|SELECT LANGUAGE YOU WANT TO READ/Turkey News Agency Internet Newspaper||OKUMAK İSTEDİĞİNİZ DİLİ SEÇİNİZ/Türkiye Haber Ajansı İnternet Gazetesi|

‘Babam Adımı Koydu Ezan ile Zalim Değiştirdi Silah ile’

‘Babam Adımı Koydu Ezan ile Zalim Değiştirdi Silah ile’

Rumeli Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi (RUBASAM) tarafından, Türk vatandaşlarının Bulgaristan'dan zorunlu göçün 30'uncu yılı dolayısıyla anma ve panel programı düzenlendi.

03 Kasım 2019 - 22:36

Rumeli Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi (RUBASAM) tarafından, Türk vatandaşlarının Bulgaristan'dan zorunlu göçün 30'uncu yılı dolayısıyla anma ve panel programı düzenlendi.

RUBASAM tarafından organize edilen, Avcılar Rumeli Balkan Kadınlar Derneği (RUBAKAD) ve Bağcılar Rumeli Balkan Türkleri Derneği tarafından da desteklenen, "Bulgaristan'dan Zorunlu Göçün 30'uncu Yılı Anma ve panel Programı" 02 Kasım 2019 Cumartesi günü İstanbul - Küçükçekmece Cennet Kültür Merkezinde gerçekleştirildi.

Sunuculuğunu Elif Beşkardeşler ve Çelik Yarbasan’ın yaptığı “Bulgaristan’dan Zorunlu Göçün 30.ncu yılı” anma programı çerçevesinde bir de panel düzenlendi.
RUBASAM Başkan Vekili Süheyl Çobanoğlu, Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, Doç. Bülent Yıldırım, Tarihçi Gülbahar Kurtuluş ve Yazar Ayten Öztürk’ün konuşmacı olduğu panel büyük bir ilgiyle izlendi.  

ETKİNLİK VE PANELE GENİŞ KATILIM OLDU

"Bulgaristan'dan Zorunlu Göçün 30'uncu Yılı Anma Programı"na;  Eski Bakan Lütfullah Kayalar, CHP Milletvekilleri Ali Şeker ve Turan Aydoğan, İYİ Parti Milletvekilleri Hayrettin Nuhoğlu ve Orhan Çakırlar, AK Parti Eski Milletvekili Gülay Dalyan Vatansever, Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli, Bakırköy Belediye Başkanı Yardımcısı Cavit Ganiç, İYİ Parti Kurucu ve Genel İdare Kurulu üyeleri Hanna Akyüz,  Erhan Özkan, İYİ Parti Edirne İl Başkanı Ekrem Demir, TEK Rumeli TV Yönetim Kurulu Başkanı Atilla Baykal, Rumeli TV Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yılmaz, Belediye Meclis Üyeleri, siyasi parti temsilcileri, Prof. Dr. Şükrü Öztürk, Avcılar Rumeli Balkan Kadınlar Derneği (RUBAKAD) Başkanı Gülten Yarbasan ve Yönetim Kurulu Üyeleri, Bağcılar Rumeli Balkan Türkleri Derneği Başkanı Aydın Zayim ve Yönetim Kurulu üyeleri, Mustafa Tekin, Hüseyin Baskın, Balkan Müziğinin değerli Sanatçıları Rüstem Avcı,  Faruk Yılmaz,  Sabriye Sayın ve Murat Balkan, Bürokratlar, Üniversite öğretim üyeleri, akademisyenler, STK’ların Başkan ve Yöneticileri, RUBASAM Yönetim Kurulu Üyeleri ve zorunlu göçe tabi tutulan vatandaşlar katıldı.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, CHP Genel Başkanı Yardımcısı Faik Öztrak ile çok sayıda milletvekili de programları nedeniyle katılamayıp telgraf gönderdi.

