(KAPAK RESMİ: Eserlerinde sıklıkla eğitim faaliyetlerinde bulunan kadınları gösteren Osmanlı bilgesi ve ressamı Osman Hamdi Bey'in "Kur'an Okuyan Kız" isimli 1880 yılına ait tablosu.)
İslam ve Kadın - III
5.1 İslam dünyasında siyasi ve fıkhi gelişmeler: İslam Dininin esasları önce Arap toplumuna indirildi. Araplar İslam’ı doğuda Irak üzerinden İran ve Türkistan’a batıda Mısır ve Libya üzerinden Atlas Okyanusuna ve Endülüs’e taşıdılar. Araplardan sonra İran ve Türkistan halkları Müslümanlığı kabul ettiler. Her toplum kendi kültürüne göre İslami hükümleri anladı, yorumladı ve uyguladı. İslam coğrafyasında İslam hukuku ve felsefesi konusunda yaşanan farklı yorum ve uygulamalar bu farklılığı daha da artırdı. Kadın hukuku da bundan etkilendi. Şimdi İslam’da kadın haklarının geçirdiği safhaları sırasıyla önce Arap sonra Acem ve en son Türk topluluklarının tarihi ve sosyolojik gelişmesine göre inceleyelim.
5.1.1 Tek İslam Devleti ve Dört halife dönemi Kuran ile belirlenen İslami hükümler Hazreti Peygamberin (SAV) 632 yılında vefatıyla sona erdi. Peygamber döneminde İslam toplumunda tam olarak uygulanan bu hükümler, peygamberden sonraki Dört Halife döneminde (632-661) sadece 18 yıl uygulanabildi. Bu dönemin son 11 yılı karışıklık ve savaşlarla geçti. 3. Halife Hazreti Osman’ın (RA) hilafetinin ikinci yarısında Ebu Süfyan’ın (565- 652) kabilesi Ümeyye oğulları, iş başına getirilen görevlilerle yönetime egemen oldular. Devlet yönetiminde kayırmalar ve yolsuzluklar arttı. Asiler halife Hazreti Osman’ı (RA) 656 yılında şehit ettiler.
Yerine peygamberin ikinci damadı ve ilk Müslümanlardan Hazreti Ali (KV) hilafet makamına getirildi. Ancak Ümeyye oğullarından Şam Valisi Muaviye Hazreti Ali’nin (KV) hilafetini kabul etmedi. Büyük ihtilaf çıktı.
Deve Olayı (8 aralık 656): Tarihe Cemel Vakası olarak geçen bu olayda Müslümanlar birbirleriyle savaştılar. Pek çok sahabe hayatını kaybetti. Bu savaşın sonunda İslam’da ilk siyasi ayrılık ortaya çıktı. Hariciler adı verilen bu fanatik gurup İslam alemini derinden sarsan cinayetler işledi.
Sıffin Savaşı (26-28 Temmuz 657): Hazreti Ali’nin (KV) hilafetini kabul etmeyen Ümeyye oğullarından Ebu Süfyan’ın oğlu ve Şam valisi Muaviye’ye bağlı kuvvetlerle, Ali taraftarları arasında yapılan ve 3 gün süren bu savaş, Kuran yapraklarını mızraklarının ucuna takan Muaviye ordusunun hilesi ile yarıda kaldı. Halifenin kim olduğunun hakemle belirlenmesine karar verildi.
Hakem olayı: Hazreti Ali’nin (KV) hakemi saftı ve Muaviye’nin hakemi tarafından aldatıldı. Muaviye’nin hakemi İslam’ın azılı düşmanlarından As bin Vail’in oğlu olan, peygamber ordularıyla savaşan ve sonunda Müslümanlığı kabul eden Kahire valisi Amr ibnül As idi. Arapların dört dâhisinden biri kabul ediliyordu. Hile ve kurnazlıkta dahi olduğu hakem olayında ortaya çıktı. Muaviye’yi halife ilan edince İslam dünyasında karışıklıklar daha da arttı.
Şam Valisi Muaviye 658 yılında halifeliğini ilan etti. İslam Devleti bu kere siyasi olarak ikiye bölündü. Bu durum 661 yılına kadar sürdü. Hariciler bu karışıklığın sorumlusu olarak gördükleri Amr ibnül As, Muaviye ve Hazreti Ali’ye (KV) camide suikast düzenlediler. Abr ibnül As o gün camiye gitmediği için kurtuldu. Muaviye hafif yaralanarak kurtuldu. Hazreti Ali (KV) şehit edildi. Böylece dört halife dönemi sona erdi.
