İslam ve Kadın- II
3. İslâm Dininde Kadın: İslam dini, kadın haklarının en çok çiğnendiği halklardan biri olan Arap toplumuna indirildi. İslam’ın temeli olan Kuran-ı Kerimle kadınlara özgürlük sağlandı. Kadınlar, Kuran ayetleri doğru anlaşılıp uygulandıkları sürece bu haklara sahip olabildiler. Hazreti Muhammed (SAV) döneminde sorunlar kolayca çözülmekteydi. O’nun vefatından sonraki Dört Halife döneminde Kuran ve Hadislere bağlı kalınmaya çalışıldı.
Ancak İslam’ın getirdiği hükümlerle kadınlara olan üstünlüklerini kaybedenler, eski inanç ve geleneklere sarılarak kadın haklarını yok etmeye başladılar. Kuran ve Hadisler yanlış yorumlandı ve İslam’ın kadınlara verdiği pek çok hak geri alındı. Şimdi İslam’ın kadınlara getirdiklerini Ramazan AKSOY’un bir çalışmasından alıntılar yaparak anlamaya çalışalım.
3.1. Kuran’da Kadın: Kadınlar ile ilgili hükümler Kuran’ın çeşitli surelerinde ayrıntılı olarak verilmiştir. Kur’an’a göre kadın ile erkek birbirlerini tamamlayan iki temel unsurdur. Kur’an onları birbirlerinin kusurlarını örten elbise (Bakara, 2/187) olarak niteleyip eşdeğer kabul etmiştir. “Kadınların makul ve meşru ölçülerde görevlerine denk hakları vardır. Erkeklerin ise onların üzerinde bir dereceleri mevcuttur. Allah izzet ve hikmet sahibidir” (Bakara, 2/230).
Toplumun çekirdeği olan ailenin iki ögesinden biri olan kadınlara ait hükümlerin büyük bir kısmı “Kadınlar” anlamına gelen Nisa suresi ile bildirilmiştir. Bu durum İslâm’ın kadınlara yönelik tutumunu göstermesi açısından önemlidir.
İslam dini erkek ve kadına fıtratlarının gereği olarak bazı farklı sorumluluklar yüklemiş olsa da adalet ilkesine göre her iki cinsi ibadetlerde, sevap ve günah işleme sorumluluğunda eşit kabul etmiştir. Yahudiler ve Hristiyanlar kadınları şeriatın emirleriyle muhatap tutmazken İslâm dini namaz, oruç, zekât ve hac gibi ibadetlerin tamamında kadın erkek ayırımı yapmamış, bu ibadetleri herkese farz kılmıştır.
Muhtelif ayetlerde ister erkek ister kadın olsun iyi veya kötü herkesin yaptıklarının karşılığını göreceği ifade edilmiştir. “Erkek olsun kadın olsun kim inanmış bir insan olarak sâlih amel işlerse, kesinlikle ona güzel bir hayat yaşatacağız. Böylelerinin ecirlerini de muhakkak surette yapmış olduklarının daha güzeli ile vereceğiz” (Nahl, 16/97).
İnsanın erkek ve kadın olmak üzere iki cins olarak yaratıldığı, üstünlük vasfının cinsiyet farkı olmaksızın Allahtan daha çok sakınmakla elde edilebileceği ifade edilmektedir. “Ey İnsanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ve dişiden yarattık tanışasınız diye de sizi kavim ve kabilelere ayırdık. Allah katında sizin en değerli olanınız en fazla sakınanınızdır. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla belendir. Her şeyden de haberdardır.” (Hucurat, 49/12).
“Ey! insanlar sizi tek bir nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinizden sakının. Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (Nisa, 4/1).
Kadınların da ödevlerine denk haklarının bulunduğunu bildiren bu ayet, devrin şartları dikkate alındığında insan ve kadın hakları konusunda devrim niteliğindedir. Ayette ifade edilen erkeklerin bir derecelik fazlalık hakkı fiziki gücünün fazla oluşuna bağlı olarak ekonomik sorumluluğunun da fazla olmasından ibarettir. İslâm hukuku sorumluluğun fazla oluşundan dolayı kadın-erkek dengesinde erkeklerin bir derece fazla hakka sahip olmasını eşitsizlik saymamaktadır.
İslam, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Cahiliye Araplarının tanımadığı mülkiyet hakkını kadınlara vermiştir. Kadın velisinden ve kocasından bağımsız olarak mülk edinme ve edindiği mülkünde istediği gibi tasarruf hakkına sahip olmuştur. “Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri iç çekerek arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah’ın lütfundan isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir” (Nisa, 4/32).