'BABAM ADIMI KOYDU EZAN İLE ZALİM DEĞİŞTİRDİ SİLAH İLE'

Bulgaristan’da yaşayan Türklere yönelik, bundan tam 30 yıl önce 26 Aralık 1984’te başlatılan ‘SOYA DÖNÜŞ’ adlı “Türk isimlerinin zorla değiştirilmesi ve dini vecibeleriyle, örf ve adetlerini yerine getirmelerinin yasaklanması" sürecinin sonucunda ‘ZORUNLU GÖÇ’ yaşandığını ifade eden Rumeli Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi (RUBASAM) Başkan Vekili Süheyl Çobanoğlu, “İsimleri zorla değiştirilen, soykırıma uğrayan, Zorunlu Göçün hedefi olan kardeşlerimizi saygıyla anarak sözlerime başlamak istiyorum. Balkanlardaki varlığı 1600 seneye uzanan ecdadımızın 550 yıllık vatanımızdan sürgün ve soykırımla yok edilişinin hikayesi, tarihimizin yeterince bilinmeyen acı hatıralarla dolu hazin bir sayfasıdır. Bugünkü programımızda yaşanan acıların sadece 1984-1989 dönemi asimilasyon süreci ve Zorunlu Göç trajedisini sizlerle paylaşacağız.” Dedi.

45 yıl iktidarda kalan komünist rejim ve diktatör JİVKOV’un insanlık suçu işlediğini, “Babam Adımı Koydu Ezan ile Zalim Değiştirdi Silah ile” sözlerinin ağıtlara konu olduğunu ifade eden RUBASAM Başkan Vekili Süheyl Çobanoğlu, “Bulgaristan'ın bağımsızlığını ilan ettiği 1908 yılından, günümüze kadar soykırım, sürgün, açlık ve soğuktan kırma, eğitim ve kültür yozlaşmasına tâbi tutma politikalarını sürdürmüştür. 45 yıl iktidarda kalan komünist rejim ve diktatör JİVKOV, 1989 yılına kadar uyguladığı ASİMİLASYON kampanyası ile Türkleri göçe zorlamıştır. 1944 - 1956 - 1972 - 1984/1985 dönemlerinde çok acılar yaşanmıştır.
TÜRKLERİ; Pomaklar, Müslüman Bulgarlar diye ayırıma tâbi tutma politikalarına devam edilmiştir. Özellikle komünizm döneminde topraklarını ve eğitim olanaklarını kaybeden Türkler fakirleştirilerek alt tabaka hâline getirilmişlerdir.
Tüm Balkan ülkelerinde olduğu gibi Bulgaristan’da da ASİMİLASYON ve GÖÇ politikaları ile ETNİK TEMİZLİK adeta ilan edilmemiş devlet politikası olarak gelmiştir.
1984'te "SOYA DÖNÜŞ" (VIZRODİTELEN PROTSES) başlığı altında BULGARİSTAN'da “TÜRKLER'in İSİMLERİ zorla değiştirilmiş ve dini vecibeleriyle, örf ve adetlerini yerine getirmeleri, her türlü sosyal ve kültürel faaliyetle birlikte TÜRKÇE KONUŞMALARI da YASAKLANMIŞTI.” Diye konuştu.

‘TÜRKLERİ ORTA AVRUPA’DAN - BALKANLARDAN VE ANADOLU’DAN ÇIKARIP ATMAK’

‘Türkleri Orta Avrupa’dan - Balkanlardan ve Anadolu’dan çıkarıp atmak’ amacıyla Balkanlarda isyan, savaş ve KATLİAMLARLA Türkler'e SOYKIRIM yapıldığını kaydeden RUBASAM Başkan Vekili Süheyl Çobanoğlu, “Tüm Balkan ülkelerinde olduğu gibi Bulgaristan’da da ASİMİLASYON ve GÖÇ politikaları ile ETNİK TEMİZLİK adeta ilan edilmemiş devlet politikası olarak gelmiştir. 1980’lerde Bulgaristan'da ve 1990'larda ise Yugoslavya'nın dağılışında görüldüğü gibi, bazı Balkan devletleri 20.nci yüzyılın sonunda yeni bir ETNİK TEMİZLİK çabasına girişmiştir. Avrupa’nın ‘DOĞU SORUNU’ olarak adlandırdığı, ‘Türkleri Orta Avrupa’dan - Balkanlardan ve Anadolu’dan çıkarıp atmak’ amacıyla Balkanlarda isyan, savaş ve KATLİAMLARLA Türkler'e SOYKIRIM yapılmış ama Türk ve Müslüman varlığı tamamen yok edilememişti. Bulgaristan'da bugün dahi, “Türk ve Müslümanların sınırdışı edilmesini, Çingenelerin sabun yapılmalarını, Türklerin kesilmelerini’ savunan bazı ırkçıların varlığı endişe vericidir.” Sözlerine yer verdi.