Dört Halife döneminde İslam orduları Irak’ı 636, Ürdün, Filistin-Kudüs ve Suriye’yi 637-38 yıllarında zapt etti. Batıda Mısır 641 yılında ele geçirildi. İran’da egemen olan Sasani İmparatorluğuna 642 yılında son veren İslam orduları Batı Türkistan sınırlarına dayandı. Güneyde Hint Okyanusuna ulaşıldı. 650 yılından sonra İslam orduları kuzeyde Doğu Anadolu içlerine girdiler ve Kafkasya’ya kadar ilerlediler.
İslam bu bölgelere fetihlerle ve kılıç zoruyla taşındı. Bu bölgelerdeki insanlar çok kısa bir süre içinde siyasi, sosyal ve ekonomik üstünlüklerini kaybettiler ve İslam yönetimine çoğunlukla istemeyerek girdiler. Oysa ‘’Dinde zorlama yoktur.’’ (Bakara 256) ayetiyle İslam, zorla değil istenerek gönüllerde yer etmeliydi. Bu ülkelerdeki insanların eski geleneklerinin ve kültürlerinin etkisinden kısa sürede kurtulmaları sosyolojik olarak mümkün değildi. Bu nedenle bu halkların İslam anlayışlarında şüphe ve tereddüt hiç kaybolmadı. Bu durum siyasi olaylarda kendini açıkça gösterdi.
*İslam’ın bu kadar hızlı yayılmasının getirdiği sorunlar: İslam, Mekke döneminde özgür olmadığı için yeterli gelişmeyi sağlayamamıştı. Medine’ye hicretten sonra kurulan ve özgürlüğünü kazanan İslam devleti 10 yıl içinde Irak ve Suriye hariç bütün Arabistan’a yayılmış, Müslüman sayısı 2 milyon kişiye ulaşmıştı. Büyük çoğunluğu Arap olan bu insanlar 610 yılından önce çok tanrılı inanca sahiptiler ve putlara tapmaktaydılar. Putperestliğin bir kültür olduğunu ileri sürüyorlardı. Yüzyıllardan gelen bu inanç, onlarda bir alışkanlık oluşturmuş, gelenek haline gelmişti.
Tek tanrı inancı ile karşılaşan bu insanların çok büyük çoğunluğu, yeni inanç sistemine güçlü bir şekilde direndi ve savaşarak İslam’a karşı çıktılar. 23 yılın sonunda görünürde hepsi Müslüman oldu. Ama pek çoğu eski kültüründen gelen alışkanlıklarını terk edemedi. İslam’ı içine sindiremedi. Sindi ve fırsat kollamaya başladı. Birçok kişi ise dini tabirle münafık oldu. Zaman zaman söz ve hareketleri ile Hazreti Peygambere (SAV) karşı tavır koymaktan çekinmedi.
Dört Halife döneminde İslam devletinin egemenlik alanı 5 milyon km2 ye ulaştı. Bu alanda yaşayan yaklaşık 12-15 milyon nüfus İslam’ın bu olağan üstü gelişmesinden etkilendiler. Bir kısım insan gerçek mümin oldu. Hıristiyanlar cizye vermek şartıyla inançlarını korudular. İran, Irak ve Mısırdaki büyük çoğunluk ise Müslümanlığı kabul etmiş göründüler. Çünkü bu insanlar da Araplarda olduğu gibi yüzyıllardır süregelen eski inançlarının etkisi altındaydılar. Sosyolojik olarak bu kadar kısa sürede inançlarından ayrılamazlardı. Çeşitli nedenlerle Müslüman görünmeyi tercih ettiler. Bu insanların içinde servetlerini ve mevkilerini kaybeden kişiler, pek yakın geçmişte köle muamelesi yaparak yönettikleri Arapların kendilerini yönetir duruma gelmesini hiç kabullenmediler. Bu insanlar da sindiler ve fırsat kolladılar.
Kuran’ın ifadesi ile müşriklerle beraber İslam’ın en büyük düşmanı olan Yahudiler (Maide suresi 82. Ayet) ise benliklerini yitirmediler. Hayber, Fedek, Vadi ül Kurra’daki Yahudilere, Kudüs, Şam civarında ve İran’da yaşayan Yahudiler eklendi. Bunlar İslami kuralları nasıl bozarız? Çabasına girdiler.
