İslam ve kadın- VII - Asya kıtasındaki ülkeler
İran: 1979 yılında yapılan dini darbeden sonra İran İslam Cumhuriyeti, Ayetullah adı verilen bir lider tarafından yönetiliyor. 8. asırda yaşayan On iki imam mezhebi İmamı Musa Kazımdan sonra ortaya çıkan Ayetullah inancının son temsilcileri imam Humeyni ve Ali Hamaney. Bu mezhebin inanışına göre 12. imam Mehdi kayıp. İmam Mehdinin kıyametten önce yeryüzünde görüneceğine, Hazreti İsa(as) ile buluşacağı ve yapılan savaşta kafirleri yeneceğine inanılıyor.
Benzeri düşünce Yahudilerde de var. Onlar da Mesih adlı bir kurtarıcının yeryüzüne geleceğine ve Armageddon Savaşında kafirleri yeneceğine inanıyorlar. Bunun için iki olayın gerçekleşmesi gerekiyor. İlki Kudüs şehrinin Yahudilerin eline geçmesi. İkincisi Mescid-i Aksa mabedinin yerinde inşa edilmesi.
Günümüzde Kudüs Yahudilerin elinde. Yani birinci olay 1900 yıl sonra gerçekleşti. İkinci olayın gerçekleşmesi için Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra’nın bulunduğu Harem bölgesinin Yahudilerin eline geçmesi gerekiyor. Günümüzde Ürdün toprağı olan ve surlarla çevrili bu bölge Kuran-ı Kerimde İsra suresinin 1. Ayetine göre mübarek (Kutlu, kutsal, uğurlu, çok saygı duyulan) kılındığından buraya sadece Müslümanlar girebiliyor. Yahudiler giremiyor.
Günümüzdeki iki din devleti İran ve İsrail arasındaki amansız mücadelenin sebebi bu olsa gerek. Bu mücadelede Evangelist düşünceye sahip ABD yönetimi Yahudilerin yanında fiilen yer alıyor. Birbirlerini hiç sevmemelerine rağmen Kitab-ı Mukaddes’te (Tevrat ve İncil) birleşen Hıristiyan dünyası da bu savaşlarda Yahudileri destekliyor.
İslam peygamberi Hazreti Muhammed (sav) Kuran’da son peygamber (Hatem-ül enbiya) olarak gösterildiği için Araplarda, Türklerde ve Şiilerin dışında kalan diğer Müslümanlarda Mesih inancı yok.
İran bir İslam devleti. Şeriat hukukuna göre yönetiliyor. Ama Ayetullah inancı İslam’a aykırı. Din adamları tarafından 47 yıldır yönetilen bu ülkenin başı dertten kurtulmadı. İran, İsrail dışında yakın komşuları olan Müslümanlarla da sorunlar yaşıyor. ABD, sizi koruyacağım bahanesiyle Arap ülkelerine çökmüş. Bu bölgelerde kurduğu askeri üslerle İran’ı kuşatmış. Petrol ve doğalgaz zengini olmasına rağmen İran ekonomik ambargolar altında halkına refah sağlayamıyor. En son Mahsa Amini olayında olduğu gibi kadınların örtünmesinde zaman zaman ortaya çıkan direnişler yönetimi zorluyor. İran halkı dış saldırılara karşı devletinin yanında ve tek vücut ama halk mutsuz. Bu durumun böyle devam edemeyeceği ortada. İran değişmek zorunda.
1639 Kasr-ı Şirin anlaşmasıyla çizilen Türkiye-İran sınırı o günden sonra değişmedi. İran bizim komşumuz. Onların mutlu olması bizim de yararımıza. Olması gereken Gazi Mustafa Kemal’in "Yurtta sulh. Cihan da sulh" ilkesinin İran’da da egemen olması. Zira İslam barış dini değil mi? İslam devletinin önce barışı sağlaması gerekmiyor mu?
Afganistan: Kurtuluş savaşında TBMM’nin yaptığı milli mücadeleyi destekleyen, maddi yardımda bulunan, TC’yi ilk tanıyan ve o tarihlerde bağımsız tek İslam devleti olan Afganistan, 1973 yılında yapılan bir askeri darbe ile önce Rusların nüfuzuna girdi. Sonra 1979 yılında Ruslar tarafından işgal edildi. Ruslar dış devletlerin desteğindeki Afgan milisleriyle yaptıkları mücadeleyi kaybettiler ve 1989 yılında Afganistan’dan çekildiler. Bu savaş Afganistan’ın sosyal dengesini bozdu. Pek çok Afgan komşu Pakistan’a göç etti.
Rusların çekilmesinden sonra başlayan iç savaşı Taliban örgütü kazandı ve 1996 yılında kurulan Afganistan İslam emirliği 2001 yılında Ülkenin ABD tarafından istilasıyla devrildi. El Kaide ile mücadele eden ABD, 2021 yılında Afganistan’ı terk etmek zorunda kaldı.
Günümüzde Taliban tarafından yönetilen devlet tam bir Şeriat devleti. Ancak Afganistan’da kadının adı yok. İslam’ın kadına tanıdığı hakların pek çoğuna riayet edilmiyor. Örneğin kız çocukları sadece ilk okula gidebiliyor. Kızların orta ve üniversite eğitim görmesi yasaklandı. Bu durum ülkenin geleceği için en büyük sorun.
Zira kadını cahil olan bir toplum kültürel olarak yükselemez, ekonomi alanında diğer devletlerle yarışamaz ve ayakta kalamaz.
20. asır başlarında yüzünü bilimsel gelişmeye çeviren ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kendine örnek alan Afganistan, günümüzde sergilediği yönetim anlayışıyla komşularına özellikle Pakistan’a çok zarar veriyor. Adı İslam devleti ama İslam’ın emrettiği ilk emirlerden biri olan adil olun hükmü Afganistan’da özellikle kadınlar için geçerli değil.
Pakistan: Şeriat hükümlerine bağlı bir anayasaya ve sıkça askeri müdahalelerle sarsılan bir demokrasiye sahip olan Pakistan XI. asırda Gazneli Mahmut zamanında Müslümanlığı kabul etti. Uzun süre İngiltere’nin sömürgesi olan Pakistan 1947 yılında Hindistan’la birlikte bağımsızlığını kazandı. Muhammed Ali Cinnah yönetiminde yürütülen bağımsızlık sürecinde Müslümanlarla Hintlilerin yer değiştirmeleri yaklaşık 1 milyon kişinin hayatına mal oldu. Bu mübadele sonunda doğuda Dakka başkentli Doğu Pakistan (Bangladeş), batıda Karaçi başkentli Pakistan devletleri kuruldu. Resmi dini İslam olan Pakistan 1956 yılında İslam Cumhuriyeti adını aldı. Hindistan’ın müdahalesiyle 1971 yılında Bangladeş’ten ayrıldı.
