim !... Onunla 47 solo konser yapmıştım !... Ve neye yalan söyleyeyim, hala üzerine, sahnede o denli devleşen, o denli performans vererek dolduran başka bir sanatçı tanımıyorum !... OBUR DÜNYA Anorağının yakalarının iyice kalkık oluşu sadece atıştıran yağmurdan değildi... Tekrar iade edilen itibarına ve vatandaşlık hakkına rağmen bir zamanlar kucaklaşarak bütünleştiği, çok sevdiği halkından alacağı reaksiyon bilmecesinin yüreğinde yarattığı heyecandandı... Çünkü daha yurda döneli yalnızca 24 saat olmuştu... Ve nereden bakarsanız, bir kuşaklık bir açığı vardı !...
O zamanlar "Etap Marmara" adıyla anılan günümüzün "The Marmara" otelinin birinci katındaki kafede çaylarımızı yudumlarken bana çektiği vatan hasreti kadar yanlış anlaşılmanın verdiği huzursuzluğu ifade ederken gözlerinden yanaklarına süzülen yaşlarını daha dünmüş gibi hatırlıyorum...
Türkiye'deki son iki konserini organize etmek, çoğu zaman olduğu gibi bana nasip olmuştu... Ancak ilkini Ersen-Dadaşlar, ikincisini Selda Bağcan ile paylaştığı konserleri müzikal kişiliğinin önüne astığı bir sol lider imajıyla, Fidel Castro giysisiyle, sol yumruğu havada vermiş, salonu tıka basa dolduran parkalı "Devrimci Gençlik" ile bol bol slogan atmıştı...
Ancak sol lider olmanın faturasını sadece yasalara değil kendi bünyesinde bile pahalı ödemek zorunda kalacaktı... Zira sol kendi içerisinde tam 52 fraksiyona bölünmüş, kendi aralarında bırakın itiş kakışı, cinayetler bile işler olmuşlardı...
Yıllar onu gittikçe yumuşattı... Hatta inanılmaz derecede çağa ve değişim rüzgarlarına ayak uydurabilecek olgunluğa eriştirdi... "Döneklik" suçlamalarına ve yakıştırmalarına aldırmadan doğru olanı yaptı ve ılımlı sağ kesimle de kucaklaştı... Bir bilirkişi ve baba olarak etrafına aydınlık saçtı, eğitmenlik yaptı !...
Hiç unutmam, 1992 senesinde o zamanların popüler kanallarından olan HBB televizyonu için kendi arşivime Cem’inkisini de ekleyerek, "CEM KARACA Belgeseli" hazırlamış ve yönetmenliğini yapmıştım... Onun belki de en güzel yorumladığı "Bu Biçim" adlı parçasına da Ataköy Marina'da çektiğim klipten büyük haz duymuştum...
Klipi çekeceğimiz akşam çok dertliydi... Kendisini çekime hazır ve konsantre görmediğim için oradaki barlardan birine davet ettim... Set,çekim ve ışık ekipleri hazırlanana kadar dertleştik... Bu arada bir şişe viskinin de çoktan dibi görünmüştü... Kafayı iyice bulmuştu... Yerinden kalkarken yardımcı oldum, bana kızdı... Kendi haline bıraktım... Sendeleye sandalyeye, yalpalayarak çekimin yapılacağı mendireğe yürürken, çekimin akıbeti hakkında kara kara düşünmeye başlamıştım... Çekim saatlerce sürdü... Cem olağanüstü bir performans gösterdi... Parçada sözler iddialı ve "ex" bir aşkın itiraflarıydı... "Hiç bir kadın bir erkeği... hiç bir erkek bir kadını... bu biçim sevmedi !..." diyordu !...
Asil ağaçlar ayakta ölür... Boynunu kimseye eğmedi... Milliyetçi bir entellektüel, gerçek bir pop ve halk starıydı ...
Ne parçalardı onlar ?... "Dadaloğlu", "Emrah", "Resimdeki Gözyaşları", "Obur Dünya", "Bu son olsun" , "Namus Belası", "Tamirci çırağı"... "Beni siz delirttiniz" , "İhtarname", "Parka" , "1 mayıs" , "Ceviz ağacı" , "Beni bekleme kaptan" , "Islak ıslak" , "Bu biçim" "Obur Dünya" onu da yedi bitirdi... Sesi hala kulaklarımda çınlıyor... "....yediğine doymadın mı obur dünya ?..."
Siteminde haklıydı !... Bu bu obur dünya kimleri yutmamıştı ki ?...
Bu dünya Sultan Süleyman'a bile kalmamıştı !... Hepimizin gideceği yer mutlaka "orası"... Ama erken terkler insanı çok üzüyor !...
Nur içinde yat aziz ve kadim dostum !... Biz "Gençler ve de her zaman genç kalanlar" seni yüreğimizde daima taşıyacak ve yaşatacağız...
























