CHP Sosyal Demokrat mıdır?
Değerli dostlar bu yazımda 61 yıldır tek başına iktidar olamayan CHP çelişkileri üzerinde duracağım 1966 da İsmet Paşa'nın ortanın solu sözü ile başlayan süreci hep birlikte yaşadık.
Ancak o sözün içi hala doldurulabilmiş değil bir yerlerde hata yapılıyor.
Ama nerede? Anlamı bilinmeyen kavramları yıllardır tartışır dururuz. Ama temele inmekten nedense hep kaçınırız. Özgürlükler düşüncelerin korkusuzca tartışıldığı iklimlerde gelişir. Ancak konuyu herkesin anlayabilmesi için bazı söylem ve felsefelerin tarihçelerini vermeden geçemezdim. Bilmediğimiz alanlarda düşünce tartışmasına girmek abesle iştigaldir.
Sosyal Demokrasi ya da Merkez Sol, kapitalizmin yarattığı eşitsizlik ve adaletsizlikleri demokratik sistem içinde kabul edilebilir düzeye indirmeyi amaçlayan siyasi ideoloji.
Sosyal Demokrat partiler, Sosyalist Enternasyonal çatısı altında örgütlendi. Sosyalist Enternasyonal'in tanımına göre, sosyal demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet ve dayanışma temellerine oturur.
Sosyal demokrasi olgusu, 19. yüzyılın ikinci yarısından beri emekçi sınıfların yürüttüğü sosyal ve siyasal mücadeleler ile egemen sınıfların verdikleri ödünler sonunda varılan uzlaşmanın ürünüdür. Bu süreçte klasik liberal demokrasinin temellerini oluşturan değerler sistemi (kapitalizm, siyasal demokrasi, çoğulculuk vb) korunmuş, ama sosyal adalet, sosyal devlet, sosyal haklar gibi yeni değerlerle beslenmiştir
Sosyal Demokrasi hareketi önceleri Vladimir Lenin gibi devrimci sosyalistleri de kapsıyordu. Daha sonra evrimci yaklaşım baskın çıktı ve sosyal demokrasi proleter devrime karşı bir ideoloji halini aldı. Sosyal demokrasinin bu evrimci yaklaşımının en önemli temsilcisi, Eduard Bernstein'dır.
Sosyal demokrasi anlayışının devlete sosyal ödevler yükleyip ekonomik yaşama halk kitleleri yararına müdahale olanakları sağlaması sınıflararası farklılık ve gerginlikleri yumuşatıcı bir rol oynamış, kapitalizmi ve Batı tipi demokrasiyi aşmayı amaçlayan radikal devrimci akımlara karşı da bir set oluşturmuştur. Bu açıdan, bir olgu ve anlayış olarak sosyal demokrasi, sosyal demokrat akım ve hareketlerin 20. yüzyıldaki felsefe ve programlarına denk düşer.
Devrimci sosyalistler, sosyal demokrasiyi kapitalizmle işbirliği yapmakla suçlar, "reformizm" adını verir. "Reformist", sol ideoloji taraftarları arasında aşağılayıcı bir tanımdır.
Dünyada sosyal demokrasi
Sosyal demokrasi bir üçüncü yoldur, eski solla yeni sağ arasında refah devletine yakın, sanayileşmeci bir Batı Avrupa siyasal akımıdır. Genel oy, özgürlükler ve hakların savunulması amacıyla İkinci Enternasyonal'de güçlü bir akım olmuştur. Almanya'da SPD'nin ortaya çıkışı, İskandinav ülkelerindeki hareketler, Avusturya demokrasisi bu akıma yön vermiştir.
Britanya'da Fabianizm'in etkisi ve İşçi Partisi'nin yapısı ihtilalci olmayan revizyonist hareketleri ortaya çıkardı. Demokratikleşme sayesinde sosyal hareket gerçekleşecekti, Bernstein devrimin olacağına inanmıyordu. Hiçbir telos yoktu, proletarya devrimi yoktu. Kautsky, Babel demokrasiyi amaç edindiler. İkinci Enternasyonal'den kopanlar, Rosa Luxemburg ve Spartakistler devrimci hareket içinde kalmaya devam ettiler. Sosyal demokratlar giderek Marksizm'den koptular. 1929 ekonomik krizinden sonra Keynesçilik ve plancılık kuramları sosyal demokrasiyi daha çok etkiledi.
