İnsanlık tarihinin en büyük zulümlerinden biri olan Kafkas sürgünü küresel güçlerin oyunları ile görmezden geliniyor.
Kafkas Vakfı Kurucu Başkanı ve Yalova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Fethi Güngör, 3 Milyon insanın yurtlarından kopartıldığı ve bunlardan 1.5 Milyonunun da katledildiği Kafkasya sürgünlerinin bütün detaylarını Vakit’e anlattı.
Güngör; “Kafkasya’da katledilen yüz binleri, Filistin’i, Kırım ve Doğu Türkistan başta olmak üzere Müslüman halklara uygulanan katliamları görmezden gelenler ABD'deki Ermeni toplumunun güçlü lobi faaliyetlerinin etkisiyle, Türkiye'nin 1915-1918 yılları arasında 1,5 milyon Ermeni'yi 'katlettiği'ni iddia edebilmektedir” dedi.
Kafkas Vakfı Kurucu Başkanı ve Yalova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Fethi Güngör; “Ankara Ticaret Odası’nın Mayıs 2005’te yayınladığı ‘Soykırımlar Tarihi: İkiyüzlü Kriterler Raporu’nda Çin’in Doğu Türkistanlılara, Rusya’nın da Kafkas halklarına uyguladığı katliamlardan bahis açmamaktadır” diyerek sitemlerini iletti.
Katliamın ardından gelen Büyük Sürgün Çerkes toplumunun yapısı nüfus başta olmak üzere sosyal yapıda derin yaralar açtı.
Kafkasya'da yaşanan iç sürgünleri, 1944’te Sibirya ve Orta Asya'ya sürülenleri, Balkanlardan Anadolu'ya, Bandırma civarından Güneydoğu’ya göçürülenleri, Yahudi-Arap savaşında Suriye’de Golan bölgesinin işgali üzerine Kunaytıra'dan sürülenleri de hesaba kattığımızda, kelimenin hakiki anlamıyla yurdundan sürülen Çerkes sayısı 3 milyonu aşmaktadır.
Dünya tarihinin gördüğü en büyük vahşetlerden, katliamlardan ve zulümlerden birisi asırlardır Kafkasya’da yapılıyor. En son hala devam etmekte olan Çeçen cihadı vesilesi ile Türkiye kamuoyu da bu vahşete canlı şahitlik yapıyor. Kafkas halkları, gerek inanç gerekse kültür bakımından kendilerinden çok düşük bir seviyede gördükleri Rusların işgal girişimlerine karşı dört asır direndiler. Dört asır boyunca boyunlarını eğmediler, onurlarını zedeletmediler. Mücadele ettiler, yendiler, yenildiler ama asla başlarını yere eğmediler. Ancak karşılarında tarihin gördüğü en büyük barbarlardan olan Ruslar vardı. Nihayet Dağıstan ve Çeçenistan’da 1859’da, Çerkesya’da ise 1864’de mücadele kırıldı. Uzun savaşlardan arta kalan Müslüman nüfusun büyük çoğunluğu yurtlarından sürüldü. 1864 Mayısından itibaren iki milyonun üstünde devasa bir nüfus kitlesi 20 yıl içinde Osmanlı topraklarına sürüldü. Bunların yarısı kara ve deniz güzergâhlarında ve bir kısmı da ilk iskân yerlerinde hayata veda etti. Anneler ağladı, çocuklar ağladı, zulüm durmadı. Şimdi dünyaya adalet, barış, özgürlük dersleri verenler ve bizi de türlü oyunlarla yargılamak isteyenler kendi tarihlerine ve geçmişlerine bakamıyorlar dahi. İşte biz bu kanlı ve kara tarihe işaret etmek için Kafkasya sürgününü Kafkas Vakfı Kurucu Başkanı ve Yalova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Fethi Güngör hocam ile görüştük. Buyurun;
3 MİLYON İNSAN SÜRÜLDÜ, 1.5 MİLYON İNSAN KATLEDİLDİ
Hocam, sizi genelde Kafkasya sürgünü hakkında yaptığınız araştırmalarla biliyoruz. Öncelikle bu Kafkasya Sürgününün temel nedenleri ile başlayalım isterseniz... Elbette. Siyasi ve dini boyutları da olmakla beraber büyük Kafkas sürgününün asıl sebebi, üç asır devam eden Rus-Kafkas savaşlarının Çerkesler aleyhine mağlubiyetle sonuçlanmasıdır.
