İtalya'nın güvenlik güçleri, Türk vatandaşı Hasan Uzun’u Papa'ya suikast girişimi şüphesiyle tutukladı.
Temmuz 2024’te Papa Françesko’nun Trieste’de gerçekleştireceği ziyareti öncesinde, Türk vatandaşı Hasan Uzun’a ait olduğu tespit edilen bir valiz ve içinde bulunduğu öne sürülen silah ve mühimmat, uluslararası bir krizi tetikledi.
İtalya'nın güvenlik güçleri, bulunan valizi Türkiye merkezli bir örgütle ilişkilendirerek, Türk vatandaşı Hasan Uzun’u Papa'ya suikast girişimi şüphesiyle tutukladı. İddiaları reddeden ve silahın kendisine ait olmadığını ifade eden Şüpheli Hasan Uzun’un dosyası, ortaya çıkan yeni belgeler ve cezaevinden gelen beyanlarla yeniden gündeme geldi.
Türk vatandaşı şüpheli Hasan Uzun’un 25 Mart 2026 tarihinde yeniden mahkemeye çıkacağı belirtildi.
OLAYIN ARKA PLANI
Olay, 2024 yılı Temmuz ayında Trieste tren istasyonunda terk edilmiş bir valizde Czech yapımı yarı otomatik bir tabanca ve 14 mermi bulunmasıyla başladı. Valizde ayrıca Türkiye menşeli kıyafetler ve ayakkabılar tespit edildi. Bu durum, güvenlik güçlerini alarma geçirdi ve olayın arka planında bir suikast planı ihtimalini gündeme getirdi. İtalya’nın terörle mücadele birimi DIGOS, valizdeki silahın IŞİD bağlantılı bir örgüt elemanına ait olabileceği şüphesi üzerinde durdu. Valizin sahibi olduğu belirlenen Türk vatandaşı Hasan Uzun, Interpol aracılığıyla Hollanda’da yakalandıktan sonra İtalya’ya iade edildi ve Trieste Cezaevi’ne gönderildi.
HASAN UZUN’UN İDDİALARI
Şüpheli Uzun’un beyanına göre; Bosna-Hersek ve İtalya üzerinden geçiş yaptığı süreçte, İtalya’da bir tren istasyonunda beklediği sırada telefon hattı bulunmadığı için hat almak amacıyla valizini istasyon içerisindeki bir büfeye bıraktı.
Uzun, valizini kontrol etmek amacıyla birkaç kez büfeye gelip gittiğini, valizinin emin yerde olduğunu düşünerek tekrar telefon hattı almak için ayrıldığını ve geri döndüğünde valizinin polisler tarafından alındığını öğrendiğini ifade etti.
Uzun, tren saatinin gelmesi nedeniyle olay yerinden ayrılmak zorunda kaldığını ve daha sonra trenle Hollanda’ya geçtiğini belirtti.
Hollanda’ya ulaştıktan sonra, valizinde silah bulunduğu gerekçesiyle Hollanda polisi tarafından tutuklandığını ifade eden Hasan Uzun, bir süre sonra mahkemeye çıkarıldığını ve burada yargıç tarafından İtalya’da Papa’ya yönelik bir suikast ihbarı alındığının, valizinde tabanca bulunduğunun ve bu nedenle suikast şüphelisinin kendisi olabileceğinin değerlendirildiğinin kendisine söylendiğini aktardı.
Hasan Uzun, tutukluluğu süresince birçok kez cezaevinden gönderdiği beyanlarda, valizinin üçüncü kişiler tarafından karıştırıldığını, kamera kayıtlarının eksik olduğunu ve silah ile kendisi arasında herhangi bir DNA veya parmak izi bağlantısı bulunmadığını savundu. Ayrıca, sürecin başından itibaren savunma hakkının kısıtlandığını ve delillerin şeffaf bir şekilde ortaya konulmadığını belirten Uzun, bu durumun adil yargılanma ilkesine ve insan hakları standartlarına aykırı olduğunu ifade etti.
İRFAN UZUN'UN AÇIKLAMALARI
Adalet Birlik Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı İrfan Uzun, Hasan Uzun’un tutukluluğuna ilişkin yaptığı açıklamada, sürecin yalnızca bireysel bir yargılama meselesi olmadığını, aynı zamanda uluslararası hukuk ve insan hakları açısından ele alınması gerektiğini söyledi.