İskandinav sosyal demokratları üretim araçlarının mülkiyeti yerine üretilen eşyanın adil bölüşümünü savunmaya başladı. 60'lardan 80'lere kadar sosyal demokrat iktidarlar Avrupa'da hükümet oldu. Ancak, refah devleti politikalarının sona ermesiyle Yeni Sağ'ın yükselişine karşı yeni kuramlar üretildi. İktisadi kuramlar öne çıktı ve Friedmancılık tesirinde kalan sağ iktidarlara, Reagan ve Thatcher'a karşı Tony Blair'in küreselciliği, ulusaşırıcılığı işçi sınıfından rağbet gördü.
İsveç,2007'ye kadar sosyal demokrasinin kalesi olarak gözüküyordu. Ancak neoliberal akım orada da etkili oldu ve İsveç'teki bütün sosyal eşitlik kuralları, liberallerin müdahalesi ile yerlerini serbest bir ekonomiye bıraktı.
Türkiye'de sosyal demokrasi
Türkiye'de sosyal demokrasi,1970'li yıllarda Bülent Ecevit'in CHP başına geçmesi ile hayat bulmuştur. Bülent Ecevit, uygulamada Amerikan ambargoları ve ülkedeki nakit sıkıntıları yüzünden başarılı olamamıştır. Buna rağmen sendikalaşma ve hakların korunması konusunda verdiği destek ile sosyal demokrasinin ülkede tutulmasını sağlamıştır.
1980'deki darbeden sonra sosyal demokrasi duraklama noktasına gelmiştir. Ancak kısa sürede toparlanma gösterilmiştir. Bu kez sahneye SODEP çıkmış ve HP ile birleşerek SHP'yi kurmuştur. İsmet İnönü'nün oğlu olan Erdal İnönü liderliğindeki parti yine başarılı olmuş ve hükümete kadar yükselmişti. Diğer taraftan siyasi yasağı süren Bülent Ecevit liderliğinde 1985'te kurulan DSP de sosyal demokratik partiler arasına katıldı. 1992'de ise CHP yeniden açıldı ve Deniz Baykal başkanlığındaki parti, Erdal İnönü'nün istifa etmesiyle zayıflayan SHP'yi de bünyesine katarak siyasi yaşamına devam etti.
1994'te SHP, CHP ve DSP'nin ayrı ayrı seçimlere girmesi, partilerin zayıf kalmasına yol açtı. 1995'te CHP ve DSP iki ayrı parti olarak yola devam etti. Bülent Ecevit ve Deniz Baykal arasındaki kavgalar, partilerin birleşmesini engelliyordu. Bu olay sürekli olarak solcu çevreleri alternatif arayışlarına ve büyük tepkiler göstermeye itti. Ancak 2 partinin birleşmesi olası gözükmedi.
1999 yılındaki seçimlerde sosyal demokrasi yeniden iktidara geldi. DSP %22 oy alarak hükümetin lider partisi oldu. Bu dönemde yine başarısızlıklar ve ulaşılamayan hedefler meydana geldi ve 1999 depremi ile 2001 krizi DSP'nin zora girmesine neden olan iki hareket oldu. 2002'deki seçimlerde yine 3 sosyal demokrat parti vardı. Bu kez İsmail Cem'in YTP'si de seçimlere katıldı. Ancak DSP ve YTP %1'er oy alabilirken, CHP %19 oy alarak ana muhalefete geçti. Bu sonuç, Türk solunun birleşmesindeki ilk adım oldu.
2007 yılındaki seçimlerde ise DSP seçimlere girmeyip, CHP listelerinden seçimlere dahil olmayı kabul etti. Cumhuriyet mitinglerinin büyük payı vardı. SHP de seçimlere bu partilerin hakları doğrultusunda girmeyince, sosyal demokratlar 30 yıl sonra tek parti ile girdi seçimlere. CHP bu seçimlere büyük umutlarla girmesine rağmen, oy sayısını çok fazla arttıramamış %21 yine ana muhalefet olmuştur.
