Sessizlik Oldu, Kız Doğdu
O saniyelerde dünya bir anlığına durdu.
Rüzgâr yavaşladı, kuşlar ötmeyi unuttu.
Zaman nefesini tuttu.
Sessizlik oldu… Ve kız doğdu.
Küçücük bir nefesle doldu oda. Yaşam, cılız bir ağlama sesiyle hatırlattı kendini.
Daha gözlerini yeni aralamaya çalışırken, içeride koca bir dünya vardı.
Derin bir bilgelik ellerinde, yumruklarında umut gizliydi.
Zaman ilerledi, kadın oldu…
Her sabah yeniden doğdu.
Çocuğunu okula hazırlarken, servisin sesini duymaya çalışırken,
İşe geç kalmamak için koşturarak çıkarken,
Yorgunluğu daha sabahın ilk saatlerinde yudum yudum içine çekerken doğdu.
Akşam eve dönüp yemek telaşının arasında çocuğunun ödevine yardım ederken,
Evdekiler dinlenmek için uykuya daldığında, o ütü yaparken bir kez daha doğdu.
Kimse bilmedi, fark etmedi.
Ne alkışlandı, ne de takdir edildi.
Sabretmeyi, ayakta kalmayı, sustuğunda bile anlatabilmeyi öğrendi.
Usanmadan hayatı sırtlanmaya devam etti.
Kadının emeği evde görünmez oldu.
İşe alınırken yaşı, medeni durumu, çocuk sayısı sorulur.
Yükselirken anne olması bahane edilir hale geldi.
Erkek egemenliğinin kuralları, kadınların hep bir adım önüne olmuştur.
Yine de kadınlar her zaman annelik yapar, fedakar bir eş olmaya çalışır, üretir, yönetir, Hatta çoğu zaman hayatın dengesini düzenler.
Kadınlar hep susturulmaya çalışıldı…
Çünkü sessiz kaldıklarında daha çok şey yapabildiklerine inandırıldılar.
Sesleri çıkarsa, ‘huzursuzluk çıkaran’, ‘her konuyu abartan’, hatta ‘nankör’ olarak yaftalandılar.
Her kadının içinde, bu suskunluğun altında bir teslimiyet değil,
Derin bir direniş vardır.
Kadınlar değişiyor…
Sabretmekle değil, değişmekle ilgililer.
Haklarını biliyor, susturulmak değil; özgürlük, eğitim ve eşitlik istiyorlar.
Artık ‘güçlü kadın’, susturulan acılara katlanan değil,
Hayallerinin peşinden gitmekten korkmayan kadın demektir.
Dayanışmayla birlikte yürüyerek, yalnız kalmadan çoğalıyor kadınlar.
Çünkü biliyorlar ki:
Değişim bireyde başlar, ama birlikte olunca kök salar.
Artık sessiz kalmıyorlar.
Sesleriyle var olmak istiyorlar.
Toplumun biçtiği rollere bürünmüyor,
Kendi kimliklerini cesaretle inşa ediyorlar.
Bu yüzden kadın, her sabah yeniden doğuyor.
Küllerinden değil; yaşadıklarından, bazen gözyaşlarının içinden, bazen kahkahalarının arasından. Ve her gün biraz daha güçlenerek…
Çünkü asıl devrim, en çok duyulmayan çığlıkların ardından başlar.
















Her zaman ki gibi harika.Okumak icîn sabırsızlıkla bekliyorum..Tebrik ediyorum yolun açık olsun ablacım.
Çok güzel bir konuda çok güzel bir anlatım teşekkürler…ağzına eline emeğine sağlık,toplumumuzun artık güçlü kadınları kabul etmeye başladığını,yine siz kadınların yaşadığımız toplumda gösterdiği güçlü dıruşlarına bağlı…
Özlem hanım gerçekten kadınların sessiz çığlıklarını çok iyi anlatmış kendisini kutluyorum yazılarının devamını heyecanla bekliyorum