TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’in yaptığı konuşma içinde iki cümlenin altını çizdim.
Boyner diyor ki; “Son 10 yılda kanunlaşan düzenleme taslaklarının yüzde 95’i Bakanlar Kurulu tasarısı olarak gerçekleşti. Yasama sürecinin sahibi milletvekillerinin teklifi ile kanunlaşan kanun taslaklarının oranı sadece yüzde 5…”
Liderlerinin bir parmak şaklatmasıyla var veya yok olan milletvekili modelinin olduğu bir ülkede normal bir oran galiba…
***
Asıl üzerinde düşünmemiz gereken Boyner’in yaptığı şu tespit: “Ne zaman Anayasa'da köklü bir değişiklik gerektiğini ortaya atsak, parlamento içi uzlaşmanın sağlanamadığından dem vuruluyor. Bize göre bu uzlaşmazlığın temelinde parlamenter sistemin iki temel unsurundaki zafiyet yatıyor. Demokratik standardı son derece tartışmalı bir siyasi partiler yasası, seçmen iradesinin Meclis'e yansımasını tesadüfe bırakan bir seçim yasası...”
Gerçekten “tesadüf” tespiti doğru mu?
***
Ayrıca, Avrupa Birliği’nde olmayan bir seçim barajında direnenlerin, seçmen iradesine haksızlık etmediğini ileri sürebilir miyiz?
Gerçekten üç seçim sonuçlarını incelediğinizde “tesadüfe bırakılmaması gereken konunun nasıl da tesadüflere göre şekillendiği” ortaya çıkıyor.
Buyrun notları aktaralım:
***
1999 Genel Seçimleri:
Geçerli oy sayısı: 31 milyon 184 bin…
TBMM’ne giren partilerin aldığı toplam oy: 25 milyon 197 bin.
(DSP yüzde 22,2 MHP yüzde 17.8, FB yüzde 15.4, ANAP yüzde 13.2, DYP yüzde 12)
Meclise iradesi yansımayan seçmen sayısı: 5 milyon 987 bin.
Boşa giden oyların toplam geçerli oylara oranı: Yüzde 19
***
2002 Genel Seçimleri:
Geçerli oy sayısı: 31 milyon 510 bin…
TBMM’ne giren partilerin aldığı toplam oy: 16 milyon 962 bin
(AKP yüzde 34.4, CHP yüzde 19.4)
Meclise iradesi yansımayan seçmen sayısı: 14 milyon 548 bin
Boşa giden oyların toplam geçerli oylara oranı: Yüzde 46
****
2007 Genel Seçimleri:
Geçerli oy sayısı: 35 milyon 46 bin
TBMM’ne giren partilerin aldığı toplam oy: 28 milyon 645 bin (AKP yüzde 46.5, CHP yüzde 20.8, MHP yüzde 14.3)
Bağımsızlar: 1 milyon 864 bin…
Meclise iradesi yansımayan seçmen sayısı: 4 milyon 537 bin…
Boşa giden oyların toplam geçerli oylara oranı: Yüzde 13
(NOT: Kürtler seçim barajını aşamayacakları için bağımsız adaylarla meclise girdiler. )
***
Baraj altında kalan seçmen oylarının 3 seçimdeki oranları, konunun ne denli tesadüflere bırakıldığını ispat ediyor. Seçim barajı yüzde 10’da kalmaya devam ettiği sürece gelecek seçimde, meclise kendi iradesini yansıtamayan seçmen sayısı ve oranının ne olacağını bilmek imkansız. Rulet gibi her sayı ve oran gerçekleşebilir. Düşünün öyle bir seçim sistemimiz var ki, bir gün, sadece yüzde 12 alan bir parti, diğer sayısız partinin barajı aşamaması nedeniyle tek başına iktidar bile olabilir….
***
Türkiye’de istikrar için seçmenleri, kazanacak partilere yönlendiren, bu yönde psikolojik baskı yaratan bir sistem var. Bu sistemi değiştirmeyenlerin ve bu çarpıklıktan beslenenlerin Anayasa’yı değiştirirken kötü bir şey yaptıklarını iddia etmeyeceğim. Ancak her fırsatta demokrasiden bahsedenlerin bu çarpıklığa gözlerini yummalarını anlamlı buluyorum. Bir o kadar da bilinçli bir tercih yaptıklarını düşünüyorum.
