İstanbul’da 14–15 Ekim 2026 tarihlerinde etkisini gösteren şiddetli sağanak yağış sonrası Kağıthane Deresi’nin taşmasıyla tarihi Sadabad Camii sular altında kaldı.
İstanbul genelinde 14–15 Ekim 2026 tarihlerinde etkisini gösteren şiddetli sağanak yağışlar, Kağıthane Deresi’nin taşmasına neden oldu.

Derenin debisinin aniden yükselmesi sonucu İstanbul'un Kağıthane ilçesinde bulunan tarihi Sadabad Camii (Aziziye Camisi) ve çevresindeki yapılar sular altında kaldı.

Taşkın sonucu Sadabad Camii’nin içi, geniş bahçesi ve yanındaki sosyal donatı binaları ile Sedef Atölyesi'de sulara teslim oldu. Aynı dere yatağı üzerinde yer alan T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi Külliyesi’nin de etkilendiği ileri sürülüyor...
TARİHİ CAMİDEKİ HASARIN BOYUTU ARAŞTIRILACAK
Taşkının ardından tarihi Sadabad Camii’nin içi adeta göle döndü. Yapının içerisinde yükselen su seviyesi, tarihi dokunun zarar görmüş olabileceği yönündeki endişelerini artırdı.

Sel sularının Sadabad Camii’nin içerisindeki tarihi halılar, ahşap aksam ve mimari doku üzerinde oluşturduğu hasarın boyutu ise suyun tamamen çekilmesinin ardından netlik kazanacak.

Sular altında kalan Sadabad Caminin tarihi bölümlerinde meydana gelen olası zararların tespiti için su seviyesinin düşmesi bekleniyor.
DERE YATAĞINDAKİ DEV KOMPLEKS VE SULAR ALTINDA KALAN TARİH
Yıllardır bilim insanlarının ve uzmanların tüm uyarılarına rağmen dere yatağına inşa edilen ve kronikleşen su baskını riski nedeniyle "susuzlaştırma" ihaleleriyle gündeme gelen Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi Külliyesi’nin son durumu büyük bir endişe yaratıyor.
Sosyal medyada hızla yayılan görüntüler ve bölgeden gelen haberler toplumsal endişeyi artırırken, gözler aynı dere yatağı hattı üzerinde ve taşkın riski bulunan alanda yer alan T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi Külliyesi’ne çevrildi.
Yaklaşık 100 milyon tarihi belge ile 370 bin defterin muhafaza edildiği dev kompleks; Fatih’in Bosna Fermanı, Karlofça Antlaşması ve Baltalimanı Sözleşmesi gibi Türk-İslam ve dünya tarihinin paha biçilemez hafızasını barındırıyor. Osmanlı arşivlerinde bulunan bu belgeler; Osmanlı Devleti'nin idari, siyasi, hukuki, ekonomik, sosyal ve kültürel tarihine ilişkin son derece önemli birincil kaynak niteliği taşıyor. Bu belgelerin korunması yalnızca bir kurumun sorumluluğu değil, Türkiye'nin tarihî hafızasının ve dünya kültürel mirasının korunması bakımından da hayati önem arz ediyor.

"MANTIKEN GERİDE OLAN YERİ SU BASTIYSA İLERİDEKİ YER TEHLİKEDE"
Tarihi Sadabad Camii’nin maruz kaldığı su baskınının ardından kamuoyunda ve sivil toplum kuruluşlarında "Geri hatlarda yer alan yapılar su altındaysa, daha ilerideki ve alt seviyedeki binalara da su girmiş olması muhtemeldir" mantığıyla ciddi kaygılar oluştu.
Yaklaşık 700 yıllık Türk-İslam ve dünya tarihine ait milyonlarca paha biçilemez belge, ferman ve defteri bünyesinde barındıran Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi Külliyesi'nin zarar görmüş olabileceği ihtimali, kamuoyunda "Tarihi hafızamız çöp mü oluyor?", "700 yıllık tarihimiz risk altında mı?" sorularını yeniden gündeme taşıdı.
Bu nedenle, bölgede yaşanan taşkının ardından yalnızca gözle görülebilen yüzey su baskınlarının değil; bina çevresindeki drenaj sistemlerinin, yer altı su seviyesinin, bodrum ve depo katlarının, havalandırma ve nem kontrol sistemlerinin de teknik olarak derinlemesine incelenmesi gerektiği belirtiliyor.
165 MİLYONLUK PROJE VE DERE YATAĞINDA ALARM
Uzmanların olumsuz görüşlerine rağmen Bâb-ı Âli’deki tarihi binasından alınarak TOKİ tarafından 165 milyon lira yatırım bedeliyle taşeron bir firmaya yaptırılan ve 2013 yılında hizmete açılan Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi Külliyesi, kurulduğu günden bu yana dere yatağında yer alması nedeniyle su baskını ve temel altı rutubet sorunlarıyla sık sık gündeme geliyor.

