İslam ve kadın -V
6- Günümüz İslam dünyasında kadın hakları:
Önce bir durum tespiti yapalım. Cenab-ı Hak, Kuran ayetleriyle insanların hayatta nelere dikkat etmelerini bildirdi. Son peygamber Hazreti Muhammed (SAV) sözleri ve davranışlarıyla Kuran hükümlerini eksiksiz açıkladı. Kuran’ın pek çok ayetinde Müslümanların Kuran hükümlerine harfiyen uymaları, insanlara karşı adil davranmaları ve dosdoğru olmaları ısrarla vurgulandı.
Ancak Müslümanlar, İslami hükümleri kısa süre sonra az veya çok terk ettiler. Kuranın ifadesine göre bir kısım Müslümanlar (fasıklar ve münafıklar) İslami hükümlerin bir kısmını değiştirerek, bir kısmını gizleyerek ve her koşulda kendi dünyevi çıkarlarını gözeterek uyguladılar. Bu uygulamalardan kadınlar ve İslam’ın getirdiği kadın hakları büyük zarar gördü.
Daha önceki peygamberler de bu durumu yaşamışlardı. En son Hazreti Musa’nın (AS) Tevrat ve Hazreti İsa’nın (AS) İncil ile getirdikleri ilahi hükümlere de inanmış görünen insanlardan bazıları, peygamberler daha hayatta iken karşı çıkmışlar ve dini kuralların bir kısmına uymamışlardı. Dinin özünden uzaklaşma İslam’ın ilk döneminde münafıklar tarafından da sergilenmişti.
İnsanlığın büyük çoğunluğunun tevhid inancını (tek tanrı inancı) ve dini hükümleri kabul etmemelerinin ve bu inancı kabul eden kişilerin dini kuralların bir kısmına uymamalarının sebeplerini şu ayetlerin mealinden anlayabiliyoruz.
"Zaten insan zayıf yaratılmıştır."(Nisa-28)
"O, sana Kitabı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar." (Ali İmran 7)
“Kadınlar, oğullar, yüklerce altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah'ın katındadır.’’ (Ali İmran 14)
Görüldüğü gibi topraktan yaratılan insan zayıftır. Dünya hayatına düşkündür. Kuran hükümlerini ancak ilimde derinleşmiş akıl sahipleri doğru anlayabilirler. Müslümanların gerçek sorunu Kuranı doğru anlayamamalarıdır.
Kuran’daki Yusuf, Hicr, Şuara, Kasas ve Duhan surelerinin ‘’Bunlar o açık Kitabın ayetleridir.’’ beyanıyla başlaması, Kuran’ın insanlar tarafından anlaşılabileceğinin açık bir ifadesidir. Hazreti Peygamber kendisine verilen görevi yeterince yerine getirmiş, söz ve davranışlarıyla Kuran’ın yeteri kadar anlaşılmasını sağlamıştı. Zamanla İslam uleması müteşabih ayetlerin açıklanmasında zaafa düşünce İslam’ın özünden uzaklaşıldı.
Bunun pek çok sebebi vardı. Bu sebeplerin en önemlisi cehaletti. Kuran anlaşılmak için gönderilmişti ama Arapça nazil olan Kuran, farklı dillere tercüme edilmedi. Bu nedenle insanlar dini hükümleri kaynağından yani Kuran’dan ve aracı olmadan öğrenemediler. Araya diğer dinlerde olduğu gibi birileri girdi ve İslam bu kişilerin yorumlarına tabi oldu. Bu kişilerin farklı ve çelişkili yorumları dini karmaşaya sürükledi, din hurafelere boğuldu. İnananlar sırat-ı müstakimden (doğru yol) uzaklaştılar.
Cehalet İslam dünyasına yıkım getirdi. Müslümanlar hem manevi alanda dinin aydınlık ve huzur veren ilkelerinden uzaklaştılar hem de fakirleştiler. Ekonomik yönden zayıf duruma düşen İslam aleminin siyasi yönden güçlü olması zaten mümkün değildi. Ekonomik ve siyasi gücünü kaybeden İslam alemi bu defa yabancı kültürlerin istilasına uğradı. Kafalar İslam’ın kabul etmediği fikir ve düşüncelerin saldırılarıyla daha da karıştı. İslam’ı yaşamak daha da zorlaştı.
Şimdi Haçlı seferlerinin yeniden hız kazandığı günümüzde İslam dünyasını ve kadın haklarını aşağıdaki kitapların ışığında incelemeye çalışalım.