Ne kadar insan bu sürgün ve soykırıma uğradı?
1859-1864 arasındaki büyük sürgünle ilgili Rus, İngiliz, Fransız ve Osmanlı kayıtlarında 700 binden 2 milyona kadar değişen rakamlar mevcuttur. Osmanlıdaki nüfus hareketlerini inceleyen Obisni İrolitimo 1866’da muhacirlerin bir milyona ulaştığını belirtir. Prof.Dr. Kemal Karpat, 1859-1879 arasında göçürülen Kafkasyalıların, çoğu Çerkeslerden oluşmak üzere 2.000.000 civarında olduğunu, sağ salim Osmanlı Devleti’ne ulaşan muhacir sayısının ise 1.500.000 olduğunu belirtir. Yeterli kayıtların yapıl(a)maması sebebiyle o döneme ait vesikalar noksan da olsa, 15 yıllık araştırmalarım neticesinde yurtlarından sürülen Kafkasyalıların sayısı konusunda vardığım kanaat şudur: Kafkasya'da yaşanan iç sürgünleri, 1944’te Sibirya ve Orta Asya'ya sürülenleri, Balkanlardan Anadolu'ya, Bandırma civarından Güneydoğu’ya göçürülenleri, Yahudi-Arap savaşında Suriye’de Golan bölgesinin işgali üzerine Kunaytıra'dan sürülenleri de hesaba kattığımızda, kelimenin hakiki anlamıyla yurdundan sürülen Çerkes sayısı 3 milyonu aşmaktadır.
Kayıplar?
Maalesef bu büyük kitlenin yarısı, daha iskân edilecekleri mahallere ulaşamadan yollarda ve ilk iskân mahallerinde büyük gruplar halinde hayatlarını kaybetmişlerdir.
DÜNYA BU SOYKIRIMLARA KÖR
Peki, dünya neden bu soykırıma kör olabiliyor?
Amerika'daki Soykırım Anma Müzesi’nin "Vicdan Komitesi" tarafından 7 Mart 2005’te yayınlanan son yüzyılın soykırımları listesinde Kafkas halklarının esamisi bile okunmamaktadır. Eski Rus lider Joseph Stalin tarafından Ukrayna'da 1932-33 yıllarında 7 milyon kişi, 1937'de Japonların Nanjing katliamında 300 bin Çinli, Nazi Almanya'sında 1938-1945 yılları arasında 6 milyon Yahudi, 1975-79'da Kamboçya'daki Pol Pot yönetiminde 2 milyon kişi, 1992-95 yılları arasında Bosna'da 200 bin kişi, 1994'te Ruanda'da 800 bin kişi katledildiğini belirten Vicdan Komitesi, 21. yüzyıl katliamları listesinde komünist dönemde ve özellikle 1944 Sibirya sürgünleri sırasında katledilen Kafkas halkları ile 1994’ten bu yana Çeçenistan’da sürdürülen soykırıma kurban giden 40 bini çocuk olmak üzere 250 bin sivil insandan, Kırım ve Doğu Türkistan başta olmak üzere Müslüman halklara uygulanan katliamlardan hiç söz etmemektedir. Ama bu liste, ABD'deki Ermeni toplumunun güçlü lobi faaliyetlerinin etkisiyle, Türkiye'nin 1915-1918 yılları arasında 1,5 milyon Ermeni'yi 'katlettiği'ni iddia edebilmektedir.
Türkiye’de durum nasıl?
Maalesef daha da üzücü olanı, Ankara Ticaret Odası’nın Mayıs 2005’te yayınladığı “Soykırımlar Tarihi: İkiyüzlü Kriterler Raporu” da Çin’in Doğu Türkistanlılara, Rusya’nın da Kafkas halklarına uyguladığı katliamlardan bahis açmamaktadır. Amerika ve Avrupa samimi ise, sözde katliam hamiliğini bırakıp Kafkasya’da ve Çin’de halen devam etmekte olan soykırımları parlamentolarına taşımalıdır.
İsterseniz sürgüne geri dönelim. Sürgün nasıl başladı?