Mirasla ilgili meselelerde ölen kişiye yakınlığı ve uzaklığına bağlı olarak değişkenlik göstermekle beraber haksızlık olmayacak şekilde kadınlara da mirastan pay verilmiştir. Kadının mirastan pay alma hakkı eski Mısırlılar ve Asurlular hariç İslâm öncesi hukuk sistemlerinin hiçbirinde bulunmamaktadır. “Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere pay vardır; yine ana-babanın ve akrabanın bıraktıklarından kadınlara da pay vardır; azından çoğundan, belli pay” (Nisa, 4/8).
İslâm hukuku getirdiği hukukî düzenlemelerde kişilerin kendilerini muhatap almaktadır. Suçun şahsiliği esastır. Kur’an bu konuyu şöyle açıklar. “Kim doğru yolu seçerse kendi iyiliği için seçmiştir. Her kim de saparsa kendi zararına sapmış olur. Hiç kimse başkasının günah yükünü üstüne almaz (İsra, 17/15; En’am, 6/164; Zümer, 39/7).
Dolayısıyla hiç kimse başkasının işlediği bir suçtan dolayı cezalandırılmaz. Bilindiği üzere Yahudiler ve Hıristiyanlarda cennetteki yasaklanan meyvenin yenilmesi konusunda suçlunun Hz. Havva olduğuna inanılır, bu yüzden kıyamete kadar bütün kadınların lanetli ve suçlu olduğu kabul edilirdi. Hz. Âdem ile Havva’nın yasaklanan ağaçtan yemesi ve cennetten çıkarılmaları Kur’an-ı Kerim’in Bakara, Araf ve Taha surelerinde üç yerde anlatılmaktadır. İslami kaynaklarda Hz. Havva hata yapmış olsa bile İslam’ın getirdiği suçun şahsiliği prensibinden hareketle bu hatanın sorumluluğu kıyamete kadar gelecek kadınlara yüklenilmez. Dolayısıyla İslâm, kadınlar aleyhine olan bu inancı tamamen reddetmiştir.
Ehl-i Kitabın (Yahudi ve Hıristiyanlar) bir kısmına göre kadınlar şeriatın emirleri ile mükellef değildirler. Onlar için ahiret hayatı söz konusu değildir. İslâm ise şeriatın emirlerine muhatap olma konusunda kadın ile erkeği eşit görmektedir. Kadınlar da erkekler gibi şeriatın emirleriyle eşit şekilde sorumludur.
İslam öncesi dönemde gerek Ehl-i Kitap gerek Mecusiler ve Sabiiler ve gerekse müşrik Arapların büyük bir bölümü kız çocuklarını uğursuz sayıp çeşitli yollarla öldürürlerdi. İslâm medeniyeti çocuklara karşı özellikle kız çocuklarına karşı işlenen bu cinayetleri şiddetle yasakladı onların hem dünya da hem de ahirette perişan olacaklarını haber verdi ‘’Bilgisizlikleri yüzünden çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızkı Allah’a iftira ederek kadınlara haram kılanlar şüphesiz ki ziyana uğramışlardır. Bunlar doğru yoldan sapmışlardır. Doğruyu bulacak durumda da değillerdir” (En’am, 6/140). Ayet İslâm öncesi toplumların içerisinde bulunduğu şartları anlatması bakımından önemlidir.
İslam özgür kadınlarla birlikte köle olarak alınıp satılan kişilere ve cariyelere yeni haklar sağladı. Köle ve cariyelerine iyi bakılmasını, onlara eziyet edilmemesini istedi. Zinadan kurtulmak için gerektiğinde erkeklerin yarı mehir vererek cariyeleriyle evlenebileceklerine izin verdi.
İslam köleliğin kaldırılmasını bazı ayetlerde (Beled13) ve çeşitli suçların kefaretinde köle azat edilmesini (Nisa 92, Maide 89)) teşvik etti. İslam’a göre meşru evlilik yapan cariye çocuk doğurunca hürriyetine kavuşmaktaydı.
2.2. Hadis-i Şeriflerde Kadın Hz. Peygamber başta kız çocukları olmak üzere eşler, anneler, kız kardeşler ve cariyelerden oluşan kadınların tamamına iyi davranılmasını emretmiş bunun karşılığının cennet olacağını sayısız hadislerle bildirmiş, konu ile ilgili hadislerde ‘’Kadınlar bir bütünü (İnsanı) tamamlayan erkeklerin diğer yarısıdır.” diyerek kadınları beşer olarak yaratılışta (fıtratta) ve mükellef olmakta erkeklere eşit kabul etmiştir.