Prof. Dr. Abdülaziz BAYINDIR- Kuran ışığında doğru bildiğimiz yanlışlar
Doç. Dr. Şahin FİLİZ- Başörtüsü söyleminin dinsel temelsizliği ve İslam felsefesi açısından eleştirisi haklarını
Fethi GÜNGÖR- Maraş’tan Merakeş’e Fikri Tuna
Süleyman ULUDAĞ- İran’dan Turan’a Seyahat
Ayşe BÖHÜRLER- Aslıhan EKER.-Müslüman ülkelerde kadın. Duvarların arkasında
6.1.1 İnsan oğlunun yeryüzündeki yükümlülükleri: Tanrı gönderdiği peygamberler ve kitaplarla insana nasıl yaşaması gerektiğini açıkladı. Tanrı genel anlamda;
- Amentüde ifade edilen Allah’tan (CC) başka bir İlah olmadığına, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, kader, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanılmasını,
- Sadece kendisine ibadet edilmesini, sadece kendisinden istenilmesini,
- İnsanların kendisini çokça ve gönülden (huşu ile) anmasını,
-İnsanların her şartta adaletten ayrılmamasını,
-Kainattaki düzeni ve tabiat olaylarındaki ahengi örnek göstererek insanların akıllarını kullanmasını ve hislerine göre değil gerçeklere göre hareket etmesini,
- İnsanların iyiliğe yönelmesini ve kötülüklerden uzaklaşmasını,
- Özel anlamda erkeklerin kadınlar için Kuran’da verilen haklara riayet etmesini istedi.
Hazreti Peygamber, Dinde zorlama yoktur (Bakara-256) ayeti doğrultusunda Müslümanlara "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız." emir ve tavsiyesinde bulundu. Erkek- kadın haklarını Veda Hutbesinde şu sözlerle açıkladı.
"Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan (CC) korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir."
Bu bilgilerden sonra kadın erkek ilişkilerinde hâlâ yaşanan sorunları inceleyebiliriz.
6.1.2 Kuran gerçeklerine aykırı olan yanlışlar: Günümüz dünyasında pek çok konuda Kuran’a aykırı yanlış davranışlar sergilenmektedir. Kadın hakları ile ilgili süregelen yanlışlıkları şu başlıklarla açıklayalım.
Yaşama hakkı: Kuran kız çocuklarının öldürülmesini yasakladı. (İsra-31). Adil davranın hükmü gereği kız çocukları ile erkek çocukları arasında ayrım yapılmamasını istedi.
Kuran hükümleri böyleydi ama bu hükümler tam olarak uygulanmadı. Kız çocukları öldürülmedi ama aile içinde hep erkek çocuğun gerisinde kaldı. Özellikle kız çocuklarının eğitimi engellendi. Sonuçta toplumun yarı çoğunluğunu teşkil eden kadınlar İslam için en büyük felaket olan cehalet içine gömüldüler.
Evlenme ve boşanma hakkı: Evlilikte kızın rızasının alınması Peygamber sünnetiydi. Bu şarta uyulmadı ve kızlar istemedikleri kişilerle zorla evlendirildiler. İstenilmeyen evlilikler evlilik içi huzursuzlukları da beraberinde getirdi.
Kuran evlilikten önce kadına ekonomik teminat olarak mehir verilmesini ve bunun kadından alınmamasını istedi. Öyle olmadı. Mehir bedeli başlık parasına dönüştürülerek kadının elinden alındı.
Kuran erkeğe tanıdığı boşanma hakkını (iftida) mehir bedelini geri vermek şartıyla kadına da tanıdı. Ancak ekonomik olarak güçsüz olan, cahil bırakılan ve çevrenin kınama baskısına maruz kalan kadın bu hakkını hiç kullanamadı.
Çok eşlilik: Kuran tek eşliliği tavsiye etti. (Nisa-3) Çok eşliliği şarta bağladı. Bunlardan ilki evli kadınların rızalarının alınmasıydı. Diğeri zorunlu durumlar olmasıydı. Bu şartlara uymayan erkekler çok kadınla evlenerek Kuran hükümlerini açıkça istismar ettiler.
Cariyelerle evlilik: Kuran köleliğin kaldırılmasını, çocuğu olan cariye hür olacağından zinadan kurtulmak için Nur suresinin 32. ayetinde bekarların cariyelerle evlenmesini teşvik etti. “Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”
Erkeklerin belli şartlarda cariyeler dahil en fazla dört kadınla evlenebilirler hükmüne uyulmadı. Bazı din alimlerinden alınan bazı fetvalarla özellikle saray ve zengin çevrelerde yapılan cariye evlilikleri hesap dışında tutuldu. Cariyeler mal gibi kullanıldı. Bu durum Kuran ahlâkına ve anlayışına aykırıydı.