Çarın Kafkasya naibi olarak atadığı kardeşi Grandük Mişel, 1864 Ağustosunda Batı Kafkasya sakinlerine şu fermanı tebliğ etmişti; “Bir ay zarfında Kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün nüfus savaş esiri olarak Rusya'nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir.” İşte bu yüzden, esareti en büyük şerefsizlik addeden Çerkesler, güzel vatanlarını terk etmeye mecbur kalmışlardır.
Neler oldu sonra?
Yolda telef olanların feci durumları Trabzon'daki Rus konsolosunun, Sürgün işlerini idare etmekte olan General Katraçef'e yazdığı raporda şöyle anlatılır; “Trabzon'a çıkarılan 24.700 kişiden şimdiye kadar 19.000 kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63.900 kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir. Samsun civarındaki 110.000 kişi arasında her gün vasati 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbul'a götürülen 4650 kişiden de günde 40 - 60 kişinin öldüğünü haber aldım.”
KAFKAS SOYKIRIMINA İNGİLİZLER DE ORTAK OLDU
Sonuçları ne oldu bu sürgünün?
Katliamın ardından gelen Büyük Sürgün Çerkes toplumunun yapısı nüfus başta olmak üzere sosyal yapıda derin yaralar açmıştır. Sürgününün Adıge toplumunun sosyal yapısını derinden etkileyen acı sonuçlarından biri de, çok sayıda Adıge insanının köle ve cariye olarak satılması olmuştur ki bu olgunun yansımalarını, Ahmet Midhat, Abdülhak Hamit, Sami Paşa-zâde Sezai, Mizancı Murat gibi kendisi veya annesi Çerkes olan birçok Osmanlı aydınının eserlerinde açıkça görmek mümkündür.
Bu soykırımı sadece Ruslar mı yaptı?
Hayır. Bir ortakları da İngilizlerdir. Kafkasyalıların 1944 çilesi, sadece Kafkasya ile sınırlı kalmayıp Rusya'dan bir şekilde kaçmış veya Almanların esiri olarak ya da bölgeden çekilen Almanlarla birlikte Avrupa'ya getirilmiş binlerce insanın karşılaştığı dram ile başka bir boyut kazanmıştır. Drau faciası 1944'ün öteki yüzüdür. İngiltere ve Amerika, bu facianın tezgâhlayıcıları olarak tarihe geçmiştir.
İbret verici…
Kafkasyalı mültecilerin teslim edilişi, bir ibret vesikası olarak 1960 yılında Avrupa İslam Cemiyeti'nin çalışmaları sonucu İrschen köyünde anıta dönüştürüldü. Anıtın üzerinde Almanca şunlar yazılıdır; “Burada 1945 yılının 28 Mayısı'nda 7000 Kuzey Kafkasyalı, kadınları ve çocuklarıyla Sovyet otoritelerine teslim edildiler ve İslamiyet'e olan sadakatleri ile Kafkasya'nın istiklali idealine kurban gittiler.''
Rusların Kafkas halklarına bakışı nasıldı?
Bakın, Mustafa Bey, Dağıstan’da görevlendirilen General Patapov, 2 Aralık 1768 tarihli raporunda, Kafkas halklarının mücadele azmini kırabilmek için şu vahşi tedbirleri önerebilmişti; “Bunlar aç bırakılmalı, hayvanları başka yerlere sürülmeli, baharda ekinleri tamamen yakılmalı. Böylece gerek bitki örtüsü, gerek mühimmat, gerekse gıda bakımından fakirleşince savaşamaz olurlar.” Bu insanlık dışı bakışın neticesi de böyle dehşetli bir katliam olmuştur. Çarlık Rusya’sının Kafkasya’da uyguladığı katliamı anlatırken John Carol şöyle der: “Rusya’nın Kafkasya’yı işgali, çağdaş dünyamızdaki en iğrenç vahşet tablolarını oluşturmaktadır. Rusya Kafkasyalıların mukavemetini kırıp onlara boyun eğdirebilmek için dehşet ve vahşet dolu 60 askeri yıla ihtiyaç duymuştur.”
“ÖLDÜRÜLEN BİR HIRİSTİYANIN İNTİKAMI İÇİN 10 MÜSLÜMAN KATLEDİN”
İslam düşmanlıkları?