Bu ülkeleri zapt eden Arap kökenli Müslümanlar kısa sürede hem yönetici hem de zengin oldular. Zenginlik insani değerleri öğütür, nefsi azdırır. Yöneticilik insanı bozar. Her toplumda olduğu gibi Arap kültüründe de yönetim gücüne sahip olmak ve zengin olmak zaafı vardı. Bu hızlı gelişmeler sonucunda geleneksel zaaflar ortaya çıktı. Bunun sonucunda Müslümanların, İslami değerlerden uzaklaşacağına yönelik emareler kısa sürede ortaya çıkmaya başladı.
Özetle; Hıristiyanlık savunmada kalarak 300 yıl sonra Roma’da özgürlüğünü kazanmış, Müslümanlık ise bu sınırlara 39 yılda ulaşmıştı. İslam’ın bu kadar hızlı gelişmesi, aynı zamanda iman zaafına sebep oldu. Gerçek müminden çok İslam’a karşı olan ama görünmeyen ve pusuda bekleyen muhalif -münafık bir toplumun oluşumunu sağladı
*5.1.2 Emeviler dönemi (661-750): Emevi devleti zamanında batıda ve doğuda İslam fütuhatı devam etti. 710 yıllarında doğuda Batı Türkistan içlerine giren Emevi orduları Türklere sert ve kaba davranınca büyük bir direnişle karşılaştılar. Türk toplumları Araplarla uzun yıllar mücadele ettiler.
Batıda ise Trablusgarp, Tunus, Cezayir ve Fas üzerinden Atlas Okyanusuna ulaşan İslam orduları 711 yılında İspanya’ya geçtiler ve 20 yıl içinde Endülüs’ü fethettiler. Pirene dağlarını aşarak Fransa’ya giren İslam ordularının ilerlemesi 732 yılında Puvatya (Poitiers) savaşında önlendi. Böylece bu tarihlerde hem doğuda hem de batıda İslam’ın yayılması durduruldu.
Emevilerin iktidarında Ümeyye Oğulları İslam’ın zuhuruyla kaybettikleri ekonomik ve siyasi gücü yeniden ele geçirdiler. Bunu hile, desise ve intikam duygularıyla yaptılar. Önce Hazreti Ali’nin (KV) vefatından sonra hilafeti üstlenen oğlu Hazreti Hasan’ın (RA) hilafetten vaz geçmesini zor kullanarak sağladılar. Ardından O’nu 669 yılında eşine zehirlettirerek hayatına son verdiler.
Emeviler Peygamberin ikinci torunu Hazreti Hüseyin (RA) ve yakınlarını da 681 yılında Iraktaki Kerbela bölgesinde toptan ortadan kaldırdılar. Böylece peygamber ailesinden (Ehl-i Beyt) intikam aldılar. Bu olay İslam dünyasında nefretle karşılandı. Bunda Ümeyye oğullarının intikam duygularının ve iktidar hırslarının yanında Irak halkının ne kadar güvenilmez bir karaktere sahip oluşunun önemli payı vardı.
*Emeviler’in Genel değerlendirilmesi: Bir Arap devleti olan Emeviler sadece 89 yıl hüküm sürebildiler. Pek yakın bir tarihe kadar devlet dahi kuramamış olan ancak çok kısa süre içinde İmparatorluk konumuna ulaşan Arap halkının bu başarısının sebepleri nelerdi? Ve bu devlet niçin bu kadar kısa sürede yok edildi?
*Muaviye, 650 yılından itibaren çok ince ve sabırlı bir diplomasi ile Ümeyye oğullarını devletin önemli yerlerine yerleştirdi. Her türlü hileyi kullanarak siyaset bilmez, yalan nedir bilmez Halife Hazreti Ali’yi (KV) etkisiz hale getirdi. Onun vefatı ile saltanatının kurdu. Devletin kuruluş felsefesi haksızlığa dayanmaktaydı. Bu devlet fazla yaşayamazdı.
* Bu tarihlerde sahabenin pek çoğu hayatta idiler. Yeni ülkelerin fethedilmesinde İslam’ı yayma heyecanı, diğer bir ifadeyle cihad ruhu yaşanmaktaydı. Bu nedenle özellikle İspanya’nın fethinde olağanüstü başarılar kazanıldı. Sahabenin zaman içinde hayattan çekilmesi sonucu cihad ruhu giderek azaldı. Yerini talan kültürü ve ganimet hevesi aldı. Çok kısa zamanda, o kadar zenginleştiler ki bu değişimin ağırlığını taşıyamadılar.