Kur’an’da olduğu gibi İslam hukukunun ikinci kaynağı sünnette de kadınların hukukuna sıkça vurgu yapılmıştır. Örneğin Hazreti Peygamber veda hutbesinde kadınlara iyi davranılmasını emretmiş ve şöyle buyurmuştur.
“Ey insanlar! Kadınlarınızın sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin de onlar üzerinizde hakkınız vardır. Sizin namusunuzu korumaları sizin evinize sizin kerih gördüğünüz kişileri almamaları ve açık bir fuhuş ile size gelmemeleridir. Eğer açık bir fuhuş ile size gelirlerse o takdirde Allah onları yatakta terk etmenize, kırmadan vurmanıza izin vermiştir. Eğer size itaat ederlerse onların rızkı ve giysileri ma’ruf ölçüde sizin üzerinizedir. Kadınlar sizin gözetiminiz altındadırlar siz onları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Allah’ın kelamı (nikâh) ile kendinize helal kıldınız. Öyle ise kadınlar hakkında onlara zulmetmekten Allah’a sığınınız.ve onlara hayır ile vasiyette bulununuz” (Ebu Davud Menasik, 56).
Veda hutbesi muhtevası itibarıyla İslam hukuku açısından çok önemlidir. Çünkü veda hutbesinde ciddi meselelere temas edilmiş olup bazı cahiliye uygulamaları kesin olarak sonlandırılmıştır. Bu kabilden olmak üzere kan davası ve faizin sonlandırılmış, karı kocanın sorumlulukları ve her birinin diğeri üzerindeki hakları gibi mühim meseleler tekrar hatırlatılmıştır. Bu yönüyle veda hutbesi İnsan hakları ya da Kadın hakları beyannamesidir.
Hadiste belirtildiği üzere kocanın eşine iyi muamelede bulunası esastır. Kocanın hanımı üzerinde birtakım haklar olduğu gibi hanımında koca üzerinde birtakım hakları olduğuna vurgu yapılmıştır. İslam müçtehitlerinin ittifakıyla nikah akdi bir istihdam akdi değildir. Dolayısıyla kadının kocasına karşı sorumluluklarını İslâm hukuku bu çerçevede belirlemiştir. Bu da kocasının izni olmadan evden ayrılmaması, kocasının razı olmadıkları kimseleri evine almaması ve çağırdığı zaman yatağa gelmesi görevleriyle sınırlıdır.
Hadislerde eşlerin dışındaki kadınların haklarının korunması da bir görev olarak veliler üzerine yüklenmiştir. Bu vecibeyi yerine getirenleri de Hz. Peygamber cennetle müjdelemiştir. Aşağıda hadisler bu durumu açık bir şekilde ifade etmektedir.
“Kimin yanında bir kız çocuğu (cariye) olur da onu güzel eğitir sonra güzelce yetiştirir, sonra onu azat edip evlendirirse onun iki ecri vardır” (Buhari, Nikah13).
“Kimin üç tane kızı veya kız kardeşi olur da darlık ve sıkıntılı zamanlarında onlara sabrederse Allah (CC) rahmeti ile onu cennetine koyar.’’ Bir adam iki kızı olsa? diye sordu. Peygamber ‘’İki kızı da olsa öyle.’’ dedi. Adam tekrar bir kızı olsa? diye sorunca peygamber ‘’Bir kızı olsa da öyle olur. ‘’dedi. (Ahmed bin Hambel, Buhari, Tirmizi, Ebu Davud)
Evlilikte de kadının rızasının alınması gerektiğini şu hadis-i şeriften anlıyoruz. “Kendi onayı alınmadıkça dul kadınla, kendisinden izin alınmadıkça da bakire kız ile nikâh yapılmaz.” Oradaki sahabe ‘’Bakire bir kızın izni nasıl olur?” diye sordu. Peygamber “Sessiz kalmasıyla.’’ buyurdu. (Buhârî, Nikâh, 42)
Sonuç: Hanifler dışında cahiliye döneminde kadınlar aleyhine olan kötü davranışların daha ileri uygulamalarının Araplar dışındaki toplumlarda da görüldüğü daha önce ifade edildi. Tarihi süreçte kadınlar aleyhine oluşan bu menfi zihniyet ilk defa Yahudiler tarafından oluşturuldu. Onlar cennette yasaklanan meyveden yenilmesi ile ilgili hatanın tamamını Hz. Havva’ya isnat etmekte ve buradan hareketle bütün kadınları hatalı görmekteydiler. Yahudilerin bu anlayışı zamanla daha da ağırlaşarak Hıristiyanlara oradan da Araplara yansıdı. Kadın tarih boyu gerek cahiliye devri Araplarında gerekse diğer milletlerde konumu ve varlığı itibariyle tartışma konusu oldu.