Evet, İslam düşmanlığı Rusya’da yeni değil. Çarların İslam düşmanlığı I. Nikola’nın vazetmiş olduğu şu prensipte açıkça ortaya çıkmaktadır; “Öldürülen bir Hıristiyan’ın intikamını en az on Müslüman öldürerek ödetirim.”
Peki, Ruslar neler kaybettiler?
Kafkasya’yı ele geçirmek Ruslara çok pahalıya mal oldu. Avrupalı bir gözlemcinin ifadesiyle; “Kafkas cephesi Rus ordusuna mezar oldu. Ruslar ortalama her yedi yılda 120 bin askerini burada ölü bırakıyordu. Katerina’nın tahta geçtiği 1765’den 1864 yılı sonuna dek Ruslar Kafkasya’da bir buçuk milyon askerini gömmüştür.”
Bunca zulümlerden sonra Kafkaslarda İslam ne durumda şimdi?
Bunca derin acılara rağmen Kafkas halkları İslami kimliklerine sıkı sıkıya bağlı kaldı. 1875’te Batı Kafkasya’da her köyde mescit, her mescitte eğitim de veren en az bir hoca vardı. 1915’te sadece Kabardey bölgesinde doksan medresede kızlar dâhil 1236 kayıtlı öğrenci okuyordu. Mısır ve diğer Arap ülkelerinde İslami ilimler tahsil etmiş olan Dım Âdem, L’ığur, Ğuc’ gibi hocalar bu eğitim işini yürütüyordu. Medreselerde din, dil ve fen dersleri bir arada veriliyordu. Bu âlimler halkın eğitilmesine ve İslami kimliğin bölgede varlığını sürdürmesine önemli katkılar yapmışlardır.
Peki, şu anda durum nasıl? Rusya’da mesela bu katliamlar hatırlanıyor mu?
Tarihte ve günümüzde Müslüman Kafkas halklarına karşı uygulanan insanlık dışı muameleler Rusya sivil toplum kuruluşları tarafından da zaman zaman protesto ediliyor. Bunun güzel bir örneği olarak ‘Rusya’nın Vicdanı’ isimli örgütün 1944 sürgünü münasebetiyle Moskova'da düzenlediği gösteriyi verebiliriz. “23 Şubat Yas Günü. Hatırla! Bu bizim tarihimiz, bizim ayıbımız!” afişiyle Moskovalıları mitinge davet eden dernek, Çeçen ve İnguşların 23 Şubat 1944’te Sibirya ve Orta Asya’ya toptan sürülmesinin yıldönümünü andı. Puşkin meydanında -20 derece soğuğa aldırmayan insan hakları savunucuları, Çeçen ve İnguşların yaşadıkları bu trajediyi unutmadıklarını gösterdiler.
BUNCA ZULME RAĞMEN KAFKASLARI HALA SUSTURAMADILAR
Rusya’da İslam korkusu ne durumda?
2005'de yapılan bir ankette 'Rusya şu anda en çok hangi etkiden korkmalı?' sorusunda deneklerin yüzde 27,3'ü İslam, yüzde 17,6'sı milliyetçilik-şovenizm, yüzde 17’si batı, yüzde 8,5'i İsrail ve Siyonizm, yüzde 9,3'ü de Çin diyerek cevap verdi.
Neden korkuyorlar İslam’dan veya neden seviyorlar?
Olumsuz Müslüman imajının oluşturulmasında medya organlarının ve kitle kültürünün büyük etkisi oldu. Devlet Hıristiyanlığın yükselmesini teşvik ederken İslam'ın yeniden doğuşuna da izin verdi. Aynı anda 1990'lı yıllarda medya organlarında İslam negatif olarak 'resmedilmeye başlandı. İslam hakkında tahrif edilmiş bilgilere örnek olarak medyadan binlerce alıntı gösterilebilir. İslamfobya ve özellikle Kafkasfobyaya Rus televizyonu kendi 'katkısını' yapıyor. Düşman tipinin oluşturulması için var olan gayr-ı resmi emir başarılı şekilde yerine getiriliyor. Ülkede Antiterör, İstihbarat, Subaylar gibi çok sayıda dedektif kitapları yayınlanıyor ve bu kitaplarda kitap kahramanının düşmanı Kafkasyalılar, yerinde kullanılmayan cihad, Kur'an, inançsız, kâfir, Allah kelimeleri de onların dini kimliğini damgalıyor. Politikacılar ve medya organları ile ortaya atılan sanatta yansıtılan 'İslam tehlikesi' Rusya toplumunun bilincinde inşa edildi. İdeolojisiz kalan Rus toplumunun İslam’ın berrak mesajına ulaşabilmesi için bu yanlış Müslüman imajının düzeltilmesi, 80 yıl mukaddes olandan uzak tutulan bu toplumun İslam’ın hakikatiyle tanıştırılması gerekiyor.
