Çok kısa bir süre içinde Sosyal medyada bir fenomene dönüşen “Ervah- ı Ezelde” türküsünü söyleyen o etkileyici ses bir Opera sanatçısı olan Haluk Tolga İlhan’ın sesi.
Devlet Opera ve Balesi’nin tenorlarından biri olan Haluk Tolga İlhan, aslında babası ona bir bağlama hediye ettiğinden beri türkülere de aşık ve ailesi de kuşaklar öncesinden “aşıkgiller” olarak biliniyor.
Haluk Tolga İlhan farklı halkların öz kültürü olarak özdeşleştirdiği opera ve türkü sevgisini müthiş özgün bir sentezle sürdürüyor. İlhan ile Abdal projesini, müzik geçmişini ve dinleyen herkesi yakalayan meşhur Ervah-ı Ezelde türküsünü konuştuk. İşte; Cenk Erdem’in Haluk Tolga İlhan ile Çok Özel Röportajı:
1. Mesleğiniz opera şarkıcılığı ancak harika türküler de söylüyorsunuz ve Ervah-ı Ezelde türküsü ile bir internet fenomenine dönüştüğünüze göre bundan sonrası için yönünüz türküler diyebilir miyiz?
Esasında türkü, operadan sonra keşfettiğim ve yöneldiğim bir alan değil. Türkülerin yaşamımdaki yerinden bir aile geleneği olarak bahsedebiliriz. Çok küçük yaşlarda amcamdan, babamdan dinlediğim türkülerin kulağımda bıraktığı izleri ben de devam ettirmeye çalıştım. Opera daha sonradan müzik hayatıma dâhil oldu diyebilirim.Sonuç olarak opera da farklı halkların öz kültürü, bu noktada önemli olan kendi değerlerimizi Anadolu’nun yüzyıllara dayanan halk geleneğini bozmadan sahiplenebilmek. Ama soruya çok daha net cevap vermek gerekirse, yakın zamandaki çalışmalarım türkü üzerine olacak.
2. Devlet Opera ve balesinde tenor olarak görev alırken sesinizi duyuran proje Abdal projesi oldu; bu proje nasıl ortaya çıktı?
Ankara operasından İstanbul Operası’na tayinim çıktığı zaman, opera dışındaki çalışmalarımı bir çatı altında toplayabileceğim bir müzik üretim sürecine girme fikri vardı. Ancak nasıl bir formda olacağına dair net bir fikir yoktu. Bir etkinlikte seslendirdiğim Ervah-ı Ezelde türküsünü abdal projesi adı altında profesyonel kayıt altına almaya karar verdik ve sosyal medya aracılığıyla paylaştık. Dediğiniz gibi internet ortamında hızla yayıldı ve büyük bir dinleyici kitlesi ile buluştu. Türkü alanında yaratılmaya çalışılan bir farklılık bu denli sahiplenilince, bu yönde bir ihtiyaca elimizden geldiğince cevap verebilmeyi hedefledik ve Ervah-ı Ezelde albümü bu şekilde oluştu. Gitar ses düzeni üzerine kurulu bir düzenleme, santurun bir renk olarak kullanımı ve söyleyişteki özgünlük arayışı başarılı diyebileceğimiz bir sonuç ortaya çıkardı diyebiliriz.
3. Size bir anda büyük bir çıkış sağlayan bir Âşık Sümmani türküsü olan Ervah-ı Ezelde’yi seslendirme öykünüzden de bahseder misiniz?
Daha önce de bahsettiğim gibi Ervah-ı Ezelde’nin öyküsü de aile geleneğine dayanıyor. Ailem kuşaklar öncesinden bu yana “aşıkgiller” olarak bilinirmiş. Kuşaktan kuşağa en çok söylenen türkülerden birisi de Ervah-ı Ezelde olmuş, aile meclislerinde de sık sık dinlediğim türkülerden birisiydi. Birisi bana bir türkü söyler misin dediğinde ilk aklıma gelen de bu türkü olurdu. Sanıyorum şimdi daha çok kişi dinlemiş oldu, bu da büyük mutluluk veren bir duygu. Tabii Ervah-ı Ezelde beste, söz ve diğer sanatsal öğeler bağlamında çok zengin bir türkü. Özünü bozmadan, söyleyişte ve müzikal anlamda farklılıklar yaratmaya çalışarak seslendirmeye gayret ettim.
4. İyi bir ilerleme kaydedilirken grupta bir ayrışma yaşandı peki bu projeye ne şekilde devam ediyorsunuz?