Başkan İrfan Uzun, “Somut delil bulunmaksızın özgürlüğün kısıtlanması, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinde yer alan özgürlük ve güvenlik hakkına, AİHS’nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkına ve masumiyet karinesini düzenleyen temel hukuk ilkelerine aykırılık teşkil eder” dedi.
İrfan Uzun, açıklamalarında şu noktaları da dile getirdi:
Delillerin Yetersizliği: “Delillerin şeffaf bir şekilde ortaya konulmaması, savunma hakkına erişimin kısıtlanması ve çelişkili suçlamalarla tutukluluğun devam ettirilmesi, adil yargılanma ilkesini zedelemektedir. Bu durum, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleriyle de bağdaşmamaktadır.”
Uluslararası İnsan Hakları İhlalleri: “Somut delil olmadan özgürlükten yoksun bırakılmanın ve varsayıma dayalı suç isnadıyla tutukluluğun sürdürülmesinin, hem ulusal hukuk sistemleri hem de uluslararası insan hakları hukuku açısından ciddi ihlal oluşturabileceğini vurgulamak isterim.”
Hukukun Gerekliliği: “Bir kişinin, somut ve doğrulanabilir deliller ortaya konulmadan özgürlüğünden yoksun bırakılması, yalnızca ulusal hukuk açısından değil, uluslararası insan hakları hukuku açısından da ciddi bir ihlal niteliği taşır. Bu nedenle söz konusu sürecin, bağımsız, şeffaf ve denetlenebilir bir yargılama çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi hukukun gereğidir.”
ULUSLARARASI TEPKİLER VE MEDYA YANSIMALARI
Hasan Uzun’un durumu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin etkinliği ve hukuk sisteminin işleyişi konularında uluslararası kamuoyunda ciddi tepkilere ve tartışmalara yol açtı.
Hukukçular, Hasan Uzun’un tutukluluğunun devamına ilişkin gerekçelerin yeterli olup olmadığını sorguluyor ve sürecin yeniden değerlendirilmesinin hukuki güvenlik ve yargıya duyulan güven açısından kritik önem taşıdığını ifade ediyor.
Medya, Hasan Uzun’un durumu hakkında çeşitli haberler yaparken, “Papa’ya suikast şüphelisi” ve “terör bağlantılı kişi” gibi ifadeler kullanmıştı. Ancak bu haberlerin, dosyada yer alan mevcut delil durumu ile ciddi farklılıklar taşıdığı öne sürülüyor.
Hukukçular, yargılama süreci devam eden bir dosyada suç sabit olmadan bu tür ağır ithamların kamuoyuna servis edilmesinin, masumiyet karinesinin ihlali anlamına gelebileceğini belirtiyor.
ÖNÜMÜZDEKİ DURUŞMA VE BEKLENTİLER
Önümüzdeki kritik mahkeme duruşması ise 25 Mart 2026 tarihinde gerçekleşecek.
Bu duruşmanın, dosyanın seyrini değiştirebilecek nitelikte olduğu ve uluslararası kamuoyu tarafından dikkatle takip edileceği belirtiliyor. Hukukçular, Hasan Uzun’un durumunun yalnızca bir hukuk mücadelesi değil, aynı zamanda insan hakları mekanizmalarının etkinliği açısından da önemli bir örnek teşkil ettiğini ifade ediyor.
Hukukçuların “Avrupa’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nerede?” sorusu, yalnızca Hasan Uzun’un yaşadığı süreci değil; Avrupa’daki hukuk sisteminin işleyişini, insan hakları mekanizmalarının etkinliğini ve adaletin gerçekten herkes için geçerli olup olmadığını tartışmaya açan en güçlü cümle olarak öne çıkıyor. Bu durum, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde önemli bir hukuk mücadelesinin parçası olarak değerlendiriliyor.
HASAN UZUN’UN İDDİALARI VE SORUŞTURMAYA YÖNELİK ELEŞTİRİLER
Dosyaya ilişkin olarak, Şüpheli Hasan Uzun tarafından cezaevinden gönderilen görüntülü ve yazılı açıklamalar kamuoyuna yansıdı. Hasan Uzun açıklamalarında, süreç içinde çelişkiler yaşandığına ve kendisine yöneltilen suçlamaların değişkenliğine dikkat çekerek ortada gerçek anlamda suç olmadığını ileri sürüyor.