Kafkasları susturma noktasında başarıya ulaştılar mı?
Bölgede yaptığım doktora çalışmam esnasında “uygulanan eritme politikaları ne kadar sistematik ve şiddetli olursa olsun bir toplumun büsbütün asimile edilemeyeceği” şeklindeki hipotezimi kesin bir biçimde doğrulayan bulgular ortaya çıkmıştır. Ayrıca, Sovyet döneminde tek bir caminin bile ayakta bırakılmadığı bölgede baskının kalkmasının akabinde 8-10 sene gibi kısa bir zamanda camisiz ve cemaatsiz yerleşim biriminin kalmaması, oruç, namaz, hac, zekât, kurban gibi ibadetlerin büyük oranda ifa edilmeye başlanmış olması, din eğitimi veren kurumların her tarafta açılması, SSCB sonrası dönemde milli değerlerde ve dini pratiklerde gözlenen hızlı ve yoğun değişmenin şüphe götürmez delilleri olarak ortada durmaktadır. Ne var ki, Batı Kafkasya’da dinin bu yeniden yükselişini engellenmeye çalışılmaktadır. Üçüncü bin yılın başından itibaren bu çabalar aleni İslam karşıtlığına ve Müslüman düşmanlığına dönüşmüş durumdadır. Ama bütün bunlara rağmen, yani Rus hükümetinin engellemelerine ve Müslümanların kötü temsiline rağmen Ruslar arasında İslamiyet yayılmaktadır.
TÜRKİYE’YE GELEN KAFKAS HALKLARI NE YAPTI?
Türkiye’ye göç eden Kafkas halkları ne yaptılar burada?
Rusya’nın aralıklara üç asır boyunca sürdürdüğü Kafkasya’yı işgal girişimleri esnasında defalarca uyguladığı soykırımlardan kurtulan ve 21 Mayıs 1864’te direncin tamamen kırılmasıyla sürgüne maruz kalan Kafkas halkları, sığınmacı olarak geldikleri Osmanlı topraklarında senelerce hayata tutunma mücadelesi verdiler. Bir taraftan varlıklarını sürdürebilmek için iskân edildikleri fiziki coğrafya ile üyesi oldukları yeni beşeri coğrafyaya uyum sağlamaya çalışan Çerkesler, bir taraftan da kültürel değerlerini korumanın yollarını aradılar. Dernekler kurdular, okullar açtılar, kitap ve mevkuteler çıkardılar. Bu gibi basın yayın faaliyetleri, imparatorluğun yıkılışı ve cumhuriyetin kuruluşu sürecinde uzunca bir aradan sonra özellikle doksanlı yıllardan sonra yükselen bir artış göstermiştir. Son olarak, demokratik açılım politikası ile birlikte Çerkesçe şarkıları ve özel programları televizyonlarda izleme imkânı doğdu. Erciyes ve 19 Mayıs üniversitelerinde Çerkes Dili ve edebiyatının da okutulması için somut adımlar atıldı. Benim Yalova Üniversitesi’ne sunduğum “Kafkas Araştırmaları Merkezi” önerisinin de, rektör beyin desteğiyle bu yıl içinde gerçekleşeceğini umuyorum.
Fethi Güngör kimdir?