* Ümeyye oğulları yönetimindeki Araplar genel olarak çöl kültürüne sahip idiler. Büyük sosyolog İbni Haldun (1332-1406) Arapların sosyal yapılarını şöyle anlatır. ‘’ Cahiliye Araplarında asabiyet (akrabalık duygusu) çok yüksektir. Araplar kabilelerine çok bağlıdırlar. Yaşamak için buna mecburdurlar. Çölde yaşam çok sert ve acımasızdır. Bu nedenle çölde yaşayan insanlar, çok bencil olurlar. Maddiyata kıymet verirler. Yaşamaları kabile içindeki dayanışmaya bağlıdır. Aksi halde güçlü kabilenin esiri olurlar. Kincidirler. Kan davalarının peşini bırakmazlar. Dış tehditlere karşı kabileler arasında bağlılık vardır. Acımasızdırlar. Affedici değillerdir. Sevgileri de nefretleri de aşırıdır.’’
Kuran Tevbe suresi 97. ayetinde bu durumu çok net açıklar. Çöl Arapları; küfür, parçalanma/ikiyüzlülük yönünden daha şiddetli; Allah'ın resulüne indirdiği şeylerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah Alim'dir, Hakim'dir.
İslam, bu insanların olumsuzluklarını gidermiş, insan olmalarını sağlamıştı. Ama can çıkar, huy çıkmaz misali kısa sürede İslam’ı bir kenara bırakıp eski alışkanlıklarına geri döndüler. Birbirlerinin canına düştüler. Daha fazla ayakta kalamazlardı. Nitekim kalamadılar.
MS 661 yılında Emevilerin yönetimi ele geçirmeleriyle İslami devlet kavramı yerini saltanat ağırlıklı bir yönetime bıraktı. Din, saltanatın emrine girdi. İslami hükümlerin uygulanması yavaş yavaş ortadan kaldırıldı.
Bu dönemde saltanata sahip olanlara ve yakın çevresine şeriat kanunları uygulanmadı. Onlara ayrıcalıklar tanındı. Yahudilerin sahte hadislerle İslami kavramları karmaşaya sürüklemesi de bu dönemde yoğunlaştı. Buna ilaveten bu dönemde ortaya çıkan mezheplerle İslam’ın yorumu farklılaştı. Hazreti peygamberin ‘’Zorlaştırmayın Kolaylaştırın. ‘’ emri yerine getirilmedi. Arabistan ve Afrika Müslümanlarınca kabul gören ve tutucu bir anlayış sergileyen itikadi mezhep Selefilik yanında uygulamaya yönelik mezheplerden Maliki, Şafi ve Hambeli mezhepleri Hanefi mezhebine göre katı bir tutum ve anlayış sergilediler.
Ehl-i Beyte yapılan zulümler, Müslüman olan diğer milletlere karşı yapılan haksız uygulamalar ve hatta Kutsal Kabe’nin mancınıkla taşlanması bu dönemde gerçekleşti.
Özetle; Ümeyye oğulları İslami esasları çok tahrip ettiler. Bundan kadın hakları da büyük zarar gördü. Şimdi kadınlara yönelik uygulamaları şu başlıklar altında inceleyelim.
5.1.2.1 Emeviler döneminde Arap toplumunda kadın hakları:
* Birden fazla evlilik: Kuran tek eşli evliliği benimsemiş, dört evliliği belli şartlara bağlamıştı. Araplar ise dört evliliği bir esas haline getirdiler. Kadınların bu evliliklerde rızaları alınmalıydı, alınmadı. Kadınlar evin içinde bir hizmetçi konumuna sürüklendiler
*Evlenme ve boşanma: İslam erkeğin yanında kadına da boşanma hakkı (iftida) tanıdı. Bu hak neredeyse hiç uygulanmadı ya da uygulanamadı. Zira kadın boşandıktan sonra yaşayabilmesi için gerekli ekonomik ve kültürel güce sahip değildi. Şöyle ki; evlilik öncesi verilmesi gereken mehir kadına verilmedi. Kadın kendi payına düşen mirasından özgürce yararlanamadı. Kız çocukları okula gönderilmedi. Kadınlar bilerek fakir ve cahil bırakıldılar. Bu durumdaki kadın, hoşlanmadığı evlilikten zaten boşanamazdı. Böylece kadın evinde kalmaya, zoraki evliliği devam ettirmeye mecbur bırakıldı.