Hasan Uzun yaptığı açıklamada, dosyada yer alan iddiaların başlangıçta çok daha ağır suçlamalar içerdiğini, ancak zamanla bu ağır suçlamaların dosyada yer almadığını ifade ediyor. Uzun özellikle, dört ayrı terör örgütüyle ilişkilendirilmesi ve IŞİD bağlantısı iddialarının gündeme getirilmesine rağmen, herhangi bir ispat evrakı bulunmadığı için dosyaya eklenmemesine dikkat çekerek masum olduğunu savunuyor.
Şüpheli Hasan Uzun, cezaevinden gönderdiği video beyanlarında, “Valizime üçüncü kişiler tarafından müdahale edildi” iddiasında bulunarak Kamera kayıtlarının eksik olduğunu ileri sürüyor. Hasan Uzun, Silah ile kendisi arasında herhangi bir DNA veya parmak izi bağlantısı bulunmadığını, Süreç boyunca savunma hakkının kısıtlandığını da savunuyor.
Şüpheli Uzun’un beyanına göre dosyada:Dört ayrı terör örgütüyle ilişkilendirildiğiBir suç örgütü kapsamında değerlendirildiğiIŞİD bağlantısı iddialarının gündeme getirildiğiArnavutluk’ta terör örgütüyle bağlantılı bir kişiyle benzerlik nedeniyle karıştırıldığına dair değerlendirmelerin yapıldığıPapa’ya suikast ve terör suçlamalarıyla ilişkilendirildiği ileri sürülüyor.
Uzun dosyadaki kendisine ait olmadığını ifade ettiği silahla ilgili iddianın kaldığını ve aslında hiçbir suçunun bulunmadığını iddia ediyor.
Medya ve Kamuoyu
Medya, Hasan Uzun’un durumunu geniş bir perspektiften ele alırken, kamuoyunda da büyük bir yankı uyandırdı. “Papa’ya suikast şüphelisi” gibi ifadelerin kullanılması, Uzun’un cezaevindeki koşulları üzerinde de olumsuz etkilere neden oldu.
Hukukçular, masumiyet karinesi ihlaline dikkat çekerek, “terör” ve “suikast” gibi ağır ithamlarla kamuoyuna yansıtılan bir kişinin, cezaevi ortamında hedef haline gelmesinin, fiziksel ve psikolojik güvenliğinin tehlikeye girmesine yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Hasan Uzun’un durumu, sadece bireysel bir ceza soruşturması değil, aynı zamanda uluslararası hukuk ve insan hakları standartları çerçevesinde değerlendirilen bir mesele haline geldi.
Uzun, kendisine avukat atandığını fakat bu süreçte; savunma hakkının etkin biçimde kullanılamadığını, avukat değişikliklerinin fiilen zorlaştırıldığını, tercüman desteğinin yetersiz kaldığını, bilgisi ve onayı dışında bazı işlemler yürütüldüğünü, suçlamayı kabul etmesi yönünde baskı yapıldığını iddia etti.
Açıklamaları yorumlayan hukukçular “Tüm bu anlatımlar, dosyada yalnızca delil ve suçlama tartışmalarını değil; aynı zamanda savunma hakkı, avukat-müvekkil ilişkisi ve adil yargılanma ilkeleri bakımından da ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.” İfadelerini kullandı. Dosyaya ilişkin tartışmaların önümüzdeki süreçte uluslararası hukuk platformlarına taşınabileceğini ifade eden Hukukçular; “Dosyada yer alan iddialar ile mevcut delil durumu arasındaki uyumsuzluk, özellikle tutukluluğun devamına ilişkin gerekçeler, delillerin şeffaflığı ve savunma hakkına erişim başlıklarında ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Bu çerçevede, sürecin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ilgili ulusal hukuk normları çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi, hem hukuki güvenlik hem de yargıya duyulan güven açısından kritik önem taşımaktadır. Tüm bu gelişmeler, uluslararası hukuk platformlarında tartışmalara yol açabilir ve bu durum, hem Hasan Uzun’un hem de benzer durumdaki bireylerin hakları açısından önemli bir dönüm noktası olabilir. ” Uyarısında bulundu.




