1964 yılında Kayseri’de doğdu. İlköğrenimini doğduğu Kaynar kasabasında, lise öğrenimini Develi ilçesinde, lisans öğrenimini 1986’da Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tamamladı. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde yedi sene uzman yardımcısı olarak çalıştı. Yüksek lisansını tefsir dalında Marmara, doktorasını sosyoloji dalında İstanbul üniversitelerinde yaptı. Sivil toplum, Kafkasya ve ilahiyat alanlarında aylık dergiler çıkardı. Ulusal ve uluslararası yayın organlarında onlarca makalesi yayınlandı, tercüme eserleri basıldı. Kültür, eğitim, araştırma, insani yardım ve sosyal hizmet alanlarında faaliyet gösteren beş ayrı sivil toplum kuruluşunun kurucusu ve yöneticisidir. Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde 15 yıl çalıştı. Halen Yalova Üniversitesi’nde Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcısı olarak hizmet vermektedir. Arapça, İngilizce, Farsça ve Rusça bilen Güngör, Osmanlı Türkçesi ile Adıge (Çerkes) dilini de ileri düzeyde kullanmaktadır. Evli ve dört çocuk babasıdır.
Göç mü, yoksa sürgün mü?
Mecburi göçlerde, göç kararı göç edenin iradesini dikkate almamaktadır. Zorunlu iskân politikaları yahut bir savaş veya doğal afet nedeniyle ortaya çıkan göçler mecburi göçlerdir. 'Göç edenin iradesine dayalı olmayan yer değiştirmeleri klasik anlamıyla göç saymama eğilimi de mevcuttur. Bu eğilimin nedeni "sürgün" kavramının göç kavramından ayrı bir kriterle incelemeye tabi tutulması gereğine dikkat çekmektir' Yukarıdaki tanımlardan açıkça anlaşılacağı üzere, Çerkeslerin Kafkasya'dan Anadolu'ya gelişi bir sürgün olup, bu kütlesel nüfus hareketinin göç olarak isimlendirilmesi doğru değildir.
Sürgün güzergâhı nasıldı?
1859-1864 yıllarında yurtlarından sürülen Çerkesler deniz yoluyla, Kafkasya'da, Taman, Tuapse, Anapa, Tsemez, Soçi, Adler, Sohum, Poti, Batum vd. limanlardan bindirilip Osmanlı Devleti'nin Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Varna, Burgaz ve Köstence limanlarında indiriliyordu. 1865-1866 Sürgünü ile Osmanlı-Rus harbinden sonraki 1878 Sürgünü kara yoluyla gerçekleştirildi. Doğu yolundan genellikle Çeçen, Dağıstan, Asetin, Kabardey muhacirleri göçürülmüştü. Daha sonraki göçler de kara yoluyla yapılmıştı.
Nereye gidiyorlar: Osmanlı Devletine…
Musa Kunduk Paşa, Hatırat’ında şöyle yazar: “İnsanların perişanlığını hayretler içinde temaşa ettiğimi gören istasyon yetkilisi koşarak yanıma geldi ve gözleri yaşla dolarak dedi ki; 'Ekselans, dünyada bu acıklı manzarayı seyredip de kalbi burkulmayacak insan var mıdır? Allah'tan korkmak lazım. Bu topraklar onların yerleridir. Ne hakla onları bir bilinmezin içine sürüyoruz? Nereye gittiklerini sorduğumda, Osmanlı Devleti'ne diyorlar. Ama nasıl ve ne zaman? Onları neler bekliyor, belli değil. Bu konularda hiç bir bilgileri yok.”
Osmanlı arşivlerindeki sürgün belgeleri
“Osmanlı Arşivleri, gerek tarihi derinlik, gerek muhafaza sistemi ve gerekse belge adedi itibarıyla dünyanın önde gelen arşivleri arasındadır. Otuz kadar ülkeyi doğrudan, diğer onlarca ülkeyi de dolaylı olarak ilgilendiren Osmanlı Arşivleri, en geniş belge yelpazesine sahip bir hazine olarak, birçok millet için, özellikle de Kafkasyalılar için hala keşfedilmeyi beklemektedir. İskan esnasında büyük gruplar halinde ölen Çerkesleri ve Kafkas muhacirlerinin yerleştirilmelerini konu edinen binlerce arşiv vesikası vardır.”
M. MUSTAFA UZUN
Dünya
Yayınlanma: 22 Temmuz 2010 - 13:58
Kafkasya Sürgününü Hatırlayan Yok
İnsanlık tarihinin en büyük zulümlerinden biri olan Kafkas sürgünü küresel güçlerin oyunları ile görmezden geliniyor.
Dünya
22 Temmuz 2010 - 13:58
İlginizi Çekebilir
