Pakistan, 1973 yılında tüm yasaların Kur'an ve Sünneti esas alan yeni bir anayasayı kabul etti. Endonezya’dan sonra en büyük Müslüman nüfusa sahip olan ülkede nüfusun büyük çoğunluğu Sünni. Pakistan, İran'dan sonra, dünyanın ikinci büyük Şii nüfusa sahip ülkesi. Nüfusun %3,3'ünü Hıristiyan, Hindu, Sih ve Budistler oluşturmakta. Hindistan ile Keşmir nedeniyle ihtilaf halinde olan Pakistan, nükleer silaha sahip tek İslam devleti.
Askeri müdahalelerle demokratik sistemi sık sık askıya alınan Pakistan, kuzey komşusu Afganistan’ın 1970 yılından sonra yaşadığı siyasi ve sosyal bunalımlardan çok zarar gördü. Pek çok Afgan göçmenini ülkesinde barındırmak zorunda kaldı. Ekonomisi ve sosyal yapısı bozuldu. Günümüzde bu sıkıntılar devam ediyor.
İslam hukukunun geçerli olduğu Pakistan’da Hint ve İngiliz kültürleri oldukça etkili. Resmi dil Urduca ve İngilizce. Bangladeş’te olduğu gibi Pakistan’da da kadınlar siyasi hayatın içinde. Bir askeri darbe ile devrilen başbakan Zülfikar Ali Butto’nun bir suikast sonucu hayatını kaybeden kızı Benazir Butto’nun Pakistan’ın ilk kadın başbakanı olması bunun kanıtı.
Laik yönetimle kurulan Pakistan daha sonra anayasasını değiştirerek İslam Cumhuriyeti adını aldı ama İslam hukukunu tam olarak uygulayamadı. Pakistan kadını İslam’ın kendisine sağladığı haklardan genellikle yararlanamıyor. Ailede anne ve kız kardeş saygın ama eşin değeri kocasının tutumuna bağlı. Eğitimli erkeklerin davranışları da toplumun çoğunluğunu teşkil eden feodal düşünceye sahip erkeklerin davranışlardan farklı değil.
Pakistan’da baş örtüsü zorunluluğu yok. Lakin toplumun büyük bölümünde kadın hem cahil bırakılmış hem de daha evliliğin başında ekonomik kaynakları elinden alınmış. Evlerinden çıkmalarına izin verilmeyen Pakistanlı kadınların dışarıda çalışması ve ekonomik yönden güçlü olması mümkün değil.
Çıkarılan hudut kanunları kadının zina suçu ile daha fazla suçlanmasına sebep olmuş. Tecavüze uğradığını iddia eden kadın zina suçu ile hapse atılmış. Her türlü kanun çıkarılıyor ama kadın haklarını geliştirecek bir kanun çıkarılamıyor. Askeri devrimle başa geçen devlet başkanı Perviz Müşerref buna çalışmış ama başarılı olamamış.
Afganistan’da kadına nerdeyse toplumda hayat hakkı tanımayan Taliban zihniyeti Pakistan’ı da etkisi altına almış. Ayrıca Hint kültürü İslam’da reenkarnasyon gibi bazı farklı yorumlara sebep olmuş. Pakistan’da kadın sosyal hayatta, ekonomide ve eğitimde erkeklerin çok gerisinde. Kadın hakları konusunda gelişme var ama bu çok yetersiz.
Bangladeş: Batı Pakistan merkezli hükûmetin yirmi yılı aşkın siyasi baskısı ve sistematik ırkçılığının ardından, Doğu Pakistan 1971 yılında yaşadığı iç karışıklık sonucunda Bangladeş Halk Cumhuriyeti adıyla bağımsızlığını ilan etti. Önce başbakanlık sonra cumhurbaşkanlığı görevlerini yürüten Şeyh Mucib-ür Rahman 1975 yılında suikastla devrildi.
İç karışıklıklar ve darbeler yüzünde siyasi istikrarın sağlanamadığı Bangladeş’te İslam dünyasında o güne kadar yaşanmayan bir ilk yaşandı. Begüm Halide Ziya, 1991- 2006 yılları arasında üç kez Bangladeş başbakanı olarak görev üstlendi. Halide Ziya, özellikle eğitim hizmetlerini geliştirdi ve bazı önemli ekonomik reformları gerçekleştirdi.
2009-2024 yılları arasında beş kere başbakanlık görevini yürüten Şeyh Hasina Vecid ise Ağustos 2024 tarihinde kitlesel bir ayaklanmayla devrildi. Dünyanın dördüncü büyük Müslüman nüfusuna ev sahipliği yapan Bangladeş, İngiliz yönetim sistemine dayalı üniter bir parlamenter cumhuriyet. Ülke Güney Asya'nın ikinci büyük ekonomisine sahip.
Bangladeş’te İslam, Hint kültürü ve İngiliz yönetim anlayışının etkisi altında. Km2 başına dünyanın en kalabalık ülkesi olan ülkede en önemli iki sorun cehalet ve yoksulluk. İslami hayatı bu iki etken şekillendiriyor. Kadınlardan başbakan çıkarmasına rağmen kadınlar her konuda erkeklerin gerisinde. Bu ülkede insanlar hayatta kalma mücadelesi içindeler.
Malezya: Babür İmparatorluğu zamanında İslam’la tanışan Malezya, İkinci Dünya savaşından sonra 1957 yılında bağımsızlığını kazandı. Malakka Burnundaki topraklarla Borneo Adasının kuzeyinde yer alan Saravak ve Sabah Sultanlığından oluşan, federal parlamentolu meşruti yönetimle yönetilen Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur.
Malakka Boğazı dünya deniz ticaretinde stratejik öneme sahip. Yarımadanın güneyindeki Singapur adası İngilizler tarafından Malezya’ya bırakılmamış. Asya kıtasına dışarıdan girişin sağlandığı dört büyük merkezden biri olan bu ada dünyanın önemli ekonomi merkezlerinden biri konumunda.
Ülkede resmî din İslam. Müslüman olan halkın çoğunluğu Malay kökene sahip, az bir kısmı ise Hintli. Budizm ve Hıristiyanlık yaygın dinler arasında.
Malezya’da sadece İslam Üniversitesinde baş örtüsü mecburi. Diğer yerlerde baş örtüsü serbest. Batılı hayat hakkını kabullenen kimselerde baş örtüsü özgür irade ile takılırsa kalıcı olur düşüncesi hâkim. Kuala Lumpur’da tabanı beyaz mermer kaplı ve duvarları camekanlı elli bin kişilik bir caminin varlığı İslami hassasiyeti ifade ediyor ama her yerde olduğu gibi feodal kültürün ve ataerkil aile yapısının etkisinin devam ettiği Malezya’da İslam hukuku yöreye göre farklı uygulanıyor. Uzun süre İngilizlerin işgalinde kalan Malezya bu kültürden ve Endonezya kültüründen etkilenmiş. Şehirlerde kadınlar daha özgür.