2007 den 2011 yılına gelindiğinde 4 yıllık süreçte sol çok fazla varlık gösteremedi. CHP Genel Başkanlığına Baykalın istifasının ardından Kemal Kılıçtaroğlu getirildi. 2011 seçimlerine CHP, DSP, TKP ayrı ayrı girdiler. 9 yıllık AKP iktidarı karşısında oluşan kamuoyu tepkisi rağmen CHP %26 oy alabildi.
Aslında 1966 da CHP Genel Başkanı İsmet İnönünün ortanın solu söylemi ile başlayan süreç hala devam ediyor. Aradan geçen 45 yıllık zaman diliminde ortanın solu söyleminin içi doldurulamamış kamuoyundan gerekli desteği ne yazık ki bulamamıştır.
Nerede hata yapılmaktadır.
18. ve 19. yüzyıllar
18. ve 19. yüzyıllarda demokrasi, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ile hızlıca yükselen bir değer haline gelmiştir. Bu yüzyıllardan önce demokrasi büyük devletlere değil, sadece küçük topluluklara uyan bir hükümet şekli olarak anılıyor ve esas itibariyle doğrudan demokrasi olarak tanımlanıyordu. Amerika'nın kurulmasını sağlayanların oluşturduğu sistem ilk liberal demokrasi olarak tanımlanabilir. 1788 yılında kabul edilen Amerikan anayasası hükümetlerin seçimlerle kurulmasını ve insan hak ve özgürlüklerin korunmasını sağlıyordu. Bundan daha önce de koloni döneminde Kuzey Amerika'daki kolonilerin birçoğu demokratik özellikler taşıyordu. Koloniden koloniye farklılaşmakla beraber, hepsinde belli miktarda vergi veren veya istenen bazı sıfatları karşılayabilen beyaz erkeklerin seçme hakları vardı. Amerikan İç Savaşı'nın ardından 1860'larda yapılan değişikliklerle kölelere özgürlük sağlandı ve demokrasinin temel ilkelerinden biri olan oy verme hakkı On Beşinci Anayasa Değişikliği ile tanındı. Ancak güney eyaletlerinde siyahlar 1960'lara kadar oy verme hakkını kullanamamışlardır. (Jim Crow Yasaları).
1789 Fransız Devrimi'nde ise bir anayasa hazırlanarak iktidar halkın seçeceği bir parlamento ile kral arasında paylaştırıldı. Ulusal Konvansiyon hükümeti genel oy ve iki dereceli bir seçimle iş başına geldi. Fakat ilerleyen yıllarda Napolyon'un başa geçmesiyle demokrasiden oldukça uzaklaştı.
20. ve 21. yüzyıl
20. yüzyılda demokrasi hızlı bir değişme ve gelişme göstermiştir. Yüzyılın başlarında, I. Dünya Savaşı'nın sonunda Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluklarının yıkılmasıyla birçok yeni devlet ortaya çıktı ve bu yeni ülkelerin devlet yönetimi genellikle, o döneme göre, demokratik sayılabilecek yöntemlere sahipti. 1929 yılında ortaya çıkan Büyük Buhran döneminde Avrupa, Latin Amerika ve Asya'da birçok ülkede diktatörler ortaya çıktı. İspanya, İtalya, Almanya, Portekiz'de Faşist diktatörlükler ortaya çıkmışken, Baltık ve Balkan ülkelerinde, Küba, Brezilya, Japonya ve Sovyet Rusya'da demokratik olmayan yönetimler iktidara geldi.
Demokrasi ile cumhuriyet
Cumhuriyet
Cumhuriyet bir rejim, demokrasi ise cumhuriyetin uygulanış şekillerinden biridir. Demokratik cumhuriyetin yanında dini cumhuriyet, oligarşik cumhuriyet ve sosyalist cumhuriyet biçimleri vardır. Demokratik cumhuriyetlerde, meclisi ve ülkenin başkanını belli aralıklarla halkın seçmesi temeldir. Bu sistem genellikle Kara Avrupasında kabul görmüşken örneğin İngilterede ülkenin başında görünüşte halkın seçmediği bir kral ya da kraliçe bulunmasına rağmen yönetim halkın elindedir (oligarşik cumhuriyet).