BULGARİSTAN’DAKİ TÜRK VARLIĞI

Bulgaristan’daki Türk varlığının 4. Yüzyıla dayandığını anlatan RUBASAM Başkan Vekili Süheyl Çobanoğlu, “4. yüzyıldan itibaren batıya doğru ilerleyen Hunlar, 376 yılında Volga nehrini geçerek Balkanlar’da yerleşmeye başlamıştı. Daha sonra X ve XII. asırlar arasında Karadeniz'in kuzeyinden gelen KUMAN (KIPÇAK), PEÇENEK VE UZLAR’DAN sonra, 1371 yılından itibaren bölgeye yerleşen OSMANLI TÜRKLERİ, günümüzde özellikle RODOP DAĞLARI,  PİRİN,  VARDAR,  FİLİBE,  KIRCAALİ,  MESTANLI,  EĞRİDERE,  HASKÖY bölgelerinde çoğunluk olmak üzere 1 milyon civarında bir nüfusa sahiptir.
1912–13 Balkan Savaşları’nda yaşanan Bulgar mezalimi, uzun bir süreçte, planlı ve ısrarlı bir şekilde uygulanarak, Müslüman Türkleri yok etmeyi veya dininden, isminden ve geleneklerinden koparmayı amaçlamıştır. Bu doğrultuda Türkler katledilmiş, camiler kiliseye dönüştürülmüş, halk Hıristiyanlığı kabule zorlanmıştır. Bunların neticesinde yoğun bir şekilde göç etmeye, Bulgar elinden kaçmaya başlamışlardır.
1923-1939 yılları arasında Kuzey Bulgaristan'da  -RODNA ZAŞTİTA- (YURT KORUMASI) ve Güney Bulgaristan'da  "TRAKYA KOMİTELERİ" adlı silahlı iki Bulgar örgütünün, Bulgaristan Türklerine saldırıları, insanları yurtlarından ediyordu. İkinci Dünya Savaşına kadar devam eden Türk göçleri 1950’ye kadar bir azalma gösterir.  1939 ila 1949’da toplam 21.353 kişinin göç ettiği bilinmektedir. 
Nispeten sakin geçen 1940-1949 dönemi sonrasında ETNİK TEMİZLİK veya GÖÇ politikalarını devam ettiren Bulgaristan 1925 tarihli TÜRK-BULGAR İKAMET sözleşmesine dayanarak.
1950-1951 yıllarında 250.000 kişiyi Türkiye'ye göndermişti.  
Bulgaristan Komünist Rejimi, Bulgarlar dışında kalan en büyük etnik unsur olan TÜRK/MÜSLÜMAN nüfusunun, Bulgar Devletinin varlığı için tehlike teşkil ettiğini düşündüğünden, Bulgar Hükümetinin sınır kapılarının açılmasını isteyen notasıyla;  1950-51 yıllarında 154.393 kişi Türkiye'ye göç etti. Göçler bununla sınırlı kalmayacaktı. Göçmenlerin Bulgaristan'da kalan akrabalarının yüksek ulusal dirence sahip olduğunu düşünen komünist rejim, Türkiye ile Yakın Akraba Göçü antlaşması imzaladı. Böylelikle, 1968'den 1978'e kadar 130 bin kişi daha Türkiye'ye göç etti.” Bilgilerini paylaştı.