Eğitime çok önem verilen Malezya’da üniversiteli kızların sayısı toplam öğrencilerin %60’ını teşkil ediyor. Bu durum Malezya’nın geleceği için iyiye işaret. Ancak modern görünüşüne rağmen Malezya’da erkek görüşü egemen. Malezyalılar modern dünyanın sorunlarına İslami çözümler getirmeliyiz düşüncesindeler. Kadınların aleyhine olan bazı yasaların İslam böyle emrediyor diyerek uygulanması kabul edilemez. Çünkü İslam kadın dahil hiç kimseye haksızlık yapılmasını kabul etmez. Örneğin erkeklerin çok eşliliği baskı aracı olarak kullanmaları doğru değildir.
Malezya’da hangi milletten olursa olsun kadınlar tecavüze uğruyor. Kadınlar tecavüzü ihbar etmekten çekiniyorlar. Sığınma evleri tecavüze uğrayan kadınları himaye ediyor. Malezya’da kadınların sorunları yeteri kadar çözüme kavuşmamış. Erkeklerin siyasette, ekonomide üstünlüğü devam ediyor.
Endonezya: Asya kıtasının güneyinde Ekvator kuşağında yer alan, dört büyük ada (Sumatra, Borneo, Cava ve Celebes) ve binlerce adadan oluşan Endonezya 285 milyonu aşkın nüfusuyla dünyada en büyük İslam nüfusuna sahip ülke. Bu bölge Babür İmparatorluğu döneminde 16- 17. asırlarda İslam’la tanıştı. Balta girmemiş ormanlarla kaplı ülkede ilkel hayatı yaşayan yerliler mevcut.
Doğu Hint Adaları ile anılan bu topraklar 17. asırda İngiliz- Felemenk çekişmesine maruz kaldı. İngilizlerin Hindistan’a çekilmesiyle Felemenk (Hollanda) esaretinde yaşayan ve II. Dünya savaşında Japonların işgaline uğrayan ülke 1945 yılında bağımsızlığını kazandı. Başkenti Cava adasındaki Jakarta. Yer altı ve yerüstü zenginlikleri yanında Japonya ve Çin’in batı ile ticaret yaptığı deniz yollarına sahip olması nedeniyle Endonezya stratejik öneme sahip. Başkanlık sistemli üniter cumhuriyet olan Endonezya uzun yıllar Ahmed Sukarno ve Suharto adlı generaller tarafından baskı ile yönetildi. Ülke 1998 yılından itibaren demokratik sisteme geçmeyi başardı.
Endonezya anayasası seküler bir anlayışa sahip. Endonezya Müslüman çoğunluğa sahip ama bir İslam ülkesi değil. Son verilere göre halkın %87'si Müslüman ve büyük çoğunluk Sünni- Şafii mezhebine mensup. Geriye kalan insanlar Hıristiyanlık, Hinduizm, Budizm ve Konfüçyüsçülük gibi inançlara sahipler. Değişik dini inanışların ülkedeki politik, ekonomik ve kültürel yaşayışa etkisi önemli düzeyde.
Kadının siyasetteki yeri %30 oranındaki kota ile belirlenmiş ama bu kotaya uyulmuyor. Kadınlar kendi haklarını sosyo-kültürel nedenlerle kullanamıyorlar. Çok eşlilik sadece devlet memurları için yasak. İslam dini erkeklerin çıkarlarına göre yorumlanıyor. Kadın ve kız çocuğu ticareti en büyük sorun. Geleneksel olarak kızlarını satmak isteyen aileler var. Bunun başlıca sebebi cehalet ve yoksulluk. Kadınlar yoksulluktan daha çok etkileniyorlar. Endonezya hukuk sistemiyle toplum gerçekleri arasında büyük çelişkiler var. Asıl sorun dini değerlerin kâğıt üzerinde kalması.
Sumatra adasında yaşayan ve sadece Müslümanlara uygulanan Minangkabau kültürüne göre miras anneden kız çocuğuna kalıyor. Erkek evlendiğinde hanımının evine, dul kalınca annesinin evine gidiyor. Bu kültürde tek eşlilik yaygın. Kadınların kolayca boşanma hakları var. Köy yönetimi yaşlı kadınların elinde.
Endonezya’da kadın İslam’ın kendisine tanıdığı haklardan tam olarak yararlanamıyor. Hac ibadeti için Mekke’ye gelen kadın- erkek Endonezyalı hacılar, sakin davranışları ve düzgün kıyafetleriyle diğer milletlerden hemen ayrılıyorlar. Hacıların genelde gençlerden oluşması Endonezya Müslümanlarının önemli bir özelliği. Uzun yıllar batı kültürünün etkisinde kalmış olmasına rağmen günümüz Endonezya’sında kadınlar her konuda erkeklerin gerisinde.
*Afrika kıtasındaki ülkeler:
Mısır: Tarihi MÖ. üç binli yılların ötesine uzanan Mısır, İslam’la Halife Hazreti Ömer (RA) döneminde tanıştı. Bir süre Şii Fatımi ve Memluk Devletleri tarafından yönetilen Mısır 1517 yılında Osmanlı topraklarına bağlı eyalet olarak katıldı. Osmanlı hazinesine yıllık en büyük vergiyi veren Mısır, Süveyş Kanalının açılmasıyla (1858-1869) dünyada stratejik bir üstünlüğe kavuştu. Süveyş Kanalı'nın açılışına karşı olan İngiltere, 1882 yılında Mısır'ı işgal ederek Kanal'ın kontrolünü ele geçirdi. Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşı sırasında Süveyş Kanalı'nı geri alabilmek için 1915 yılında iki defa kanal harekât düzenledi. Fakat kanalı ele geçirmeye muvaffak olamadı.
Mısırdaki krallık yönetimi Albay Cemal Abdülnasır’ın 1952 yılında yaptığı askeri darbe ile yerini cumhuriyete bıraktı. 1956-1973 yılları arasında İsrail ile yapılan savaşları kaybeden Mısır 1978 yılında yaptığı Camp David anlaşmasıyla bu savaşlardan çekildi. Uzun süre askeri yönetimler tarafından yönetilen Mısır’da başkan Hüsnü Mübarek' 2011 yılında görevden uzaklaştırıldı.
Ardından 2012 yılında Muhammed Mursi'nin öncülüğünde işbaşına gelen Müslüman Kardeşler yönetimine ise darbeci general Abdülfettah Sisi son verdi. Muhammed Mursi’nin görevinden uzaklaştırılması Türkiye ile Mısır arasındaki siyasi ilişkileri oldukça gerginleştirdi. Mısır halen sözde seçimlerle iş başında olan General Sisi tarafından yönetiliyor. 1960’lı yıllarda oluşan bağlantısızlar hareketinin Hindistan’dan sonra ikinci başkanı olması hasebiyle dünya siyasetinde ve Arap dünyasında önemli bir yere sahip olan Mısır'ın resmî dili Arapça.