Ekonomik haklar: Kuran kadına miras hakkı tanıdı. Ne var ki erkek baskısı nedeniyle bu hak çoğu kez kadına yeteri kadar ya verilmedi ya da zaman içinde kendisinden geri alındı.
Kuran, boşandıktan sonra hamile kadının çocuk doğuncaya kadar bakımını ve doğduktan sonra çocuğun ve annenin süt ve bakım masraflarını erkeğin karşılamasını istedi ama bu hükümleri sadece Tanrıya gönülden inanan gerçek Müslümanlar uyguladı. Müslüman erkeklerin çoğu kendilerine ekonomik yük getiren bu kurallara uymadılar.
Kadının şahitliği: Kuran, Bakara suresinin borç verme ve şahit tutmayla ilgili 282. ayetinde "…………Adamlarınızdan iki erkeği de bu muameleye tanık tutun. İki erkek olmazsa biri unuttuğu vakit öbürünün hatırlatması için razı olacağınız kimselerden bir erkekle iki kadın tanık olsun. Tanıklar da çağrıldıkları vakit kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, muayyen müddete kadar verilen borcu yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allah katında daha ziyade adalete uyan, tanıklık için daha sağlam olan, tereddüde ve şüpheye düşmemenize daha ziyade yarayan bir şeydir……….." hükmü ile kadının şahitliğini unutma ve akdin geçerliliğini daha sağlam olma şartlarına bağladı.
Maide suresinin vasiyetin yazılmasıyla ilgili 106-107. ayetlerinde ise kadın erkek ayrımı yapılmadan güvenilir iki Müslümanın şahit olabilmesi, kadın ve erkek şahitliğini eşitlemişti. Bu ayetler doğrultusunda kadına aklı kıt işlemi yapılması Kuran’ın genel anlayışına aykırıydı.
Aile içi şiddet: Hazreti peygamberin ifadesiyle kadın erkek için bir emanetti. Aile içinde şiddete maruz kalamaz. Dövülemez, kınanamaz, aç bırakılamaz ve çocuklarından ayrı bırakılamazdı. Bu durum emanet haklarına aykırıydı.
Nüşuz (ayrılma) kararı alan kadına kocanın yapacağı öğüt vermek, güzel söz söylemek, yatağından ayrılmak ve darp etmekle sınırlıdır. (Nisa-34). Ayetin sonundaki sizi gönülden kabul ederlerse onlara karşı başka bir yol aramayın lafzı darp kelimesinin kadını dövün anlamından çok onu evde tutun anlamına daha yakındır. Zira zorla güzellik olmaz. Zorla evlilik devam etmez.
Ne var ki çoğunlukla Müslüman erkekler darp kelimesiyle kadının dövülmesini anladılar ve bunu uyguladılar. Anadolu’da yaygın "Kızını dövmeye dizini döver." sözleri bu inanışın açık ifadesidir.
Kızların ve kadınların aile içinde yakınları tarafından tecavüze uğramaları Nur Suresindeki ayetlerle yasaklandı. Ancak geniş aile ortamında işlenen bu suçlar günümüze değin hep gizli tutuldu ve üzeri örtüldü. Suç kadına yüklendi. Genç kızların ve gelinlerin intihar etmeleri bu tür çirkin tecavüzlerin var olduğunun kanıtıdır.
Zina: Kuran’ın Nur suresindeki hükümler kadın-erkek arasında sıkça işlenen zina suçu ile ilgilidir. Zina, Tanrının yapılmasını yasakladığı ve cezasını Kuran’da belirlediği dört suçtan (Şirk koşma, kasten adam öldürme, hırsızlık yapma ve zina) biridir. Dört şahidin beyanıyla kanıtlanma zorunluluğu olan zina suçunu işleyen kadın veya erkek şahitler huzurunda 100 değnek vurmakla (Nur-2), namuslu kadınlara zina suçunu atan ancak bunu kanıtlayamayan kişi, 80 değnek vurularak cezalandırılır. (Nur-4).
Tevrat’taki recm (taşlanarak öldürme) cezası Kuran’la kaldırılmıştır. Bu nedenle zina yapan kişi namusum lekelendi bahanesi ileri sürülerek öldürülemez. Erkekler namus bekçisi değillerdir. Çünkü namusu (ırzı) korumak hem erkek hem kadının görevidir. (Müminun-5)
Zina suçu ikili ilişki sonucunda oluştuğundan cezalandırmada kadın-erkek ayrımı yapılmaz. Zina yapan kişiler evli iseler en fazla evliliklerini sona erdirebilirler. Bekar iseler Kuran’ın ilgili hükümleri uygulanır. Çünkü; "Ancak ondan sonra tövbe edip düzelenler başka. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir." (Nur-5)
Zinadan korunma ve tesettür: Erkeğin cinsel arzusu kadının duygularından daha güçlüdür. Mevlânâ Celaleddin-i Rumi tarafından yazılan Mesnevide, kadının erkeğin arzularına direnemediği birkaç kere müstehcen cümlelerle anlatılmaktadır. Bu gerçek, zina suçundan genellikle erkeklerin sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır. Nur suresinin 30 ve 31. ayetleri zinadan korunmanın ilk önlemlerini açıklar. İlk uyarının mümin erkeklere yapılması dikkat çekicidir.
"Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır." (Nur-30)
İkinci uyarı kadınlaradır. "Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Görünen kısımlar müstesna, zinetlerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar.
Zinetlerini; kocalarından yahut babalarından yahut erkek kardeşlerinin oğullarından yahut kız kardeşlerinin oğullarından yahut Müslüman kadınlardan yahut sahip oldukları kölelerden yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler.
Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz".
Bu ayetlerden görüldüğü üzere kadınlara yapılan uyarı erkeklere yapılan uyarıdan fazladır Kadınlar haramdan sakınmanın ve ırzlarını korumalarının ötesinde zinetlerini örtmeleri konusunda da uyarılmışlardır. Ancak ayetlerin kesin hükmü kadınların ve erkeklerin ırzlarını korumalarıdır. Irz (iffet) önce harama bakmayarak, sonra örtünmekle korunmak istenmiştir.
Örtülmesi, istenen yerler yani zinetler nereleridir? Baş nasıl örtülecektir? Bu doğrultuda ayette emredilen "Başörtülerinin ta yakalarının üzerine salsınlar." Hükmü, farklı kültür ve hayat tarzı nedeniyle İslam dünyasında farklı anlaşıldı ve uygulandı. Bazıları başın tamamını örtüler. Bazıları sadece gözleri kapatmadılar. Bazıları yüzün görünmesi dışında başı tamamen kapattılar. Bazıları yüz ve saçın bir kısmının görünmesine izin verdiler. Bazıları saçın, boyun ve kulakların görünmesinde bir sakınca görmediler.
İslam’ın en hoşgörülü anlaşıldığı Anadolu’da baş, yazma denilen örtülerle örtülürdü. Bu örtünmede yüz ve saçın bir kısmı görünürdü. Son zamanlarda Arap geleneği öne çıktı ve yüz hariç başın tamamı örtülmeye başlandı.
"Dinde zorlama yoktur." (Bakara-256) kesin hükmü gereğince Müslüman kadın başını istediği şekilde örtebilir. Ama günümüzde İran’da ve bazı İslam ülkelerinde uygulandığı gibi hiçbir kadın başını örtmeye zorlanamaz. Bu husus kadının imanı ve inancı ile ilgili bir konudur. Bu konuda kadına baskı yapılmamalı, kadın tercihinde serbest bırakılmalıdır. Esasen Nur suresinin 31. ayetindeki örtünme uyarısına uymayanlar hakkında Kuran’da herhangi bir cezanın olmaması bu durumu kanıtlamaktadır. Çünkü önemli olan örtünmek değil firucium olarak ifade edilen ırzın, namusun (Müminun-5) korunmasıdır.
Diğer bir husus son dönemlerde Arap İslam anlayışının etkisiyle yaygınlaşan ve başın tamamını kapatan örtünme tarzının bir dini simge olarak kabul edilmesinin doğru olmadığıdır. Öyle sayılırsa bu açıkça dinin istismarına girer. Çünkü kimse kendisi gibi başını örtmeyeni dine aykırı hareket etmekle suçlayamaz. Hadisi şerifin işaret ettiği gibi kimse kimsenin kalbini bilemez. Bu zekâttan kaçınan ama namaz kılanların kılmayanları ithamına benzer. Namaz kılan kimse Tanrıya olan görevini yapmaktan mutluluk duyabilir. Ancak bu durum kendisine başkalarını suçlamak ve yargılamak hakkını vermez. Olması gereken şey ibadetler konusunda din kardeşini teşvik etmek ve ona yardımcı olmaktır. Çünkü önderimiz Hazreti Peygamber böyle yaptı ve böyle davranılmasını istedi. "Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız. Bölünmeyiniz, parçalanmayınız. Birlik olunuz. Ey Müslümanlar kardeş olunuz."
6.1.3 Günümüzde Müslümanlar: Günümüzde yaklaşık 1,9-2,0 milyar nüfusa sahip olan Müslümanlar dünya nüfusunun yaklaşık %24-25’ini teşkil ederler ve 50 ülkede çoğunluktadırlar. Dünyadaki Müslüman nüfusun yaklaşık %62'lik kısmı Asya'da yaşamaktadır. Endonezya 244 milyon Müslümanıyla en kalabalık İslam ülkesidir.