Kuran ve hadislerle oluşan İslâm hukukunda kadının konumu tartışılan bir varlık olmaktan çıktı. İslâm kadına değer verip onu ailenin ve toplumun önemli bir unsuru olarak gördü. İslam’la beraber kadın gerçek kimliğine kavuştu ve asırlardır aleyhine yapılan uygulamalardan kurtuldu. İslam diniyle kadına insani anlamda hakkı teslim edildi.
3- İslam’da ideal aile: İslam Dininde ideal aile peygamberin ailesidir. Son peygamber Abdullah’ın oğlu Hazreti Muhammed, peygamber olmadan 15 yıl önce Hüveylid’in kızı Hazreti Hatice ile evlendi. Evlendiğinde yaşı 25, eşinin yaşı 40 idi. Eşi duldu ve birkaç yetimi vardı. Ümmi olan yani okuma yazması olmayan ve Mekke’de Emin sıfatıyla tanınan Hazreti Muhammed’in tek eşle olan bu evliliği eşinin vefatına kadar 25 yıl sürdü.
Hazreti Hatice (R.Anha) Müslüman olan ilk kadındı. Peygambere inandı ve O’na en zor zamanlarında çok yardımcı oldu. Bu nedenle Kübra sıfatıyla anılır. Peygambere 2 erkek ve 4 kız çocuğu verdi. Erkek çocuklar Kasım ve Abdullah küçük yaşta vefat ettiler. Kızlarından Zeynep, Rukayya ve Ümmü Gülsüm de peygamber hayatta iken genç yaşlarda vefat ettiler. Peygamber evlat sevgisini de onların vefat üzüntülerini de derinden yaşadı.
Hazreti Hatice’den doğma son kızı Hazreti Fatıma (R.Anha) ise peygamberin vefatından 10 ay sonra vefat etti. Peygamberin soyu Hazreti Ali (KV) ile evli olan kızı Hazreti Fatıma’dan olan torunları Hazreti Hasan (RA) ve Hazreti Hüseyin (RA) ile devam etti.
Mısır hükümdarı tarafından kendisine cariye olarak hediye edilen Hazreti Mariye’den (R: Anha) olma oğlu İbrahim, Peygamberin küçük yaşta kaybettiği son çocuğuydu.
Peygamberin evlilik hayatı İslam öncesi ve sonrası olmak üzere ikiye ayrılır. Peygamberin İslam öncesinde yaptığı tek eşli evlenme İslam’dan sonra devam etti ve Hazreti Hatice’nin (R. Anha) 620 yılında vefatıyla son buldu.
İslam Dininde evlilik akdi esasları genel kabule göre nazil oluşu Hicretle başlayan ve 626-27 yıllarında Medine’de tamamlanan Nisa Suresi ile kesinlik kazandı. Bu surenin 3. ayeti ‘’ Himayeniz altındaki yetim kızlarla evlenince haklarını gözetemeyeceğinizden, adaleti sağlayamayacağınızdan endişe ederseniz, onlarla değil, size helâl olup arzu ettiğiniz diğer kadınlarla iki, üç veya dört hanım olmak üzere evlenin. Eğer bu takdirde de aralarında adaleti gerçekleştirmekten endişe ederseniz, bir kadınla veya elinizin altında olan cariyelerle yetinin. Bu durum, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.’’ İslam’da çok eşlilik esasını getirdi.
Muhammed Hamidullah’ın İslam Peygamberi adlı eserine göre Hazreti Peygamber (SAV) dul ve çocuklu Hz. Sevde (R. Anha) ile 622, Hazreti Ebubekir’in (RA) kızı Hz. Ayşe (R. Anha) ile 624, Huzeyme’nin kızı Hz. Zeynep (R. Anha) ile 625 ve Hazreti Ömer’in (RA) kızı Hz. Hafsa (R. Anha) ile 625 yılında evlendi. Bu evliliklerin ilki himaye maksatlı, ikincisi Arap kabilesine ve son ikisi İslam’ın en önemli iki şahsına onur kazandırmak için yapıldı.
Ahzab Suresinin 50. ayetiyle’’ Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları, seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer müminlere değil de sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber'e bağışlayan, Peygamber'in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mümin kadını da (sana helâl kıldık.) Müminlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.’’ Peygambere dörtten fazla kadınla evlenebileceği izni verildi.