RUBASAM BAŞKAN VEKİLİ SÜHEYL ÇOBANOĞLU, BULGARİSTAN KOMÜNİST PARTİSİNİN, 1960'LARADAN İTİBAREN YAPTIKLARINI ŞÖYLE SIRALADI:

“-Türk azınlığının dini yaşamına ve geleneksel kıyafetlerine de müdahale etti.

-Medreseler ve kuran kursları kapatıldı.

-Başörtülü Türk kadınları baskı altında kaldı.

-Sırada Türk okulları vardı. Artık bu okulların sistematik bir şekilde ortadan kaldırılmasının vakti gelmişti.

-1973'ten itibaren Türkçe seçmeli derse dahi müsaade edilmedi.

-Türk basını da Türk okulları gibi yavaş yavaş yok edilecekti. Komünist parti döneminde Bulgaristan'da 5 Türkçe gazete, 1 de Türkçe dergi yayımlanmıştı. Zamanla yalnızca 1 tane Türkçe gazete kaldı. Onun da içindeki Türkçe sözcük sayısı her geçen gün azalıyordu.

- 1970’li yılların başından itibaren başlattığı Müslüman Pomakların isimlerinin değiştirme kampanyası gelecek günler için açık bir işaret olmuştu. 1972'de POMAK TÜRKLERİ'nin isimleri değişitirilmişti.

-24 Aralık 1984’te Kırcaali’de onlarca köyde Türkler’e zorla Bulgar ismi almaları için silahlı milislerle şiddet uyguladı.  Bulgarlara", "Türk komşuların tutum ve davranışları hususunda malûmat vermeleri ve bulduğu site ve mahalledeki kapı komşusunu gözetim altına almaları konusunda" talimatlar verildi.

-Bulgaristan’da yaşayan Türk azınlığını asimile etmek ve homojen bir Bulgar milleti yaratmak amacıyla başlattıkları ASİMİLASYON politikasına, göre ilk hamle olarak Bulgaristan Türklerinin adlarını değiştirme işine girişmişlerdir. Bunu da dünya kamuoyundan bir tepki gelmesin diye yasa hazırlayarak değil idari önlemlerle sağlamışlardır.  Türk isimleri Bulgarlaştırılırken gerekçe olarak "Osmanlı döneminde zorla Türkleştirilmiş olan Bulgarların, Bulgar isimlerini gönüllü olarak geri aldıkları"  iddia ediyordu.

-Bulgarca bilmeseler dahi, sokak, mağaza ve toplu taşıma araçlarında olduğu gibi AİLE İÇİNDE de Türkçe konuşmak yasaklanmıştır.

-Türk töre ve geleneklerine uygun eğitim veren bazı kurumlar kapatılmış,

-Türk dilinde eğitim yapılmadığı gibi, Türkiye’de basılmış kitap ve gazetelerin Bulgaristan’a sokulması yasaklanmıştır.

-Dini vecibelerin yerine getirilmesi yasaklanmış, Camilerin bazılarını kapatmış, bazılarını ambara dönüştürmüştü. Bazılarını da resmi ve gayri resmi olarak etiketlemişlerdi. Komünist Partiyle işbirliği yapan imamların bulunduğu camileri resmi olarak nitelemiştir. Yalnızca ihtiyarların camiye gitmesine izin veriliyordu. Hacca gitmek ve hatta sünnet bile yasaklanmıştı. Sünnet edilen çocukların anne ve büyükanneleri 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılıyordu. Bulgaristan Türkleri cenazelerini bile diledikleri gibi kaldıramıyordu. Cenazenin yıkanma usulü yasaklanmış, Arapça ve Türkçe yazılı mezar taşları paramparça edilmişti.

-İş camilerle de sınırlı kalmamıştır. Evlere de müdahale edilmiştir. Evlerdeki ibadetler yasaklanmış, Kuran ve dini kitaplar toplatılmıştır. Ayrıca Müslümanların hacca gitmeleri dahi yasaklanmıştır.