Müslümanların büyük çoğunluğu bağımsız devletlerde olabildiğince özgür, azınlığı ise bağlı oldukları devletlerin kendilerine sağladığı ölçüde özgür ya da bağımlı yaşamaktadırlar. Özgür devletlerin bir kısmı şeriat hükümlerine göre yönetilmekte ve bunlar kendilerini İslam Devleti olarak tanımlamaktadırlar.
Dünyadaki Müslümanların ekonomik gücü, dünya ekonomik gücünün %9-10’u düzeyindedir. Bu rakam Müslümanların nüfuslarına göre dünya ekonomik gücünde olması gereken seviyenin oldukça altında olduğunu göstermektedir.
Müslümanların elinde Pakistan hariç nükleer silah yoktur. Bu durum Müslümanların askeri güç olarak zayıflığını ortaya koyar. Günümüzde Müslümanlar teknolojide öncü durumda değillerdir. Dünya siyasetine egemen olan BM Güvenlik Konseyinde tek Müslüman ülke yoktur. Müslümanların dünya kültüründe de ciddi ağırlıkları yoktur.
Bu göstergeler Müslümanların günümüz dünyasında başat olmadığını, pek çok alanda geri planlarda kaldığını ifade eder ki bu gerçek Müslümanlara hiç yakışmamaktadır. Kuran’da övülen ve mahşerde diğer topluluklara şahit- örnek olarak gösterilen Müslümanlar (Hac-79) bu halleriyle Tanrı nazarında büyük sorumluluk altına girdiklerinin farkında bile değillerdir.
Bu duruma nasıl gelindiğine daha önce kısaca değinildi. Özü itibariyle bir zamanlar her konuda dünya lideri konumunda olan Müslümanlar önce Kuran ahlâkından, sonra dünya gerçeklerinden ve bilimsel gerçeklerden uzaklaştılar. Cehalete gömüldüler. Bölündüler, parçalandılar ve birbirleriyle çarpıştılar. Zayıfladılar, yenildiler ve bu günkü duruma sürüklendiler.
6.1.3.1 İslam devleti kavramı: Bir devletin İslam devleti olabilmesi için her türlü hukukun Şeriat hukukuna göre düzenlenmiş olması ve ayrım yapmadan herkese adil olarak uygulanması şarttır. İslam’da kişilere ayrıcalık yoktur. Adına kral, sultan, şah, padişah denen kişilerin yönetim yetkileri dışında başka insanlardan farkı yoktur. Zira yönetim erkine sahip olan bu kişilerin yetkileri de İslam hukukuna (fıkhına) uygun olmak zorundadır.
Günümüzde kendini İslam Devleti olarak sayan devletlerin hiçbirinde yukarıda belirtilen hususların olmadığı alenen ortadadır. Bazı liderler yargılama olmadan adam öldürmekte, bazıları kendilerini ruhani lider saymaktadır. İslam bu insanlara bu yetkiyi vermez. Bu nedenle bu devletler İslam devleti olarak nitelendirilemezler.
Daha önce anlatıldığı gibi tarihte tek İslam Devleti Hazreti Muhammed’in (SAV) 622 yılında Medine’de kurduğu devlettir. Bu devlet peygamberden sonra Halifeler döneminde sadece 18 yıl İslami kuralara göre yönetildi. Sonraki 11 yıl karışıklıklar içinde geçti. 661 yılında Emevi saltanatının kurulmasıyla sona erdi. Bu gerçek, mucizevi olarak Hazreti Peygamber tarafından ifade edildi ve Kadir suresi ileride gerçekleşecek bu olay üzerine nazil oldu.
Yukarda açıklanan nedenlerle Osmanlı İmparatorluğu da İslam devleti sayılamaz. Çünkü Osmanlıda padişahın Hakanî örfe dayanan ayrıcalıkları vardı. Osmanlıda Şeriat hukuku herkese eşit olarak uygulanmadı. Bu gerçeği yansıtan "Zengin kervanını dağdan aşırır. Züğürt düz ovada şaşırır." Atasözü boşuna söylenmedi.
6.1.3.2 Günümüz dünyasında İslami anlayış ve kadın hakları:
Önce halen Rusya yönetimine tabi olan Müslümanlarla 1991 yılından itibaren bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetlerindeki Müslümanların durumunu inceleyelim.