Boşanmadan sonra erkeğe ekonomik yük getiren iddet müddetindeki (en az üç ay), hamilelik dönemi bakım (en az on ay), nafaka ve çocukların bakımı gibi hususlara da gereği kadar uyulmadı. Erkek cahiliye dönemindeki alışkanlık ve uygulamalarına geri döndü.
* Aile içi şiddet: Kadına aile içinde uygulanabilecek şeylerin ölçüsü Kuran’da ve hadislerde belirlenmişti. Ancak bu ölçülere uyulmadı. Kadına maddi ve manevi ağır baskılar uygulandı. Gelin hanım dövüldü. Aç bırakıldı. Aile büyüklerince horlandı.
* Aile dışında sosyal faaliyetler: Kadın ekonomik olarak güçsüzdü. Okuma yazması ve eğitimi önlendi. Bu durumdaki kadının aile dışında ticaret yapması, sosyal hizmetlerde bulunması, yöneticilik makamlarına gelmesi mümkün değildi. Okuma yazma bilen ve eğitimli, aileden zengin olan kadınlarla ve yöneticilerin yakınları ancak bu faaliyetlerde bulunabildiler. Toplumun çoğunluğunu teşkil eden ve kırsalda yaşayan kadınlar ise aile bütçesine katkıda bulunmak için tarımda çalıştırıldılar.
* Tesettür ve zina: İslam’da cezayı gerektiren dört suçtan biri olan zina suçu Müslümanlara kesin olarak yasakladı. (İsra suresi 32. ayet ve Nur suresi 2-9. ayetler). Nur suresinin bahis konusu ayetlerine göre zina suçunun kesinlik kazanması ancak dört şahidin beyanıyla mümkündü. Bu şartın gerçekleşmesi ise çok zordu. Cinsel dürtülerini kontrol edemeyen erkek ve kadın Müslümanların bir kısmı bu şarttan yararlanarak zina suçunu gizlice işlemeye devam ettiler. Böylece zina suçu bekarlardan çok hamilelik konusunda önlem alan evli Müslüman kadın ve erkek arasında yayıldı.
Tesettür ayetinin (Nur suresi 31. ayet) zina ile ilgili hükümler içeren Nur Suresinde verilmesi bize tesettür ve zina arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Erkek için örtülmesi gereken bölge insan vücudunun göbeği ile diz kapağı arasındaki bölgedir. Bu ayetten önce erkeklerin Nur suresinin 30. Ayetiyle uyarılması dikkat çekicidir.
‘’Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.’’
Kadınların ne şekilde örtünecekleri Nur suresinin 31. ayetiyle açıklandı. ‘’ Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar.’’
Bu iki ayette dikkat çeken ilk husus harama bakılmaması konusunda önce erkeklerin uyarılmasıdır. İkinci husus erkek- kadın herkesin ırzlarını korumalarına yönelik emirdir. Bu husus müminlerin vasıfları anlatılırken Müminun suresinin 5. ayetinde tekrar edilmiştir. "Onlar ki, ırzlarını korurlar."
Erkeğin cinsel gücü kadınınkinden çok kuvvetlidir. Bu nedenle zinaya bulaşmaması için Kuran’da önce erkek uyarılmıştır. Zira, erkek kadını bu konuda davet etmez ve ayartmazsa kadın koruma içgüdüsü ve tesettürle zinaya bulaşamaz.
Kadının tesettüre riayet etmesi zinaya yaklaşma açısından onu koruyan bir zırh niteliğindedir. Ancak asıl koruyucu güç tesettür değil samimi inanç ve Tanrının hükümlerine gönülden bağlanmaktır. Önemli olan örtünmek değil ırz ve namusu korumaktır.
Kadının zarar görmesi: Zina suçunu işleyen kadın ya ırzını kaybeder ya da hamile kalır. Her iki durumda suç sabit olur. Arap toplumunda erkek kayırmacılığına dayanan gelenek zina yapan erkeği korumaya eğilimlidir. Bu sebeple zina yapan erkek genel olarak korunur ve kadın tek suçlu durumuna düşer. Zira genel anlayışa göre kadın el kiridir. Horlanır ve toplumdan dışlanır. Zinayı yapan erkeğin ceza görmemesi tam bir aymazlık ve haksızlıktır.