Hazreti Peygamber çeşitli nedenlerle daha çok onur kazandırmak ve İslam’ı kadınlara daha iyi anlatmak, İslam’ı gönüllere ısındırmak maksadıyla halasının kız Hz. Zeynep Cahş (R. Anha) ve Beni Müstalik kabilesinden esire Hz. Cüveyriye (R. Anha) ile 627, dul ve çocuklu Hz. Ümmü Seleme (R. Anha) ile 628, Ebu Süfyan’ın kızı Hz. Ümmü Habibe (R. Anha), Yahudi liderlerinden Huvey bin Ahtab’ın kızı Hz. Safiyye (R. Anha) ve Huzeyme’nin diğer kızı Hz. Meymune (R. Anha) ve cariye Hz. Mariye (R.Anha) ile 629 yılında evlendi.
Peygamberin’’ Kadınlara ihtiyacım yoktur.’’ sözü çok önemlidir. Çünkü bu evlilikler nefsani arzulara göre yapılmadı. Nitekim Peygamberin Hz. Hatice ve Hz. Mariye dışında hiçbir eşinden çocuğu olmadı. Hazreti Muhammed (SAV) kendinden önceki peygamberler gibi uzun yıllar tek eşli olarak yaşadı ve çok evliliği tahdit etti.
‘’Peygamber, müminlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de müminlerin analarıdır.’ (Ahzab- 6) ayetiyle müminleri bilgilendiren Cenab-ı Hak aynı surede gönderdiği ayetlerle peygamber hanımlarının nasıl davranacaklarını açıkladı. Ahzab suresinin 53. ayetiyle de peygamber hanımlarının O’nun vefatından sonra evlenmelerini yasakladı.
Peygamberin eşleri Mescid-i Nebevi yanında inşa olunan odalarında ayrı yaşarlardı. Peygamberin zekât farz oluncaya kadar eşlerinin şahsi servetleri ve enfal (ganimetlerin beşte biri) dışında bir geliri yoktu. Bu nedenle peygamber eşleri çok yokluk çektiler. Ancak her türlü yokluğa karşı sabrettiler.
Peygamberin ailesinde şiddet yoktu. Sevgi ve saygı vardı. Peygamber evlendiği eşlerinin yetim çocuklarına baba şefkati gösterdi. Peygamber Hazreti Ayşe (R. Anha) ve Hazreti Mariye (R. Anha) gibi genç eşleriyle zaman zaman oyun oynardı. Sabahleyin devlet işleriyle uğraşan peygamber öğleden sonra eviyle ilgilenirdi. Peygamberin aile hayatı Müslümanlar için örnekti.
Hazreti Muhammed’in (SAV) eşleri içinde yaşı en küçük olan Hazreti Ayşe (R. Anha), aklı, zekâsı ve gayretiyle İslami hükümlerin anlatılması hususunda diğerlerinin önüne çıktı. Büyük bir İslam alimi olan Hazreti Ayşe (R. Anha) 2600 civarında hadis rivayet etti. Böylece hadis ravileri arasında ikinci sırada yer aldı.
4-İslamda yetki ve sorumluluklar: Cenab-ı Hak gönderdiği Kuran ayetleriyle Müslümanların aile hayatlarını yeniden düzenledi. O tarihe kadar horlanan ve aşağılanan kadına yeni haklar verdi ve kadını ailenin saygın bir ferdi haline getirdi. Hazreti Peygamber’in (SAV) ‘’ Cennet anaların ayakları altındadır.’’ (Nesai Cihad 6) sözü bu gerçeğin özlü ifadesiydi.
İslam dini yaşam haklarında, inanç ve ibadetlerde kadın ve erkeği eşit kabul etti. Yaradılış olarak daha güçlü olan erkeğe ailenin reisi olma yetkisini verdi. Erkek ailenin koruyucusu olmak ve maddi yönden geçimini sağlamakla görevlendirildi. Kadın ailenin iç işlerinden ve çocukların yetiştirilmesinden sorumlu tutuldu. Bu durum Hazreti Muhammed’in (SAV) 632 yılında yaptığı Veda Hutbesinde şu sözlerle ifade edildi.
‘’Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Onların namus ve iffetini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Dikkat edin! Sizin kadınlar üzerinde hakkınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin onlar üzerindeki hakkınız iffet ve namuslarını korumalarıdır. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları geleneklere uygun biçimde yiyecek ve giyeceklerini sağlamanızdır.’’