6.1.3.2.1 Rusya’da özerk cumhuriyetlerde yaşayan Müslümanlar: İslamiyet Rus topraklarına Altınorda hükümdarı Özbek Han’ın (1312-1342) ve mensupları Tatarların (Kıpçaklar) toplu olarak Müslüman olmalarıyla girdi. Volga Nehri boyunca yaşayan İslamiyet 16. asırda Çar Korkunç İvan zamanında Ortodoks Rusya’nın şiddetli baskılarına maruz kaldı. 1774 Küçük Kaynarca Anlaşmasıyla Osmanlılara üstünlük sağlamalarından sonra Ruslar Müslümanlarla ilişkilerinde baskı yerine yumuşamayı tercih ettiler. Çariçe İkinci Katerina’nın (1762-1796) başlattığı “baskı yerine kontrol” politikası uzun süre yürürlükte kaldı.
Ancak 1917 Ekim devriminden sonra Rusya’da egemen olan ateist düşünce bütün dinlere zarar verdi. Müslümanlar da bu yönetimden çok zarar gördüler. Din eğitimi ve ibadet yasaklandı. Camiler yıkıldı, kapatıldı veya başka amaçlarla kullanıldı. Kırım, Çerkes ve Ahıska Müslümanları sürgün edildiler. Rusya’daki Müslümanlar SSCB dağılıncaya kadar dinlerinden kopuk yaşamak zorunda kaldılar. İslamiyet 1990 yılından sonra Rusya’da yeniden doğdu.
Az sayıda Yahudi’nin yaşadığı Rusya’da halkın büyük kısmı Ortodoks Hıristiyan, nüfusun %10’u Müslüman. Rusya Hıristiyan Avrupa’da en fazla Müslümanın yaşadığı ülke. Müslümanların yoğun olarak yaşadıkları özerk bölgeler; Tataristan, Başkurdistan, Dağıstan, Çeçenistan, İnguşetya, Karaçay-Çerkes ve Kabarday-Balkar cumhuriyetleridir.
Volga Nehri kıyılarında, Kuzey Kafkasya’da ve Kırımda yaşayan Müslümanların %90'ından fazlası, Hanefi ve Şafii mezheplerine bağlı Sünni İslam'a mensuptur. Sünni tasavvuf geleneği (Kadiriyye, Nakşibendi ve Şazeli tarikatları) bazı bölgelerde özellikle Dağıstan, Çeçenistan ve İnguşetya bölgelerinde yaşamaktadır. Müslüman nüfusun %10’u Şii- On iki imam mezhebini benimsemiştir.
*Tataristan: Rusya Cumhuriyetine bağlı özerk cumhuriyettir Başkent Kazan ve doğusundaki Başkırdistan’ın başkenti Ufa şehirleri İslami ilimler açısından en gelişmiş merkezlerdir. 20. Asır başlarında İsmail Gaspıralı tarafından ortaya atılan ceditcilik (uyanma, yenileşme ve kendine gelme) hareketi bölgede çok taraftar buldu. Bu harekete daha sonra Musa Carullah, İsmail Akçura ve komünist eğilimli Sultan Galiyev gibi isimler de katıldılar. Ancak Bolşevik ihtilalinden sonra Tatarlar özgürlüklerini kazanamadılar.
Tataristan’da laik yönetim egemendir. Müslümanların dini hizmetleri Ufa ve Kazan Müftülüklerince ancak Rusya devletinin kontrolünde yürütülmektedir. İnanç özgürlüğü vardır. İbadet serbesttir. Okuma yazma oranı oldukça yüksektir. Kadınlar tarikatların olmadığı bölgelerde daha özgürdürler. Kadının siyaset ve ticaret ve eğitime katılımı erkeklerin gerisindedir.
*Dağıstan: Güneyde Kafkasya’ya komşu olan Dağıstan, Rusların baskılarına ve Kafkasya’ya doğru yayılmalarına karşı en büyük direnişi gösterdi. Şeyh- İmam Şamil (1797-1871) başkanlığındaki Dağıstan ve Çeçen Müslümanlar1834- 1859 yılları arasında Rusya’nın Kafkasya’yı işgaline 25 yıl direndiler.
Nakşibendi tarikatında aldığı eğitim, Şeyh Şamil’de Ruslar tarafından Kafkasya bölgesinde ortadan kaldırılmak istenen İslamiyet’i tekrar canlandırmak, yaymak, özgürlüğe kavuşmak ve İslam Birliği gibi düşüncelerin gelişmesini sağladı. İmam Şamil, Rus İmparatorluğu'na karşı Dağıstan'da başlattığı savaşı Çeçenistan'da sürdürdü. 1859 yılında teslim olmak zorunda kaldı. Rusların saygısını kazanan Şeyh Şamil 1871 yılında Medine’de hayata veda etti.