'Bir cumhuriyetin tam demokratik cumhuriyet olabilmesi için, gönüllü birlikteliklerle bir arada bulunan o ülke halkının tüm kesimlerinin, çoğulcu özgür iradeleri ile katılımcı olarak yönetim ve denetim süreçlerine doğrudan katılabilmesidir.
Demokrasi
Demokrasinin tanımı tartışması günümüzde hala devam eden bir tartışmadır. Bunun sebepleri: ülkelerdeki bazı kurumların görüşlerini haklı çıkartmak adına demokrasi tanımını kullanmaları, demokratik olmayan devletlerin kendilerini demokratik olarak tanıtma çabaları ve aslında genel bir kavram olan demokrasinin tek başına kullanılması (Anayasal demokrasi, sosyal demokrasi, liberal demokrasi vb.) gibi sebepler gösterilebilir.
Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir.
Tarih sayfalarında geriye doğru gittiğimizde insanoğlunun demokratik gelişimi ulusal varlıklarda paydaş olma süreci çokta eski değil yani 200 yılı geçmiyor.
Tabii antik çağı saymazsak yazılı tarihi ne yazık ki Avrupa ortaçağının ardından batıdaki gelişmeler ışığında irdeleyebiliyoruz. Halbuki temele indiğinizde batıdaki bu gelişmelerin temel taşlarını Anadolu uygarlıkları oluşturur.
Ben bu aradaki gelişmelere şimdilik değinmek istemiyorum ileride bunun nedenleri üzerinde tabiki durmak isterim. Benim değerlendirmelerim araştırmacıların ve tarihçilerin gerçekçi bulguları üzerine olabilir.
Varmak istediğim nokta 1. Dünya Savaşı sonrası insanoğlu yeni oluşumların adımlarını atmıştır.
Bu oluşumun en önemli gelişmelerinden birisi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının girdiği yoldur.
İtilaf devletleri ya da sömürgeci güçlerin, Osmanlıyı paylaşıma girdiği süreçte, bu topraklarda başlatılan ulusal kurtuluş savaşı ve sonrası ardı, ardına yapılan devrimler sürecinde, batı kazanımlarını alta oturtarak üstüne inşa edilmeye çalışılan ülke ve yaşayanlarının gereksinimleri doğrultusunda geliştirilmeye çalışılan yeni sistemdir.
Çünkü bulunduğumuz coğrafya ve tarihi bir başka ülkenin uyguladığı sistemi birebir uygulama yerine, tüm sistemlerle barışık ama halkın ve ulusal gereksinimler doğrultusunda olma gereğidir.
1920 yılında başlayan bu yeni süreç Cumhuriyetin ilanıyla hızlanmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk'ün 1919 la başlatırsak 20 yıla yakın süreçte düşüncelerini bir, bir yaşama geçirdiğini görürüz. Uygulamaya alınan her şeyin öncesi ciddi tartışmalardan geçirildiğini olgunlaştıktan sonra bekletilmeden uygulandığını görürüz.
1-20 yıllık süreçte bir yandan toplumun temel gereksinimlerini karşılamak, dışa bağımlılığı azaltmak girişilen ekonomik devrimler. Ekonomide yine doğu ve batı sisteminde ikiye ayrılan sosyalist yada liberal uygulamayı tek taraflı alma yerine iki sisteminde insana değer katan kazanımları alınıp ikisinin de aynı anda uygulanabilirliğini kanıtlamış olmasıdır. Örnek verirsek bir yanda Sümerbank devlet eliyle oluşturulurken, diğer yanda İş Bankası özel sektör eliyle oluşturulmuştur. Bu örnekler çoğaltılabilir.