-Sürgün hareketleri ayrı bir yıldırma taktiği olarak uygulanmıştır. Asimilasyon politikalarına direnen halk sürgüne tabi tutulmuş, hatta öldürülmeleri planlanmıştır.

-Bununla birlikte eğitim kullanılarak Türk çocuklarının zihinleri yıkanmaya çalışılmıştır. 

-Çok sayıda Türk Doktor,  öğretmen ve mühendisin işine son verildiği akabinde ortadan kayboldukları bilinmektedir. 

-Hapishanelere atılanların sayısı ise tam olarak tespit edilmemiştir. 

-Bu zulümlerin son aşaması ise öldürmelerdir. Öldürülen Türk sayısı kabaca 700 ile 900 arasındadır.

-Bulgaristan Türkleri, Türk olmanın bedelini Belene'de mahkum olarak öderken, Türkiye Cumhuriyeti diplomasiyle sorunu çözmek için Bulgaristan’la müzakerelere başlamış ama sonuç alamamıştı.

- BELENE mahkumları, açlık grevine başladılar.... Asimilasyonun son bulmasını, tutuklu Türklerin serbest bırakılmasını ve Türkiye'ye göç edilmesine izin verilmesini istiyorlardı. İstekleri uluslararası radyolar aracılığıyla tüm dünyaya duyuruldu.

-1989’a gelindiğinde Komünizm sarsılmaya başlamış, Gorbaçov’un PERESTROİKA (Reform) ve GLASNOST (şeffaflık) politikası, diğer komünist ülkeler gibi Bulgaristan'ı derinden etkilemekteydi.

-GLASNOST komünist rejimi çepe çevre saran sır perdesinin aralanmasını, basının özgürleştirilmesini ve vatandaşlara ülke içinde ve dışında serbest dolaşım imkânı sağlanmasını öngörüyordu.  9 Mayıs 1989'dan itibaren, başvuruda bulunan Bulgaristan vatandaşlarının çoğuna pasaport verilmeye başlandı. Türkler pasaport dairelerine akın etti.

-Açlık grevleri Jivkov'u hem iç hem de dış baskıya maruz bırakıyordu. Jivkov asimilasyon politikasında bir değişikliğe gitmesi gerektiğini farkındaydı. Düşündüğü yeni yöntemin adı ZORUNLU GÖÇTÜ...

-İstedikleri sonucu alamayan Komünist rejim, "Soya Dönüş Sürecinin”  başarısızlığa doğru gittiğini görünce yeni bir asimilasyon yöntemi olarak Bulgaristan Türklerini göçe zorlayarak sonuç almaya çalışmıştı.       

-Dönemin Bulgar Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı'nın yeni pasaport kanunu ile ilgili söyledikleri Bulgaristan'ın göçten ne beklediğine açıklık getiriyordu:

"Bence başlıca mesele, Bulgaristan'da kalan bu nüfusu nasıl özümleyeceğiz. Daha az olursa, daha kolay özümleyeceğiz. Eğer uç unsurlar ülkeden atılırsa daha iyi olacak. Türkiye'ye gideceklerin sayısından çok başlıca ağırlığı bu hususa vermemiz gerek. Kapıyı Türkiye'nin kapatmasını bekleyelim. Biz hiçbir şekilde kapıyı kapatmayalım. Eğer kapının kapanmasına Türkiye neden olursa; bu burada kalacakların özümlemesine yardımcı olacak. Kapıyı kapattığından dolayı Türkiye'yi suçlu çıkaracağız."

-Jivkov’un “Türkiye'ye gitmek veya orada kalmak isteyen bütün Bulgar Müslümanlarına sınırı açın” restine, zamanın Başbakanı Özal,  İki ülke arasındaki vize uygulaması 2 Haziran 1989’da kaldırarak cevap verdi ve sınır açıldı.