Aile içinde meşru olmayan cinsel ilişkiler: Cenab-ı Hak erkeklerin kimlerle evlenemeyeceklerini Kuran’da açıkladı. ‘’Size şunları nikahlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek ve kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz ve karılarınızın anneleri ve kendileri ile zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan olan ve evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Eğer üvey kızlarınızın anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Öz oğullarınızın hanımları ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birlikte nikahlamanız da haramdır. Ancak cahiliyet devrinde geçen geçmiştir. Şüphesiz ki Allah gafur (çok bağışlayıcı) ve çok merhamet edicidir." (Nisa Suresi 23. Ayet)
Eski aileler dede, nine, baba, anne, erkek ve kız çocuklar, gereğinde teyze ve halalardan oluşurdu. Bu aile içinde zina olayları yaşanır ve bunlar gizlenirdi. Yakınları tarafından tecavüze uğrayan genç kızlar genellikle intihar ederler veya itiraf etmemeleri için öldürülürlerdi. Bu ayetin nazil oluşu bu olayların yaşandığını kanıtlar niteliktedir. Cenab-ı Hak bu ayetle bu tür ahlak dışı olayları önlemek istedi. Ancak bu olaylar aile içinde hiç bitmedi.
Cariye hukuku: Tanrı çeşitli ayetlerde insanoğluna evliliği tavsiye etti. Nur suresinin 32. ayetinde ise ekonomik yönden zor durumda olan erkekleri cariyelerle evlenmeye teşvik etti. ‘’ Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.’’ Bu evliliklerle hem zina suçu önlenecek hem de çocuk doğuran cariyeler hürriyetlerine kavuşabileceklerdi.
Savaşların devam ettiği bu dönemde erkek ve kadın kölelerin (cariyelerin) hukuklarına uyulmadı. İslam’ın köleliğin kaldırılması konusundaki emirlerine rağmen (Beled suresi 13. ayet) köleler ve cariyeler ticari bir meta haline getirildiler, saraylara, yöneticilere, aşiret reislerine ve zenginlere kurulan köle pazarlarında alenen alınıp satıldılar. Erkekler İslam’ın cariyelerle olan hükümlerine de riayet etmediler. Geçersiz akitlerle cariyelerini cinsel yönden istismar ettiler. Hükümdarın ve zengin yöneticilerin kurdukları haremler bu dönemde uygulanan cariye hukukunu yeterince açıklamaktadır.
5.1.2.2 Emeviler döneminde Afrika’da kadının durumu: Yapılan fetihlerle İslam Afrika’da batıya doğru yayıldı.
Mısır: Bizans İmparatorluğunun toprağı olan Mısır Müslümanlar tarafından 641 yılında fethedildi. Halife Ömer (RA) tarafından nasıl olduysa görevlendirilen komutan Amr ibnül As, İskenderiye kentini ele geçirdikten sonra bugünkü Kahire’nin bulunduğu yerde Fustat adlı yeni bir şehir kurdu. Saraylar yaptırdı ve görkemli bir hayat sürmeye başladı. 657 yılında gerçekleşen Hakem olayının hilekâr hakemi olan, Ümeyye oğulları tarafını tutan ve zaman zaman halifenin sert ikazlarına maruz kalan bu kişi, İslam’ın yasakladığı eski usulleri yaşamaya devam etti.
Mısırı halkının İslam’a bakışı: MÖ 3000’li yılların ötesine uzanan görkemli bir medeniyetin yaşandığı Mısırda halk, İslam’la tanışmadan önce çok uzun asırlar çok tanrılı bir din inanışına sahip olarak yaşadı. MÖ XVI. asırda Kenan ilinden buraya göç eden Yakup Oğulları (İsrailler), Mısıra tek tanrılı Hanif inancını taşıdılar ama bir süre sonra onlar da çoğunluğun etkisiyle çok tanrılı Mısır inancını kabul ettiler.
MÖ XIII. asırda İsrail kavmini 9 mucize göstererek Mısırdan çıkaran ve onlara ilk ilahi kitap olan Tevrat’ın tek tanrı inancına dayanan hükümlerini tebliğ eden Hazreti Musa’ya (AS) rağmen Yahudiler, yine de eski Mısır inancını terk etmediler. Kuran’ın Taha Suresinde anlatılan olaylar, insan oğlunun yüzyıllara dayalı olarak yerleşen ve kök salan dini inanç ve oluşan geleneklerini kolay kolay terk edemediklerinin sosyolojik gerçeğini ifade etmekteydi.
