Vedası Olmayan Ayrılık: Ölüm
İnsan sevdiğinden ayrılırken bir şekilde veda eder. “Hoşça kal” der, “Kendine iyi bak,” der, “Görüşürüz,” der… Bir bakışla, bir sarılışla, bir kelimeyle vedasını tamamlar. Ama ölüm…
Ölüm öyle bir ayrılıktır ki, insanın içini parçalar, geri dönüşü yoktur. Vedası yoktur.
Sevdiklerimizin bazılarını kaybettiğimizde hep aynı cümleler döner dilimizde: “Keşke son kez görebilseydim.” “Keşke son bir kez sarılsaydım.” “Keşke son bir kez söyleyebilseydim ne kadar sevdiğimi.” Ama artık çok geçtir. Sarılamadığın, öpemediğin, söyleyemediğin her şey, içini yakar kavurur.
Sanki zaman o anda durur.
Ve bir şeyler hep eksik kalır.
İşte o zaman anlarız ki, ölümle gelen ayrılığın hiçbir hazırlığı yoktur. Ne son bir bakışa, ne son bir sarılışa, ne de son bir söze fırsat verir. Ölüm, soğuk yüzünü hiç beklemediğin anda gösterir. Ve sen, bir anda hayatı bambaşka bir yerden görmeye başlarsın.
Aklınla bilmek başka, yüreğinle hissetmek bambaşkadır.
Ölümün hayattaki en keskin gerçek olduğunu işte o an anlarsın.
Oturursun eski fotoğrafların başına… Sevdiklerinin o gülen yüzleri birer kağıt parçasına sıkışıp kalmıştır artık.
Seslerini hatırlamak için zorlarsın kendini, konuşmalarını kafanda tekrar tekrar canlandırırsın.
Kokularını duyabilmek için burnuna çektiğin havanın bile farkında olmazsın.
Ve zamanla, daha da büyük bir korku sarar içini: Unutmak korkusu…
Anıların silinmesinden, yüzlerinin hafızandan kaybolmasından korkarsın.
Ve işte, ölümün vedasız oluşu, en çok da bu yüzden canını yakar.
Hani insanlar der ya, “Zamanla geçer.”
Hayır… Geçmiyor.
Sadece alışıyormuşsun gibi yapıyorsun.
Konuşuyorsun, gülüyorsun, yiyorsun, çalışıyorsun…
Ama içindeki boşluk hep orada duruyor.
Bir yanın eksik.
Kimse bilmez, kimse görmez. Ama sen, her adımında hissedersin.
Mutlu olduğun anlarda bile, içindeki yas, o görünmeyen yangın hâlâ devam eder.
Ne su söndürebilir o yangını, ne zaman dindirir o acıyı.
Bir şarkı çalar, bir koku gelir burnuna, bir anı fısıldanır kulağına… ve tüm acı, ilk günkü gibi saplanır kalbine.
O an anlarsın ki, zaman sadece günleri değiştiriyor.
Ama acıyı, asla silemiyor.
Güçlenirsin zamanla, evet.
Ayağa kalkmayı öğrenirsin.
Hayata devam etmeyi öğrenirsin.
Ama bu, acıyı unuttuğun anlamına gelmez.
Çünkü unutulmaz.
Ve geçmez.
Sadece görünmeyen o yarayla yaşamayı öğrenirsin.
Ölüm, bir son gibi duruyor dışarıdan bakınca.
Ama belki de sadece başka bir başlangıçtır.
Bizim bilmediğimiz, göremediğimiz bir yerde, başka bir yaşamın sessiz kapısıdır belki. Bunu düşünmek, insanı az da olsa avutur bazen.
Ve her gün, her nefeste, içimizden bir ses sessizce fısıldar:
“Keşke vedalar olsaydı…
Keşke son bir kez sarılabilseydik…

















Ölüm, bir son gibi duruyor dışarıdan bakınca. Ama belki de sadece başka bir başlangıçtır...Kaleminize sağlık
Evet geçmiyor sadece kabulleniyorsun acı hep acı ve taze öylece duruyor .Tek gerçek ölüm.Yüreğine sağlık çok güzel anlatmışsın