Boyner diyor ki; “Son 10 yılda kanunlaşan düzenleme taslaklarının yüzde 95’i Bakanlar Kurulu tasarısı olarak gerçekleşti. Yasama sürecinin sahibi milletvekillerinin teklifi ile kanunlaşan kanun taslaklarının oranı sadece yüzde 5…”
Liderlerinin bir parmak şaklatmasıyla var veya yok olan milletvekili modelinin olduğu bir ülkede normal bir oran galiba…
***
Asıl üzerinde düşünmemiz gereken Boyner’in yaptığı şu tespit: “Ne zaman Anayasa'da köklü bir değişiklik gerektiğini ortaya atsak, parlamento içi uzlaşmanın sağlanamadığından dem vuruluyor. Bize göre bu uzlaşmazlığın temelinde parlamenter sistemin iki temel unsurundaki zafiyet yatıyor. Demokratik standardı son derece tartışmalı bir siyasi partiler yasası, seçmen iradesinin Meclis'e yansımasını tesadüfe bırakan bir seçim yasası...”
Gerçekten “tesadüf” tespiti doğru mu?
***
Ayrıca, Avrupa Birliği’nde olmayan bir seçim barajında direnenlerin, seçmen iradesine haksızlık etmediğini ileri sürebilir miyiz?
Gerçekten üç seçim sonuçlarını incelediğinizde “tesadüfe bırakılmaması gereken konunun nasıl da tesadüflere göre şekillendiği” ortaya çıkıyor.
Buyrun notları aktaralım:
***
1999 Genel Seçimleri:
Geçerli oy sayısı: 31 milyon 184 bin…
TBMM’ne giren partilerin aldığı toplam oy: 25 milyon 197 bin.
(DSP yüzde 22,2 MHP yüzde 17.8, FB yüzde 15.4, ANAP yüzde 13.2, DYP yüzde 12)
Meclise iradesi yansımayan seçmen sayısı: 5 milyon 987 bin.
Boşa giden oyların toplam geçerli oylara oranı: Yüzde 19
***
2002 Genel Seçimleri:
Geçerli oy sayısı: 31 milyon 510 bin…
TBMM’ne giren partilerin aldığı toplam oy: 16 milyon 962 bin
(AKP yüzde 34.4, CHP yüzde 19.4)
Meclise iradesi yansımayan seçmen sayısı: 14 milyon 548 bin
Boşa giden oyların toplam geçerli oylara oranı: Yüzde 46
****
2007 Genel Seçimleri:
Geçerli oy sayısı: 35 milyon 46 bin
TBMM’ne giren partilerin aldığı toplam oy: 28 milyon 645 bin (AKP yüzde 46.5, CHP yüzde 20.8, MHP yüzde 14.3)
Bağımsızlar: 1 milyon 864 bin…
Meclise iradesi yansımayan seçmen sayısı: 4 milyon 537 bin…
Boşa giden oyların toplam geçerli oylara oranı: Yüzde 13
(NOT: Kürtler seçim barajını aşamayacakları için bağımsız adaylarla meclise girdiler. )
***
Baraj altında kalan seçmen oylarının 3 seçimdeki oranları, konunun ne denli tesadüflere bırakıldığını ispat ediyor. Seçim barajı yüzde 10’da kalmaya devam ettiği sürece gelecek seçimde, meclise kendi iradesini yansıtamayan seçmen sayısı ve oranının ne olacağını bilmek imkansız. Rulet gibi her sayı ve oran gerçekleşebilir. Düşünün öyle bir seçim sistemimiz var ki, bir gün, sadece yüzde 12 alan bir parti, diğer sayısız partinin barajı aşamaması nedeniyle tek başına iktidar bile olabilir….
***
Türkiye’de istikrar için seçmenleri, kazanacak partilere yönlendiren, bu yönde psikolojik baskı yaratan bir sistem var. Bu sistemi değiştirmeyenlerin ve bu çarpıklıktan beslenenlerin Anayasa’yı değiştirirken kötü bir şey yaptıklarını iddia etmeyeceğim. Ancak her fırsatta demokrasiden bahsedenlerin bu çarpıklığa gözlerini yummalarını anlamlı buluyorum. Bir o kadar da bilinçli bir tercih yaptıklarını düşünüyorum.
