Mısır, b İskenderiye kenti ile uzun asırlar bilimin merkezi oldu. Barnabas İnciline sahip olan Mısır Hıristiyanları Hazreti İsa’nın (AS) getirdiği hükümlere en yakın inancı yaşadılar. İslamiyet’in ilk dönemlerinde Müslümanların bir kısmı bu inanışa sahip olan Habeşistan’a hicret edip bir süre orada kaldılar.
Hazreti Muhammed’in (SAV) 628 yılında gönderdiği İslam’a davet mektubunu Mısır Kıptilerinin büyüğü Mukavkıs olumsuz karşılamadı. Müslüman olmadı ama İslamiyet’e karşı bir tavır da almadı. Gönderdiği hediyeler arasında sonradan Müslüman olan ve peygamberin evlendiği Acem kökenli Mariye isminde bir cariye de vardı.
Eski Mısır, Yahudi ve Hıristiyan inancının yaşadığı ve bilimsel çalışmaların yapıldığı bu ülkede İslam inancı nasıl karşılanabilirdi? Görünürde halkın çoğunluğu Müslüman oldu ama bu insanlar İslam’ı gelenekleriyle birlikte yaşamaya devam ettiler. Kadınlarla ilgili İslami hükümler, eski alışkanlıklar ve geleneklerle birlikte uygulandı.
Trablusgarp: Bizans hâkimiyetinde önemli bir liman şehri durumundaki Trablusgarp, Hz. Ömer (RA) döneminde Mısır fatihi Amr b. As tarafından 643 yılında bir aylık kuşatmanın ardından fethedildi. Ancak Bizans mücadeleyi bırakmadı. Bu bölgede nüfus çok azdı. Trablusgarp üzerindeki Bizans egemenliği Emeviler zamanında tamamen kırıldı.
Tunus, Cezayir ve Fas: Bizans İmparatorluğuna bağlı olan bu bölgelerin Müslümanlar tarafından fethi Emeviler zamanında gerçekleşti. Bölge halkı kavimler göçü ile İspanya üzerinden gelip buralara gelip yerleşen Vandallarla yerli halkın karışımından oluşmaktaydı. Berberi adı verilen bu halk savaşçıydı. Roma İmparatorluğu’nun Kartacalılara yaptıkları da unutulmamıştı. Bu nedenle bu bölgelerin Müslümanların eline geçmesi ancak yapılan zorlu savaşlar sonunda gerçekleşti. Ukbe bin Nafi komutasındaki İslam orduları İslam bayrağını Atlas Okyanusu’na taşıdılar.
İslamiyet gelmeden önce çöl bölgesinde eski kabile inancı kıyı kesimlerinde Hıristiyanlık dini egemendi. Bölge halkı kendilerini daha önceki baskıcı yönetimlerin elinden kurtaran ve daha ılımlı olan İslam inancını kabul etti. Halk Emeviler zamanında gelişen Selefi anlayış ile İmam Ahmed bin Hanbel’in kurduğu Hanbeli Mezhebini benimsedi. Çok katı olan bu anlayışlar kadına İslam’ın sağladığı özgürlükleri yeteri kadar veremedi. Çünkü bölgede gelenekler ve eski alışkanlıklar güçlüydü ve bunlar terk edilemedi. Kölelik, özellikle zenci kadın ticareti devam etti.
İspanya (Endülüs): Emeviler, 711 yılında İber Yarımadasına ayak bastılar. 750 yılında burada Endülüs Emevi Devleti adında parlak bir medeniyet kurdular. Üçbuçuk asır süren bu medeniyet Avrupa’nın bilimde aydınlanmasını sağladı. Ancak Endülüs halkı Müslümanlığı kabul etmedi. Müslümanlar İspanyadan kovuldular. İslam güneşi, Ben-i Ahmer Devletinin yıkılışıyla 1492 yılında Endülüs’te battı.
5.1.2.3 Emeviler döneminde İran toplumunda kadının durumu: Sasani İmparatorluğunun egemenliğinde bulunan Irak ve İran halife Hazreti Ömer (RA) zamanında Müslümanlar tarafından fethedildi. Bin yıldan uzun bir geçmişe sahip İran halkı bu durumu hoş karşılamadı. Yıllarca çöl bedevileri diyerek hor gördükleri Arapların yönetici olarak yönetmelerini başta yönetici sınıf olmak üzere itibardan düşen kesimler kabullenmediler.