Kuran’da kadın ve erkek ilişkilerine ait esaslar, başta Bakara, Nisa, Nur, Ahzab ve Tâlak sureleri olmak üzere birçok yerde açıklandı. Evlilik teşvik edildi. Erkek ve kadının sorumlulukları belirlendi.
4.1 Erkeğin yetki ve sorumlulukları: Evlilik müessesesi erkeğin isteği ve kadının kabulüyle yapılan bir akitle (nikâh) başlar. Kadın istemediği yaşta ve kişiyle evlendirilemez. Erkek kadına ekonomik güvence olarak karşı tarafın kabul edeceği bir bedel (mehir) ödemekle yükümlüdür. (Bakara, Nisa, Maide sureleri) Mehir başkaları tarafından kadının elinden alınamaz.
Erkek belli şartlarda ve kadının rızası alınarak dört kadına kadar evlenebilir. Ancak insan zayıf yaratılmıştır. Ne kadar gayret gösterseler de erkekler, kadınlar arasında adaleti sağlayamazlar. Bu nedenle İslam tek eşli evliliği tavsiye eder.
Erkek ailenin koruyucusu ve sorumlusudur. (Nisa suresi 34. ayet) Ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılamakla mükelleftir. Erkek aile içinde kadına şiddet uygulayamaz. Hoşnut olmadığı bir konuda erkeğin hakkı kadını uyarmak, yatağını ayırmak ve çok hafifçe darp etmekle sınırlıdır.
Erkek kadının kendi akrabaları tarafından maddi ve manevi baskı altında tutulmasını önlemekle de sorumludur. Çocukların bakımı ve onların süt anaya verilmesi masrafları erkek tarafından karşılanır.
Hayızlı zamanlarda erkek kadına yaklaşamaz. (Bakara suresi 222)
Talak (boşanma) Tanrının istemediği meşru bir haktır. İslam’da hem erkeğin hem kadının boşanma hakkı vardır. Eşlerin anlaşmazlıkları önce iki taraftan seçilen hakem heyetleriyle uzlaştırılmaya çalışılır. Bunda başarı sağlanamazsa erkek kadını boşar. İlk iki boşamadan sonra eşler yeniden evlenebilirler. (Bakara 229) Bu durum üçüncü boşamada sona erer. Üçüncü kere boşanmadan sonra kadın bir başka erkekle evlenip boşanmadıkça erkek eski karısıyla evlenemez. (Bakara 230)
"Ey Peygamber! Eşlerinizi boşayacağınız zaman, iddetlerini dikkate alarak onları boşayın. İddet günlerini de iyice hesap edin. Rabbiniz olan Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakının. Boşanmış eşleri, zina ve hırsızlık gibi apaçık bir hayasızlık yapmadıkça, iddet süresince kocalarıyla birlikte yaşadıkları evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkıp gitmesinler." (Talak 1)
Erkeğin isteğiyle yapılan boşanmalarında kadına verilen mehir geri alınmaz. Erkek, çocukların bakımını üstlenir. Hamile durumunda kadının doğuruncaya kadar bakımını ve çocuğun iki sene süt emzirme bedelini erkek öder.
Ölen kişinin mirasının nasıl dağıtılacağı Nisa Suresinin 11-13. ayetlerinde ayrıntılı olarak açıklandı. Ekonomik sorumluluğu olan erkeğe kadının iki katı miras verilmesi hükmü konuldu.
Evlilikte en kötü fiillerden biri zinadır. ‘’Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çirkinliği apaçık bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur.’’ (İsra 32). Kuranda şu dört fiili işleyen cezalandırılır. Şirke düşen, haksız yerde adam öldüren, hırsızlık yapan ve zina suçu işleyen.
"Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.’’ (Nur 30)
Bu ayetle erkekler açıkça uyarılmışlardır. Zinanın sebeplerinden biri belki de ilki erkeğin kadının haram yerlerine bakmasıdır. Erkek bu bakışlarıyla kadını harama sürükler. Bu nedenle erkek böyle davranışlardan menedilmiştir. Toplumun namusu için erkeklerin de kadınlar kadar lifirucihim uyarısına uyması şarttır. (Müminun 5, Mearic 29)
"Zina eden kadınlarınız hakkında dört şahit isteyin. Eğer dört kişi şahitlik ederlerse, ölüm kendilerini alıp götürünceye veya Allah kendilerine bir yol gösterinceye kadar onları evlerde alıkoyun. Sizden bir çift fuhuş yaparsa onlara eziyet edin. Eğer tövbe edip hallerini ıslah ederlerse onları cezalandırmaktan vazgeçin. Çünkü Allah, Tevvab ve Rahîmdir." (Nisa 15-16)
"Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun. Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah'a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah'a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu müminlere haram kılınmıştır. Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir.’’ (Nur. 2.3.4)
4.2 Kadının yetki ve sorumlulukları: İslam’da kadının ilk görevi namusunu ve iffetini korumak, ikinci görevi ev içindeki hizmetleri görmek, ailesine ve çocuklarına bakmak, gerektiğinde ailesine gelir sağlamaktır.