Mısır'ın resmî dini İslam. Nüfusun %85’iMüslüman, %15’i yerli halk Kıpti Hıristiyan. Mısır'ın hukuk sistemi, İslami hukuk ve Medeni hukuka (özellikle Napolyon Yasaları) dayanmakta ve İslam hukuku yasaların ana kaynağını oluşturmakta. Şeriat mahkemeleri ve kadılar Adalet Bakanlığı tarafından yönetilmekte. Yargı denetimi Yüksek Mahkeme tarafından yapılmakta. 2014 yılında laikliğe yakın yeni anayasayı kabul eden Mısır, Uluslararası Adalet Divanı'nın zorunlu yargı yetkisini de sınırlı olarak kabul etti.
Mısır kadınlarına göre eşitlik fikri erkeklerin zihninde ve kalbinde yer almıyor. Mısırda evlilik, boşanma ve velayet gibi kişisel statü konularını düzenleyen aile hukuku şeriata göre belirleniyor. Aile mahkemelerinde bir kadının ifadesi bir erkeğin ifadesinin yarısı kadar kabul ediliyor. Karar mekanizmalarında kadınların oranı %30. Kadınlar her alanda ayrımcılıkla karşı karşıya. Devletin bu ayrımcılığı ortadan kaldırması gerekiyor. Hangi dinden olursa olsun kadınların önüne çıkan engeller dini hükümlerden çok, gelenekler.
İsrail yenilgileri Arap dünyasında dini hassasiyetleri artırdı. Mısırda boşanmalar artıyor. Aile hukuku mutlaka değiştirilmelidir Mısırda baş örtüsü serbest. Örtünme İslam’ın getirdiği yeni bir şey değil. Zira o çağlarda diğer dinlerden gelen uygulamalarla herkes örtünüyordu. Örtünmek iyi bir Müslüman olmak için yeterli değildir. Demokrasi ve hukuk alanlarında gelişmeliyiz. Kadınlar sadece dini sorumlulukta değil haklarını alırken de eşit olmalıdır. Hükümetimiz sanki kör, sağır ve dilsiz. Toplumun bütün karşı çıkışına rağmen bildiğini okuyor. Mısırdaki hürriyet anlayışı bu. Bu sözlerden anlaşıldığı üzere Mısır kadını, tarihi geçmişine ve kültürüne rağmen günümüzde her alanda erkeğin gerisinde.
Sudan: Mısır’ın güneyinde Kızıldeniz kıyısında yer alan ve büyük bölümü Nil Nehri bataklıklarıyla kaplı Sudan, İslam’la Emeviler döneminde tanıştı. Mısır,1517 yılında Osmanlı topraklarına katılınca Sudan bölgesi de Osmanlı etkisine girdi. Ancak çok uzak olduğu için bu bölge resmen Osmanlı İmparatorluğuna bağlanmadı. 19. asırda Mısır yönetimine egemen olan Kavalalı Mehmet Ali, Paşa Sudan’ın zengin altın madenlerinden yararlandı. Buradan elde ettiği gelirle Mısırı mamur bir hale getirdi. Süveyş Kanalının açılmasından sonra Kızıldeniz uluslararası deniz ticareti açısından önem kazanınca 1882 yılında Mısırı ele geçiren İngiltere, birkaç yıl sonra 1899 yılında Sudan’ı da hâkimiyetine aldı. İngiliz işgali 1956 yılına kadar sürdü. Sudan Cumhuriyeti bu tarihte bağımsızlığını kazandı. Dini ve etnik olarak farklı toplulukların bir arada yaşadığı bir ülke olan Sudan'da laiklik sürekli gündemde oldu. Uzun süre iç karışıklıklar yaşayan ve başkenti Hartum olan Sudan 2011 yılında Kuzey ve Güney Sudan olmak üzere ikiye bölündü. Kuzey bölgesi petrol ve stratejik madenler açısından daha zengin.
Sudan’da halkın %90'ı Müslümanlardan, geriye kalanı animizm inancına sahip yerliler, Kıpti ve Ortodoks Hıristiyanlardan oluşmakta. Müslümanların çoğunluğu Sünni ve Sünnilerin bir kısmı Şafii, bir kısmı da Maliki. Sudan Cumhuriyeti 2020 yılında seküler bir yönetimi kabul etti. Resmi dil İngilizce.
Sudan’ın en önemli sorunu iç barış. İç çekişmelerden en çok kadınlar ve çocuklar etkileniyor. Devlet kadına önem veriyor. Kadınların 1960’lı yıllarda seçme, 1970’li yıllarda seçilme hakkını kazanmış olmaları bunun bariz kanıtı. Kızların eğitimi, kadınların güçlendirilmesi ve toplumsal hayata katılımının sağlanması için gerekli hukuk ve kuralların oluşumunu sağlayacak Sudan Kadın Birliği 1952 yılından buyana faaliyette. Bunun sebebi kadınların dünyaya güven ve istikrar getireceğine olan inanç.
Sudan’da kadın seçmen erkeklerde fazla. Buna rağmen siyasette kadın kotası %10. Baş örtüsü zorunlu değil. Sudan’da örf ve adetler kadının İslam’a sağladığı hakları gasp etmiş durumda. Birleşmiş Milletler (BM) düzeyindeki 9 temel insan hakları sözleşmesinden biri olan Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesini (CEDAW) Sudan, birçok maddesi İslam hukukuna aykırı olduğu için kabul etmemiş.
Kuzey Sudan’a göre daha fakir olan güneyde kadının durumu daha kötü. Burada kadının evi dahi yok. Kadın iç savaşlardan dolayı yorgun ve hasta. Sudan’da 600 etnik gurup, 400 yerli kabile var. Gelenekler çok farklı. Mehir bedeli başlık parasına dönüşmüş. Başlık parası olarak inek veriliyor. Bazı kabilelerde bu sayı 200-300 inek arasında olabiliyor. Sudan’da da kadın bütün çalışmalara rağmen her konuda erkeklerin gerisindeler. Kadına verilen haklardan dolayı Türkiye örneği övülüyor.
Trablusgarp (Libya): Dört Halife döneminde İslam’la tanışan, 1556 yılında Osmanlı İmparatorluğuna bağlanan Libyalılar 1911 yılında İtalyanların esaretine girdiler. Türk kurtuluş savaşına yardım eden Libyalılar İkinci Dünya savaşı öncesinde Ömer Muhtar yönetiminde kurtuluş savaşı gerçekleştirdiler ama bağımsızlıklarını ancak 1951 yılında kazanabildiler. 1969 yılında kral kansız bir darbe ile tahttan indirildi. Albay Muammer Kaddafi Arap baharında devrilip öldürüldüğü 2011 yılına kadar Libya’yı yönetti.