Pasaportunu alan herkes yollara düştü. Genci yaşlısı… Mahkûmu, çiftçisi… Hatta geleceğin olimpiyat şampiyonu haltercisi… Vize uygulamasının tekrar başladığı 22 Ağustos 1989’a kadar geçen iki buçuk ayda, 350 bin Bulgaristan Türk’ü Kapıkule’den ülkeye giriş yaptı. Utanç trenleri, 15-20 kilometre uzayan araba ve kamyon kervanları 1989’un yaz aylarında 350 bin Bulgaristan Türkünü Türkiye’ye getirdi. 

-Geride 20.nci yüzyılın başında olduğu gibi, yine bölünmüş aileler, parçalanmış yürekler, yine ıssız ve sessiz Türk köyleri, okullar, camiler kaldı...

-Osmanlı’nın 485 yıl kaldığı, kendilerinin doğup büyüdükleri yüzyıllardır vatan belledikleri topraklarını terk etmenin, akrabalarını bırakıp gelmenin acısı yüreklerindedir. Diğer yandan esaret ve zulümden kurtulmanın ve “anavatan” bildikleri TÜRKİYE’ye kavuşmanın heyecanıyla yeni bir başlangıç hayali içindeydiler.

-Çok sıkıntılar çektiler, çok özveride bulundular, çok sabrettiler, çok çalıştılar ama isyan etmediler, ihanet etmediler...

-10 Kasım 1989'a gelindiğinde Jivkov devrilmişti. Devrilmesinde ülkedeki ekonomik krizin, ekonomik krizde de toplanamayan tütün hasatının payı vardı. 89 göçüyle Bulgaristan'ın en önemli ihraç ürünlerinden olan tütün sahipsiz kalmıştı.

SONUÇ OLARAK;

-Komünist rejimin devrilmesinden sonra artan azınlık haklarına rağmen, kronik EKONOMİK KRİZ, ardı arkası kesilmeyen GÖÇLER ve ANADİLDE EĞİTİM olmayışı ASİMİLASYON SÜRECİNİN sürdüğünü düşündürüyor.

-Kâğıt üzerinde azınlığa haklar veriliyor ama yine de Bulgaristan Türklerinin kimliği korunamıyor...

-Bulgaristan Türkleri bugün her ne kadar insan hakları bağlamında daha iyi şartlarda yaşıyor olsalar da alınması gereken çok yol var.

-Avrupa'da yükeselen aşırı milliyetçilik ve islamofobia, Bulgaristanda da fazlasıyla mevcut olup Türkleri hedef almakta.

-Bulgar milliyetçiliğinin yarattığı sıkıntılardan bir tanesi de anadilde eğitime engel teşkil etmesi. Yeni nesiller okulda Türkçe öğrenemiyor. Türkçe okullarda seçmeli ders olarak veriliyor ama öğrenciler anadil dersini tercih etmiyor. 1991-92 eğitim yılında yaklaşık 114 bin öğrenci anadil dersi alırken şimdilerde nerdeyse sıfır düzeyine düştü. Yani Bulgaristan'da Türkçe unutulmaya yüz tuttu… BU nedenle Türkçe eğitim ZORUNLU OLMALI.

-Gerçek rakamlar çok daha yüksek olsa da 2011 nüfus sayımına göre, Bulgaristan'da nüfusun %8’ini oluşturan 588 bin Türk yaşıyor. Fakat Türklerin etkin olmalarının önüne sürekli engeller konuluyor

-Türkiye'de yaşayan 89 göçmenleri ise hala ikilem içindeler... Bulgar isimlerini değiştirmeyenlerin sayısı bir hayli fazla...

-Ulusal TV'de günde sadece 10 dakika Türkçe haberler yayınlanmakta. Bu da yeterli olmamaktadır. Türkçe yayın yapan televizyon kanalı olmalı...”

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Enerji Bakanı Dönmez TürkAkım Alım Terminalini Ziyaret Etti
Enerji Bakanı Dönmez TürkAkım Alım Terminalini Ziyaret Etti
Yenilenebilir Enerji Yatırımcılarına Teşvik
Yenilenebilir Enerji Yatırımcılarına Teşvik