İffet ve namusu koruyarak yaşamak evli olsun olmasın kadın ve erkeğin ortak sorumluluğudur. Bu sebeple lifirucihim ayeti kerimesi kadına ve erkeğe hitap eder. İffet için ilk şart kadının ve erkeğin örtünmesidir. Erkeğin örtünmesi gerekli yerleri hadis-i şeriflerle belirlenmiş, kadının örtünmesi ise ayetle tarif edilmiştir.
Örtünme (tesettür) konusundaki hükümler Kuran’da Nur ve Ahzab surelerinde yer alır. ‘’Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zinetlerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. ………. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler. Hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz. (Nur 31)
‘’Ey peygamber, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış elbiselerinden (cilbablarından) üzerlerini sıkıca örtsünler. Bu, onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah, çok bağışlayıcıdır, merhamet edicidir.’’ (Ahzab 59)
Mümin kadınların örtünmelerini emreden bu iki ayet toplumlarda farklı uygulandı. Bu uygulamada toplumların İslam öncesi kültürlerinin, örf ve geleneklerinin büyük etkisi vardı.
Evlenmede rızasının alınması kadının hakkıdır. Bu hak gibi evlilik müessesesini devam ettirmek istemeyen kadının İslam’da boşanma hakkı da vardır. Buna iftida denir. Kadının fidye vererek kendini kurtarması günah değildir. (Bakara 229). Kadın istemediği kocasından kendisine verilen mehri iade ederek boşanır.
Ancak İslam toplumlarında genelde kadın, cahil ve ekonomik yönden güçsüz bırakıldığı için bu uygulamaya pek rastlanmaz. Ayetin hükmü erkekler tarafından gizlenince ortaya kadının boşanma hakkının olmadığı sanılır ki bu durum Kuran hükmünü hiçe saymaktan başka bir şey değildir.
Kadının okuması, eğitim görmesi ve gerektiğinde aileye gelir getirecek uğraşlarda bulunması da İslam’da kadına tanınan haklardandır. Hazreti Peygamberin ilk eşi Hazreti Hatice (R. Anha) Mekke’nin büyük tüccarlarındandı. Peygamberin diğer eşleri Hazreti Ayşe (R. Anha) ve Hazreti Hafsa (R. Anha) okur yazardılar. Bu nedenle toparlanmış Kuran nüshaları muhafaza edilmek üzere Hazreti Hafsa’ya (R. Anha) teslim edilmişti.
Okur yazar olmanın kadına ve aileye bir zararı yoktur. Okur yazar kadın dünya gerçeklerini yakından takip edebilir ve çocuklarını daha bilgili yetiştirebilir. Bu inkâr edilmez bir gerçek iken İslam dünyasında kadın pek çok yerde okumaktan menedilmiştir. Ülkeler gelişmek için önce okuma- yazma- eğitim sorununu çözmektedirler. Yarısının cahil olduğu bir toplum nasıl özgür olabilir? O toplumda ekonomik kalkınma nasıl sağlanabilir? Kuran’ın birçok yerinde aklını kullan uyarısı yapılmıyor mu? Cahil insan aklını doğru kullanabilir mi?
Kadına maddi ve manevi olarak aile içi şiddet uygulanamaz. Eski ailelerde kayın valide ile yaşamak zorunda kalan gelinin kayınvalidesinin manevi baskısını yaşadığı bilinen bir gerçektir. Kadın aile içinde kendi çocuklarını istediği gibi yetiştirebilme özgürlüğüne sahip olmalıdır. Aksi halde baskı altında büyüyen çocukların kişilikleri gelişmez. Bu kişiler topluma yeterince faydalı olamazlar. Toplum için en büyük tehlike budur.
Evlik öncesi kadına verilen mehir kimse tarafından alınamaz. Mehir evli kadının ekonomik güvencesidir. Başlık parası adında yapılan uygulama İslam’a aykırıdır. Çünkü İslam’a göre kadın alınıp, satılan bir meta değildir. Toplumun saygı gösterilecek ikinci yarısıdır.