İç savaşın ardından ortaya çıkan Tobruk'taki Temsilciler Meclisi ile 2012 yılında seçimle iş başına gelen Trablus Genel Ulusal kongresi 2015 yılında BM destekli Ulusal Mutabakat Hükûmetini (UMH) kurdular. Petrol ülkesi olan Libya’nın Akdeniz’deki münhasır bölgelerle ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti ile yaptığı anlaşma, Yunanlıların Güney Kıbrıs Yönetimiyle yapmak istediği anlaşmayı önlemesi açısından son derece önemli.
Halkın %87’sini Arapların %10’unu Berberilerin oluşturduğu Libya’da resmi dil Arapça. Resmi dini İslam olan Libya’da halkın %97 ‘si Sünni mezhebine mensup. Senusi tarikatı, Selefilik ve Haricilerin bir kolu olan İbadilik Libya’nın kültürel yaşamında önemli yer tutmakta. Bu dini tarikatlar Libya’daki siyasi alanda aktif rol oynamakta.
Libya’nın tarihinde önemli bir yere sahip olan ve Arap baharı isyanında halkı tarafından linç edilen Muammer Kaddafi dönemin iki kutuplu dünyası içerisinde bir üçüncü kutup, üçüncü yol iddiasını savundu. Kaddafi, kapitalist ve sosyalist olmak üzere iki kutba ayrılmış dünyada Sosyalist İslam’ın bir yeni alternatif olacağını, Kuran-ı Kerim’in temel kaynak olduğunu ve kendine ait Yeşil Kitap’ın Kuran’ı Kerim’i en iyi açıklayan kaynak olduğunu ileri sürdü. Muammer Kaddafi batı karşıtı milliyetçi bir politika izledi. Kazandığı petrol gelirleriyle ülkesine limanlar, yollar, hastaneler ve modern yerleşim yerleri inşa etti. Okullar açarak eğitimi teşvik etti. 1974 Kıbrıs harekâtında TSK uçaklarına yakıt ve lastik yardımında bulunan Kaddafi, batılı ülkelerin gerçekleştirdiği Arap Baharı değişim harekâtında halkı tarafından desteklenmedi ve hayatını kaybetti.
Kıyıdaki şehirlerle çöl bölgesindeki sosyal hayatın çok farklı olduğu Libya’da örtünme zorunluluğu var. Tarikat kültürünün etkisiyle Libyalı kadın sosyal hayatın bir parçası olamadı. Başta eğitimde ve ekonomide olmak üzere her konuda erkeklerin gerisinde. Kadın İslam’ın kendisine sağladığı haklardan çok uzak. Bunda asırlarca başkaları tarafından yönetilmenin ve millet-devlet olamamanın payı büyük. Libya halkı kendi evladı olan Kaddafi’nin yapmak istediklerini dâhi anlayamadı ve ona sahip çıkamadı.
Tunus: Tarihi Kartaca Devletinin milliyetçi torunlarının yaşadığı Tunus, İslam’la Emeviler döneminde tanıştı. 1574-1884 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğuna bağlı eyalet olan Tunus bağımsızlığını kazandığı 1956 yılına kadar Fransızların sömürgesi oldu. Tunus Cumhuriyetinin başkenti Tunus, resmi dili Arapça. Halkın %98’i yerli Berberi ve Müslüman. Diğer %2’si Hıristiyan ve Yahudi. Berberiler kendilerini nedense Berberi değil Arap olarak tanıtıyorlar.
İlk Cumhurbaşkanı Habib Burgiba (1957-1987) kendisine Türkiye Cumhuriyeti’ni örnek aldı. İslam'ı devletin resmi dini olarak koruyarak devleti laikleştirme sürecine girdi. Bu doğrultuda hazırlanan yeni anayasayı 1960 yılında yürürlüğe koydu. Çok eşliliği yasakladı ve evlilik hukukunu değiştirdi. Arap Müslüman dünyasında bu değişim bir ilkti. Burgiba, 1987 yılında sağlık sorunları nedeniyle yerini Başbakan olarak görev yapan Zeynel Abidin Bin Ali’ye bıraktı.
Tunus’un ikinci Cumhurbaşkanı olarak uzun yıllar iktidarda kalan Bin Ali döneminde, Fransa ve İtalya ile yakın ekonomik ve kültürel ilişkiler devam ettirildi. Toplumu seküler bir yaşam tarzına entegre edebilmek için Burgiba dönemindeki uygulamalara devam edildi. Müslüman Kardeşler ile Selefiler üzerine uygulanan baskı ve sindirme eylemleriyle laikliğin güçlendirilmesi amaçlandı. Ancak Bin Ali döneminde uygulanan baskı politikaları, ayyuka çıkan yolsuzluk vakaları ve ortaya çıkan ekonomik sorunlar 2010 yılında halk isyanına dönüştü. Yasemin Devrimi adı verilen isyanla Bin Ali dönemine son verildi.
2019 yılında bağımsız aday olarak girdiği Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Said, anayasal yetkilerini kullanarak meclisi askıya aldı. Tepkilere rağmen 28 Eylül 2021 tarihinde Tunuslu kadın akademisyen Necla Buden’i yeni hükümeti kurması için görevlendirerek Arap dünyasında ilk uygulamayı gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Said, 2022 Haziran ayında düzenlediği bir referandumla anayasayı da değiştirdi.
Bu anayasa değişikliği ile ülkeye başkanlık sistemi getirildi. “Tunus’un resmi dini İslam’dır” maddesi anayasadan çıkarıldı. Yerine laikliğe daha yakın olarak algılanabilecek “Tunus İslam ulusunun bir parçasıdır” ifadesi eklendi. Arap İslam dünyasında yaşanmayan bu değişiklikler, Tunus halkının Roma İmparatorluğunun yok edici uygulamasına karşı diğer Arap ülkelerinden farklı bir milliyetçi -bütüncül bir yapıya sahip olmasıyla ve Avrupa ile yakın kültürel ilişkiler içinde bulunmasıyla açıklanabilir.
Tunus diğer Müslüman ülkelerden farklı bir yol izledi ve laikliğe yakın bir yönetim benimsedi. İslam’a bağlı kalarak kadın haklarını alabildiğine uygulamaya çalıştı. Bu nedenle Tunuslu kadınlar diğer Arap Müslümanlarına rağmen daha özgür. Bütün bu çalışmalara rağmen günümüzde gelenekler tam olarak kırılmış değil. Tunus’ta kadınlar her konuda erkeklerin hâlâ gerisindeler.
Cezayir: Berberilerin egemen olduğu bu topraklara İslam Emeviler zamanında geldi. Endülüs Emevi kültüründen etkilen Cezayir ve Büyük Sahra toprakları 1536 yılında Osmanlı İmparatorluğuna bağlandı. Cezayir Beylerbeyi Hasan Paşa’nın ABD gemilerini Karayip korsanlarına karşı korumak için Başkan George Washington yaptığı yazılı anlaşma Cezayir’in o tarihlerdeki deniz gücünü göstermesi açısından önemli.