İslam’dan önce İranlılar Zerdüşt dinine inanırlar ve ateşe taparlardı. Karanlık(kötülük) ve aydınlık (iyilik) adlı iki tanrıları vardı. Bu inanca sahip olan İran halkının İslam’ın tek tanrı inancını hemen benimsemesi mümkün değildi.
MS 70 yılında Kudüs’ten sürülen Yahudilerin bir kısmı İran’a yerleşmiş ve kendi inançlarını halka yaymaya çalışmışlardı. İslam Suriye ve Filistin’den sonra İran’da Yahudilerle bir kere daha karşılaştı. Kendilerini diğer insanlardan üstün gören Yahudiler, İran’a taşınan İslami inancını tahrip etmek için büyük bir çaba içine girdiler. Bunların sonucunda İslam’da ilk ayrılıklar Irak ve İran’da oldu. Haricilerle başlayan ayrılıklar Şiilik inancı ile devam etti. İslam siyasi ve kültürel olarak ikiye bölündü. 12 imam mezhebinde son imam Mehdi’nin zuhuru inancı Yahudilerin Mesih inancından türedi.
Zerdüşt din adamı Mazdek'in erken komünizm olarak vasıflandırılan sosyal reformları, her türlü özel mülkiyetin kaldırılması ve evliliğin serbest aşk ile değiştirilmesini savunan düşünceleri İran kültüründe kadın haklarına damgasını vurdu. Her ne kadar bu mezhep mensupları I. Hüsrev (Anuşirevan) tarafından topluca ortadan kaldırıldıysa da mezhebin yaydığı düşünceler evlilik kurumuna zarar verdi. Kadınlar değer kaybettiler
Böyle bir inanç ve kültürel yapıya sahip olan İran’da Emevi yönetiminin halkı horlayan kaba ve sert tutumu büyük hoşnutsuzluklara sebep oldu. Emevilerin askeri yönden güçlü olmaları sebebiyle yönetime karşı beslenen duygular gizlendi ve bu tepkiler kısa sürede Emeviler’in sonunu getirdi. İran halkı ilk fırsatta Abbasilere destek vererek onları iktidara taşıdılar ve Emevilerden öç aldılar.
İslami inancın tahrip edildiği ve baskıcı bir yönetimin sergilendiği İran’da İslam’ın getirdiği kadın haklarının uygulanması ne kadar mümkündü?
5.1.2.4 Emeviler döneminde Türk toplumlarında kadının durumu: Kuteybe bin Müslim komutasındaki İslam orduları 710 yıllarında Maveraünnehir bölgesine girdiler. Bu bölgede dağınık olarak yaşayan Türk topluluklarında çok tanrı inancı hâkimdi.Ancak Gök Tengri inancı ağırlığını muhafaza etmekteydi. Bu inancın yanında Türkler arasında Şamanizm denilen bir nevi ruhçuluk inancı da yaşamaktaydı.
Türkler ailelerine çok bağlıydılar. At, avrat (kadın eş) ve pusat (silah) her koşulda terkedilemez üç unsurdu. Evlilik törenleri şölen gibiydi. Kadın ailenin sözü geçen saygın bir kişisiydi. Türklerde zina suçu yoktu. Zira bu suçu işleyenler idam edilirlerdi. Çocuklar arasında kız- oğlan ayrımı yapılmaz, genç kızlar başlarını örtmezlerdi.
Emevi askerlerinin talanları ve hoyratça muameleleri karşısında Türk toplulukları direndiler ve bir süre İslam’ı kabul etmediler. Ancak Türkler Gök Tengri inancı nedeniyle İslam inancına sıcak yaklaştılar. 750 yılından sonra kitleler halinde İslamiyet’i benimseyen Türkler bu tarihten sonra İslam’a yaptıkları hizmetlerle İslam’ın bayraktarlığını Arapların elinden aldılar.
Ümeyye oğulları yaptıklarıyla İslam’a çok zarar verdiler. Emeviler o kadar çok hata yaptılar ki kendilerinden başka kimseye güvenmez oldular. Kureyş kabilesi dışında diğer Arap halklarına dahi hor bakarlardı. Arap olmayan Acem, Türk ve bu gibi halkları ise köle (mevali) gibi görürlerdi. Bu nedenle çok düşman edindiler. Nefret kazandılar. Sürekli isyanlara maruz kaldılar. Ve bu isyanlar sonucu yok edildiler.
Gelecek yazı: 5.1.3 Abbasiler döneminde (750-1258)