Kadının şahitlik yapması unutup yanılma şartına bağlıdır. (Bakara 283) Kadının şahitliği güvenilir hale geldiğinde şahitlikte erkek- kadın eşit olur. Kadının bu eksikliği ancak eğitimle ve ona güven duyularak giderilebilir.
Özetle kadın İslam ile olması gereken yaşama şansına yeniden ulaştı. Ancak tarih boyunca uygulama böyle olmadı. İslam’ın kadına sağladığı haklar giderek çiğnendi. Şimdi İslam dünyasında kadının durumunu inceleyelim.
5. İslam’ın (Kuran’ın) doğru anlaşılması: İslam’ın temel kitabı olan Kuran anlaşılmak için gönderilmiştir. Kuran ancak Hazreti Peygamberin hadisleri doğrultusunda doğru anlaşılabilir. Peygamberin görüşüne uygun olmayan anlayışlar ya eksiktir ya da yanlıştır. Çünkü Hazreti Ayşe’den (R. Anha) rivayetle ‘’Hazreti Muhammed’in (SAV) ahlâkı Kuran’dı.’’ (Müslim- Misafirin 139)
Kuran Tanrının koruması altındadır. Kıyamete kadar metni değiştirilemez, hükümleri bozulamaz. Kuranı bozamayacağını anlayan Yahudi’ler Kuran’ın doğru anlaşılmasını önlemeye çalıştılar. Bunun için sahte hadisler uydurdular ve Müslümanların kafalarını karıştırdılar. Buna münafık gurubu da eklenince İslami hükümlerin doğru anlaşılması zorlaştı. İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye (RA) göre anlamı itibariyle Kuran’a uymayan hadisler sahteydi.
Hicri 2-3. Asırlarda büyük muhaddisler sahte hadisleri eleyerek sahih (doğru) hadisleri Kütüb-ü Sitte’adı altında bir araya getirdilerse de İslam bu sahte yorumlardan ve yanlış anlaşılmalardan günümüze kadar hiç kurtulamadı.
İslam ancak aklı kullanmakla doğru anlaşılabilir. Akıl gerçekleri seçmede insanın en büyük kılavuzudur. Aklını kullanmayanlar ve hislerine göre hareket edenler zarara uğrarlar. ‘’Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.’’ (Yunus suresi 100. Ayet)
İslami yaşamın temel kriteri Kuran’ın pek çok yerinde dile getirilen ‘’Emri bil maruf ve nehyil anil münker.’’ (İyiliğe yönel ve kötülükten uzaklaş) anlamındaki Tanrı emridir. (Lokman suresi 17. ayet). Bu emrin en güzel ifadesi ise ‘’Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.’’ (Nahl suresi 90. Ayet) sözleridir.
İslam’ın anlayışının temeli adalete dayanır. İnsanlar Kuran’ın birçok yerinde adil davranmaya davet edilir. (Nisa 58-135, Maide 8, Enam 152, Araf 29). Doğru hem de dosdoğru olmak son derece zordur. Nitekim Hud Suresinin 112 ayeti, ‘’Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.’’ Hazreti Peygamberin sakalını ağartmıştır.
Kuran’da Müslümanlar insanlar arasında orta yolu takip eden ümmet olarak tarif edilir. ‘’ Ve işte böyle, sizi ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun. (Bakara 143) Bu ayet doğrultusunda Hazreti Peygamber (SAV) Müslümanlara ‘’Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz.’’ (Buhari ilim 11) sözleriyle insanlara din konusunda hayırlı müjde vermelerini ve onları dinden uzaklaştıracak davranışlarda bulunmamalarını tavsiye etti. Aşırılığı (fanatikliği) önledi.
‘’Dinde zorlama yoktur.’’ (Bakara 256) hükmü insanlara karşı hoş görülü davranmanın gereğini ifade eder. Önemli olan baskı ile inanmış görünmek değil samimi olarak inanmaktır. Buna ihlas denir (Fatiha 5. Mümin 65).
Kuranın anlaşılmasında kısaca özetlenen bu esaslar, toplumların gelenekleri ve siyasi ayrılıkları dolayısıyla farklı yorumlandı. İslami anlayış mezheplerle, tarikat türü yapılarla, fanatik düşüncelerle çok farklılaştı. Şimdi İslam’ın tarihi gelişimi içinde nasıl anlaşıldığını öğrenmeye çalışalım.
Gelecek yazı: 5.1 İslam dünyasında siyasi gelişmeler