Cezayir 1830 yılında Fransa tarafından işgal edildi. Bu işgal bağımsızlığın kazanıldığı 1962 yılına kadar devam etti. 1954-1962 yılları arasında cereyan eden Cezayir bağımsızlık savaşı çok kanlı oldu. Bu savaş esnasında iktidardaki Menderes hükümetinin Fransa yanında yer alması üç asır Osmanlıya bağlı olan Cezayir halkının tepkisine sebep oldu. Fransızların yönetiminde tam bir kültürel soykırıma uğrayan Cezayir halkı bu yanlış politik tutumumuz yüzünden bugün Türkiye Cumhuriyeti’ne sıcak değil.
1980'lerin başından itibaren hızlanan İslamcı akımlar Cezayir'de önemli yer tutmaya başladı. 12 Haziran 1990 gerçekleştirilen seçimleri İslami Selamet Cephesi (FIS) kullanılan oyların %56'sını alarak kazandı. Ordu yönetime el koydu ve İslami Selamet Cephesi liderlerini tutukladı. 26 Aralık 1991 tarihinde yapılan genel seçimlerin birinci turunda İslami Selamet Cephesi büyük bir başarı göstererek oyların çoğunu aldı. Yüksek devlet komitesi olağanüstü hâl ilan ederek seçimleri iptal etti ve İslami Selamet Cephesi taraftarlarını tutuklattı. Aynı komite 1992 Mart ayında İslami Selamet Cephesi'ni kapattı. İslamcı gruplarla Cezayir hükûmeti arasında yaşanan iç savaş 2002 yılında sona erdi. Başkenti Cezayir, resmi dili Arapça ve Berberi’ce olan Cezayir, 1999- 2019 yılları arasında sözde seçimlerle iş başına gelen Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika tarafından yönetildi.
Görüldüğü gibi İslami yönetimi öngören ve serbest seçimlerle iktidara gelen Müslüman Kardeşler hareketi Mısırda olduğu gibi Tunus ve Cezayir’de de iş başında kalamadı. Bunlar batı destekli karşı güçler tarafından darbeyle görevden uzaklaştırıldılar.
Cezayir Endülüs kültüründen ve tasavvufundan etkilenmiş. Tarikatlar özellikle sahra bölgesinde gücünü koruyor. Cezayir’de başörtüsü bazı alanlar haricinde zorunlu değil. Kadınlar diğer Arap ülkelerindeki kadınlardan daha dindar. Terörizmden kadınlar sayesinde kurtulan kadınlar tabularla da mücadele içinde. Cezayir’de insanlar Berberi kimliğinden daha çok Arap kimliğine sahip çıkıyorlar. Batılılara göre Müslümanla Arap kelimesi eşdeğer.
Kadınlara göre İslam modernizmdedir Modernizm İslam’dadır. Feminizm Müslüman kadınlar için değil batılı kadınlar için gereklidir. Kadın aile yapısı korunarak özgürleşmelidir. Cezayir’de en önemli sorun cehalet. Okuma yazma bilmemek en çok kadınları vuruyor. Kadınlarda okuma-yazma bilmeyenlerin oranı kırk yıl önce %43 iken günümüzde %20 seviyesine gerilemiş. Kız çocuklarının %98’i okula gidiyor. Cehalet yenilmezse kanunları ve gelenekleri değiştirmek sorunları çözmüyor.
Cezayirli kadın en az Fransız kadını kadar özgür. İslam’ın kadınları baskı altına aldığı düşüncesi çok yanlış. Sorun İslam’da değil, erkeklerin İslami anlayışında. Çünkü eşitlik fikri, erkeklerin zihninde henüz yer etmemiş. Aile hukukunun şeriata dayandığı Cezayir’de kadınların önünü kesen şey dinden çok, gelenekler. Kadınlara göre İki mücadele alanımız var. Hukuk ve demokrasi. Cezayir’de kadınlar pek çok alanlarda erkeklerle beraber çalışıyorlar. Ama siyasette, eğitimde, ekonomide erkeklerin gerisindeler.
Fas: Afrika’nın Atlas okyanusu kıyısındaki üçüncü Berberi ülkesi olan Fas İslam’la Emeviler zamanında tanıştı. 756- 1031 yılları arasında İber yarımadasının tamamına egemen olan Endülüs Emevi Devleti, çağının çok ötesinde büyük bir kültürel medeniyet kurdu. Doğuda Abbasiler döneminde İslam dünyasında başlayan bilimsel ve kültürel gelişme batıda Endülüs kültürüyle daha da yükseldi ve skolastik Avrupa’yı aydınlattı. Doğuda Harezmi, Farabi, İbni Sina batıda İbni Bacce, İbni Tufeyl ve İbni Rüşd Avrupa bilim dünyasına ve rönesansına ışık tuttular. Bu bilgin ve filozofların tamamı Sünni idi. 15. asır sonlarında İran’da Safevi Devletinin kurulmasıyla Şiilik inancı, İslam dünyasında siyasi bir yapıya büründü ve İslam’ı ikiye böldü. Günümüz dünyasında İslam bu ikiliği yaşıyor.
Fas’ta egemen olan hükümdarlar yakınlığı nedeniyle Endülüs siyasi ve kültürel hayatından çok etkilendiler. Fas kökenli Murabitler (1086-1130) ve Muvahhidler (1145-1235) İspanya’daki Müslümanları korumaya çalıştılar ama pek başarılı olamadılar. Son Müslüman şehir devleti olan Gırnata 1492 yılında İspanyolların eline geçince bu parlak medeniyet Haçlı zihniyetiyle ortadan kaldırıldı.
1577 yılında Osmanlı hakimiyetine giren Fas, uzaklığı nedeniyle Osmanlılardan çok İspanyol baskısında yaşadı. İmparator Napoleon’dan sonra Fransız hakimiyetine giren Fas'ın geleceği Fransa ile İspanya'nın ortak kararlarına bırakıldı. 1912 yılında kurulan Fransız protektora (bağımlı) yönetimi 1956 yılında bağımsızlığa dönüştü.
Fas Krallığının başkenti Rabat. Resmi dil Arapça. Halkın %99’u Berberi ve Sünni Müslüman. Yönetim şekli parlamenter krallık. Fas anayasasına göre resmi din İslam. Her dinden insanın ibadet ve din özgürlüğü hakkı var. Kral hem devlet başkanı hem de dinî lider.