Rusların yönetiminde olan Dağıstan’da da laik yönetim egemendir. İnanç ve ibadet özgürlüğü vardır. Kadınlarda örtünme oranı tarikatların egemen olduğu bölgelerde yüksektir. Kadın – erkek ilişkilerini genelde İslami hükümlerin yanında eski Türk gelenekleri tayin eder. Kadınlarda okuma yazma oranı iyi ancak Tataristan’ın gerisindedir. Siyasette, eğitimde ve ticarette de kadınlar erkeklerin gerisindedirler.
*Çeçenistan: İslamiyet öncesi Gürcü etkisiyle kısmen Hıristiyanlığı benimsemiş olan Çeçenler, daha sonra kitleler halinde İslamiyet’i seçtiler İslam dini 16. ve 19. yüzyıllar arasında Çeçenistan'da yayıldı. Günümüzde Çeçenlerin çoğunluğu Müslüman'dır. Sünni İslam'ın Şafii mezhebine bağlıdırlar. Ancak yaygın olan inanç Müridizm olarak adlandırılan tasavvuf anlayışıdır. Çeçenler tarikatlara bağlıdırlar. Kuzey Kafkasya'da iki büyük tarikat vardır. Bunlar Nakşibendiye ve Kadiriye tarikatlarıdır. Nakşibendiye Doğu Çeçenistan ve Dağıstan'da Kadiriye tarikatı ise Çeçenistan'ın diğer bölgelerinde ve batıdaki İnguşetya'da etkilidir.
Bir Kafkas halkı olan Çeçenler 1859 yenilgisinden sonra SSCB’nin dağılışına kadar özgürlüklerini kazanamadılar. 21 Aralık 1917 tarihinde İnguşetya, Çeçenistan ve Dağıstan bağımsızlıklarını ilan ederek tek devlet kurdular ama bu devlet 1921 yılında SSCB tarafından ortadan kaldırıldı. Çeçenistan özerk bölge olarak SSCB’ye bağlandı.
1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla eski Sovyet Hava Kuvvetleri generali Cevher Dudayev'in önderliğinde bir bağımsızlık hareketi başlatıldı. Yeni Rusya yönetimi bu hareketi tanımadı. Birinci Çeçen Savaşı1994-1996 yılları arasında gerçekleşti. Asker, silah ve hava desteğindeki ezici sayısal üstünlüğüne rağmen 1997 tank kaybeden Rus kuvvetleri kalıcı kontrol sağlayamadı.
Çeçenistan'ın demokratik olarak seçilen ilk cumhurbaşkanı Cevher Dudayev, 21 Nisan 1996 tarihinde kullandığı bir uydu telefonunun konumunun bulunmasından sonra savaş uçağından ateşlenen bir füze kullanan Rus kuvvetleri tarafından öldürüldü.
Bölgedeki Rus askerî güçlerinde görülen moral bozukluğu ve Aslan Mashadov liderliğindeki Çeçen isyancı güçleri tarafından Grozni'yi yeniden ele geçirmek için başlatılan başarılı bir saldırı, Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'i 1996 yılında ateşkes ilan etmeye ve bir yıl sonra Rus kuvvetlerini geri çekmeye ve bir barış antlaşması imzalamaya sevk etti. Savaştan sonra, Ocak 1997 tarihinde Çeçen Cumhurbaşkanı Aslan Mashadov beş yıllık bir dönem için iktidara geldi. Ancak insan kaçırma eylemleri arttı. Başkan Mashadov, rehinecilere karşı büyük bir sefer başlattı "Vehhabilik" nedeniyle siyasi şiddet ve dinî aşırılık yaygınlaştı. İç gerginlik Çeçen Ulusal Muhafızları ile İslamcı militanlar arasında çatışmalara yol açtı.
Rusların ikinci Dağıstan Operasyonu, 7 Ağustos 1999 tarihinde başladı. İlk savaştan çok daha iyi organize edilmiş ve planlanmış olan Rus silahlı kuvvetleri Şubat 2000 tarihinde başkent Grozni’yi yeniden ele geçirdi. Çeçen isyancılar Rus birlikleriyle savaşmaya ve saldırılar düzenlemeye devam ettiler. Ekim 2002 tarihinde Moskova tiyatrosuna yapılan baskın üzerine Rusya, Çeçenistan üzerindeki hâkimiyetini artırdı ve Çeçenistan’da Rus yanlısı bir Çeçen rejimi kurdu.
2003 yılında Çeçenistan'ı Rusya ile yeniden bütünleştiren ancak sınırlı özerklik sağlayan bir anayasa referandumu yapıldı. Ayrılıkçı isyancıların Kuzey Osetya'nın Beslan kasabasında bir okulu işgal ederek 777'si çocuk 1100 kişiyi rehin alması ve 331 kişinin hayatını kaybetmesinden sonra, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çeçen ayrılıkçılara ve iç şiddet eylemlerine karşı çok sert karşılık verdi. Grozny başta olmak üzere Çeçenistan tahrip edildi. 2005 ve 2006 yıllarında ayrılıkçı liderler Aslan Mashadov ve Şamil Basayev öldürüldüler.