Yaklaşık 100 milyon belge ve 370 bin defterden oluşan tarihi mirasa ev sahipliği yapan Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi Külliyesi, hemen yanı başındaki dere yatağı nedeniyle yeniden alarm veriyor.
KRONİKLEŞEN "SUSUZLAŞTIRMA" SORUNU
Erdoğan’ın 2013 Açılış Konuşması: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2 Haziran 2013’teki açılışta eleştirilere yanıt vererek; "'Nereden çıktı Kağıthane'deki bu yeni bina, burayı su basar, şu olur, bu olur' gibi birçok olumsuz kampanyaların içerisine girenler oldu. 'Bu ecdada saygısızlıktır' diyenler oldu... Gerek mimarımız gerek mühendislerimiz buranın herhangi bir sıkıntı yaşamaması için bu projeyi o hassasiyet içerisinde ele aldı. Ve Allah’ın izniyle böyle bir şey de söz konusu değil. Eğer böyle bir şey olursa Hilmi Şenalp (mimar), indi ilahide bunun hesabını sen verirsin. Biz önce Allah’a, sonra sana inandık, yola çıktık. Bu belgeler, bu tarih, bizim bayrağımız kadar değerlidir mübarektir. Şu anda biz bu çok değerli belgeleri en uygun ortamda muhafaza edecek bir merkezi Türkiye’ye kazandırıyoruz" ifadelerini kullanmıştı. Dönemin TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar ise Cendere Vadisi'nin arka bölümündeki kayalık alanın oyulmasıyla elde edilen bölgede inşa edilen Milli Arşiv Külliyesi'nin deprem ve sel başta olmak üzere her türlü doğal afete karşı dayanıklı tasarlandığını, muhafaza edilecek belgelerin nükleer, biyolojik ve kimyasal saldırılardan dahi en iyi şekilde korunacağını iddia etmişti.
13,7 Milyon Liralık "Susuzlaştırma" İhalesi: Ancak geçen yıllar içerisinde depolardan rutubet kokularının yayıldığı, bazı belgelerin araştırmacıların önüne ıslak geldiği iddiaları basına yansımış ve arşiv binasını temelden gelen sudan koruyabilmek amacıyla “Cumhurbaşkanlığı Milli Arşiv Sitesi için İlave Çevre Düzenlemesi İmalatları ile Temel Altı Susuzlaştırma Tedbirleri alınması ve Uygulamasının Yapılması İşi” ihalesi 13,7 milyon liraya Özülke İnşaat’a verilmişti. 9 hektarlık arazide kepçelerle kanallar açılıp temel güçlendirme çalışmaları yürütülse de kurulan sistemlerin bu derece şiddetli aşırı yağışlarda ne kadar etkili koruma sağladığı soru işareti olmaya devam ediyor.
UZMANLAR VE İLBER ORTAYLI UYARMIŞTI: "BURAYA TAŞIMAK DENSİZLİKTİR"
Yaklaşık 100 milyon belge ve 370 bin defterin bulunduğu Osmanlı Arşivi için Cendere Vadisi’nde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait arsanın bir bölümü ile hazine tarafından Milli Eğitim Bakanlığı’na tahsisli arsanın bir bölümünden oluşan toplam 55 bin 809 metrekarelik alan ayrılmıştı. Hassa Mimarlık tarafından projesi hazırlanan arşiv sitesinin dere yatağında inşa edilmesine uzmanlar başından beri sert tepki göstermişti:
Prof. Dr. İlber Ortaylı: "Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nin yeri Bâb-ı Âli’dir. Kâğıthane arşivlerinin fenni olmadığı tartışılıyor. Dünyadaki arşivlerin durumunu biraz biliyorum. İmparatorluk Arşivi’ni Kâğıthane’ye taşımak, Bâb-ı Âli’den uzak tutmak densizliktir, saygısızlıktır ve de lüzumsuz bir görüştür" diyerek keskin bir tavır koymuştu. (Nitekim Bâb-ı Âli’deki tarihi Osmanlı Arşivi binası, 2013 Haziran ayında boşaltılır boşaltılmaz tadilata alınmış ve tabelasına "Başbakanlık Osmanlı Arşivi restorasyon çalışması" yazılmıştı.)
Kurumların ve Akademisyenlerin Uyarıları: Devlet Su İşleri (DSİ) Bölge Müdürlüğü bölgede sel tehlikesi bulunduğunu resmi olarak ifade etmiş, Şehir Plancıları Odası yapılaşma nedeniyle toprağın emme gücünün kalmayacağını vurgulayarak su baskını riskine dikkat çekmiş, İnşaat Mühendisleri Odası taşkın alanı içine arşiv gibi özellik taşıyan binaların yapılmasının kesinlikle yanlış olduğunu açıklamış ve akademisyenler nem nedeniyle arşiv belgelerinde geri dönülmez bozulmalar görülebileceği konusunda uyarılarda bulunmuştu.