2-Diğer yandan da kültürel devrimler devam eder. Burada en önemli giriş harf devrimiyle başlar. Ardından Türk dilinin yabancı diller boyunduruğundan çıkarılması daha zenginleştirilmesi için Türk dil Kurumunun kurulmasıdır. Burada yeni kelimelerin yazı diline eklenmesi için köy, köy gezilir halkın konuştuğu kelimeler alınır. Dil zenginleştirilir. Ardından yine kültür devriminin en önemli ayağı Türk Tarih Kurumunun oluşturulması gelir ki bu insanlık tarihi içinde çok önemlidir. Çünkü bu topraklar onlarca uygarlığa ev sahipliği yapmış bu gün bu topraklarda yaşayanlar o uygarlık birikimiyle yoluna devam etmektedir.
Uluslar kendi dil ve tarihinde koparıldıklarında yok olurlar.
3. bir yandan da sosyal devrimler gerçekleştirilmiştir. Giyiminden, davranışına, yargılamasına kadar, başka kültürel akımların etkisine girmişti. Bu nedenledir ki son anda yok oluşun kıyısından dönmüştür.
Yani insanoğlunun gelişimini alt basamak yapan Mustafa Kemal ve arkadaşları onun üzerine kendi değerlerini katmaya çalışmışlardır.
Tüm bu gelişmelerin önderi büyük önder Mustafa Kemaldir. Ondan sonraki süreç ne yazık ki böyle gelişmemiştir.
Her zaman projeler yapanlar tarafından uygulanırsa mükemmeliyet kazanır.
Ancak proje hala ortadır. Gelecek kuşaklara miras bırakılmıştır.
Bu proje Türkiye Cumhuriyetidir. Projeyi ise CHP sine tescil etmiştir.
Yaşama veda etmeden 1 yıl önce 1937 de parti ilkelerine laikliği ekleyerek 6 ana ilke halinde projeyi noktalamıştır.
Bu proje tasarı halinde değil bizzat uygulamaya alınmış bir projedir.
20 yıllık süreçte yapılanlar meclis arşivlerinde ve milli kütüphanelerde mevcuttur.
Türk halkı 1938 den bu yana yani atanın bizlere veda ettiği o günden beri projenin kaldığı yerden yaşama geçirilmesini beklemektedir.
Mustafa Kemalden nöbeti devralan onun silah arkadaşı ve devrim yoldaşı İsmet İnönü onun en büyük hayali olan demokratik yaşama geçişi 1950 yılında geçirmiştir.
1966 yılında söylediği ortanın solu söyleminin ise içi doldurulamamıştır. Çünkü o gün sonrası ülke halkının temel gereksinimleri üzerine oturtulamaya çalışılan sistem rayından çıkmış yabancı görüş ve düşüncelerin yörüngesine girmiştir. Bu nedenledir ki tüm çaba ve gayretlere rağmen bir türlü iktidara gelememektedir.
Demokrasilerde elbette tüm görüş ve düşünceler tartışılabilir, tartışılmalıdır da ancak her siyasi akımın siyasi ve ekonomik görüşü bir bütünlük oluşturur. Bu nedenledir ki her siyasi parti kendi görüşleri doğrultusunda partisini oluşturmalı ve yoluna giderken diğer siyasi yapıların dağarcığına yeni şeyler eklemeli, bu işin doğrusudur.
CHP sosyal demokrat parti olabilir mi?
Yukarıda geniş anlatımla konuları açmamın nedeni aslında sosyal demokrasi köken Vladimir Lenin gibi devrimci sosyalistleri de kapsıyordu. Daha sonra evrimci yaklaşım baskın çıktı ve sosyal demokrasi proleter devrime karşı bir ideoloji halini aldı. Sosyal demokrasinin bu evrimci yaklaşımının en önemli temsilcisi, Eduard Bernstein'dır.
Peki Vladimir Lenin Ekim devrimini 1917 de yapmıştır.
Eduard Bernstein (6 Ocak, 1850 - 18 Aralık, 1932), Alman sosyal demokrat teorisyen ve politikacıdır. SPD üyesi ve reformist ve sosyalist revizyonizmin kurucusudur. Danzig'den gelerek Prusya'nın başkenti Berlin'e yerleşmiş bir yahudi ailenin oğluydu. Babası demiryolu makinisti, amcası Aaron Bernstein ise işçi çevrelerinde çok sayıda okuru olan Berliner Volk Zeitung gazetesinin editörü idi.