Evet, abdal’ı birlikte projelendirdiğimiz Ali Kayış ile yollarımızı ayırdık. Şu anda farklı bir müzisyen ile çalışıyorum. Çalışmalarımız yoğun olarak devam ediyor. Afişlerde, video isimlerinde ve sosyal medya sayfalarında Abdal – Haluk Tolga İlhan ya da Haluk Tolga İlhan diyerek ilerliyoruz.
5. Babanızın size bir bağlama hediye etmesiyle türküler de hayatınıza girmiş; peki çocukken sizi en çok hangi yörelerin türküleri çekerdi?
Genel olarak doğu türküleri dinlerdik Erzurum, Erzincan, Sivas, Kars, Elazığ vs. Ancak Ruhi Su bizde çok dinlenirdi ve o da hemen hemen her yöre türkülerini seslendirdiğinden dolayı Anadolu’nun birçok yöresi bana yabancı gelmedi; gelmiyor. Ege türkülerini de seslendirmeyi çok seviyorum.
6. Sizi Ruhi Su ile kıyaslayanlar oluyor ve sizin hocanızın hocası Apollo Granforte Ruhi Su’nun da şan hocalarından biriymiş; onun şarkı söyleyişine siz de kendinizi yakın hissediyor musunuz?
Opera ve türküler denince son süreçte sık sık bu kıyaslama yapılıyor. Bu tabii çok gurur verici bir durum; ancak Ruhi Su başlı başına bir değer. Ses eğitimi anlamında bir yakınlıktan bahsedebiliriz. Aynı ekolden geldiğimiz doğru, bu da söyleyişte bazı benzerlikleri doğuruyor. Fakat Ruhi Su bas, ben ise tenorum. Söyleyişte ise bir parça daha yöresel nağmelere sadık kalmaya çalışıyorum. Tabii keşke arkamızda Ruhi Su hocamız gibi değerler bırakabilsek.
7. Opera ve türküler bir yana bir de milli tekvandocu kimliğiniz var; peki spor yapmaya da hâlâ devam ediyor musunuz?
Evet geçmiş yıllarda milli tekvandocuydum. Aslında müzik ve spor her ikisi de birbirini tamamlayan unsurlar oldu yaşamımda. Müzik hissedilerek, içine girerek icra edilen bir alan; ancak bu yine de düzenli nefes çalışmaları ve sağlıklı bir ses terbiyesi ile desteklenmeli. Bu nedenle spor tabii ki hayatımda vazgeçilmezlerden.
8. Bir anlamda gelenekseli bozmadan modern bir sentez yaratmış oluyorsunuz; kimi zaman dünyanın ünlü pop starları da türkülerimizden alıntılar kullanıyorlar, peki bir pop starına türkü söyletecek olsaydınız bir hoca olarak herhangi bir türküyü kimin sesine teslim ederdiniz?
Evet dediğiniz gibi bu tarz denemeler yapanlar oldu. Şimdi pop starların tabii ki görüntü ve hitap ettikleri kitle açısından türkü ile özdeşleştirilmesi zor. Bu anlamda benim zihnimde özgün bir bütünleştirme çok oluşmuyor. Ancak pop kültürünün dinamiklerini bir kenara bırakırsak, sanatçı karizması, ses olanakları ve sahne hâkimiyetini bir arada düşünerek Elvis Presley’in alanı türkü olsaydı çok başarılı olurdu diye düşünüyorum. Bir pop star olarak değil; ama bir dünya değeri olarak Amalia Rodrigues’in ses rengine ve tonuna da türkülerin çok yakışacağını düşünüyorum.
9. Son olarak bize sıradaki projelerinizden de bahseder misiniz?
Aslında “abdal” bir proje anlamında türkü alanındaki bir ihtiyacı karşıladı diyebiliriz. Yeni düzenlemelerle ve yine özgün bir söyleyiş çabasıyla kıyıda köşede kalmış yüzlerce türküyü seslendirmek istiyorum. Ancak Ervah-ı Ezelde albümü henüz çok yeni ve daha büyük kitlelerle buluşmaya ihtiyacı var. Her ne kadar çok tutulup ilgi görse de bu projenin hızlı bir tüketim nesnesi haline gelmesini de istemem. O nedenle hemen değil; ama sonbahar sonlarına doğru iyi çalışılmış bir repertuarla abdal çalışması dâhilinde ikinci bir türkü albümünü hazırlamış olacağız.
