2007 yılında Rus yanlısı Ramzan Kadirov Çeçenistan yönetiminin başına getirildi. Kadirov yüksek düzeyde yolsuzluk ve yaygın işkence kullanımı ile anılan bir yönetim sergiledi. Nisan 2009 tarihinde Rusya, terörle mücadele operasyonunu sona erdirdi ve ordusunun büyük kısmını geri çekti.
Günümüzde Kafkasya Emirliği, Kur'an ve Sünnetin gerçek yorumuna ve Sünni Hanbeli mezhebine sıkı sıkıya bağlı kalarak Selefi cihatçı bir grubun ilkelerini tam olarak benimsedi. Ancak Çeçenistan üzerindeki Rus baskısı hiç eksilmedi. Kadınların hakları Hambeli görüşüne göre belirlendi. Özgürlüklerine kavuşamayan Çeçenler bugün Ukrayna savaşında Rusya’nın yanında yer alan ve Rusya’nın güdümünden çıkmayan Çeçen halkının razı olmadığı bir yönetimle yönetiliyorlar.
Gürcistan’daki Müslümanlar: Bir güney Kafkas ülkesi olan Gürcistan, 1991 yılında bağımsızlığını kazandı. İlk Gürcü Cumhurbaşkanı Zviad Gamsahurdiya Müslümanlara baskı uygulamaya çalıştı. Ancak Acara (Batum ve civarı) ve doğusunda yer alan Ahıska Müslümanları buna şiddetle karşı koyunca ülkesinden kaçmak zorunda kaldı. Yeni başkan Eduard Şevardnadze (1995-2003) yönetiminde ilişkiler yumuşadı. Türkiye Cumhuriyeti’yle kurulan iyi ilişkiler Gürcistan Müslümanlarını rahatlattı. Dini eğitim ve ibadet yeniden başladı.
Günümüzde Acara, Ahıska ve İnguşetya Müslümanlarının İslam anlayışında geçmişte dayatılan ateist kültürün etkisi görülmekte. Genç nesil İslami kültürden uzak. Bölgedeki kadınlar tarlada, bağda ve bahçede başını Anadolu kadını gibi örtüyorlar. Kadınlar eğitimde, ekonomide ve siyasette erkeğin gerisindeler.
Sınır komşumuz olan ve 1944 yılında Stalin tarafından sürgüne gönderilen Ahıska Türkleri ülkelerine hâlâ dönemediler. Ülkemizde yaşayan pek çok Ahıska Türkü bu özlem ve umudu yitirmedi.
*Kırım: Osmanlı İmparatorluğunun kaderini çizen 1683 İkinci Viyana kuşatması, Kırım Hanının ihaneti sonucu büyük bir yenilgiyle sonuçlandıktan yaklaşık bir asır sonra Kırım 1792 yılında Çarlık Rusya’nın egemenliğine girdi ve hiç rahat yüzü görmedi. 1941-1944 yılları arasında Alman işgali altında kalan Kırım'da, sayıları 200-400 bin arasında değişen Kırım Tatarı Almanlarla "iş birliği" yaptıkları gerekçesiyle, 1944 yılında Sovyet hükûmeti tarafından Özbekistan’a toplu sürgüne gönderildiler. Kırım Tatarları, Stalin'in Sovyetler Birliği'ndeki nüfus transferi politikası uyguladığı birkaç etnik gruptan biriydi. Günümüzde devam eden Rusya- Ukrayna savaşı ve Kırım’a egemen olma mücadelesi, Kırım halkının çilesinin devam ettiğini göstermektedir.
1475 yılında Osmanlı İmparatorluğuna bağlanan ve Karadeniz kıyısında olması nedeniyle Rusya’da batıya açık en aydın halka sahip olan Kırım’da bu yoğun siyasi olaylardan sonra İslami esaslar ne kadar uygulanabilirdi? İslam’ın kadına sağladığı haklar ne kadar verilebilirdi? Bu sorulara cevap vermek güç.
Günümüzde Rusya yönetimine bağlı olan Kırım halkı laik düzende inanç ve ibadet özgürlüğüne sahip. Batının etkisindeki kişiler İslami tesettüre uymamakta. Tarikatların egemen olduğu yerlerde İslami hassasiyet daha yüksek. Kırımlı kadın da her alanda erkeklerin gerisinde.
Gelecek yazı: SSCB’nin dağılmasıyla bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetlerinde Müslümanlar:


