Kurtuluş savaşında da Mustafa Kemalin en yakın müttefikidir. Türk devrimleri ise Atanın 1919 da Samsuna ayak basmasıyla başlar.
Mustafa Kemal Atatürk Türk devrimlerini yaşama geçirirken gerek sosyalist lider Lenin Vladimir, gerek Sosyal demokrat lider Eduard Bernstein kuramlarının ve uygulayıcısı durumunda idiler.
Ama Anadolu da başka devrimler süreci yaşanmaktaydı. Atanın dış fikirlerle ilgili birde serzenişi vardı. Dışarıdan gelen fikirlerle varolan bir ulusu tarih yazmadı der kelime alıntı aklımda kaldığıyla yazıyorum.
Cumhuriyet Halk partisi Atatürk ün projesinin ana gövdesi olduğuna göre Kemalist bir partidir. Ve sürekli devrimlerden yana devrimci bir partidir.
Ana kaynağı ise halktır. Bunun böyle olduğunu kuruluş temelinde uygulamalarda görürsünüz.
O zaman yanlış buradadır. Parti kendi ana ilkelerini yok sayan başka fikir ve düşüncelerin kavram kargaşası içinde olan yönetenlerin elindedir. Yabancı menşei ideolojilerle halkına yabancılaşmıştır.
Cumhuriyet mitingleri Kemalist düşüncenin korku ve kaygılarını anlatmıştır.
Ancak kendilerini sol olarak adlandıran kesim Atatürk portreleriyle ve Türk bayraklarıyla bu toplulukları yanlış analiz etmiştir.
Ve yanılgı içine düşmüştür.
Hala partide egemen olan görüş halka tepeden bakıp halkı cehaletle suçlamaktadır. Yanlış olan budur.
Türk devrimlerinde oku yaz oranı yüzde %5 olmasına rağmen Atatürk bu halk cahildir dememiştir. Bu gün bu oran %90 dadır ve devrimlerin başarısıdır. Engellere rağmen.
Yukarda tartıştığımız sorun tabi sadece CHP sorunu değildir. CHP bir projedir ve halka açıktır. Demokratik düzenden sonra halk cumhuriyetine ve devrimlerine elbette sahip çıkacaktır. Çıkmıştır da 1950 den bu yana iktidara gelenler eksiklerine rağmen cumhuriyete ve Türk halkına hizmet etmiştir. Mesele CHP nin devrimlerde öncü parti olarak görevini eksiksiz yerine getirebilmesidir. Bu CHP örgütünde bir grup demeyeyim nerde ise çoğunluk devrimlerin arkasında bile duramamaktadır.
Nedeni Türk devrimlerini bilmemesidir. Yapılan genel bakışımda oy veren seçmen ana ilkelerini parti yöneticilerinden daha fazla bilmektedir. Kullandığı oy bilinçlidir.
Parti yönetimi adeta bu kesimi banko seçmen olarak görmekte ve mirasyedilik yapmaktadır. Bu güne kadarki uygulamalar bu izlenimi oldukça etkin bir şekilde vermektedir. Parti içi demokrasi adeta felçtir.
Tüm bu olanlar halkın gözünden kaçmamaktadır. Ancak kaybedilen zaman tüm insanlarımızın aleyhinedir ve geri gelmemektedir.
Bir çok kesim CHP eleştirmekten geri durmaktadır. Bunun nedeni muhalefette onu tek görmesidir. Artık eleştiriler yapılabilmeli 1919 dan bu güne gelinen süreç değerlendirilmelidir. Meseleye karşı devrim mantığı ile bakmanın ötesinde tüm süreci masaya yatırmalı eksiklerimizi tamamlamalıyız.
Yoksa çağdaş uluslar seviyesini aşmak hayalden öte gidemez.
Sevgiyle kalın...
Yaşar Kaba



