Fas’ta dini hayatı şu dört esas belirliyor. Dini koruyan siyasi yapı. Emirü’l-Müminin kurumu, Maliki fıkhının hukukî geleneği, Eş’ari akidesinin itikadi dengesi ve Cüneydi tasavvufun ahlak merkezli yaklaşımı. Bu dört unsur, sadece geçmişin mirası olarak kalmadı. Günümüzde de günlük hayatı yönlendiren, hukuku şekillendiren, eğitime ve din hizmetlerine rehberlik eden, toplumsal istikrarı pekiştiren canlı ve dinamik dayanaklar olarak varlığını sürdürmekte.
Fas’ta altı yaşından başlayan ve beş yıl süren ilköğretim zorunlu ve parasız. Resmi okulların yanı sıra çok sayıda Kur’an kursu ve din eğitimi veren medreseler faal. Resmi okullarda da Kur’an dersleri veriliyor. Fas’ta okuma yazma bilenlerin oranı ise %50. Üniversite çağındaki gençlerden üniversiteye kayıt yaptıranların oranı ise %9.
Fas’ta 29 İslâmî cemaati faal durumda. Bunların bazıları devletin İslamileştirilmesini amaçlayan siyasi faaliyetlerde bulunurken bazıları sadece tebliğ ve eğitim çalışmaları yapmakta. En çok taraftarı olan Islah ve Tecdid Cemaati’nin siyasî parti kurma isteği hükümet tarafından kabul edilmedi. Bu cemaat yönetimle herhangi bir çekişmeye girmeden ve daha çok tebliğ ve davet metodunu kullanarak tabana yayılma yolunu tercih etmekte. Buna rağmen yönetim bu cemaatin çalışmalarına da zaman zaman engel olmakta.
2001 yılından sonra Ortadoğu İslam dünyasında uygulamaya konulan, demokratikleşme adı altında batı çıkarlarına aykırı hareket eden yönetimleri tasfiye etmeye yönelik olan Arap Baharı hareketlerinde Fas yönetimine dokunulmadı. Fas anayasası batının istekleri doğrultusunda biraz değiştirildi. Fas’ta kadının durumu diğer Arap ülkelerine göre biraz daha iyi. Ama kadın her konuda erkeğin gerisinde.
Moritanya: Resmî adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti. Afrika kıtasının batısında Atlas Okyanusu kıyısında yer alan ülkenin başkenti Nuakşot. Resmi dil Arapça ve iş çevrelerinde Fransızca. 1960 yılında Fransızlardan bağımsızlığını kazanan devletin yönetim şekli yarı başkanlık sistemli üniter cumhuriyet. Halkın büyük çoğunluğu Morolar’dan (%70), geri kalan kısmı ise Halpular, Voloflar, Soninkeliler, Bambaralar ve İmragenler adlı yerli kabilelerden oluşmakta.
Resmi din Sünni İslam. Moritanya kendisini İslam Cumhuriyeti olarak nitelemesine rağmen, İslam-siyaset ilişkisinde sekülerizme yakın bir tutum sergilemekte. Mağrip Devletlerinin tamamında bu tutumun hâkim olduğu söylenebilir.
Moritanya, hâlen İslam Cumhuriyeti adını kullanan tek Afrika devleti. Anayasanın 1. maddesinde ülke, “İslami, bölünmez, demokratik ve sosyal bir cumhuriyet” olarak tarif edilirken 5. maddede “Devletin ve halkın dini İslam’dır” ibaresi yer almakta. Ülkede Sünni Maliki mezhebi yaygın. Kadiriye ve Ticani’ye tarikatları etkin.
Moritanya batılı ülkelerin kültürel etkisinde ve bir arayış içinde. Bir dönem İsrail ile yakın ilişki içerisinde olan Moritanya’nın Arap devletleriyle olan ilişkileri bu sebeple epey gerilemiş. İslam devleti olmasına rağmen Arap dünyasındaki İhvan-ı Müslimin akımını benimseyen partiler devlet tarafından desteklenmiyor. İslam’ın kadına verdiği haklar burada da kadına yeterince verilmemiş. Kadın eğitimde ve sosyal alanlarda erkeklerin gerisinde.
Nijerya: Atlas okyanusundaki Gine körfezi kıyısında bulunan ve İngiltere’nin sömürgesi olan Nijerya 1960 yılında bağımsızlığını kazandı. 250’den fazla etnik grubun yaşadığı çok uluslu bir devlet olan Nijerya’nın başkenti Lagos, resmi dili İngilizce. Kuzeyde Hausa, batıda Yoruba ve doğuda Igbo kabileleri toplam nüfusun %60'ından fazlasını oluşturmakta. Nijerya anayasası, hukuken din özgürlüğünü güvence altına almakta.
Nijerya, çoğunlukla ülkenin kuzeyinde yaşayan Müslümanlar ve çoğunlukla güneyde yaşayan Hıristiyanlar arasında kabaca ikiye bölünmüş. Igbo ve Yoruba etnik gruplarına özgü dinler gibi yerel dinler azınlıkta. Ülkede batı kültüründen çok kabile kültürü egemen. Petrol zengini olan ülke, sıkça yapılan askeri darbelerle siyasi istikrar kazanamamakta.
Nijerya’da laik bir anayasa yürürlükte. Ancak siyaset dinle iç içe geçmiş durumda. İslam (%55) özellikle kuzey bölgelerde hâkim. Sünni İslam (Maliki mezhebi) yaygın. Sufîlik (Kadiriye, Ticani’ye) ve son dönemde Selefi eğilimler güç kazanmış. Birçok kuzey eyaletinde şeriat hukuku uygulanmakta.
Hıristiyanlık (%40) Güney, güneydoğu ve orta kuşak bölgelerde yaygın. Protestanlık ve Katoliklik en yaygın mezhepler. Geleneksel Afrika Dinleri (%5) ise hem Müslümanlar hem Hristiyanlar arasında günlük yaşamda varlığını sürdürmekte Nijerya’da din sadece ibadet değil; kimlik, siyaset ve kültürle iç içe geçmiş bir yaşam biçimi.
Güç paylaşımında başkan Müslüman ise yardımcısı Hıristiyan (veya tam tersi) dengesinin uygulandığı Nijerya henüz devlet olamamanın sıkıntılarını yaşıyor. Kadın her konuda erkeklerin gerisinde. Hac ibadeti için Endonezya hacılarının gösterdiği vakar Nijerya hacılarında görünmüyor. Bu durum dini kültürün niteliği hakkında bir fikir veriyor.
Türkiye: İslam dünyasındaki tek laik ülke Türkiye. Laikliğe yöneliş Osmanlı döneminde1839 Tanzimat Fermanının ilanı ile başladı. Şer’i mahkemelerin yanında Nizamiye mahkemeleri kuruldu. Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda hukuk düzeninde bu ikili yapı vardı. Laikleşme batılı tarzda okullaşma ve eğitimle giderek arttı.
Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasından sonra emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi verildi. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan antlaşmasıyla Türk milleti siyasi, ekonomi ve yargı konularında tam bağımsızlık kazandı. 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruldu. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ilk konuşmalarında bağımsızlığın korunması gerektiğini ısrarla dile getirdi. Bunun için aklı kullanmak ve dünya gerçeklerine göre hareket etmek şarttı.
Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda halk verem, tifo- tifüs, trahom gibi hastalıklarla boğuşmaktaydı. Ortalama ömür 40 yıldı. Erkek nüfusu azalmış (%48) harp malulü-hasta insan sayısı artmıştı. Ekonomik kalkınma için kadın iş gücüne ihtiyaç vardı ama kadınlarda okuma- yazma oranı (%0,4) çok düşüktü. Ülkede 4894 ilkokul, 72 ortaokul, 23 lise, 1 üniversite eğitim hizmeti vermekteydi. 37 bin köyde okul yoktu. Kız çocukları okula gönderilmiyordu.
30 bin köyde cami yoktu. Ama ülkede 479 medrese ve yüzlerce tekke-zaviye vardı. Sadece İstanbul’daki tekke sayısı 307 idi. Ülkede din eğitimi tarikatların eline geçmişti. Her türlü yenileşmeye karşı olan ve toplumu yanlış bir tevekkül anlayışına, adeta miskinliğe sürükleyen bu yerlerdeki din eğitimi kendi mensuplarının ifadesiyle tefessüh etmişti.
Çanakkale deniz savaşında 275 okkalık mermiyi sırtlayan Seyit Onbaşının bu gücü onun milli ve manevi inancından gelmekteydi ama savaşın sonucunu tayin eden o mermi ve onu atan toptu. Zira teknolojik üstünlük olmazsa savaşlar kazanılamıyordu. Aslında Müslümanlar savaşlara hazırlıklı olunması konusunda Kuranda (Enfal- 60, Sebe-11)) uyarılmışlardı. Teknolojinin gereğini yerine getiren Fatih Sultan Mehmet, Bizans İmparatorluğunu tarihe gömerken onun torunları giderek bu Kur’an emirlerinden uzaklaştılar ve Hıristiyan emperyalizmi karşısında sefil duruma düştüler.
Kurulan Cumhuriyetin ilk hedefi emperyalizme karşı ayakta kalmaktı. Ama bu insan yapısıyla bilimsel ve ekonomik kalkınma sağlanamazdı.
Emperyalizm karşısında milli bütünlüğümüzü ve kültürel değerlerimizi koruyabilmek için öncelikle batı dünyasını üstün kılan bilgi donanımına ve teknolojik güce erişmemiz gerekiyordu. Bu da ancak eğitimle sağlanabilirdi.
Kız- erkek ayrımı yapılmadan bütün çocukların çağdaş bir eğitim anlayışıyla yetiştirilmesi, yurt kalkınmasında kadınların erkeklerle beraber görev üslenmesi şarttı. Bu hedefe ulaşmayı Cumhuriyetin eşitlik ve özgürlük ilkesi ve laik anlayış sağladı.
Laik düşünce inanç ve ibadet özgürlüğünü sağladığı için İslam’ın özüne uygundur. Zira Kuran’ın Bakara suresinin 256. ayetindeki "Dinde zorlama yoktur" hükmü bunu emretmektedir. Ancak Cumhuriyetin bazı kanunlarının Kuran’ın hükümlerine aykırı olması Müslüman toplum ile laik devlet arasında sorunlara sebep olmaktadır.
Cumhuriyeti kuranlar önce devleti ayakta tutmaya çalıştılar. Bunun için bilime ve ekonomiye önem verdiler. Din hizmetlerinde yeni düzenlemeler yaparak tekke-dergâh kültürü yerine Diyanet İşleri Başkanlığını ve camileri etkin kıldılar. Kur’an-ı Kerim ve Sahih Hadisleri tercüme ve tefsir ettirerek toplumun gerçek İslami bilgilere ulaşmasını sağladılar. Toplumun zaman içinde gerçek İslam’ı öğrenmesini ve yaşamasını amaçladılar.
Günümüzde toplumun İslami bilgi ve yaşamının bir asır önceki İslam anlayışından daha ileride olduğu gerçeği bu amacın doğruluğunu kanıtlamakta, dini hükümlerin uygulanması konusunda devlet ile toplum arasındaki anlayış farkı zamanla azalmakta, uzlaşma ve hoş görü artmaktadır.
Türkiye’de inanç ve ibadet özgürdür. Kanun önünde herkes eşittir. Günümüz Türkiye’sinde kadın hakları pek çok İslam ülkesinden ileridedir. Kız çocuklarının tamamı okula gitmektedir. Kadınlar ekonomide, siyasette ve diğer alanlarda söz sahibidirler. Bir asır önce var olan erkek üstünlüğü giderek azalmaktadır.
8- Sonuç: İslam evrensel bir dindir. Tüm insanlığa hitap eder. Ülkelerin kültür düzeylerinin ve örflerinin farklı oluşu nedeniyle Kuran hep farklı yorumlandı. İslam’ın kadına verdiği haklar yeteri kadar kadına verilmedi. Günümüz İslam dünyasında kadınların erkeklerin hemen yanı başında yer almaları gerekirken asırların getirdiği gelenekler nedeniyle kadınlar her konuda erkeklerin gerisindeler.
Cenab-ı Hak Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra Müslümanlara güç kazanmaları için petrol ve doğalgaz zenginliğini verdi. Ancak Şeriat hukukuna göre yönetildiklerini ileri süren devletler bu zenginlikleri kendi toplumları yararına kullanmadılar. Günümüzde bu kaynaklara sahip olan ülkeler, batı emperyalizminin esiri durumundalar. Bu ülkelerde kadın haklarının en geride olması ise bir tesadüf değil. Erkeklerin bilinçli tercihi.
Hak Teâlâ Kuran’da insanlardan adil olmalarını, kâinat ve tabiattan ders almalarını, akıllarını kullanmalarını ve yaşanan dünya gerçeklerine göre hareket etmelerini istedi. Bu kurallara uyan ve kadınlarına gerekli önemi veren başta Türk toplumu olmak üzere tüm toplumlara dünya saltanatını nasip kıldı. Günümüz dünyasında değerli yer altı zenginliklerine sahip olmamasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti’nin İslam dünyasında yükselen yeri, akla, bilgiye ve kadına verdiği önemden ileri gelmekte.
Cumhuriyetin kuruluşunda büyük payı olan, toplumu bugüne taşıyan, toplumun yarı nüfusunu teşkil eden ve ailenin temelini teşkil eden ana, bacı, teyze, hala ve ninemize her zaman saygılı olalım. Toplumun huzuru için kadınların huzurlu ve saygın olması gerektiğini unutmayalım.
Sözlerimi Efendimizin şu sözleriyle bitiriyorum "Cennet anaların ayakları altındadır."
Esenlikler dileğiyle Cenab-ı Hakk’a emanet olunuz. 01.04.2026
