RESMİ AÇIKLAMA GELDİ Mİ?
Tüm bu gelişmelerin ve yaşanan sel tehlikesinin ardından gözlerin çevrildiği T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı tarafından binalarda olağanüstü bir su baskını, nem ya da hasar oluşup oluşmadığına dair henüz resmî bir açıklama yapılmadı.
Kurumsal bazda açıklama eksikliği toplumsal kaygıyı artırırken, sivil toplum örgütleri durumun netleştirilmesi amacıyla harekete geçti.
AŞKALE DERNEKLERİ FEDERASYONU’NDAN KAMUOYUNA ŞEFFAF İNCELEME ÇAĞRISI
Bölgede yaşanan sel tehlikesi üzerine İstanbul'da bulunan Aşkale Dernekleri Federasyonu bir kamuoyu duyurusu yayımlayarak ilgili kurumlara acil teknik denetim ve şeffaf bilgilendirme çağrısında bulundu.
Federasyon tarafından yapılan açıklamada, 17 Ekim 2026 tarihinde bölgede gerçekleştirilen yerinde saha gözlemlerinde arşiv merkezinin önündeki caddede ve inceleyebildikleri dış çevrede belirgin bir su baskını izine rastlanmadığı aktarıldı.
Ancak bu dış gözlemin, külliyenin iç bölümlerinde, bodrum katlarında, arşiv depolarında veya teknik alanlarında herhangi bir su sızıntısı ya da nem sorunu bulunmadığını kesin olarak kanıtlamayacağı vurgulandı.
ŞÜPHELERİ GİDERMEK İÇİN TALEPLER SIRALANDI
Aşkale Dernekleri Federasyonu, amaçlarının herhangi bir kurumu suçlamak veya doğrulanmamış iddiaları yaymak olmadığını, yegâne amaçlarının ortak tarihî mirasın korunması için gerekli incelemelerin yapılması, önleyici tedbirlerin alınması ve kamuoyunun bilgilendirilmesi olduğunu belirterek şu teknik adımların atılmasını talep etti:
İç Mekan ve Depo Denetimi: Osmanlı Arşivi Külliyesi’nde son yağışlar nedeniyle su girişi, sızıntı veya olağan dışı nem oluşup oluşmadığının detaylıca araştırılması.
Drenaj ve Tahliye Kontrolü: Bodrum katları, arşiv depoları, bina çevresindeki drenaj ve su tahliye sistemlerinin teknik gözden geçirilmesi.
İklimlendirme Ölçümleri: Havalandırma, iklimlendirme ve nem kontrol sistemlerinin etkinliğinin hassas teknik ölçümlerle değerlendirilmesi.
Geçmiş Kayıtların İncelenmesi: Geçmiş yıllarda yoğun yağışlar sonrasında yaşanmış olabilecek nem, yoğuşma ve su sızıntısı olaylarının kayıtlarının incelenmesi.
Uluslararası Standartlar: Arşiv belgelerinin korunmasına ilişkin ulusal ve uluslararası teknik standartlara uygunluğun yeniden değerlendirilmesi.
Şeffaf Bilgilendirme: Yapılacak incelemelerin sonuçları hakkında kamuoyuna açık, net ve şeffaf bilgi verilmesi.
"TARİHÎ MİRASIMIZ HEPİMİZİN ORTAK SORUMLULUĞUDUR"
55 bin 809 metrekarelik alana kurulan; 13 blok, 800 kişilik kongre merkezi, 200 çalışma odası, 120 depo alanı, 3 büyük genel amaçlı toplantı salonu, 5 seminer odası, 10 toplantı odası, 800 güvenlik kamerası ve bin çalışanıyla devasa bir kompleks olan Osmanlı Arşivi Külliyesi’ndeki paha biçilemez tarihi miras için endişeli bekleyiş sürüyor.
Aşkale Dernekleri Federasyonu, Osmanlı arşivlerinin geçmişimizi anlamamızı sağlayan eşsiz tarihî kaynaklar ve gelecek kuşaklara karşı ortak bir sorumluluk olduğunu belirterek; olası risklerin önceden tespit edilmesinin ve gerekli tedbirlerin alınmasının telafisi mümkün olmayan kayıpların önüne geçilmesi açısından hayati önem taşıdığını vurguladı.
Kamuoyu ve araştırmacılar, milyonlarca tarihi belgenin muhafaza edildiği Külliye’deki son duruma ilişkin Devlet Arşivleri Başkanlığı’ndan gelecek resmî ve detaylı açıklamayı bekliyor.

























